Ana Sayfa Blog Sayfa 2110

Meslek örgütlerinden AYM’ye ‘Gazetecileri serbest bırakın’ çağrısı

G9 Gazetecilik Örgütleri Platformu, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) esastan görüşeceği infaz yasasıyla ilgili bir açıklama yayınladı. Yüksek Mahkeme’yi Anayasa’yı esas almaya çağıran Platform, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını istedi. 

Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ), Basın Yayın ve İletişim Emekçileri Sendikası (Haber-Sen), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) imzasıyla yayınlanan açıklamada infaz yasasının “eşitsiz” bir düzenleme olduğu aktarıldı.

Yasada gazetecilerin kapsam dışı bırakıldığı ifade edilen açıklamada düzenlemenin Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu maddesine aykırı olduğu kaydedildi.

‘Meslektaşlarımızın cezaevlerinden çıkmaları engellendi’

“Konunun, teklifin yasalaşma sürecinde ve yürürlüğe girmesinin ardından çok sayıda hukukçusu tarafından gündeme getirildiği hatırlatılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Kanunu, gazetecilik mesleğini ilgilendiren boyutuyla değerlendirdiğimizde, düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü hakkını kullanan gazeteci ve yazarların, adeta özel kasıt güdülerek dışarıda tutulduğu görülmektedir.

Meslektaşlarımızın mesleklerini yaparken yargılandıkları Türk Ceza Kanunu’nun örgüt üyeliği ve propagandası, Terörle Mücadele Kanunu ya da MİT Kanunu’na muhalefet gibi suçlamalar kapsam dışına çıkartılırken, ölümcül Covid-19 riski gerekçesiyle cezaevlerinden çıkmaları da engellenmiştir.

Buna karşın hırsızlık, gasp, rüşvet, yaralama, kadına şiddet, cinsel dokunulmazlıklara karşı işlenen suçlar ve çeşitli uyuşturucu suçlarından ceza alanlar ya affedilmiş ya da geçici olarak cezaevinden salıverilmiştir.

Fotoğraflar: Evrensel

Düzenlemenin af niteliğinde olduğu gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi’ne açılan davada uygunluk denetimi aşamasına gelindiği hatırlatılan açıklamada, “AYM’nin bu haliyle toplumsal vicdanda ciddi yaralar açan düzenlemeyi; sadece haber yazdığı, halkın haber alma hakkı doğrultusunda görev yaptığı için cezaevinde bulunan meslektaşlarımız açısından ‘eşitlik ilkesi’ni esas alıp, tahliyelerin yolunu açmasını beklemekteyiz” denildi. 

Açıklamada, AYM’nin ifade ve basın özgürlüğünün ihlali yönündeki önceki kararlarının da cezaevindeki gazetecilerin tahliyesini gerekli kıldığına vurgu yapıldı, meslek örgütleri olarak kararın yine bu çerçevede olacağına inancın yitirmek istenmediği ifade edildi:  

Zaten cezaevinde bulunmaması gereken; gazetecilik yapan, haber yazan düşünce insanlarının, bir de eşitlik ilkesi ihlal edilerek cezaevinde tutulmaya devam edilmesi, Türkiye demokrasisi ve hukuk devleti açısından yaşanan utancın katmerlenmesi anlamı taşıyacaktır. Anayasa Mahkemesi, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde evrensel hukuk ilkelerine uygun bir karar alarak ülkeyi bu utançtan kurtarmalıdır.”

Ne olmuştu?

İnfaz düzenlemesini içeren kanun teklifi, 14 Nisan’da TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Yaklaşık 90 bin mahkuma tahliye yolunu açan düzenlemeye, siyasi tutuklular, düşünce suçluları ve tutuklu gazeteciler dahil edilmedi. CHP, “örtülü özel af” olarak nitelendirdiği infaz kanununun şekil yönünden iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesi’ne 22 Nisan’da başvuru yaptı.

6 Mayıs’ta infaz yasası hakkında yapılan başvurunun ilk incelemesini tamamlayan AYM esas incelemesine geçmeye karar verdi. İptal istemi daha sonra belirlenecek bir günde esastan karara bağlanacak.

Karaburun Kadın Platformu: ‘Çocuk evliliğini’ aklınıza bile getirmeyin

 
 

‘Salgın koşullarında bile durmuyorlar’

Son yıllarda, birbiri arkasına, kadınların ve kız çocuklarının hayatlarını karartan düzenlemelerin gündeme geldiği hatırlatılan açıklamada, pandemi koşullarında bile saldırıların hız kesmediği ifade edildi. Şimdi de istismarların affedilmesinin planlandığı ve kız çocuklarını cinsel olarak istismar edenleri, bu çocuklarla evlendirip aklamanın tasarlandığına dikkat çekilen açıklama şöyle devam etti:

“Böylece ne 14 yaşını tamamlamamış kız çocuklarına karşı cinsel istismar suçu işlemiş olan, bu çocuklardan 15-20 yaş büyük erkekler, ne de suçu azmettiren aileler ceza alacak. Bu yasal düzenlemenin bayram sonrasında meclis açıldığında gündeme getirilmesi planlanıyor. Bu yasa tasarısını değil meclise, aklınıza bile getirmeyin. Kadınların örgütlü gücü, her defasında, erkek egemen düzenlemelerin önünde set olur; kadınların ve kız çocuklarının kazanımlarının bir çırpıda geri alınmasına müsaade etmez. Bilin ki bu sözde af tasarısına da asla izin vermeyeceğiz. Kız çocuklarının hayatlarını karartmanıza asla müsaade etmeyeceğiz. Yaşasın kadın dayanışması”

Yeni İnsan Yayınevi’nden yeni ücretsiz kitap: Tarım ve Gıdanın Dönüşümü

Yeni İnsan Yayınevi, Ekolojik Yaşam Rehberi ve Ekolojik Anayasa‘nın ardından şimdi de Tarım ve Gıdanın Dönüşümü‘nü çevrimiçi ortamda ücretsiz erişime açtı.

Richard Heinberg ve Michael Bomford‘un birlikte kaleme aldığı kitap, Hira Doğrul tarafından Türkçe’ye çevrildi. Kitap, küresel gıda krizine karşı alınacak tedbirlere ve sürdürülebilir bir tarım sistemi için organik tarım, permakültür gibi tarımsal uygulamalara yer veriyor.   

Kitabı yayınevinin sitesinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

Michael Bomford

Kwnatlen Politeknik Üniversitesi‘nde “Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Sistemleri” programında fakülte üyesi. Organik ve sürdürülebilir tarım sistemlerinin sınırlı kaynaklara sahip olan küçük çiftlikler için elverişli hale getirilmesi için uğraşıyor. Aynı zamanda Simon Fraser Üniversitesi‘nde Zirai İlaç Yönetimi dalında yüksek lisans yaptı ve Batı Virginia Üniversitesi‘nin tamamıyla ulusal organik standartlarda üretim yapan çiftliklerinde araştırma yaptı. Bu çalışmasıyla “Bitki ve Toprak Bilimleri” alanında doktora derecesi aldı.

Richard Heinberg

Post Karbon Enstitüsü‘nün kıdemli üyelerinden. Dünyanın önde gelen fosil yakıt karşıtı avukatlarından sayılan Heinberg, sürdürülebilir enerji ve iklim konularında 13 kitap yazdı, yüzlerce sunum yaptı, Reuters, Wall Street Journal, Time Magazine gibi dergilere makaleler yazdı röportajlar verdi. Enerji Eğitimi Uzmanlığı alanında “M. King Hubbert” ödülü sahibi.

 

Koronavirüs sınırlamaları nedeniyle küresel emisyonlar yüzde 17 azaldı

Uluslararası ölçekte faaliyet gösteren bilim insanlarından oluşan bir ekip tarafından yayınlanan yeni analiz, küresel ölçekteki Covid-19 kısıtlamalarının, karbondioksit emisyonlarında “aşırı” düşüş etkisi yarattığını ortaya koydu. Ancak bu durumun uzun vadeli olmayacağı öngörülüyor.

Nature Climate Change isimli bilimsel dergide yayınlanan çalışma, Nisan ayındaki günlük emisyonların, 2019’daki ortalamalar ile karşılaştırıldığında küresel ölçekte yüzde 17 düşüşle 17 milyon ton azaldığını ve 2006 yılında gözlemlenen seviyeye düştüğünü gösteriyor.

Covid-19 sınırlamalarının en yüksek seviyeye ulaştığı 7 Nisan’da, azalan araçlı seyahatler ile ulaşım kaynaklanan emisyonlar, küresel ölçekte yaşanan düşüşün yaklaşık yarısını (%43) oluşturdu. Sanayi ve enerji üretimi kaynaklı emisyonlar ise, küresel ölçekteki düşüşün %43’ünü meydana getirdi. 

Düşüş var ama…

Araştırmada havacılık sektörü, COVID-19 krizi sebebiyle getirilen kısıtlamalardan en çok etkilenen ekonomik sektör olarak öne çıkıyor. Küresel emisyonların %3’ünü oluşturan havacılık sektörünün, pandemi sürecindeki emisyon azaltımına etkisi %10 olarak gerçekleşti. 

İnsanların evde çalışması nedeniyle konutlardaki tüketimde yaşanan artışın, diğer sektörlerden kaynaklanan emisyon azaltımının sadece küçük bir kısmına karşılık geldiği de ortaya kondu. 

Pandemi nedeniyle yapılan sınırlandırmaların en yoğun yaşandığı dönemde,  ülke ölçeğinde ortalamanın %26 düştüğüne dikkat çekilen analizde, aynı zamanda sosyal kısıtlamaların, refahı artırmaya ve altyapıyı desteklemeye yönelik mekanizmalar olmadan, net sıfır emisyon hedefi için gerekli olan kapsamlı ve daimi bir emisyon azaltımıyla sonuçlanmayacağını gösterildi. 

Bilimsel çalışmayı yöneten ve Doğu Anglia Üniversitesi‘nde görev yapan Prof. Corinne Le Quéré “Covid-19 kapsamında uygulanan toplumsal sınırlandırmalar, enerji kullanımı ve CO2 emisyonlarında büyük ölçekli değişimlere sebep oldu. Bu ani düşüşün ekonomideki, ulaşım sektöründeki ve enerji sistemlerindeki yapısal değişiklikleri yansıtmadığı için geçici seyretmesi olası’’ dedi. 

Önümüzdeki dönem belirleyici olacak

Dünya liderlerinin, Covid-19 krizi sonrasındaki ekonomik planlamalarında iklim değişikliğini ne ölçüde dikkate alacağı, önümüzdeki yıllarda küresel ölçekte atmosfere salınacak emisyonlarda belirleyici rol üstlenecek.

İklim değişikliğiyle mücadele hedefleriyle uyumlu ekonomik teşvik paketlerinin daha gerçekçi, dayanıklı ve gelecekte yaşanabilecek krizlere karşı daha dirençli olmasını sağlamak için özellikle kısıtlamalar sırasında emisyonlarda yaşanan düşüşün yarısını oluşturan ulaşım sektörü için önümüzde birçok fırsat var: 

Örneğin şehir merkezlerinde ve banliyölerde, yürüyüşü ve bisiklete binmeyi ya da elektrikli bisiklet alımını destekleyen finansal teşvikler, toplumun refahını ve hava kalitesini artırmanın yanı sıra, yol inşasından daha ucuz olması ve sosyal mesafeyi koruması açısından öne çıkıyor.”

Çalışmada yer alan bilim insanları, küresel ölçekteki CO2 emisyonlarının %97’sinden sorumlu olan 69 ülkenin resmi sınırlandırma politikalarını analiz etti.  Covid-19 sınırlamalarının en üst seviyede seyrettiği dönemde, küresel ölçekteki CO2 emisyonlarının %89’undan sorumlu olan bölgelerde de farklı seviyelerde sınırlandırmalar söz konusuydu. Ekonomik sektörlerin her birinin pandemiden ne şekilde etkilendiğini gösteren faaliyetlere ilişkin veriler, 2020 yılının Ocak-Nisan arasındaki dönemde, her ülke için günlük olarak CO2 emisyonlarındaki değişimi belirlemek üzere kullanıldı.

Salgından kaynaklanan emisyonlardaki toplam değişimin, Nisan ayı sonuna kadar toplam 1048 milyon ton karbondioksit (Mt CO2) olduğu tahmin ediliyor. Sınırlandırmanın başladığı Çin, 242 Mt CO2’lik düşüşle en büyük değişimin yaşandığı yer olurken, emisyon seviyelerindeki değişimin en yüksek şekilde gerçekleştiği diğer ülkeler sırasıyla şöyle: ABD (207 MtCO2), Avrupa (123 MtCO2) ve Hindistan (98 MtCO2).

Paris Anlaşması ölçeğine yakın

Covid-19 sınırlandırmalarının 2020’nin yıllık emisyonları üzerindeki etkisinin, sınırlandırmanın süresine ve toparlanmanın ölçeğine bağlı olarak, 2019 yılına kıyasla %4 ila %7 arasında gerçekleşeceği tahmin ediliyor. Ulaşımın ve ekonomik faaliyetlerin Haziran ortasına kadar pandemi öncesindeki duruma geri dönmesi durumunda ise düşüşün %4 civarında gerçekleşmesi öngörülüyor. Yıl sonuna kadar dünya çapında bazı kısıtlamaların devam ettiği durumda, bu oranın %7 civarında olması bekleniyor.

Belirtilen yıllık düşüşün, Birleşmiş Milletler Paris Anlaşması‘nda belirtilen iklim hedeflerine ulaşmak için önümüzdeki on yıllar boyunca gereken emisyon azaltımının yıllık ölçeğine yakın olduğu söylenebilir.

Raporu yazarlarından;  aynı zamanda Küresel Karbon Projesi’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten, Stanford Üniversitesi‘nden Prof. Rob Jackson şunları söyledi:  “Emisyon azaltımının ölçeği ciddi; ancak bu düşüş, Paris Anlaşması’ndaki iklim taahhütlerimize ulaşmanın zorluğunu da gösteriyor. Geçici ve mecburi davranışlar yerine, yeşil enerji ve elektrikli araçlar aracılığıyla sistemin tamamına yönelik bir değişime ihtiyaç duyuyoruz.” 

Yazarlar, aynı zamanda, ekonomik teşvik paketleri acilen devreye sokularak Yeni Yeşil Düzen gibi girişimlerin ertelenmesi veya emisyon standartlarının zayıflatılmasının, gelecekte emisyonları artıracağına dikkat çekti. 

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nden Değer Saygın’ın elde edilen verilerle ilgili görüşleri ise şöyle: “Emisyon düşüşü iklim değişikliğiyle mücadele açısından olumlu gözüküyor olsa da bunun gelecek yıllarda yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve elektrifikasyon yoluyla sürekli ve düzenli bir şekilde devam ettirilmesini sağlayacak uzun vadeli planlamalar ile yapılmasıyla ancak iklim değişikliğinin önüne geçilebilir”

Uluslararası Göç Filmleri Festivali başlıyor

Gaziantep’te gerçekleştirilmesi planlanan ancak koronavirüs salgını nedeniyle ertelenen dünyanın en geniş kapsamlı tematik film festivali Uluslararası Göç Filmleri Festivali, Türkiye’nin ev sahipliğinde 14-21 Haziran tarihlerinde, online olarak gerçekleştirilecek. 50’den fazla filmin gösterileceği festival, yerli ve yabancı sinemacıları, sivil toplum kuruluşlarından katılımcıları ve akademisyenleri ağırlayacak.

Herkesi, insanlığın ortak kaderi göçün medeniyete katkılarını, toplumlar arasındaki kültürel etkilerini ve adaptasyon süreçlerini yeniden anlamaya davet eden Festival boyunca masterclasslar ve paneller de düzenlenecek. Dünyada ve Türkiye’de son beş yılda önemli festivallerde ödüle layık görülmüş film ve senaryolara toplam 26 bin euro ödül verilecek.

Yeni nesil sergiler, konserler.. 

Festival kapsamında herkesin ziyaret edebileceği özel içerikli yeni nesil sergiler de hazırlandı. Bir kısmı göç, bir kısmı da dünyanın tarihi yerleri olacak özel sergileri VR gözlüklerle gezebilme imkânı olacak. Festival konserleri ise Youtube üzerinden canlı olarak yayınlanacak. Konserlerde, göç konusunda duyarlılık gösteren ve bu konuyla ilgili müzikler yapan sanatçıların eserlerine ağırlık verilecek. 

Çevre savunucularından Alamos Gold’a: Kazdağları’ndan çıkın!

209 kişi, sivil toplum kuruluşu ve platform ortak bir çağrı yayınlayarak, Kazdağları‘nda doğa tahribatına yol açan ve çevre savunucularının tüm itiraz ve direnişine rağmen bölgede madencilik faaliyetlerini sürdüren Alamos Gold‘un, Kazdağları‘nı terk etmesini istedi.

Türkiye‘nin bir çok bölgesinin altın madenciliği projelerinin tehdidi altında olduğunun belirtildiği açıklamada, bölgede faaliyetlerini sürdüren Alamos Gold’un, ruhsatının 13 Ekim 2019 tarihinde dolmuş olmasına rağmen Kirazlı’yı işgal etmeye devam ettiği belirtildi.

Şirketin çalışmalarının gözlenmesi ve olası orman katliamının engellenmesi için sürdürülen çadırlı nöbet eylemine karşı itibarsızlaştırma girişimleri olmuş ve ormanda “yasal olmayan konaklama” iddiasıyla defalarca para cezaları kesilmiştir. Son aşamada da Covid 19 bahanesiyle İl Hıfzıssıhha Kurulu kararına dayanarak alanın tahliyesi istenmiştir. Bu karara Çanakkale’deki STK’lar ve alanda bulunanlar itirazlarını yapmış ve tahliye kararının mesnetsiz olduğunu belirtilerek alanda kalınmaya devam edileceği ifade edilmiş, buna rağmen nöbettekilere toplam 57 bin 240 liralık idari para cezası kesilmiştir.

‘Asıl gitmesi gereken Alamos Gold’dur’

Alanı tahliye etmesi gerekenler yaşam savunucuları değil, ruhsatı 13 Ekim 2019 tarihinde dolduğu ve yenilenmediği halde Kirazlı’yı işgal etmeye devam eden Alamos Gold’dur.

Salgın sürecinin doğanın korunmasının önemini gösterdiğinin savunulduğu açıklamada, altın madenciliği, termik santraller ve Rüzgar Enerjisi Santralleri‘nin (RES) Kazdağları’nın sonunu getireceği ifade edildi.

‘Kesilen cezalar iptal edilsin’

Çağrıda şu talepler yer aldı:

  • Kazdağları’ndaki tüm altın madenciliği projelerinden acilen vazgeçilmeli, tüm ruhsatlar ve tahsisler iptal edilmelidir.
  • Maden Yasası ve Yönetmeliği çevre ve ekoloji örgütleri, ilgili odaların ve baroların katılımıyla açık, demokratik katılımcı bir şekilde yeniden düzenlenmelidir. Altın madenlerinde kullanılan siyanürlü liç yöntemi, halk sağlığına bir tehdit oluşturduğu için yasaklanmalıdır.
  • Alamos Gold (Doğu Biga Madencilik), Çanakkale Kirazlı’dan acilen tahliye edilmeli, şirketin tüm projeleri iptal edilmelidir.
  • Benzer projelerle başka şirketlerinin Kirazlı’ya göz dikmemesi ve ekosistemin tahribatının giderilebilmesi için Kirazlı Altın Madeni Projesi nedeniyle traşlanmış olan alan ekolojik yöntemlerle rehabilite edilmelidir.
  • Kirazlı ve çevresinde ve Kazdağları’nın diğer bölgelerinde ihtiyaç duyulan su, yol, gölet gibi alt yapı düzenlemeleri maden şirketleri eliyle değil, kamu eliyle yerine getirilmelidir. Kumarlar Köyü’nün su kaynakları ve meraları köylüye bırakılmalıdır.
  • Yöre halkının iş ve istihdam talebi, maden şirketleri üzerinden değil, yöreye uygun, ekolojik tarımı ve turizmi önceleyen projeler üzerinden kamu tarafından karşılanmalı, bölgede tarımsal üretim kooperatifleri özendirilmeli ve desteklenmelidir.
  • Yaşam savunucularına kesilen tüm cezalar iptal edilmelidir.

Geçen yılın ağustos ayında Kirazlı Altın Madeni Projesi kapsamında yüzbinlerce ağacın kesilmesinin ardından çevre savunucuları harekete geçmiş, Kazdağları’nda çadırlı nöbet (Su ve Vicdan Nöbeti) başlamıştı.

Çağrının imzacılarının listesine bu adresten ulaşılabilir.

Küresel iklim değişikliği araştırması: Endişe ve umut bir arada

Barem araştırma şirketi, dünya çapında insanların küresel ısınma ve iklim değişikliği konularındaki düşüncelerini derlediği “Küresel İklim Değişikliği” araştırmasını yayınladı. Araştırma kapsamında 39 ülkeden 30 bine yakın kişiyle görüşüldü.

Sonuçlara bakılırsa dünyanın yüzde 86’sı küresel ısınmaya neden olan iklim değişikliği konusunda endişeli. Bu kesimin yüzde 84’ü de küresel ısınmanın insan eliyle gerçekleştiğini düşünüyor. Bu oranlar Türkiye özelinde ise sırasıyla yüzde 95 ve yüzde 90.

Çalışmanın verilerine göre, dünya genelinde de Türkiye özelinde de iklim değişikliği bilinci kadınlarda daha yüksek.

Çin’de yüzde 57 ‘tehdit değil’ diyor

Ülkelerin küresel ısınma önermelerini kabul etme oranları sıralamasında Türkiye beşinci sırada. ABD, İngiltere ve Kanada gibi ülkeler ise listenin sonunda yer alıyor.

Araştırmada küresel ısınmanın insanlık için bir tehdit olup olmadığı sorusuna Türkiye yüzde 95 oranında “evet” yanıtı verirken, Çin’de bu oran yüzde 57’de kalıyor.

Araştırmaya katılanların yaklaşık yarısı (yüzde 48) küresel iklim değişikliği sorununu çözmek adına bir fırsat olduğunu ve geri dönüş için henüz vakit olduğunu düşünüyor. Diğer yarısı (yüzde 46) bunun için artık çok geç olduğu görüşünde. Türkiye’de ise sorunun çözüleceğine dair umut dünya ortalamasına göre iki puan daha (yüzde 50) yüksek.

Ülke bazında bakıldığında 39 ülkenin 25’inde küresel iklim değişikliğinin geri dönülebilir bir durum olduğu düşüncesi hakim. 14 ülkede ise insanların çoğu bunun için artık çok geç olduğunu kanısında. “Artık çok geç” diyenlerin başında yüzde 84 oranıyla Hindistan geliyor.

‘İnsanlık umudunu yitirmemeye çalışıyor’

Barem Genel Müdürü Sencer Binyıldız‘a göre insanlardaki yükselen farkındalığın nedeni, sorunun etkilerinin artık bizzat deneyimlenmesi:

Son yıllarda üst üste sıcaklık rekorları kırılıyor. Daha önce görülmeyen etki ve sıklıkta doğal afetlere tanıklık ediyoruz. Davos Dünya Ekonomik Forumu “Küresel Riskler Raporu 2020” uzun vadeli risklerin tamamını çevresel riskler olarak tanımladı. Çok sayıda STK’nın ve bu arada Greta Thunberg ile yıldızlaşan genç iklim aktivistlerinin mücadelesinin de bu sonuçlarda etkili olduğu kanısındayım. Artık herkes 1880 yılından beri gezegenin ısısının 1.5 derece arttığını öğrendi. Kritik eşiğin aşıp aşılmadığı konusundaysa insanlık, umudunu yitirmemeye çalışıyor.

Binyıldız Türkiye’de iklim bilincinin dünya ortalamasının üzerinde olmasını ise, coğrafi konumu nedeniyle Türkiye’nin zararları doğrudan yaşıyor olmasıyla ilişkilendiriyor:

Türkiye’de kuruyan 60 gölün toplam yüzölçümü Marmara Denizi’nin yüz ölçümünden daha fazla. Termik ve hidroelektrik santrallerin iklim değişikliğine katkıları ve verilen mücadele sosyal medya sayesinde artık daha çok göz önünde. Ancak farkında olmak yetmiyor, bu konuda acilen tüm dünyada bir şeyler yapılması gerekiyor, bazıları için şu an bile çok geç.

İki ayda 15 bin 948 işyeri kepenk kapattı

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine yanıt veren Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, 1 Mart- 30 Nisan 2020 tarihlerinde, 15 bin 948 işyerinin kapandığını açıkladı. Kapanan işyerlerinin sayısının devam eden salgın sürecinde katlanarak artacağını ve zaten var olan işsizlik sorununun önü alınamaz boyutlara ulaşacağını ifade eden Gürer, iktidarın yapay gündemlerle günü geçiştirmek yerine, artan işsizlik ve kapanan işyerleriyle ilgili soruna eğilmesi gerektiğini söyledi.

Koranavirüs’ün ekonomik boyutları

Ömer Fethi Gürer, koronavirüs salgınının, ekonomik boyutları ve istihdama etkilerine dikkat çekmek amacıyla, Ticaret Bakanlığına yazılı soru önergesi verdi. Gürer, Bakan Ruhsar Pekcan tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Koronavirüs sebebiyle 1 Mart 2020 sonrası kapanan toplam işyeri sayısı ve üretime ara veren fabrika sayısı ayrı ayrı ne kadardır? Bu süreçte işini kaybeden kişi ve işsizlik fonundan yararlanan kişi sayısı ayrı ayrı ne kadardır?” sorularına yanıt istedi.

Bakan, işini kaybedenlerin sayısını açıklamadı 

Önergeyi yanıtlayan Ticaret Bakanı Pekcan, koronavirüsle mücadele sürecinde işini kaybedenler ile İşsizlik Fonu’ndan yararlanan kişilerin sayısına ilişkin verileri paylaşmadı.

Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) ile Esnaf ve Sanatkârlar Bilgi Sistemi (ESBİS) üzerinden elektronik ortamda yapılan sorgulama neticesinde alına verileri paylaşan Bakan Pekcan, 1 Mart-30 Nisan döneminde ülkemizde toplam 78 bin 954 adet işyeri tescil, 15 bin 948 işyeri terkin edildiğini açıkladı.

Kapanan işyeri sayısı artıyor

Önerge sahibi Gürer, korona virüs salgını başlamadan önce baş gösteren ekonomik krizin, pandemiyle birlikte net bir şekilde ortaya çıkmaya başladığını belirtti. Salgın öncesindeki krize direnen ancak salgınla birlikte direnç kaybına uğrayan binlerce işyerinin kepenk kapatmak zorunda kaldığını ifade eden Gürer şunları söyledi:

“Sadece 2 ay içinde terkin edilen yani kapanan işyeri sayısı 16 bine yaklaşmış durumdadır. Bu işyerlerindeki on binlerce işçi de işinden olmuştur. Devam eden salgın süreci de göz önünde bulundurulduğunda, ne yazık ki önümüzdeki aylarda kapanacak işyeri sayısı artarak devam edecektir. İşsizlik, salgın sürecinin sona ermesinin ardından çok daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.” 

Güneş enerjisinin geleceği: İnanılmaz ucuzdan delice ucuza

Yazan: Giles Parkinson/Sophie Vorrath
 
Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin
 
*
 
Temiz teknoloji savunucusu ve fütürist Ramez Naam, güneş enerjisi fiyatı konusunda hatalı olduğunu itiraf ediyor. 2011’deki tahminleri dünyanın en iyimserleri arasındaydı, ancak en azından iki katı hatalı olduğu ortaya çıktı.
 
Şu anda, güneş enerjisi, yaklaşık on yıl önce tahmin ettiği fiyatın yarısı ve  Uluslararası Enerji Ajansı gibi köklü kurumların bir yüzyıldan önce mümkün olmayacağını düşündükleri fiyatlarda. Teknolojinin maliyeti bu kadar çarpıcı bir şekilde düştü. Ve daha da ucuz olacak: 
 
Güneş enerjisi maliyetleri, ben de dahil olmak üzere herkesin öngördüğünden daha hızlı düştü. Ve bu maliyet düşüşünün modellenmesi beni, maliyetlerinin daha önce beklediğimden de hızlı bir şekilde düşmeye devam edeceğini ve sonuçta neredeyse herkesin beklediğinden daha düşük fiyatlara ulaşacağını tahmin etmemi sağlıyor. Mevcut fiyatlar, hangi ölçüden geçirirseniz geçirin, delicesine, dünyayı değiştirecek ölçüde ucuz.”
 
Bunu geçen ay, Abu Dabi Power Corporation‘ın 2GW Al Dhafra projesinin,  Fransız enerji devi EDF ve Çinli güneş şirketi JinkoPower‘ın dahil olduğu bir konsorsiyumdan 1,35 sent (Dolar cinsinden), kabaca 0,02 $ / kWh veya 20 $ / MWh gibi düşük teklifler aldığı zaman gördük. Bu teklif, geçen yılın ortalarında şebekeye güç göndermeye başlayan, devasa 1.17 GW Noor Abu Dhabi güneş parkı için üç yıl önce elde edilen rekor  fiyatın, neredeyse yarısı seviyelerinde bir güneş enerjisi maliyetini vaat ediyor.

‘Kurulum fiyatlarında çarpıcı düşüş hızı’

Naam’ın blog yazısında açıkladığı gibi, güneş enerjisi küresel çapta büyük ölçüde bu noktaya geldi. ABD, Çin, Hint ve küresel trendlere yayılan yedi farklı kaynaktan gelen verileri kümülatifin, solar kurulum her iki katına çıktığında, şebeke ölçeğindeki güneş enerjisi fiyatlarının % 30-40 arasında düştüğü “inanılmaz resmi” çizmek için kullanmış. 
 
“Bu çarpıcı bir düşüş hızı. Genellikle, her ikiye katlanmada % 10-20 kar oranlarına karşılık gelen akademik çalışmalar ve endüstri projeksiyonlarından çok daha yüksek” diyor Naam: “Ve 2015 analizimde bulduğum % 16 kar oranının iki katından fazla.”
 
Ama belki daha da inanılmaz olan, bu eğri tamamlanmaktan çok uzak. Dünya delicesine ucuz güneşten ultra ucuz güneş enerjisine doğru gidiyor.
 
Naam, dünyanın şu anda, yeni güneş ve rüzgar enerjisi altyapısının inşa edilmesinin mevcut fosil yakıt santrallerini çalışır halde tutmaktan daha ucuz olduğu, “temiz enerjinin üçüncü aşaması” olarak adlandırdığı döneme girdiğini söylüyor. Ve ucuz güneş enerjisi bunun önemli bir parçası olacak.
 
“Dünyanın güneşli bölgelerinde 2030 veya 2035 yılına kadar bir ya da iki kuruşa kadar ortalama fiyatlar… Rutin olarak yeni güneş enerjisi santralleri inşa etmek, şimdilerde yaşadığımız ultra ucuz doğal gaz dünyasında bile, zaten inşa edilmiş fosil yakıt santrallerini işletmekten daha ucuz olurdu” diye yazıyor Naam.
 
Bu sonuca, yüzde 30 “temkinli” kazanç oranı olarak tanımladığı şeyi kullanarak varıyor. Aşağıdaki tabloda gösterildiği gibi, küresel elektrik talebinin kabaca % 8’ini oluşturan 2.400 GW’lık güneş enerjisine, ölçeğin sadece iki kez ikiye katlanmasıyla güneş enerjisi maliyetlerinin bugünkü seviyelerinin yarısına erişilecek: 
 
“Düşük sermaye, emek ve toprak maliyetleri ile dünyanın güneşli bölgelerinde, rutin olarak 1-2 sent (ABD $) aralığında sübvansyonsuz güneş enerjisi görebiliriz. Kaliforniya‘da (yeşil çizginin tipik bir örneğidir), kwh başına 2,5 sentte sübvansyonsuz güneş enerjisi görebiliriz. Kuzey Avrupa‘da, kwh başına 4-5 ABD sentinde şebeke ölçeği güneş enerjisinin rutin olarak fiyatlandırıldığını görebiliriz.” .
 
Naam, grafiğin en sağında, kurulu güneş enerjisinin 19 Terawatt’a ulaştığını kaydediyor. “Bu saçma gelebilir, miktar dünyadaki mevcut elektrik üretiminin 2/3’ünü karşılayacak seviyede” diyor, ancak elektrik talebi ve arzının değişen şeklini düşündüğünüzde, bu pek mantıklı değil.  
 
Naam, ucuz ve bol güneş enerjisine bu Terawatt seviyesindeki talebin zengin dünyadan gelebileceğini ifade ediyor. Elektrikli ulaşıma geçmiş, esnek talebin şebekeye hükmettiği, ucuz enerji depolama imkanlarına kavuşmuş ve son olarak endüstriyel karbonsuzlaşmayı başarmış. 

Anahtar, politik tercihler 

“Tüm bunları alt alta ekleyin, güneş enerjisinin karşılamasının ekonomik olarak makul kabul edildiği seviyenin iki ya da üç katının güneş enerjisinden sağlanması mümkün,” diye konuşuyor fütürist.
 
Güneş enerjisi, dünyanın enerji problemlerini çözme yolunda ilerleyen, kendini besleyen yıkıcı güç gibi görünüyor olabilir. Değil mi? Naam’ın dikkat çektiği üzere, “öngörüler, öngörüdür” ve bunların gerçekleşeceğini “körlemesine bekleyemeyiz.” Her zaman olduğu gibi politika buradaki anahtar. Ve her zaman olduğu gibi bu, Avustralya için bir endişe:
 
“Gerçek engeller olacak. Teknik, ekonomik, sosyal, yasal ve siyasi; buna tanık olmak için hepsinin üstesinden gelmemiz gerekecek.” 
 
Makalenin orijinali için tıklayın

Macaristan’da cinsiyet değişikliği yasaklandı