Ana Sayfa Blog Sayfa 2106

Yeni araştırma: Denizlerdeki mikroplastik kirliliği sanılanın iki katı olabilir

Birleşik Krallık ve ABD kıyılarında araştırma yapan bilim insanlarının yaptığı bir çalışma, denizlerdeki plastik kirliliğinin boyutlarının sanılandan çok daha vahim olduğunu ortaya koydu.

Guardian’dan Damian Carrington‘ın haberine göre, araştırmacılar bu kez benzer çalışmalarda daha önce kullanılan ağlara göre daha sık aralıklı bir ağ kullandı. Bunun sonucunda öncekilere nazaran çok daha fazla mikroplastik atık ağa takıldı.

Araştırmada 100 (0.1 milimetre), 333 (normalde benzer araştırmalarda kullanılan ağlar) ve 500 mikron büyüklüğünde gözleri olan ağlar kullanıldı. Sonuç olarak en sık gözlü ağda, normalde kullanılan ağlarda bulunandan 2.5 kat daha fazla mikroplastik atık bulundu. Neticede tespit edilen küçük partiküllerin de yüzeydeki plastik miktarına ilişkin yapılan küresel tahminlere eklenmesiyle birlikte varsayılan aralığın 5 ile 50 ton partikülden 12 ile 125 ton partiküle çıktığı görüldü.

Atık sayısı zooplanktonları geçmiş

Mikroplastik atıkların bu kadar fazla olması, yalnızca denizlerin kirliliğinin iki katı olduğunu gösterdiği için değil bu büyüklükteki atıkların zooplanktonlar tarafından tüketilebileceğini ortaya koyduğu için de endişe verici.

Zooplanktonlar, sualtı besin zincirinde önemli bir halka, bu canlı aynı zamanda küresel iklimin düzenlenmesinde de önemli rol oynuyor. Ancak yeni verilere göre, bazı bölgelerde, su altındaki mikroplastik maddelerin sayısı zooplanktonların sayısını dahi geçmiş olabilir.

Kuşlar günde ortalama 200 parça plastik yiyor

Yapılan bir başka güncel çalışma ise nehirlerdeki mikroplastik kirliliğinin nasıl suda yaşayan böceklerle beslenen kuşlar üzerinden besin zincirine girdiğini ortaya koydu. Çalışmaya göre, kuşlar, günde ortalama 200 parça plastik atık yiyor.

Mikroplastik atıklar nehirlerden okyanuslara, suları da toprağı da kirletiyor, insanlar tarafından solunması ise, boyutu henüz tam olarak belirlenemeyen sağlık sorunlarına yol açıyor.

‘Bunu hayal bile edemezdim’

Aynı çalışma dere kuşlarının binlerce plastiği yuvalarına taşıyarak yavrularını beslediğini ortaya koydu. Cardiff Üniversitesi‘nden Profesör Steve Ormerod, konuyla ilgili şöyle söylüyor:

Neredeyse 40 yıldır nehirler ve dere kuşları üzerinde çalışıyorum. Bir gün, yaptığımız çalışmanın bu harikulade kuşların plastik nedeniyle risk altında olduğunu ortaya çıkaracağını hayal bile edemezdim. Bu bizim için, kirlenmenin boyutunu ortaya koyan bir gösterge oldu.

Dere kuşları, dünyada dalabilen ve nehirdeki böceklerle beslenebilen tek ötücü kuş türü, ancak bu harika adaptasyon yeteneği, aynı zamanda da onun kirlilikten kaçamamasının bir nedeni.

Kirliliğin kuşların sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin boyutu henüz tam anlamıyla anlaşılmış değil. Ancak Ormerod’a göre mikroplastiklerin, derekuşlarını ve sudaki organizmaları etkileyen kirliliğin yanına eklenmesiyle elde edilecek bilgiler, sorunun çözümüne ışık tutabilir.

İzmir camilerinden Çav Bella yayınını sosyal medyada paylaşan kişi tutuklandı

İzmir’de camilerde çalınan Çav Bella şarkısını paylaştığı için gözaltına alınan CHP üyesi ve eski İzmir İl Başkan Yardımcısı Banu Özdemir hakkında tutuklama kararı verildi. Tutuklanma gerekçesi olarak ise “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” gösterildi.

Özdemir, camilerin merkezi ses sitemine gizli bir şekilde girilerek minarelerden eş zamanlı olarak Çav Bella şarkısının açılması üzerine sosyal medyada olayın videosunu paylaşmıştı.

Paylaşımda “Karşıyaka, Konak, Bornova, Buca gibi birçok ilçede farklı camilerden Çav Bella çalındığı videoları gördük. İzmir İl Müftülüğü bu konu hakkında açıklama yapacak mı?” diye sormuştu.

 

Özdemir: Troller hedef gösterdi

Paylaşımları sebebiyle önce dün gözaltına alınan Özdemir, daha sonrasında tutuklanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarıldı. Konuyla ilgili bir açıklama yayınlayan CHP’li Barış Yarkadaş, Özdemir ile görüştüğünü ve kendisine şu sözleri ilettiğini söyledi:

O görüntüler, çeşitli internet sitelerinde yayınlandı. Ben de görüntüleri o sitelerden tam iki saat sonra indirdim ve paylaştım. Paylaşımlarımda bir hakaret, küfür, aşağılama yok. Ben inançlı bir insanım. Bunu zaten yapmam. Ancak ne yazık ki benim paylaşımlarım sonrası bir grup trol önce beni hedef gösterdi. Ardından hesabımı ele geçirmeye çalıştılar. Sabaha kadar bununla uğraştım. Sabah saatlerinde ise emniyetten arandım ve ifadeye davet edildim. Avukatım Süleyman Karadağ ile polise geldik ve ifade verdik.

Yarkadaş: AKP’nin din istismarından başka sermayesi kalmadı

Yarkadaş, “Arkadaşımız Banu Özdemir’in tutuklanması, camilerin sistemine girip provokasyon yapanlar yerine, CHP’nin kumpasla hedefe oturtulduğunu gösteriyor. Tamamen hukuksuz olan bu karar, AKP’nin din istismarından başka bir sermayesinin kalmadığının da göstergesidir” değerlendirmesinde bulundu. 

Diyanet İşleri’nden suç duyurusu

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, İzmir’de bazı camilerin hoparlörlerinden “Çav Bella” çalınmasına ilişkin yaptığı açıklamada “kimliği belirsiz kişiler tarafından yapılan çirkin saldırı asla kabul edilemez” ifadelerini kullanmıştı.

Erbaş Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda “Mübarek Ramazan ayında tüm Müslümanları derinden yaralayan bu olayla ilgili suç duyurusunda bulunulmuş, bu provakatif eylemi gerçekleştiren, bu çirkin eyleme ilişkin videoları övücü ifadelerle sosyal medya hesaplarından paylaşanlar hakkında yetkili merciler tarafından soruşturma başlatılmıştır” demişti.

Trump’tan Midland’de yaşanan sel felaketi için acil durum bildirisi

ABD Başkanı Donald Trump, Vali Gretchen Whitmer‘in talebi üzerine bu hafta koronavirüs salgınının ortasında Michigan eylaetini vuran şiddetli fırtınaların mağdurlarına federal afet yardımına izin veren bir acil durum bildirisi yayınladı.

Salı günü iki baraj arızası nedeniyle yaşanan sel baskınları, nehir kıyısındaki Detroit‘in yaklaşık 120 mil (193 km) kuzeybatısında yer alan Midland şehrini birkaç metre suyun altında bırakmış ve yaklaşık 11 bin kişinin tahliye edilmesine sebep olmuştu.

Sel, kimyasal suyla karıştı

Taşkın, aynı zamanda Dow Chemical tesisine dökülerek orada bulunan suyla birlikte hemen aşağıda yer alan toksik temizleme bölgesine yayılarak potansiyel bir çevre felaketine sebep olmuştu.

Şirket, Perşembe günü bir açıklama yayınlayarak bu durumun bölgedeki sakinler veya çevre için herhangi bir risk oluşturmadığını ve tesisten dışarıya suyun çıkmadığını söylemişti.

Yağmurdan etkilenen Tittabawassee Nehri, ertesi gün geri çekilmeye başlamadan önce Çarşamba günü tarihi seviyelere yükseldi ve geride yıkık bir çamur ve enkaz manzarası bıraktı. Olay sonrasında ölüm ya da ciddi yaralanma bildirilmedi.

Fotoğraf: Detroit News

Vali: Daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor

Vali Perşembe günü yaptığı açıklamada ““Bu daha önce gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor. Hasar gerçekten yıkıcı” dedi. Trump, Ford’a ait bir araba fabrikasının açılışı için geldiği Detroit’te , ABD Ordusu Mühendisler Birliği ekibinin meydana gelen zararı tespit etmek için çalışmaya başladığını söyledi.

Lisansını kaybetmişti

Federal Enerji Düzenleme Komisyonu, barajların işletmecisi Boyce Hydro LLC‘nin faaliyet gösterirken yaptığı ihlalleri incelemek için bağımsız bir soruşturma başlattı. Komisyon 2018 yılında da aynı şirkete ait başka bir hidroelektrik santralin lisansını iptal etmiş ve şirketi aldığı eksik önlemler ile suçlamıştı.

Boyce, son yıllarda barajların ne kadar su bırakması ve yakındaki bir gölün seviyeleri konusunda federal ve yerel yetkililerle çatıştığını söyledi. Şirket ayrıca lisansını kaybettiği için baraj iyileştirmeleri için finansman sağlayamadığını ve devlet yardımı almadığını da belirtti.

Ali Hemdan’ın iddianamesi hazırlandı: Hemdan ‘dur’ ihtarına uymuş

19 yaşındaki genç Suriyeli sığınmacı Ali El Hemdan’ın Adana’da polis tarafından öldürülmesiyle ilgili olarak polis memuru F.K. hakkında “kasten öldürme” suçundan dava açıldı.

Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin bugün kabul ettiği iddianamede tanık ifadelerinin ardından incelenen kamera görüntüleri, “Oruçluydum, sendeledim” diyen polis memurunun ifadelerini yalanladı.

‘Kovalamaca yaşanmamış’

Evrensel’den Volkan Pekal‘ın haberine göre, iddianamede olay yerini gören kameranın incelenmesinin ardından bir kovalamaca ya da polisin sendelemesinin söz konusu olmadığı anlaşıldı. Kamera görüntülerine de değinilen iddianamede şu ifadeler yer aldı:

Sokağın başından içeriye doğru Ali El Hemdan’ın yürüdüğü, yaklaşık 15-20 metre arkasından da şüpheli polis memurunun yürüdüğü, kısa süre sonra Ali El Hemdan’ın yüzünü polis memuruna dönerek geri geri yürüdüğü, bu sırada şüpheli polis memurunun elinde bulunan silahın namlusuna mermiyi sürdüğü, ölene doğrultarak ateş ettiği aynı anda Ali El Hemdan’ın yere yığıldığı anlaşılmaktadır.

Yüzü dönükken vuruldu

Soruşturma kapsamında verdiği ifadede olayı başından sonuna dek balkondan gördüğünü belirten S.D. isimli görgü tanığı da Ali Hemdan’ın sokağa girerek yürüdüğünü, peşinden de polis memurunun geldiğini, polisin çocuğa durmasını söylediğini, çocuğun polise yüzünü döndüğünü ve polisin silahını gence doğrultarak ateş ettiğini belirtmişti.

İddianamede, dosyada mevcut tanık beyanları ve görüntü kayıtları gibi deliller değerlendirilerek polis memurunun “kasten öldürme” suçunu işlediği kanaatine varıldığı belirtildi.

‘Polis savunması gerçeği yansıtmıyor’

Dava sürecini takip eden avukat Tugay Bek cinayet anını gösteren güvenlik kamerası kayıtlarının, polis memuru F.K’nin savunmalarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koyduğunu söyledi:

Güvenlik kamerası görüntülerinde herhangi bir kaçma kovalamacanın bulunmadığı, Ali El Hemdan’ın sokakta yürüdüğü, polisin dur ihtarı sonucu durarak yüzünü döndüğü görülmektedir. Polis memuru soğukkanlı bir şekile 15/20 mesafede bulunan Ali El Hemdan’a ateş etmek için silahın namlusuna mermi sürmüş ve tek atışla kalbinden vurarak onu öldürmüştür.

‘Laboratuvarın raporu skandal’

Bek, dava dosyasında yer alan ve Adana Kriminal Polis Laboratuvarı‘nca sunulan raporun ise skandal niteliğinde olduğunu ifade etti. Polis memuru F.K. lehine delil yaratmak üzere rapor hazırlandığını söyleyen Bek, raporun içeriğinin “bilimsellikten ve objektiflikten uzak” olduğunu savundu.

Savcılık iddianamesinde  rapor ile görüntü kayıtları ve tanık beyanlarının uyuşmadığı, bu nedenle kıyafetlerin bir kez daha incelenmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği ifadeleri yer aldı.

Pakistan’da 107 kişiyi taşıyan uçak, yerleşim yerinin üzerine düştü

 
Pakistan Uluslararası Havayolları’na (PIA) ait, Lahor- Karaçi seferi yapan Airbus 320 serisi yolcu uçağı Jinnah Uluslararası Havaalanı’na inmesine 1 dakika kala, ülkenin en büyük şehri olan 20 milyon nüfuslu Karaçi yakınlarında yerleşim bölgesinin üzerine düştü.
 
PIA Sözcüsü Abdul Sattar PK-8303 sefer sayılı uçakta 99 yolcu ve 8 mürettebat olduğunu söyledi. GEO News’in aktardığına göre enkaz altından 15-20 kişi çıkarıldı.

Sivil havacılık kaynaklarının 24 News‘a yaptığı açıklamada ise uçağın kaptan pilotunun düşme öncesi teknik hata bildirdiği, kısa süre içinda uçağın radardan kaybolduğu belirtildi. 

Üç kez inmeye çalışmış

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde uçağın düştüğü bölgede birçok bina ve aracın hasar gördüğü, bölgeye itfaiyenin de ulaştığı görülüyor. Görgü tanıkları uçağın üç kez havalimanına inmeye çalıştığını ama başarısız olduğunu söyledi. 

​Pakistan ordusu da bölgeye kurtarma ekiplerini gönderdiklerini ve çalışmalara başlayacaklarını duyurdu. Başbakan Imran Han Twitter hesabı üzerinden taziyelerini iletti.

Pakistan Sağlık ve Nüfus Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da kaza sonrası Karaçi kentindeki tüm hastanelerde acil durum ilan edildiği duyuruldu.

Çanakkale Yenice’de maden arama projesine Danıştay’dan ret kararı

Çanakkale’de Yenice ilçesine bağlı Karaköy Köyü sınırları içerisinde maden aramak için yapılması planlanan “Jeoteknik Amaçlı 42 Adet Sondaj ve 7 Adet Yarma Faaliyeti” projesinde Danıştay, projeye verilen ÇED Gerekli Değildir kararını bozdu.

Çanakkale Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü 26 Ağustos 2016 tarihinde TECK Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılamak istenen  proje için “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararını vermişti. Yerel mahkeme ise karara karşı açılan davanın reddine karar vermişti.

‘Çevre tahribatı hakkında bilgiler eksik’

Avukat Ali Furkan Oğuz üç yılı aşkın süren hukuki mücadelenin ardından Danıştay 6’ncı Dairesi’ne yaptıkları temyiz başvurusunun sonuçlandığını ve kararın iptal edildiğini duyurdu. Mahkeme kararında iptal gerekçesi olarak projenin çevrede yaratacağı tahribatın Proje Tanıtım Dosyası’nda (PTD) açık bir şekilde yer almamasını gösterdi.

Kararda “Alanın orman yapısı göz önüne alındığında, yol yapımının, kalan meşcerede kalıcı ve verim düşürücü ekolojik bir etkiye neden olmayacağı hususlarının PTD’de yer almayan, yerel mahkemedeki bilirkişilerin önerisi ve öngörüsünden oluşan hususlar olduğu” anlaşıldı denildi.

Yenice Karaköy Göleti

‘Sayısı bilinmeyen miktarda ağaç kesilecek’

Bunun yanı sıra sondaj ve yarma noktalarına ulaşımın nasıl sağlanacağı, genişliğinin ne olacağı, ne kadar zaman alacağı ve burada oluşan hafriyatın çevreye zarar vermeden nasıl uzaklaştırılacağı veya depolanacağının belirsiz kaldığı da belirtildi.

Projede yapılmak istenen 42 adet sondaj ve yedi adet  yarma noktasına ulaşımın projenin gerçekleştirilmesinden bağımsız ele alınamayacağını savunan mahkeme, “erişim sırasında sayısı bilinmeyen miktarda ağaç kesilecek” dedi.

Hukuka uygun bulunmadı

Bütün bu eksik veriler ışığında ÇED Gerekli Değildir kararının hukuka uygun bulunmadığı çıkarımını yapan mahkeme, kararın iptaline karar verdiğini söyledi.

Mahkeme tarafından verilen tebligatı kamuoyuyla paylaşan Avukat Ali Furkan Oğuz “Yaşamına ve toprağına sahip çıkan, mücadeleden vazgeçmeyen tüm yaşam savunucularına saygı ile” ifadelerini kullandı.

İÜ’den koronavirüs araştırması: Vatandaş işsizlik ve aç kalma korkusu içinde

 

Fakültenin 24 hocasının kaleme aldığı 21 özel başlıktan oluşan raporda, Covid-19’un ekonomik, sosyal, siyasal, teknolojik boyutları ve demokrasiye etkileri derinlemesine irdelenerek çözüm önerileri sunuldu.

Rapora göre, özel sektörde çalışanların yüzde 51.32’si, kendi işini yapanların da yüzde 32.8’i işini kaybetme kaygısı yaşıyor. İnsanların yüzde 39.2’si ise gelecek iki ayda aç kalma ya da ihtiyaçlarını karşılayamama korkusuna kapıldı.

Üniversitenin ağırlıklı olarak kentli, eğitimli, orta ve üst orta sınıfları temsil eden kesim üzerinde yaptırdığı araştırma sonuçlarına göre, koronavirüs salgını yüzünden halkın yüzde 42’si gündelik işlerini yapamaz hale geldi, yüzde 65’inin huzursuzluğu arttı, yüzde 53’ünün uyku kalitesi bozuldu, yüzde 31’i hayatına yönelik kontrol duygusunu kaybetti, yüzde 39’u ise sürekli yorgunluk ve bitkinlik hissetmeye başladı.

‘Evden çalışabiliriz’

Editörlüğü Prof. Dilek Demirbaş, Prof. Veysel Bozkurt ve Prof. Sayım Yorğun tarafından gerçekleştirilen araştırmada, salgın öncesi fiilen çalışan nüfusun yer aldığı hanelerin (emekli, işsiz vb. hariç) yaklaşık yüzde 72’sinde tam, kısmi ya da dönüşümlü olarak hane dışına çıkarak çalışmaya devam edildiği tespit edildi.

Ayrıca bu hanelerin ortalama yüzde 56’sından her gün asgari bir bireyin ev dışına çıkış yaptığı belirlendi. Öğrenciler dahil katılımcıların yüzde 57’si işlerinin evden çalışmaya uygun olduğunu söylerken, yüzde 72’si online çalışmanın teşvik edilmesini istedi.

Konaklama, yiyecek ve seyahat sektörleri zorda 

Raporda, ekim ayına kadar etkisi sürmesi beklenen Covid-19 krizinin Türkiye’de turizmde en az 25 milyar dolar doğrudan ve çarpan etkileriyle birlikte 50 milyar dolarlık gelir kaybına neden olacağı tespiti yapıldı.

Raporda, salgından en çok zarar görecek sektörlerin başında konaklama ve yiyecek hizmetleri, seyahat acentesi, tur operatörlüğü ve diğer rezervasyon hizmetleri ve ilgili hizmetlerin geleceği, bu sektörleri ise yaratıcı sanatlar, gösteri sanatları ve eğlence hizmetleri, kütüphane, arşiv, müze ve diğer kültürel hizmetler, müşterek bahis hizmetleri, spor hizmetleri ile eğlence ve dinlence hizmetleri ve havayolu taşımacılığı hizmetlerinin izleyeceği belirtildi.

Çalışan kadının yükü arttı 

Rapor, karantina nedeniyle özellikle evden çalışan kadınların iş yükünün olağanüstü arttığı ve çocuk bakımı, temizlik ve yemek konusunda dışarıdan hizmet alma imkânını ortadan kaldırdığını da ortaya koydu. Kadınların normal koşullarda yaptıkları işlere çocukların uzaktan eğitim süreçlerinin takibi, teşviki, kontrolü ve geri bildirimi, sokağa çıkma yasağı getirilen (20 yaş altı, 65 yaş üstü ya da kronik hastalığı olan) aile efradının ve yakınların bakımı, alışveriş işleri, hijyen koşullarının yönetim ve organizasyonu, tedbir amaçlı yemek yapımı, hijyen ve sterilizasyon işlerinin de eklendiği tespiti yapıldı.

TMMOB: Seçim usullerine yönelik yasa değişikliği durdurulsun!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın baroların ve meslek örgütlerinin seçim usullerinin yeniden belirleneceğini açıklamasının ardından bu örgütlerle ilgili Meclis‘te tasarılar hazırlanmaya başladı. Söz konusu yeniden düzenleme girişimlerine baroların ardından bir tepki de Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘nden (TMMOB) geldi.

TMMOB, Birliğin yetkilerini daraltan ve seçim sistemini değiştiren 12 maddelik tasarıyla ilgili bir açıklama yayınlayarak yapılmak istenen düzenlemeleri eleştirdi.

‘Bakanlıkların vesayetinde olmak ismiyoruz’

Açıklamada kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarının meslek sahibi milyonlarca insanı temsil eden Anayasal kurumlar olduğu vurgulandı. Siyasi iktidar, bu durumu kendilerine engel olarak gördüğü belirtilen metinde “bu kurumların bağımsızlığını ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır” denildi. Açıklamanın devamında şöyle denildi:

Meslek alanımızı düzenleme adına yaptığımız belge hizmeti, yetkilerimizin elimizden alınması, denetim adı altında bakanlıkların vesayeti altına sokulmaya çalışılmamız ve seçim sistemlerimizin değiştirilmeye çalışılması kabul edilemez ve antidemokratik bir uygulamadır.

‘Tartışmasız olarak tümüyle reddediyoruz’

Açıklamada, TMMOB yasasında değişikliği öngören yasanın esas amacının, Birliğin “topluma ve doğaya ait olanı koruma çerçevesinde attığı adımları, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yok edilmesine karşı duruşunu ve kamusal yaklaşımını engellemek” olduğu belirtildi.

Meslek odalarının yasa değişikliği ile işlevsizleştirilmek istendiğinin savunulduğu açıklamanın sonunda şöyle denildi:

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası şubeleri ve bölge temsilcilikleri olarak meslek odalarını vesayet altına almak adına yapılması planlanan yasa düzenlemelerini hiçbir şekilde kabul etmiyor ve tartışmasız olarak tümüyle reddediyoruz. Meslek örgütlerimize yapılan hiçbir engelleme bizlerin bilimden, emekten, doğadan yana mühendisliği örgütlememize, bilgi birikimimizi toplumla, toplum ve doğanın yararına kullanmamızı engelleyemeyecektir.

Açıklamayı imzalayan şubeler şu şekilde:

TMMOB KMO Ankara Şubesi, TMMOB KMO Denizli Şubesi, TMMOB KMO Ege Bölge Şubesi, TMMOB KMO Güney Bölge Şubesi, TMMOB KMO İstanbul Şubesi, TMMOB KMO Bursa Şubesi, TMMOB KMO Kocaeli Şubesi, TMMOB KMO Samsun Şubesi, TMMOB KMO Trakya Bölge Şubesi, TMMOB KMO Eskişehir Bölge Temsilciliği, TMMOB KMO Trabzon Bölge Temsilciliği, TMMOB KMO Güneydoğu Anadolu Bölge Temsilciliği.

Yeni araştırma: Kendisini ikinci sınıf vatandaş hissedenlerin oranı yüzde 40’tan fazla

Denge ve Denetleme Ağı (DDA), geçtiğimiz 10 yılda vatandaşın demokrasi algısının nasıl değiştiğini incelediği Türkiye’de Demokrasi Talebi Raporu‘nun sonuçlarını paylaştı. Rapora göre, kendisini ikinci sınıf vatandaş hissedenlerin oranı yüzde 40’ın üzerinde.

KONDA’nın 2010-2019 yılları arasında 250 bini aşkın kişiyle yaptığı yüz yüze görüşmelerin sonuçlarıyla hazırlanan raporun sonuçları yeni tip koronavirüs salgını sebebiyle video konferans yöntemiyle basına duyuruldu.

Beş başlıkta demokrasi algısı

Dr. Meltem Ersoy’un sunduğu raporu, KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman değerlendirdi.

Rapor; “Hukukun üstünlüğü”, “Eşit vatandaşlık”, “İfade özgürlüğü”, “Örgütlenme özgürlüğü” ve “Yerel yönetimler” konu başlıklarını inceliyor.

‘Adil yargılama talebi çok yüksek’

Rapora göre 2010 yılında “Adalet sizin İçin ne anlama geliyor” sorusuna çoğunlukla; “Herkesin dini, kökeni, cinsiyeti, fikri, dili, rengi ne olursa olsun eşit olması” yanıtının alındığı raporda, 2016 yılında da cevapların değişmediği gözleniyor.

“Mahkemeler insanların ekonomik durumuna göre farklı karar veriyor mu?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 59’u ise, ‘evet’ diyor.  Dr. Meltem Ersoy, “Mahkemelerde bir eşitlik talebinin olduğunu, ancak tam bir inanç olmadığını görüyoruz” diye yorumluyor. Ersoy, olduğunu ifade ediyor.

‘Vatandaş Müslüman olmalıdır’

Araştırmaya göre katılımcıların yüzde yedisi, “Din, etnik köken gibi kriterler vatandaşlık kriteri olarak ne kadar önemlidir” diye sorulduğunda, ‘Vatandaş kesinlikle Müslüman olmalıdır’ diyor. Etnik köken ise yüzde 40’lık bir oranda önemli görünüyor.

Türkiye’nin demokrasi talebinin ölçüldüğü rapora göre; ‘Kimler vatandaş olabilir’ sorusuna; ‘Türk ırkından olmak gerekir’ diyenlerin oranı yüzde 62 iken, ‘Türkçe bilmeyenler olmasın’ diyenlerin oranı ise yüzde 65.

Kültürel miras kömür madenlerinin kuşatması altında

Avrupa Çevre Bürosu’nun (European Envirionment Bureau) yayın aracı META tarafından yazılan makale CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Sorumlusu Elif Cansu İlhan tarafından çevrildi.

*

Roberta Arbinolo “Arkeolojik sit alanlarını yutan kömür madenlerinden, dev kömür şirketinin bir katedrali yıkan buldozerine kadar fosil yakıtların en kirlisi kültürel mirasımıza karşı pusuda bekliyor ama daha her şeyi kaybetmedik” diyor.

Korona krizi toplumların ne kadar kırılgan olduğunu göstermişken, tarihi mirasımızı koruyabilmek kuracağımız daha iyi geleceğin temellerini oluşturacak.

Birkaç hafta önce Sırbistan Drmno köyünde madenciler yer altından bir sürpriz çıkardı. Kostolac açık maden ocağı sahasında muhtemelen Roma döneminden kalma üç antik gemi belirdi.

Gemiler, kurumuş eski bir nehir yatağında metrelerce çamur ve çakıl altında kalmış, muhtemelen bu yüzden yüzyıllarca zarar görmemişler, ta ki madenin kazı makineleri ulaşıp en büyüğünü ciddi şekilde tahrip edene kadar.

Sit alanını tehdit ediyor

Kostolac madeni ve kömürlü termik santrali Viminacium Antik Roma şehrinin yanında konumlanmış. Viminacium, MS 4. yüzyılda tahmini 40 bin nüfusla bir eyalet başkentiydi.  Pompeii’den daha büyük olan şehir Tuna’daki Roma savaş gemilerinin de üssüydü. Şimdi ise Sırbistan’ın en önemli arkeolojik sit alanlarından biri ve 1949’dan beri ulusal koruma altında.

Viminacium 2015 yılında dünya mirası olarak değerlendirilmek üzere UNESCO’nun geçici listesine eklenmişti. Ancak Drmno’daki madenin genişlemesi ve yeni bir santral ünitesi (Kostolac B3) inşa edilmesi sit alanının bütünlüğünü tehdit ediyor.

Orta ve Doğu Avrupa Banka İzleme Ağı (CEE Bankwatch Network) Enerji Koordinatörü Ioana Ciuta bölgedeki gelişmelerin sonuçlarının incelenmemesi hakkında uyarıda bulunuyor:

“Bölgedeki kömür operasyonları hızla gelişiyor, bu gelişimin etkilerinin ne olacağı hakkında kimsenin fikri yok”

Kostolac B3 ünitesi için yapılan Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) sonuçları inşaatın arkeolojik sit alanlarına zarar vereceğini hatta yok edebileceğini ortaya koydu.  Bu nedenle kamu şirketi Sırbistan Elektrik Enerjisi Endüstrisi’ne ÇED raporunda işlemlerini kültürel mirastan sorumlu uzmanlarla işbirliği içinde yürütmesi önerisi yapıldı.

Ancak maden genişletilmesi hiç bir etki değerlendirmesi yapılmadan başladı bile, bunu üzerine Sırbistan Ekoloji ve Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi (CEKOR)Enerji Topluluğu’na şikayette bulundu.

Ciuta, META için yaptığı yorumda: “Viminacium’da her yıl çığır açan yeni arkeolojik bulgular rapor ediliyor, bu paha biçilemez bir kültürel sit alanı ve önemli bir turizm merkezi olmalı. Kömür madeni tarafından yutulmasına izin vermek suç olur” dedi.

İstilacı kazıcılar ve tehlikeli gazlar

Boğazın öte yanında, Akdeniz medeniyetleri için önemli sembolik alanlar da kuşatma altında.Türkiye’de bir şehir olan Muğla’da, 880 arkeolojik sit alanı Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri ve bunların linyit madenlerinin etki alanında.

Linyit çıkarma sahasından en falza etkilenen tarihi bölgeler ise arkeolojik araştırmaların devam ettiği  Stratonikeia ve Lagina. Stratonikeia antik kenti aynı zamanda UNESCO dünya mirası adayı, Lagina ise her yıl 100.000 pagan hacının yanında pek çok yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen bir tapınak.

Fotoğraf © Servet Dilber, CAN Europe

Gündüzyeli: Bölgenin kültürel hafızası yok olacak

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Kıdemli Politika Koordinatörü Elif Gündüzyeli, META için yaptığı yorumda “Arkeolojik sit alanı içindeki kazı alanlarında kömür çıkarılmaya başlanırsa, sit alanları doğal ortamlarından kopacak ve bölgenin sosyal ve kültürel hafızası yok olacak” dedi.

Muğla’nın arkeolojik hazinelerinin maruz kaldığı tek tehdit kömür çıkarılması sebebiyle bütünlüğün yok olması değil, CAN Europe’a göre 3 termik santralin bacalarından çıkan gazlar sadece insan sağlığına değil kültürel varlıklara da zarar verecek.

Türkiye’nin ortasında, Konya’nın 500 km yakınıdaki arkeolojik sit alanlarının derecesi düşürüldü. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ilgın termik santrali için yapılması planlanan kömür madenlerine izin verebilmek için sit alanlarının derecesini düşürdü. Aktivist ve arkeologlar tarafından açılan dava sayesinde bakanlığın bu kararı mahkeme tarafından iptal edildi.

Ekoloji Kolektifi Derneği, bir yandan maden şirketine karşı kazanılan zaferi kutlarken, mahkeme kararına rağmen bölgede maden çıkarma için izin başvuruları devam ediyor ve kömür madenleri çevre etki değerlendirmelerinde yapılan düzenlemeden faydalanarak ön değerlendirme olmadan maden çıkarmak için fırsat kolluyor uyarısında bulundu.

Bir yandan da 1 Mayıs 2020’de Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından yayınlanan 2019-2023 stratejik planı, açıkca bürokrasiyi azaltarak maden izin ve lisansı verilme sürecinin hızlandırılması hedefini belirtiyordu. Planda iklim değişikliğinin adı geçmezken hedef kurulu yerli kömür kapasitesini 4GW’ye çıkarmak olarak açıklanıyor.

Kutluay: Gelecek fosil yakıtlara hapsediliyor

Kömürün Ötesinde Avrupa (EBC) kampanyacısı Duygu Kutluay META’ya verdiği görüşte: “Türkiye’nin fosil yakıtlardan adil bir geçişle çıkarak yüksek rüzgar ve güneş kapasitesine odaklanmak yerine enerji geleceğini fosil yakıtlara hapsetmesini görmek üzücü. Karar alıcıların yaklaşımı değişmezse önümüzdeki yıllarda da ülkenin kültürel mirası, zengin biyoçeşitliliği ve yurttaşlarının yaşam kalitesinin kömür madenciliği için hiçe sayıldığı örnekler görmeye devam edeceğiz” dedi.

Yıkılan Şehirler ve Kiliseler

Kömür hırsının tek kurbanları arkeolojik sit alanları ve Antik Roma şehirleri değil. Almanya’da Garzweiler linyit madeni sahasının genişlemesi için köyler haritadan siliniyor. Geçen yıl ise, 200 yıl sonra ilk kez bir Alman kilisesi bilinçli olarak yıkılmış.

İklim krizini tetikleyen kirletici bir yakıtın çıkarılması için kutsal bir binanın yıkılmasının sembolik durumu Almanya’da ve başka yerlerde bir öfke dalgası yarattı. St Lambertus kilisesinin 130 yıllık romanesk binası, kömür madenlerinin bitmek bilmez genişlemesine eşlik eden kültürel ve toplumsal yıkımın bir simgesi haline geldi.

Kömürün Ötesinde Avrupa’ya göre, köyleri yıkma planı eğer Almanya iklim taahhütlerini yerine getirir ve yeşil bir geleceğe doğru adil dönüşüm planlarını uygularsa, bu köylerin altındaki kömür de çıkarılmayacağı için daha da saçma hale geliyor.

Yıkılan ST Lambertus Kilisesi’nin Papazı Werner Rombach’a göre acil bir enerji dönüşümü kiliseleri ve evleri, ‘Tanrı’nın yarattıklarını’ ve insanların yaşam alanlarını süpürülüp gitmekten korumak için ihtiyacımız olan mucize. Bu konuda çalışan kampanyacılar ise kömürden adil bir çıkış için mucize gerekmediğinin altını çiziyor. Gereken sadece toplumların ve miraslarının iyiliğini çağdışı bu yakıttın önünde tutacak ve daha iyi, daha dirençli bir gelecek için adım atacak politik irade.