Yeşeriyorum

MH(AK)P VE İslamofobinin Faydaları

Ortadoğu’da oynanan büyük oyunda son yüzyıldır Türkiye’nin payına “özne” olmak değil “nesne” olmak düştü.

AKP mutlak İktidar için Türkiye’yi İsrailleştirme yolunda MHP’yle girdiği ittifaklara son halkayı ekledi ve Kuzey Irak’a Kara Harekâtı için Genelkurmayla birlikte düğmeye bastı. Aslında bunun işareti önceden verilmişti. Dışişleri Bakanı Babacan Kara Harekâtı’nın Masada olduğunu söylemişti. Açıklamanın üzerinden iki gün geçmeden TSK’ Kuzey Irak’a 10.000 Askerle girdi. Bu yazıyı yazdığım sırada Kuzey Iraktaki TSK Üssünün Peşmerge Güçleri tarafından kuşatıldığı yazılıyordu.

Iran yapmış olduğu açıklamada bu durumdan kaygılı olduğunu belirtiyordu. Irak Hükümeti muhtemelen TSK’ya bölgeden çık diyecektir ama doğrudan bir çatışmaya girmeyecektir. Eğer havada bir değişiklik olmazsa, yani ABD Kürtleri tamamı ile “satmaz” ise Peşmerge güçleri ile ciddi bir çatışma olmaksızın ABD ve AB’nin kınamaları ile Üs geçilmeyip, PKK’ya karşı daha Önce ABD’nin göz yumacağını söylediği sınırları ve hedefi net belirlenmiş bir operasyonu kapsamında nokta harekâtlar yapılıp, kalıcı olmayan bir süreç izlenecektir. Ki İndependent ABD’nin operasyondan haberdar olduğunu, bu harekâtın, kısa ve sınırlı olacağını söylediklerini yazıyor. Yani şu anki manzaranın da gözüken yanı bu operasyonunda tıpkı hava operasyonları gibi “gaz almaya” ve Türkiye’nin iyice ABD yörüngesine, Hükümetin de TSK’nın komutasına girmesine dönük olduğu.

Ama eğer bu öngörüm tutmaz ise o zaman ortada daha büyük bir oyun var demektir. Bu oyun uzun zamandır konuşulan İran ile Türkiye kapışmasının ön aşamaları olacaktır.

Yani ABD ve İsrail-ki edinilen bilgilere göre İstihbarat esas olarak İsrail İstihbaratı tarafından Süleymaniye’den sağlanıyor-Türkiye’ye Bölgede PKK’yı ezme ve KDP’ye gözdağı verme karşılığında ayrıca Kerkük ve Musul’da da verilecek bir sus payı karşılığı Türkiye’yi İran’ın önüne sürecektir. TSK’yla ve ABD ile yapılan anlaşma uyarınca zaten bölgede bağımsız politika izleme niyetini bırakan AKP bu süreçte MHP’lileşecek, MHP’de AKP’lileşerek Türkiye’nin başına Faşist cübbe giydirilmiş olacaktır.

Bu hükümetin Nükleer konusunda hızlı adımlarının da ardında bölgede ikinci İsrail olma heveslerinin yani Özal’ın kopyacısı olan AKP’nin onunki gibi emperyal hevesler uğruna ABD’nin ve dolayısıyla İsrail’in bölgedeki en büyük aktörü olmaya heveslendiğini gösteriyor.

Görülen o ki ilk AKP döneminde gördüğümüz ılımlı muhafazakâr çizgiden radikal muhafazakâr bir çizgiye geçen AKP, diğer hükümetler gibi İktidar uğruna TSK’ya teslim olarak İsrailleşmekte. Nitekim Türk halkı da giderek neo-ırkçı ve şahin bir üsluba kayıyor. Çatışmaların en sert döneminde bile bölgede demokratik gelişmelerden yana tavır alan, bölgenin sıkıntılarına yoğunlaşan Türkiye halkı, son yıllarda giderek daha faşizan bir çizgiye kayıyor.

Pragmatikliği eksene alan (bu noktada da usta Özal) AKP’de bu yükselen milliyetçi dalgadan, payına düşeni alacak biçimde çizgisini giderek daha milliyetçi bir konuma çekiyor. Başbakanın şahsında şahinleşiyor.

Kısacası AKP ve MHP birlikteliği Türkiye’nin İsrailleşmesi sürecini hızlandıracaktır. Hamiliğini ABD ve TSK’nın yaptığı bu süreçte AB’nin de sponsor olacağını söyleyebilirim.

İslamofobinin Faydaları

Neo-Liberalleşme süreci, AB’nin genişlemesi ve Euro’ya geçişle reel gelirleri düşen AB nüfusu, bu süreçte aynı Türkiye’deki gibi midesi ile düşünüp oy verdi. 11 Eylül sonrası esen sert İslam karşıtı rüzgârlar, ciddi bir göçmen sorunu da olan AB’de AB’nin genişlemesi sürecinde giderek bir birlik olma halinden çıkmasın karşı kökler dönme ile çare arayan sağ iktidarlar eli ile Irkçılık patladı.

İlk dönem iktidarında liberallerin ve sosyal demokratların ağırlıkta olduğu bir AB manzarası ile karşı karşıya kalan AKP AB’ye zorda olsa kabul edilmişti. Ama perşembenin gelişi Çarşambadan belliydi. Çekirdek AB olan Fransa-Almanya ekseninde aşırı sağın iktidar olması Kuzeyden esen sert İslamofobik rüzgârların AB’nin ortasına kadar ortamı soğutmaya yetti.
Bu soğuk iklim içinde Türkiye’nin havayı daha da soğutarak AB’ye kutup ikliminin hâkim olacağı söylemini diline pelesenk eden sağ böylece AB radyosundan parazitli yayın yapmaya başladılar.

Zaten meşruiyet sorunu olan ve AB’ye çok da hevesli olmayan bir tabana sahip olan AKP bir de Cumhurbaşkanlığı gibi ciddi bir meşruiyet sorunu ve içerde sıkışma hali yaşayınca AB ekseninde kararlı olmamaya yalpa vurmaya başladı. TSK ile yapılan pazarlıklarda mutlak iktidarın bedeli olarak Kürt politikasında şahinleşmeye teslim olan AKP, PKK’nın bu süreçte Faşizan sağın elini güçlendirmesi (Faşizan sağı sadece MHP’den ibaret saymıyorum asıl büyük özne CHP ve Kemalistler) ve ABD’ye karşı sert bir iklimin egemen olmasının da etkisi ile AB’den bulamadığı desteği ABD’den aradı. Bölgede sıkışan ABD’nin de açıkçası

Türkiye’de uydu fonksiyonu görecek bir siyasi yapıya gereksinimi vardı.
Böylece Kürtleri satmanın karşılığı hem kaybedilme tehlikesi olan TSK’yı (TSK’dan bir süredir Avrasya seçenekleri dillendirilip Rusya ve Çin’in içinde olduğu Şanghay İttifakı ekseninde yer almaktan söz ediliyordu) böylece hem AB’nin gelecekte bir rakibi olma tehlikesinden sıyrılan (Sağ iktidarların tümü de ABD’ile yağlı ballı konumdalar), hem de bağımız politika oynama riski olan (hatırlayın Şahdeniz havzasında ABD’nin can düşmanı İran ile ortaklık gündemdeydi) ABD, PKK sayesinde Türkiye’yi de yanına alarak bölgede gücünü arttırma yoluna gitmiş durumda.

AB’nin aksaklıklarına rağmen, üstelikte hazmı güç olan Türkiye’ye doğru genişlemesi aslında AB’nin küresel aktör olma ve Avrasya’da ABD’ye ve Rusya’ya Rakip güç olma politikasının bir sonucuydu. Ancak Avrupa sağı böylesi bir vizyondan yoksun ve bu vizyonun getirdiği riskleri göğüsleyemeyecek kadar da korkak.

Kemalizmin Sonu

Tüm bu süreçler Kemalizmin de sonunu getiriyor. Kara Harekâtı başlamadan önce MGK’da herkes Askerin AKP’ye sert çıkacağını ve AKP’nin de Türban kararından yüz geri edeceğini sanıyordu. Ama zaten türban sorusu sorulduğunda soruyu askerin bu konudaki görüşü belli diyerek geçiştiren Büyükanıt’ın AKP’yi bu konuda sıkıştırmayacağının işaretiydi. Ama olgu bundan ibaret değil Yargıtay Başkanına Rejim tehlikesi var mı diye sorulduğunda başkanın “var diyemem cevabı”, ihtimal ki Üniversite ile sınırlı bir türban serbestîsine Anayasa Mahkemesinin de yeşil ışık yakma durumunun varlığını gösteriyor. Dahası bir süredir türban üzerinden oluşan kutuplaşma da bu harekât ile sona erdi.

Nitekim Başbakanın “Gün birlik ve beraberlik günüdür. Gün devletimize ve milletimize sadakatimizi gösterme günüdür. Bu süreçte toplumsal psikolojinin iyi yönetilmesi önem taşımaktadır.” sözü 12 Eylülleşme sürecinin de işareti. Kısacası durum “Ver Türbanı Al Kuzey Irak’ı ” olgusunu gösteriyor. Yani artık her tür sürpriz beklenmeli.

Net olarak gözüken durum ABD’nin Iraktaki başarısızlığının getirdiği Ortadoğu Planlarını revize etme de Türkiye’ye ciddi bir rol düştüğü. Bunun içinde muhafazakâr bölgenin dilini konuşabilen bir aktöre gereksinimi olduğu. Yani Türkiye BOP’un tam ortasında yer alıyor. Bir dönem ortaya saçılan Kürdistan haritalarının da aslında Türkiye’yi bu sürecin ortasına çekme politikasının bir parçası olduğunu gösteriyor.

İşte bütün bu süreçler Türkiye’nin 28 Şubat sürecinden çıkarak, dinin devletçe birlik için kullanıldığı 12 Eylül sürecine geçileceğini ve Kemalizmin en azından bildik biçimi ile tasfiyesi anlamına geliyor.

Kemalistler ilk kez azınlıktalar ve muhalefet konumun düşmüş durumdalar. Artık İslama kökten tavır alan bir Türkiye olmayacak ölçülü bir muhazakârlık iklimi egemen olacak.

Peki tüm bunlar bazı liberal solcuların öngördüğü gibi Burjuva Demokrasisine giden yol mu. Net olarak hayır. Bu kısmi bir burjuva demokrasisi ya da isterseniz muhazakâr demokrasi. AB süreci tavsadı, toplumsal destek azaldı bu koşularda artık AB’nin ölçülerine uygun bir demokrasi olmaz. Hele de Kuzey Irakta sınırlı sayıda “şehit” cenazesi gelirse AB’yi de 301’i de uzun bir süre unutun.

Ana akım medya bir süredir Türkiye Malezya kıyaslaması yapıyordu. Yanlış Türkiye ne İran olacak, ne de Malezya. Türkiye şu an sağcı Siyonistlerin iktidarda olduğu, Dinci sağda kısmen tavizler verildiği İsrail olacak. Türkiye de Nevzat Yalçıntaş modeli bir Türk-İslam sentezi olacak. İslamofobi sayesinde sol Kemalizm tarihin mezarlığına doğru uygun adım olarak cenaze marş eşliğinde ilerlerken Sağ Kemalizm yani Türk-İslam sentezi genç askerlerin kanından kına yakılmış “kınalı koçlarla düğün” yapacak.

İkinci Cumhuriyet mi o şu an başka bir biçimde iktidarda, beklenen gerçek bir burjuva demokrasisi ise dünyanın 11 Eylül Sendromundan çıkışı ve AB’nin ırkçı kale Avrupa’sı olmaktan çıkışına bağlı.

Bir dahaki yazımda hem İsrailleşmenin serüvenini anlatırken, hem de bundan çıkışın dış konjonktürle bağlantısı sonucu ekonomik resesyon, Obama ve Solun umudu gibi konulara da kısmi bir giriş yapacağım.

Kategori: Yeşeriyorum