KadınManşet

[Özel Haber] Ötekilerin ötekisi kadınlar birbirini duydu

0

 

Yeşiller ve Sol Gelecek İstanbul Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında Ermeni, Suryani, Kürt ve Suriyeli göçmen kadınlarla birlikte “Kadınlar Birbirini Duyuyor” etkinliği düzenledi.  Sadece kadınlara açık olacağı belirtilen buluşma 9 Mart’ta Surp Haç Tıbrevank Derneği’nde gerçekleşti.

 

Dayanışma konuşmaktan geçiyor

Surp Haç Tıbrevank Derneği’nde kadınlar bir araya geldi, ötekilerin ötekisi olarak ortak sorunlar, algılar, yaklaşımlar, dilde ve zihinde hapis kalanlar konuşuldu.Salonda herkes kendi bakış açısından ne yaşadığını anlattı. Sorular soruldu nedenler üzerine tartışıldı. Konuşmaları farklılıklar zenginleştirdi. Katledilen bir kadının yaşam öyküsü bir kez daha hatırlattı ki; eğer örgütlülük olursa, kadınlar haklarını savunursa güçlü olunur, hukuksuzluğun önüne de ancak böyle geçilir.

Forumda kadın cinayetleri üzerine konuşulan bölümde; kadın cinayetlerinin politik olduğu vurgulanırken, hukukta kadının peşin yargılanması, delillerin dikkate alınmaması, kadının beyanlarının esas alınmaması eleştirildi. Bir kadının, başka bir kadını anlamak yerine onu yaftalamasının acıtıcı etkisi, toplumda kadının kendini belirlediği yer yeniden sorgulandı. Forumun sonunda ise kadınların birlikte hareket ederek daha güçlü olması, bütün kadınlar için mücadelenin gerekliliği, bir arada olmanın önemi noktalarında birleşildi.

 

Savaşta kadın

Suriye’den göçen Suryani kadınlar, Suriye’de savaştan mülteci kamplarına, oradan geldikleri İstanbul’da gördükleri yaşamları, karşılaştıkları zorlukları anlattılar. Yeni rejim ve eski rejimde Suryaniler olarak konumlarını aktardılar ve eski yaşamları için geri dönüş umudu olmadığını ifade ettiler.

Katılımcılar, tecavüzün, tacizin, yerinden etmenin herhangi bir etnik kimliğe mal edilemeyeceğini de vurguladı.

Yeşil Gazete olarak Suriye’den göç eden Suryani kadınlara savaşta hayatlarının nasıl değiştiğini, kadınların ne yaşadığını sorduk. İşte verilen yanıtlar…

 

Mardin’de yaşayandan daha özgürdük

“Yeni gelen rejimde göz tacizi, sözle tacizi gördük. Savaş ortamında kadınlara ne olacağı bilinmediği için, aileler kızlarıyla evlenmek isteyen erkekleri en azından başlarına bir şey gelmesin diye hemen evlendiriyorlar. Kadınlar okumak için Şam’a gidiyorlar, orada da baş örtülü olmaları için bir baskı var. Herkes korku içinde. Humus ve Şam’da kaçırılan kadın sayısı çok fazla, devlet kontrolü de yok. Taciz, tecavüz, kaçırma var, kadınlar tek başına dışarı çıkamıyor.”

“Esad diktatör olsa da olmasa da, eski rejimde daha rahattık. Suryaniler, diğer Arap ülkeleriyle karşılaştırıldığında burada daha rahattı, Arap statüsünde olunmasa da azınlıklar için ayrıcalık tanınıyordu. Gelecek rejim ne getirecek merak ediyoruz. Kamplarda kadın olduğumuz için baskı görmedik. Hıristiyan olduğumuz için, Esad yanlısı olduğumuz için baskı gördük. Türkiye’ye canımızı kurtarmak için geldik. Burada gördük ki özgür olarak tanımlansa da Mardin’de yaşayanlar bizim kadar rahat değildi, bizdeki demokrasi ortamı daha iyiydi.”

 

Sen akıllı kız çocuğuydun

Baş örtülü bir genç kadının, toplumda tanımlanan kadın formu hakkında konuşuldu. Baş örtülü olmanın, kadın olmanın, özgeciliğin önüne geçmesi ortaya konurken; “başı açık” olmak için edilen mücadeleden söz edildi. Kökenini ve etnik kimliğini paylaşmaktan neden çekinildiği  tartışıldı.

İşte o konuşmalardan satır başları…

“Ben baş örtüsünü tercih ettiğimde ortaokuldaydım, bana ‘Sen akıllı bir kız çocuğuydun, ne oldu?’ diye soruldu. Gerici olarak adledildim. Örneğin, ‘Sen başörtülüsün, fizikte nasıl başarılısın?’ gibi tepkiler aldım.”

“Medeniyet kadın üzerinden tanımlanıyor. Oradaki kadın formuna uyman bekleniyor, şekillendirme çok net görülüyor. Haydi kızlar okula kampanyasında, bazı kız çocukları uygun, bazıları değil. Bilgiye açık olmak neden belirli bir gruba ait?”

“Ben aleviyim. Liseye kadar yakın arkadaşlarımla bile paylaşmamıştım, paylaştığımda bana ‘aa hiç benzemiyorsun’ dediler, neye benzeyecektim ki?”

“Açık olmak için mücadele verdim ben de, içinde bulunduğum çevreden baskı gördüm. Şu anda da başını ört diyorlar, mahalle baskısı var ama nedeni kendi düşünceleri bu olduğu için değil, bu şekilde öğretildiğinden.

 

Olsun o da insan

Etnik kimlik farklılıklarının kadınların yaşamında nelere yol açtığının konuşulduğu bu bölümde Kürt ve Ermeni kadınların seslerine kulak verdik..

“Birbirimizi anlamak, farklılıklar üzerinden politika yapmak.. Ötekinin ötekisi post modern bir yaklaşım, bu da politikanın içini boşaltıyor.”

“Ben Bitlisli olduğumu söylediğimde komşum, ‘olsun tabi o da insan’ demişti. İstanbul’a yeni geldiğimiz sıralarda, Kürdüm deyince kuyruğum var mı diye bakmışlardı. Ben bile o an düşünüp, bakmıştım.  Kürtlere ev verilmiyordu. Çocuklarımız dışlanıyordu. Eşlerimize uzun süre durumu ifade etmedik. Gerçek bir insanlık mücadelesi verdik.”

“Ben Ermeniyim, bana neden farklı konuştuğumu soruyorlar. Ermeni olduğumu söylediğimde ‘aa hiç benzemiyorsun’ deniyor, nasıl benzeniyor? Bende hepinizden bir parça var, sizde de benim bir parçam. Basamaklandırmayı konuştuk, önce kadın olarak sonra azınlık kadın olarak, ötekinin de ötekisi yani. Dil burada aslında çok önemli, deyimlere bakarsanız görülüyor, her zulmün sebebi o. Türkiye’de Ermeni olarak yaşayınca hiçbir şey sizi şaşırtmıyor. Çalışacağınız yerlerde bu sorunu yaşayabiliyorsunuz, Ermenileri işe almıyorlar. Vergi veriyoruz, askere gidiyoruz, ama asker olamazsınız, örneğin.”

“En başta kanunla çatışıyorsun, başka şeyler için de çatışıyorsun. Ermeni bir kadın kilisede evlenir, orada erkeğe ‘eşine sadık olacak mısın?’ diye sorulurken, kadınaysa ‘eşine itaat edecek misin?’ diye soruluyor, bunlarla da çatışıyorsun. En çok sıkıldığım şey, en yakınındakinin seni kırması, farketmeden yapıyor: senin Ermenilerin şunu yaptı diyor, neden benim Ermenim olsun? Ermenileri çok sevdiğini söyleyenler var. Yanımdasın diye ben sana bedel ödemek zorunda mıyım?”

 

Haber: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kadın

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.