Ana Sayfa Blog Sayfa 2127

Kanal İstanbul için keşif ve bilirkişi incelemesi yapılacak

HDP‘nin Kanal İstanbul Projesi‘nin yapımına karşı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu Raporu’nun iptal edilmesi ve ‘yürütmenin durdurulması’ talebiyle açtığı davada mahkeme, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması kararı aldı.

HDP’nin başvurusunu inceleyen İstanbul 10. idare Mahkemesi‘nin 5 Mayıs’ta oy birliğiyle aldığı kararda “Uyuşmazlığın, teknik yönden açıklığa kavuşturulabilmesi için alanında uzman bilirkişilerin görüşüne başvurulması gerekli görüldüğünden, yürütmenin durdurulması istemi hakkında mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bir karar verilmesine” hükmedildi.

Üstün: Diğer davaları da etkileyecek

HDP Ekoloji Komisyonu üyesi ve 25’inci dönem İstanbul milletvekili Prof. Dr. Beyza Üstün, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada Kanal İstanbul projesine karşı şu ana kadar odaların, partilerin, ekoloji mücadelelerinin ve yurttaşların çok sayıda dava açtığını hatırlattı.

Bütün mahkeme süreçlerinin büyük bir ihtimalle bu dava üzerinden yürütüleceğini söyleyen Üstün, “buradan çıkacak sonucu diğer başvurulara da işleyecekler” değerlendirmesinde bulundu.

Üstün yaptığı açıklamada “Şu andaki hukuk sistemiyle çok iyi şeyler beklemiyoruz ama biz meşru süreci takip ediyoruz. Biliyoruz ki irademizi ortaya koyabileceğimiz iki zemin var. Birincisi hukuki zemin ikincisi ise kitlelerin bir araya geldiği toplumsal zemin” dedi.

‘Keşif gününde alanda olmalıyız’

Henüz tarihlerin mahkeme tarafından açıklanmadığını belirten Üstün, keşif günü projeye karşı gelen herkesin bir araya gelmesi ve dayanışmayı güçlendirmesi çağrısında bulundu.

Beyza Üstün, hukuki sürecin yanında örgütlü mücadeleye de devam edeceklerini belirterek “Yurttaşlar, partiler, ekoloji mücadeleleri olarak örgütlü mücadelemize devam edeceğiz. Proje iptal edilene kadar da durmayacağız” diye konuştu. 

HDP 20 Ocak’ta mahkemeye başvurmuştu

HDP Hukuk ve Ekoloji komisyonları, Kanal İstanbul ÇED Raporu’nun iptali istemiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı 20 Ocak’ta İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu.

İstanbul İdare Mahkemesi’ne verilen dilekçede, HDP’nin ilgili tüzük ve program hükümlerine yer verilerek, “Parti tüzük ve programında yer alan bu amaç ve hedefler doğrultusunda, Halkların Demokratik Partisi’nin dava konusu Kanal İstanbul Projesi için verilen hukuksal ve bilimsel-teknik açıdan yok hükmündeki ÇED olumlu kararının iptali istemiyle dava açmakta hukuksal menfaati vardır” denilmişti.

Başvuruda, ÇED’in ilgili mevzuatlara, yasal ve Anayasal aykırılıklara işaret edilmiş ve ÇED Raporu’nun iptali ve yürütmenin durdurulmasını talep edilmişti.

Uzmanlar uyarıyor: Maske ve eldivenler zararlı kimyasallar barındırıyor olabilir

Zarar Vermeden Sağlık (HCWH) adlı sivil toplum örgütünden uzmanlara göre, koronavirüs salgınıyla mücadelede kullanılan koruyucu araçların büyük bir çoğunluğu, içeriğinde tehlikeli kimyasallar barındırıyor.

HCWH’den Dorota Napierska‘ya göre maske ve eldivenlerin, su geçirmez olması adına sağlığa zarar veren kimyasal maddeler kullanılıyor olabilir.

‘Gelişmekte olan ülkeler için risk daha büyük’

Bir diğer zararlı madde ise Polivinil Klorür‘e (PVC) esneklik kazandırmak amacıyla kullanılan plastikler. HCWH’nin uluslararası sürdürülebilirlik yöneticisi Susan Wilburn‘e göre tek kullanımlık plastik eldivenlerde bu maddeden bulunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), PVC’nin yakılması sırasında dioksin benzeri maddelerin açığa çıktığını söylüyor, pek çok tıbbi malzemenin kullanıldıktan sonra yakıldığı göz önüne alındığında, bu özellikle hava kirliliğinin kontrol altına alınamadığı gelişmekte olan ülkeler açısından tehlikeli bir durum.

‘Malzemenin içeriği bilinmeli’

Atıkların yakılmadan imhası üzerinde çalışan Ipen adlı hükümet dışı kuruluşun danışmanlarından Lee Bell, ise şöyle söylüyor:

Tıbbi atıkların yakılmasına, açığa çıkan dioksinin fazlalığı nedeniyle hep şüpheyle yaklaşılmıştır, bunun temel sebebi de bu malzemelerin içeriğinde bulunan yüksek orandaki PVC’dir.

Tıbbi malzemelerin hanelerde ve hastanelerde salgın nedeniyle artan kullanımı, bu endişeleri arttırmış durumda. Wilburn’a göre üretim sürecinde şeffaflık önemli. Bu malzemelerin üretiminde kullanılan kimyasal maddeler ve üretime dışarıdan dahil olanlar açık olarak belirtilmeli.

BM hazırlıklı değildi

BM’nin kimyasal maddelerle ilişkili düzenlemelerin bağlı olduğu biriminden sorumlu Rolph Payet ise artan Polifenilen Eter (PPE) kullanımından ve bunların yakılmasından yana endişeli zira hükümetler ve maddelerin imhasından sorumlu birimler, malzemelerin içeriğini bilmiyor.

Payet’in söylediğine göre, daha önce Covid 19 benzeri bir pandemiyle karşılaşılmadığı için, BM’nin ilgili biriminin PPE ile ilgili yürütmüş olduğu özel bir araştırma da bulunmuyor.

Karantina dolayısıyla pek çok ülkede geri dönüşüm sistemlerinin de sınırlandırılmış olması da, Payet’in dikkat çektiği gibi söz konusu tıbbi atıkların doğru biçimde imha edilmediği yolundaki görüşlerini doğrular nitelikte.

‘Tüm kazanımların çöpe atılması demek olur’

Payet, karantina boyunca başedilemeyen atıkların yalnızca sağlık açısından değil doğa için de büyük tehlikeler içerdiğinin altını çiziyor. Tek kullanımlık malzemelerin yeniden itibar görmesiyle birlikte plastik atıklarla mücadelenin gerilediğini söyleyen Payet şöyle söylüyor:

Aslında söylememiz gereken şu: Doğru plastik madde kullanımı düzenlemeleri olmadan Covid‘i çözemeyiz. Yoksa son yıllarda plastiklerle mücadelede elde ettiğimiz tüm kazanımları çöpe atmış olacağız.

 

Taksim Meydanı ve İstiklal’de maske ve üç metre mesafe zorunluluğu

Koronavirüsle mücadele kapsamında alınan önlemlerin kademeli olarak kaldırılacağı normalleşme planının açıklanmasının ardından Beyoğlu Kaymakamlığı yazılı bir açıklama yayınlayarak Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi‘nde yeni kısıtlamalar getirileceğini duyurdu.

Buna göre bu alanlarda bulunan kişiler arasında üç metre mesafe bulunduracak şekilde hareket etmesine ve kişiler için maske zorunluluğu getirilmesine karar verildi.

Uymayana ceza

Kaymakamlık gerekçe olarak ise normalleşme sürecinde bu bölgelerde hareketliliğin ve dolayısıyla da bulaş riskinin artacağını gösterdi.

Açıklamada ayrıca, bu önlemlere uymayan kişiler için ise 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu‘nun 282’nci maddesi uyarınca idari yaptırımda bulunulacağı belirtildi.

Pazartesi market, AVM ve berberler açılıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, koronavirüs önlemleri hakkında yaptığı açıklamada dört aşamalı bir normalleşme planı uygulayacaklarını belirtmişti.  Normalleşmenin ilk adımı olarak Pazartesi günü marketler, berberler, kuaförler ve AVM’ler belirli kısıtlamalar kapsamında açılacak.

Dört aşamalı ‘normalleşme’ planı Pazartesi başlıyor

Günlük vaka sayılarında görülen azalmaların ardından koronavirüs tedbirleri kapsamında alınan önlemlerin hafifletilmesine yönelik ‘normalleşme’ planı da gündeme geldi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay başkanlığında hazırlanan dört aşamalı eylem planının ilk aşaması ise Pazartesi günü başlıyor. Hürriyet’ten Gizem Karakış’ın derlediği habere göre normalleşme süreciyle ilgili gelişmeler şu şekilde olacak:

Pazartesi market, AVM ve berberler açılıyor

Normalleşmenin ilk adımı olarak Pazartesi günü marketler, berberler, kuaförler ve AVM’ler belirli kısıtlamalar kapsamında açılacak.

11 Mayıs’ta yapılacak Bakanlar Kurulu’nda vaka sayısı az olan illerde kısıtlamanın kaldırılmasının gündeme gelmesi ve Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda bir karar alınması bekleniyor. İstanbul, Ankara, İzmir ve Zonguldak’ın ise seyahat kısıtlamasının kaldırılacağı son iller olması bekleniyor.

Fotoğraf: AA

Sokağa çıkma yasakları

İkinci aşamada sokağa çıkma kısıtlamalarının kademeli olarak kaldırılması planlanıyor. 65 yaş için serbest gün sayısı artacak. Kafe ve lokantalar belli sınırlamalarla hizmet verecek.

Camilerde cuma namazının dış mekan ile birlikte topluca kılınmaya başlaması 12 Haziran olarak değerlendiriliyor. Cuma namazında fiziki mesafe ve maske zorunlu olacak.

Kütüphanelerin de haziranda açılması planlanıyor. Spor müsabakalarının da seyircisiz olarak başlaması planlanıyor. Pandemi hastanelerinin sayıları azaltılacak.

Üçüncü aşama Eylül’de

 

 

Burhan Kuzu’ya ’tahliyeyi engellemek’ suçlamasıyla ikinci soruşturma

Uyuşturucu kaçakçısı Naci Şerifi Zindaşti’yi tahliye ettirdiği gerekçesiyle beş yıla kadar hapsi istenen AKP Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları üyesi Prof. Burhan Kuzu hakkında “yargı görevini yapanı etkileme” suçlamasıyla ayrı bir soruşturma yürütüldüğü ortaya çıktı.

Ünğan: Tahliyemi engelledi

Cumhuriyet’ten Zehra Özdilek’in haberine göre soruşturma aşamasında ifadesi alınan Zindaşti’nin kızı ve şoförünün öldürülmesi olayının azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanarak beraat eden Orhan Ünğan, “Ben Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanırken (Zindaşti’nin kızının öldürülmesi dosyası) Burhan Kuzu’nun yargılama dosyasına müdahale ettiğini ve tahliye edilmemem hususunda baskı yaptığını belirttim” demişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu Ünğan’ın “tahliye edilmemesi için Kuzu’nun mahkemeye baskı yaptığını” iddia etmesini gerekçe göstererek Kuzu hakkında “Yargı Görevini Yapanı Etkileme” yönünden dosyayı ayırarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Kararda, şikayetçi olarak ise Ünğan yer aldı.

‘Yargıcı aradım ama baskıda bulunmadım’

Daha önce  “nüfuz ticareti” suçlamasıyla hakkında soruşturma açılan milletvekili,  Zindaşti’nin tahliye edilmesi için ısrarlı bir şekilde Sulh Ceza Hakimi olan Cevdet Özcan‘ı aradığı, Zindaşti’nin tutuksuz yargılanması için tavsiye ve telkinde bulunduğu, tahliye verilmesi üzerine itiraz merci hakimini de aradığı ve Zindaşti’nin tutuksuz yargılanmasını söylediği iddia edilmişti.

Suçlamayla ilgili ifadesi alınan Kuzu, yargıcı yalnızca bilgi edinmek için aradığını herhangi bir baskıda bulunmadığını belirtmişti.

 

Birinci derece arkeolojik SİT alanı Olympos’un koruma derecesi düşürüldü

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Olympos İmar Planını onayladı. Antalya‘nın Kumluca ilçesinde bulunan ve kültürel mirasıyla ünlü tatil merkezi Olympos Antik Kenti birinci derece arkeolojik SİT alanından üçüncü derece arkeolojik SİT alanına çevrildi.

Alınan kararla betonlaşmaya izin verilmeyeceği açıklandı, ancak yine de bu durumun yapılaşma ve yoğunluğu arttıracağından endişe ediliyor.

‘Yozlaşmış bir turizm alanına dönüştürüldü’

Çıralı sakinlerinden Elif Arığ, çocukluğundan bu yana dönüşümüne tanıklık ettiği Olympos’un, 90’lı yıllarda doğal yaşam savunucusu gezginlerin ziyaret ettiği kendi halinde bir antik kent olduğunu, ancak 2000’li yıllara doğru giderek turizmciler eliyle dönüştürüldüğünü anlatıyor:

Onların açtığı çok kapasiteli yataklarla turizm alanı genişledi. (Bu turizm) Oraya değer vererek gelen misafirlerini kaçırdı ve bölge farklı firmaların birbiriyle rekabet içinde olduğu bir yozlaşmış bir turizm alanına dönüştü.

‘Antik kent bir açık hava dükkanına dönüştürülebilir’

Bölgede yapılaşma olmayacağı yolundaki vaatlerle ilgili de fikrini sorduğumuz Arığ, geçtiğimiz yıl, antik kentin bir açık hava dükkanına dönüştürüleceği yolunda duyumlar aldıklarını ancak resmi bir açıklama olmadığı için buna tepki verilemediğini söyledi ve böyle bir olasılıktan endişelendiklerini belirtti.

#Olymposadokunma

Sosyal medya kullanıcıları da karara tepki göstermek için Twitter üzerinden bir etiket kampanyası düzenledi. #Olymposadokunma etiketi üzerinden yapılan paylaşımlarda koruma derecesinin geri yükseltilmesi talep edildi.

https://twitter.com/arkeolojidnyasi/status/1258000904411889667

 

TMMOB: Amaç hastane yapmak değil havalimanını yok etmek

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Atatürk Havalimanı ve Sancaktepe‘de bulunan eski havalimanlarının olduğu bölgelere yapılmak istenen sahra hastaneleriyle ilgili açıklama yayınladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Nisan 2020’de koronavirüs salgınına ilişkin alınacak önlemlere ilişkin yaptığı açıklamada bu alanlara iki bin yataklı sahra hastanelerinin yapılacağını duyurmuştu.

‘Hastaneler kalıcı olacak’

TMOBB’un açıklamasında, hastane inşaatının plansız ve projesiz olarak bir şirkete ihale edildiği, kısa bir süre sonra da bu hastanelerin geçici olarak değil kalıcı sağlık tesisi olarak kullanılacağının belirtildiği hatırlatıldı:

Pandemi, deprem, savaş, sel gibi afetler sürecinde kullanılmak üzere her ülkede kent planlarında toplanma alanları, mezarlıklar vb. alanlarda kurulacak sahra hastanelerinin kapasiteleri kararlaştırılır ve kent planlarında bu alanlar ayrılır. Ayrıca dünyanın pek çok ülkesinde, fuar alanları, alışveriş merkezleri, stadyumlar vb. yerler modüler sistemlerle dönüştürülerek hızla geçici hastaneler yapılmaktadır.

Ancak iktidar, Atatürk Havalimanı terminal binalarını geçici hastaneye dönüştürmek yerine pistlerin üzerine hastane inşa ettirmeye başlamıştır.

‘İhalesiz bir şekilde başlandı’

Açıklamada, havalimanının, varolan altyapı ve kapasitesinin kullanılması yerine fizibilite çalışması yapılmadan iki pistinin kırılmasının, asıl amacın hastane yapımı değil Atatürk Havalimanı’nın yok edilmesi olduğunu gösterdiği savunuldu. Açıklamada Sancaktepe’ye inşa edilen hastane ile ilgili olarak da benzer eleştirilere yer verildi:

Yapılan bu çalışmalar gösteriyor ki, söz konusu arazilere çoktan göz konulmuş, pandemi koşulları bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirilmiş ve yağma başlamıştır. Parça-parça yandaş kurum ve kişiler üzerinden bu arazilere iktidar tarafından el konulacağı kesinleşmiş görünmektedir.

Projeleri kamuoyuyla paylaşılmayan bu hastanelerin, ihalesiz bir şekilde bir firmaya verilmiş olması da, ülkemizde hukuksuzluğun, ulaşmış olduğu boyutları ayrıca gözler önüne sermektedir.

Açıklamada, kamuoyunda tartışma yaratan ve sivil toplum örgütlerinin tepkisini çeken projelerin yapımına salgın sürecinde hız verildiği vurgulandı ve “Salgına karşı yeni hastaneler yapmak yerine, (…) mevcut yapı stoklarını kullanarak bir ‘sistem’ kurulması” gerektiği belirtildi.

KOS: Salgından rant değil ders çıkarılmalı

Kuzey Ormanları Savunması yazılı bir basın açıklaması yaparak koronavirüs salgını sırasında artan ekolojik yıkımlara dikkat çekti. İklim ve doğa tahribatının yeryüzündeki canlı yaşamını yokoluşun eşiğe getireceği uyarısında bulunulan açıklamada alınabilecek önlemler sıralandı.

Açıklamada İstanbul ve Marmara Bölgesi’nin yegane su, gıda, nefes ve yaşam kaynağı olan Kuzey Ormanları’nın salgına karşı en büyük güç olduğunu belirtilerek orman ekosistemi ve yaban hayatının kayıtsız şartsız en üst düzeyde korumaya alınması çağrısında bulunuldu.

‘Mege Rant Projeleri iptal edilsin’

“Doğayı ticari bir mal, pazarlanacak bir manzara, gerekirse taşınacak bir eşya vb. gören bilim, akıl ve vicdan dışı yaklaşımlar terk edilmeli” denilen açıklamada şu önlemlerin alınması gerektiği belirtildi:

  • Kuzey Ormanları’nı inşaat yağmasına açmak için yapılan; köprü, otoban ve havalimanı görünümlü Mega Rant Projeleri iptal edilmeli, başlanmamış olanlardan vazgeçilmeli, garanti ödemeleri durdurularak kamu kaynakları salgınla mücadeleye harcanmalıdır.
  • Çatalca’dan Sakarya’ya, Kuzey Ormanları’nın yaklaşık 50 milyon ağacına kıyılarak yapılan ve ormanı yüzlerce parçaya bölerek ekosistem bütünlüğünü yok eden 3. Köprü, KMO ve bağlantı yolları YİD anlaşması iptal edilmeli, kamulaştırılmalı ve adım adım ormana iade edilmelidir.

  • Salgın aylarında bile bu projelere ödenen araç/yolcu garanti ödemeleri derhal durdurulmalı, salgına karşı toplumu savunmak için kullanılması gereken kamu kaynakları inşaat ağalarının kasalarına aktarılmamalıdır.
  • Kuzey Marmara Otoyolu yapımı sırasında orman bütünlüğünden koparılan alanlar üzerindeki yapılaşma baskısı ortadan kaldırılmalıdır.
  • Kuzey Ormanları’nın 13 milyon ağacına ve 80 gölüne kıyılarak yapılan, çevresindeki orman ve kıyı alanlarını, İstanbul’un en önemli su kaynağı olan Terkos Gölü çevresini yapılaşmaya açan 3’üncü Havalimanı YİD anlaşması iptal edilmeli, kamulaştırılmalı ve beton çölü sökülerek ormana iade edilmelidir.

‘Ormanları imara açan ÇED’ler ve ihaleler durdurulsun’

  • İstanbul’u 3 kara parçasına ayırıp küresel ısınma adaları yaratacak olan, Marmara ve İstanbul’un son su, orman ve tarım alanlarını yok edecek kanal kılıklı mega rant projesinden vaz geçilmelidir.
  • Kuzey Ormanları’nı imara açan ve açacak olan her ölçekteki imar planları, ÇED’ler, ihaleler, yasa ve yönetmelik değişiklikleri durdurulmalıdır.
  • Kuzey Ormanları bütünlüğü içerisinde yer alan Askeri Alanlar birer birer çeşitli plan ve gerekçelerle yapılaşmaya açılmaktadır. En son örneği sahra hastanesi yapmak için Samandıra’daki askeri ormanlık alanın inşaata açılmasıdır. İstanbul’un son boş ve yeşil alanları olan askeri alanlarını yapılaşmaya açan her türlü uygulama iptal edilmeli ve durdurulmalıdır.
  • İstanbul’un nüfus yoğunluğu, kentin ve ekosistemlerin kaldırabileceği kapasitenin katbekat üzerine çıkarılmıştır. Altyapı kaldırabileceği sınırı çoktan aşmış, kaynaklar yetersiz kalmıştır. Salgında görüldüğü üzere en yüksek vaka ve ölüm sayıları İstanbul’dadır. Kente daha fazla nüfus yükü bindirecek tüm projeler iptal edilmelidir.

‘Salgında rant fırsatçılığı yasaklansın’

Açıklamada Türkiye genelinde de doğayı ve yaşamı yok eden projelerin koronavirüs fırsat bilinerek hızlandırıldığına dikkat çekti. Artvin Cerratepe, Salda Gölü ve Muğla Çıtlık Ormanı gibi yerlerdeki ekolojik yıkımların örnek verildiği açıklamada şu talepte bulunuldu:

Salgın günlerinde halkın yaşamını kolaylaştıran önlemler alınacağına, sermaye yararına yetki kullanımından vazgeçilmelidir. Salgın fırsatçılığına dönüşen bütün kararnameler, yönetmelik ve yasa düzenlemeleri, ÇED olumlu kararları geri çekilmelidir.

‘Su varlıkları korunsun’

Başta Kuzey Ormanları’ndakiler olmak üzere Türkiye genelindeki su havzalarının on yıllardır büyük bir tahribat altında olduğu belirtilen açıklamada salgın sırasında su varlıklarının korunması gerektiği söylendi:

  • Kuzey Ormanları’ndaki su kaynaklarının çevresini ve beslendiği su havzalarını işgal eden yapılaşmaya açan tüm mega rant projeleri ile birlikte, orman içinde ve yakınında bulunan semt, mahalle ve köy meralarındaki emlak hareketi durdurulmalıdır.
  • İstanbul’un en önemli su kaynaklarını yok edecek olan rant kanalı projesi iptal edilmelidir.
  • Temel  sektörler dışında sanayi su kullanımı durdurulmalıdır.
  • Havuz doldurma, çim sulama gibi suyun konfor amaçlı kullanımı yasaklanmalı,

  • Ormanın kaynak ve yeraltı sularına el koyularak ticaretinin yapılması yasaklanmalı, içme suyu tesisleri kapatılmalı, temiz suya erişim eşit ve parasız bir yurttaşlık hakkı haline getirilmelidir.
  • Yeraltı suyu kullanan oto yıkama firmaları kapatılmalıdır.
  • Su hasadı ve su tasarrufu için projeler geliştirilmeli, çeşitli mecralarda toplumun tüm kesimlerini su tasarrufunun önemi konusunda bilinçlendirici yayınlar yapılmalıdır.

‘İklim acil durumu ilan edilsin’

Açıklamada, insanların doğaya müdahalesinin iklim değişikliğine yol açtığı vurgulanan açıklamada  “İklim krizinin Covid-19 ve benzeri sonuçlarının engellenmesi için iklim acil durumu ilan edilmeli ve ekoloji tabanlı hareket planı faaliyete geçirilmelidir” taleplerinde bulunuldu.

Fotoğraf: İklim Acil Bodrum

Fosil yakıt endüstrisinin iklim krizinin yanı sıra büyük ölçüde hava kirliliğine de sebep olduğu belirtilen açıklamada hava kalitesinin yükseltilmesi için şu talepler yer aldı:

  • Faaliyette bulunan ve havadaki sera gazı emisyonunun en büyük kaynağı olan bütün termik santral projeleri daha fazla canlı yaşamını tehdit etmeden acilen durdurulmalıdır.
  • Hava kirliliğinin sağlık etkilerinin değerlendirilmesi ve kirliliğin azaltılması ile ilgili politika geliştirilmesinde, bilim insanları, ilgili meslek örgütleri/sivil toplum kuruluşları ile iş birliği ve iletişim içinde çalışılmalıdır.
  • Araç trafiğini teşvik edici her türlü plan devre dışı bırakılıp toplu taşıma ağı geliştirilerek ücretsiz hale getirilmeli, yaya ve bisiklet yol ağları geliştirilip yaygın hale getirilmelidir.

‘Tarım alanları korunmalı’

Metinde, pandemi ile birlikte aslında yeniden kendi kendine yetebilen yaşam alanları oluşturmanın önemini hatırlamış olduk”  ifadeleri kullanıldı. Tarım alanlarını korumak için alınabilecek tedbirler ise şu şekilde sıralandı:

  • Gıda meta olmaktan, toprak ise rant alanı olmaktan çıkarılmalıdır.
  • Tarım alanlarının enerji ve maden yatırımları, otoyollar, mega projeler, konut ve fabrikalar tarafından gasp edilmesi engellenmelidir.
  • İstanbul’da tarım alanlarını ve Trakya’da, Kocaeli’nde, Sakarya’da tarım havzalarını işgal eden yoğun sanayi faaliyetleri kısa vadede son bulmalı ve havzalar yeniden tarıma kazandırılmalıdır.
  • Sanayi tesislerinin kimyasal atıklarını akarsulara boşaltması ivedilikle engellenmeli; sıkı denetim ve cezalar işletilmelidir.
  • Yerli tohum satışını yasaklayarak çiftçiyi tekellere mecbur bırakan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu iptal edilmelidir.

  • Tarım kooperatifleri desteklenmelidir.
  • Tarıma yönelik özelleştirme politikaları son bulmalıdır.
  • Toprağın, suyun vd. doğal kaynaklarla birlikte canlıların zehirlenmesine yol açan pestisitlerin ve suni gübrelerin kullanımı yasaklanmalıdır.
  • Monokültürel tarımdan vazgeçilmeli ve  bölgeye has biyoçeşitlilik korunmalıdır.
  • Endüstriyel tarımdan vazgeçilerek geleneksel, ekolojik ve sürdürülebilir yerel tarıma geçilmelidir.
  • Verimli sulama yöntemleri kullanılarak, topraklar organik madde açısından zengin hale getirilerek, su hasadı yapılarak ve uygun ürün seçimleri ile su kaynakları korunmalıdır.
  • Kuraklığa dayanıklı yerel tohumların ekimi gibi iklim değişikliğine uyumlu tedbirler alınmalıdır.
  • Yerel üretici ve tüketici arasında dayanışmayı esas alan, şeffaf ağlar oluşturulmalıdır.
  • Yerel yönetimler gıda üretimi ve tüketimine dair çözümlerde aktif rol almalıdır.
  • Kolektif kent bahçeleri hayata geçirilmelidir. Kent içinde, çeperinde veya dışındaki tüm parkların, yol kenarlarının, özel veya kamuya ait atıl kalmış alanlarının tarımsal üretime açılması planlanmalıdır.

‘Avcılık yasaklansın’

KOS açıklamasında salgınların yaşam alanı tahrip edilen yaban hayvanlarıyla insanların temasından kaynaklandığını belirtti. Yaşam hayatı tahribine son verilmesi gerektiği belirtilen metinde “avcılık yasaklanmalı, hayvanat bahçesi olarak adlandırılan hayvan hapishaneleri kapatılmalı, biyokaçakçılık önlenmelidir” talepleri yer aldı.

‘Medikal ürün kirliliği önlensin’

Açıklamada son olarak koronavirüs salgını sırasında kullanımı zaruri hale gelen medikal ürünlerin yol açtığı çevresel kirliliğe değinildi. Bu doğrultuda da çalışmalar yapılması gerektiğini belirten KOS “Gereksiz kullanımı önleyici tedbirler alınmalı, kullanım sonrası oluşan çevresel riskler ortadan kaldırılmalıdır. Tüketim alışkanlıkları sorgulanmalı, toplum atık konusunda bilinçlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.

 

Guterres: Salgın, nefret söylemi ve yabancı karşıtlığını artırıyor

Korona virüsü nedeniyle online platformlarda ve sokaklarda yabancı düşmanlığının, antisemitik komplo teorilerinin ve Müslümanlara karşı saldırıların arttığını söyleyen Guterres, göçmen ve mültecilere ise virüsün kaynağı gibi davranıldığını ve tedaviden mahrum bırakıldıklarını ifade etti.

‘ Nefrete karşı toplum bağışıklığı’

Antonio Guterres

Gazetecilerin, sağlık çalışanlarının ve insan hakları savunucularının da hedef gösterildiğini belirten Guterres, “Nefret virüsüne karşı toplumlarımızın bağışıklığını güçlendirmeliyiz” diye konuştu.

Guterres, siyasetçilere ve liderlere toplumlarının her kesimiyle dayanışma içinde olmaları çağrısında bulundu; sosyal medya şirketlerini ise ırkçı, kadın düşmanı ve diğer zararlı tüm içerikleri bu online platformlardan kaldırmaya davet etti.

HAKİM’den ‘Hayvan Hakları Yasası’ videoları: İhlaller sürüyor, geciktirmeyin

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Hayvan Hakları Yasası’na dair yasama sürecini takip eden aktivistlerin taleplerini bir video dizisinde toplamaya başladı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yasaya dair gelişmeleri takip eden hayvan hakları savunucularının “Nasıl bir Hayvan Hakları Yasası” sorusuna verdiği yanıtların yer aldığı video serisi şu konuları ele alıyor:

“Hayvan tanımı”, “tehlikeli olduğu iddia edilen köpekler”, “hayvana yönelik işlenen suçların cezaları”, “kentte yaşayan hayvanlar ve yerel yönetimlerin sorumlulukları”, “hayvanat bahçeleri”, “yunus parkları”, “hayvan deneyleri”, “pet shoplar”, “fayton sömürüsü” , “hayvancılık” ve “avcılık”.

Hayvan Hakları aktivistleri bu konuları, mevzuattaki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu Raporu’ndaki taleplerle önerilerle kıyaslıyor ve kendi taleplerini dile getiriyor.

 

Serinin ilk videosu “Gündem: Hayvan Hakları Yasası” iken ikinci video “’Tehlikeli ırk’ yoktur!” başlığını taşıyor.

Neden şimdi: Hayvan Hakları Yasası

Komite’den yapılan açıklamada, “Virolog ve iklimbilimcilerin pandemiye sebep olan virüsün hayvan sömürüsünden kaynaklandığını belirtmesine rağmen gündem Covid-19 pandemisiyken Hayvan Hakları Yasasını gündeme getirmenin zamanı olmadığını düşünenler olabilir” deniliyor:

Hayvan hakları aktivistleri beklerse, her daim gündemi yoğun olan Türkiye’de konu hiçbir zaman hayvanların haklarına gelmeyebilir. Dahası, evlerde kalmaya ve sosyal izolasyonu sürdürmeye çalıştığımız bugünlerde hayvan hakları ihlali tüm hızıyla sürüyor.”

HAKİM’e göre, yalnızca 1 haftada, Kaynarca‘daki bir tavuk çiftliğinde henüz bilinmeyen bir hastalık nedeniyle 700 bin tavuk öldü; Alanya‘da çok sayıda kara kaplumbağası işkence ile öldürüldü, 3 aylık köpek Dora’nın yaşam hakkı yine işkence ile elinden alındı.   

Hayvan Hakları Yasası’nda son durum ne?

Hayvanlara yönelik şiddet ve kötü muamele olaylarının incelenmesi ve bu olayların önlenmesi için alınacak tedbirleri belirlemek amacıyla geçtiğimiz yıl Şubat ayında TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu kuruldu.

Komisyon, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan 12 toplantı sonunda 200 sayfalık bir rapor hazırladı, 2019’un Ekim ayında Meclis’e sundu. Komisyon raporunun en önemli özelliği yeni bir kanuna zemin hazırlayacak tavsiyeler içermesi.

Raporun son halinde hayvanlar yürürlükteki kanunda olduğu gibi “meta” değil “hisleri olan canlılar” olarak tanımlanıyor. Raporda yunus parklarının kapatılmasından yeni hayvanat bahçelerinin yasaklanmasına, atlı faytonculuğun yasaklanmasından kürk üretim çiftliklerinin kapatılmasına, hayvana karşı işlenen suçların Türk Ceza Kanunu kapsamına girmesinden alınmasından, sokakta yaşamını sürdüren evcillerin yaşam hakkını garanti altına alan önerilere kadar umut vadeden pek çok tavsiye içeriyor. Taslak bu haliyle hayvan sömürüsünü topyekûn ortadan kaldıracak iradeyi taşımasa da bu yönde atılacak önemli bir adıma işaret ediyor.

Şimdi bu süreçte son aşamaya girildi. İnsan menfaatlerini gözetmeden, hayvanların lehine sonuçlanacak bir kanun hazırlanması amacıyla Komisyon’a görüş bildiren ve önergeler sunan hayvan hakları örgüt ve oluşumlarının gözü kulağı yine Meclis’te.