Köşe YazılarıManşet

Nusaybin’den açık mektup: “Bizi bu kurşunlar değil, sizin sessizliğiniz öldürecek”

Nusaybin’de görev yapan bir öğretmenimizin 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü‘nde kaleme aldığı açık mektubunu, 24 Kasım Öğretmenler Günü‘nün hemen arefesinde yayınlıyoruz

***

Nusaybin’de yasak 8. gününde… Nereden başlayacağımı bilemiyorum, kafam da duygularım da aynen bu kent gibi darmadağın.

Bu zor günlerde aklıma buraya atandığım ilk gün geliyor hep. Otogarına ilk ayak bastığımda, “Ne yapacağım burada ben şimdi?” diyerek çekinceyle baktığım Nusaybin geliyor gözlerimin önüne. Büyük endişelerle geldiğim fakat tanıdıkça çok sevdiğim Nusaybin… Hocam ne işin var otelde diyerek tanımadığı insana kapısını açabilecek o koca ve güzel yürekli insanlar, “Ne zaman başın sıkışsa buradayım hocam” diyen bakkal, veli ziyaretlerinde izzet ve ikram için ne yapacağını şaşıran, burnumu çektiğim için bana nane-limon yapan gönlü güzel insanlar… İnsani değerlere dair ne varsa hatırlamak istediğim, tek tek zihnimin köşelerinde geziniyor. Her bir evin, her ananın yüreğinde nasıl da ince bir sızı var. Gözlerinin en derininde saklı, nasıl da taşıyorlar acılarını diye aylarca şaşırdığım Nusaybin… Tozuna, toprağına, havasına alışmakta zorlandığım zaman zaman bıkıp usandığım güzel Nusaybin…

Elektriksiz, susuz, bomba, silah, top atışı seslerinden yaşanılmaz hale gelen Nusaybin

Nasıl da değişti bir anda her şey! İnsanın gözünün önünde her şeyin bir anda değişmesi ne kadar acı… Hatıralarımda saklı Nusaybin’den eser yok şu aralar. Elektriksiz, susuz, bomba, silah, top atışı seslerinden yaşanılmaz hale gelen, on binlerce çocuğun, on binlerce insanın eve hapsolmuş, karanlık, aç, susuz bir hayatı var artık burada. Her an ölüm korkusu var. Başını kapıdan dışarı çıkaramayan fakat sıkıntıdan odalara sığamayan insanlar var. Evlerinin damında, bisiklet süren çocuklar var. Sahi, siz hiçbir çocuğun evinin damında bisiklet sürmek zorunda kaldığına tanık oldunuz mu? Elini nereye atsan, gözünü nereye diksen ince bir sızı var Nusaybin’de. Kentin sokaklarına dahi taşması yasak olan sızı, yükselmesi yasak olan bir çığlık var… Kaplamış Nusaybin’in göğünü de kara bir bulut olup dağılmıyor…

78

Nusaybin’de 8 gündür sokağa çıkmak yasak. Bu yazımı Dünya Çocuk Hakları Günü’nde yazıyorum. Nusaybin’de en temel insani haklara sahip olmayan çocuklar var burada, öğrencilerimiz var. Nusaybin’de açlığa, susuzluğa, elektriksiz ve telefonsuz bir karanlığa mahkûm edilmiş insanlar var. Evinin bahçesinde, kapısının önünde her an ölümün yoklayabileceği insanlar var… Ve hepsi bir anda, “Bizi bu kurşunlar değil, sizin sessizliğiniz öldürecek” diyor. Duymuyor musunuz? Daha ne kadar sürecek bu sessizlik. Buna da mı alışacak tüm bu insanlar, bunu mu bekliyorsunuz?

Çok geç oldu artık… Tüm temel insani haklarından mahrum edilen bu insanların sesine ses vermek için çok geç oldu. Gıda stokları tükendi, sular ve elektrikler yok, kimseye ulaşılamıyor… İnsanlık onuru ayaklar altında…

Yeter artık! Kimsenin, insanları böyle bir karanlığa mahkum etmeye –gerekçesi ne olursa olsun- hakkı yok. Daha da geç olmadan, yasağa son verin… Daha da geç olmadan ses verin… Çünkü geç olduğunda geriye içimizi yakan pişmanlıklar kalacak, insanlık değil…

 

Nusaybin’den bir öğretmen