Editörün SeçtikleriEkolojiManşetTürkiye

Marmara’dan toplanan müsilaj nereye gidiyor, nasıl ‘bertaraf’ ediliyor?

Haber: İsa Uğur ERDOĞAN

*

Mart ayından beri gündemde olan Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorunu uzun süredir biraraya gelmeyen iktidar ve muhalefeti birleştirdi. Marmara’ya kıyısı olan belediyeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinasyonunda yüzeydeki müsilajı toplamaya başladı.

Peki deniz yüzeyinden toplanıp karaya çıkarılan müsilaja ne oluyor? Açıklanan her verinin ardından “bertaraf edildi” veya “bertarafa gönderildi” ifadeleri kullanılıyor. Ancak toplanan müsilajın nereye gönderildiği, ne şekilde bertaraf edildiğine ilişkin ilgili kurumlara sorduğumuz sorular yanıtsız kaldı.

Bizimle aynı kaderi paylaştığını öğrendiğimiz TMMOB’a bağlı Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Dursun Kahraman, müsilaja dair kurulan bilim kurullarına dahil edilmediklerini belirterek “Bu kurulların içinde kirletenler de vardır, buna karşı çözüm önerileri arayacakları örgütler yoktur. Buna alıştık demek istemesek de bu tür konulara iktidar tarafından emek, bilim ve doğa tarafından bakılmadığını biliyoruz. Ama İBB tarafında da aynı duyarsızlığa şahit olduk” eleştirisini getirdi.

Müsilaj toplama çalışmaları sona erdi

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Marmara Denizi’ni tehdit eden müsilajdan temizlemek için 22 maddelik bir eylem planını 6 Haziran’da açıklamıştı. Eylem planında Bilim ve Teknik Kurulu‘nun oluşturulmasından, Marmara’nın koruma alanı ilan edilmesine, atık su arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtma tesislerine dönüştürülmesinden denetimlerin artırılmasına kadar pek çok adım bulunuyordu.

Bakan Kurum, ikinci adım olarak düzenli şekilde deniz yüzeyinden ne kadar müsilaj toplandığını da açıklamaya başladı. Kurum, en son 7 Temmuz itibarıyla toplanan müsilaj miktarının 11 bin 84 metreküp olduğu duyurdu. Buna göre 6 Temmuz itibarıyla İstanbul’da 6.440 m³, Kocaeli’de 476 m³, Bursa’da 166 m³, Tekirdağ’da 154 m³, Balıkesir’de 811 m³, Çanakkale’de 919 m³, Yalova’2.118 m³ müsilaj toplandı. Devam eden günlerde ise toplanacak çoğunlukta müsilaj görülmediğini belirterek çalışma yapmadıklarını belirtti.

Bakanlık, eylem planında tüm tesislerin ileri biyolojik arıtma tesisine dönüştürülmesini hedefliyor. Marmara’ya kıyısı olan yedi kentin erişilebilir kaynaklardan öğrenebildiğimiz kadarıyla toplamda 170 arıtma tesisi bulunuyor. Bakanlığın hedefi için ise elde sadece 15 ileri biyolojik arıtma tesisi var.

Söz konusu tesisler atıksuları işledikten sonra akarsu aracılığıyla veya doğrudan derin deşarj yoluyla Marmara’ya gönderiyor. Müsilajın oluşmasındaki temel etkenin de bu olduğu biliniyor.

Kahraman: Katı atık tesisinde sıvı atık bertaraf edilemez

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Şile’de bulunan Kömürcüoda Düzenli Depolama Sahası’nda sürdürdüğü müsilaj bertaraf yöntemini sorduğumuz Kahraman şu değerlendirmelerde bulundu:

“İlk açıklamaları biliyorsunuz ‘bariyerle çevirdiğimiz müsilajı pompalarla tanklara alıyoruz, gönderiyoruz’ şeklindeydi. Bertaraf noktası neresidir, bertaraf yöntemi nedir, bununla ilgili hiçbir detay öğrenemedik. Sorduğumuzda ‘düzenli depolama sahası’ cevabı geldi. Sonrasında da bir yetkilinin videolarını izledik. Topladıkları malzemenin lagünlere verildiği, buradan sıvı kısmın sızarak hemen doğrudan denize karıştığı ve bu yolla da yeraltı sularının kirlenmesinin mümkün olmadığı gibi çok enteresan, bilimsel olmayan bir yöntem, video görüntüleri ile birlikte sunuldu.

Atık değerlendirme tesislerinin bir kısmını özel teşebbüs işletiyor. Bu tesislere söz konusu atıkların alınmasıyla ilgili baskı yapıldığı duyumları da aldık. Ama bir de kamunun elinde olan Şile’deki gibi tesisler var. Oraya doğrudan mı veriliyor, bilmiyoruz ama söz konusu atıkların bu tür tesislere verilebilmesi, ancak içerdikleri suyun belli bir oranın altında olması ile mümkün. Şile’ye gidiyorsa, orası bir katı atık tesisi, yani yüzde 90’ı su olan bir şeyi oraya veremezsiniz. Bir malzemenin yüzde 70’in üzerinde su içerdiği hallerde bu tesislere gönderilemez. Bu, ne teknik olarak doğru ne de bir bertaraf yöntemi.

 

Ahmet Dursun Kahraman, belediyenin yayınladığı bir başka videoda da “Deniz kenarındaki lagünlere dolduruyoruz. Deniz kenarına yakın olduğu için bu su, doğrudan denize sızıyor. Toprak kirliliği söz konusu değil” ifadelerinin kullanıldığına dikkat çekerek, “Suyun bir kısmı da buharlaşarak gidiyor. Buharlaşıp, koyulaşınca da bertaraf tesisine götürdüklerini söylüyorlar” dedi.

Deniz değerlendirme dışı’

ÇMO Başkanı,  kuruma ve buharlaşma açıklamasına da mesafeli:

“Onların ‘temizleme’ dedikleri uygulamadan elde ettikleri malzemenin bir-iki haftada oraya depolanabilecek kadar kuruması mümkün değil. Kurumasını bekliyoruz, göndereceğiz denilse, bir ölçüde kabul edilebilir. Ancak bu kadar süre içerisinde onun katı atık bertarafına gönderilmesi mümkün değil. Bu yöntemle kurutmaya çalışıp ondan sonra da vereceklerse de su yine denize gidecek. Yani her şekilde deniz yok, değerlendirme dışı.”

Müsilaj atıklarının bertaraf tesisine gidebilmesi için fiziksel ve termal yöntemlerle susuzlaştırılması gerektiğine vurgu yapan Kahraman, bertaraf yöntemlerinde sızdırma ve buharlaştırmadan bahsedildiğine dikkat çekti:

“Sızdırma kısmını gayet net anladık denize gidiyor, ama buharlaştırma kısmını bu kadar hafife kaçarak anlatamazsınız. Videoda görülen hafriyat çukuru benzeri ‘lagün’lerde bu mümkün değil. Buharlaştırma için malzemeyi yaymanız lazım; 10 bin metreküpten bahsediliyor, 20 cm kalınlığında yaysanız 50 dönüm alan lazım. İstenmeyen sonuçları düşünün, ki görüntüler basit hafriyat çukurları. O sürece gelebilmesi için de bayağı bir süre geçmesi lazım. Yani, daha bu yolla bertaraf edilmiş bir malzeme olmadığını anlıyoruz. Her şey bir yana müsilajı sadece yüzeyde görünen kısım olarak anlıyor ve anlatıyor gibiler.”

‘Siyasal algı üretme çabası’

Kurutma yönteminin bilimsel olmadığını vurgulayan Kahraman, şu ifadeleri kullandı:

“10 bin metreküp müsilaj topladık deniliyor. Daha önce de uygulanan, benzer kurutma yöntemleri arıtma çamurları için de olmuştur. Ama onların altı geçirimsizdir, alttan gelen su drene edilir, arıtma tesisine geri verilir. Drenaj dışında üzerinde kalan suyun da buharlaşması için 20 metre yükseklikte bir havuz yaparsanız, buharlaşmaz. Mesela 10 bin metreküp malzemeyi 20 santime yaymak için 50 bin metrekare bir yer lazım. Burada oluşacak istenmeyen durumları bir kenara koyun, öyle bir alan yok ortada.

Kendiliğinden kurutma yapmanın da bir tekniği var. Nasıl ki bahsettikleri ‘ön arıtma tesisleri’ ön arıtma tesisi; ‘derin deniz deşarjları’ derin deniz deşarjı değilse; burada ‘kurutma’ dedikleri de kurutma yöntemi değildir. Ayrıca ne süpürme, ne kurutma bu sorunun çözüm süreçleri içinde değildir. Bu çok palyatif, bilimsel olarak değerlendirilmemiş panik çözümleridir. Aslında asıl sorun da müsilaj değil, kirlilik ve siyasi iradenin olaya bakış açısıdır. Müsilaj, bu sorunların sonucu. Hele ki sadece yüzeyde görülebilir malzeme ile bağdaştırmak veya bu yollu algı üretme çabalarına girmek asla bilimsel değil doğrudan siyasi bir yaklaşım.”

‘Müsilaj nereye gidiyor hala net bir şekilde görmüş değiliz’

İBB Çevre Koruma Daire Başkanlığı tarafından yapılan “Müsilajı geçirimsiz tabakanın bulunduğu çukurlara” konulduğu yönündeki açıklamayı değerlendiren ÇMO Başkanı, “Bir çukur kazıyorsunuz oraya dolduruyorsunuz, bir de direkt denize gittiğini söylüyorsunuz. Çabuk buharlaşması için 30-20 santim arasında yaymanız lazım ki buharlaşma etkisini göstersin. Fakat gösterilen videodaki havuzlar böyle bir yer değil. Kepçeyle kazılmış, geçirimsizliği söz konusu olmayan toprak. Öbür taraftan baktığınızda müsilaj nereye gidiyor? Bunu hala net bir şekilde görmüş değiliz. Birbirinden farklı bir takım açıklamalar var. Biz, bu açıklamalar üzerinden ancak yorumlar yapabiliyoruz” dedi.

Bakanlığın ‘zararsız’ söylemi toplum suçudur

Müsilajla ve bertarafıyla ilgili oluşturulan Bilim Kurulu’nda Çevre Mühendisleri Odası bulunmuyor. Muhatap alınmadıklarını söyleyen Kahraman, sermaye külüplerinin ve iş insanları derneklerinin temsilcilerinin de bulunduğu kurul için iktidarın tavrına alışmasalar da artık rahatsız olmadıklarını ancak İBB’nin tavrına şaşırdıklarını kaydetti.

Bakan Kurum’un Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nın ardından kullandığı, “Yaptığımız ilk çalışmalar çerçevesinde; bugün itibarıyla müsilajın tehlikeli atık olmadığı veya toksik özellik göstermediğini tespit ettik” ifadelerini ve müsilajdan sabun ve gübre gibi çeşitli ürünlerin üretilebileceğine ilişkin yorumları sorduğumuz Kahraman’ın cevabı şöyle:

“Herkes müsilaj kelimesinin üzerinde dans ediyor. ‘Müsilajın içerisinde karbon vardır. Yoktur, zararsız değildir.’ Krem bile yapmaya kalktılar. Çevre Bakanlığı, ‘Müsilaj zararsızdır’ derken suç işliyor. Çünkü bir bakanlığın bu beyanı üzerine insanlar denize girse, denizden çıkan ürünleri tüketse zarar görebilir. Müsilajın zararsız olduğunu söylemek bir toplum suçudur.

İsminin içerisinde çevre kelimesinin geçtiği Bakanlık, bilim çevrelerinin, üniversitelerin, bizim gibi odaların Marmara’daki kirlilikle ilgili çalışmalarını hiç duymamıştır. Onu bırakın, denizanası istilasıyla isyan eden Marmara’yı görmemiştir. Bir gün sahilde dolaşırken su yüzeyinde alışık olmadığı bir görüntüyle karşılaşan, ‘bu nedir diye’ soran halk sayesinde bakanlık da durumu fark etmiş; bu da yetmemiş talimat beklemişlerdir. Şimdi de ‘müsilaj zararlı değildir’ diyerek toplum suçu işliyorlar.

O denize zararsız değil diye girelim, zararsız değilmiş yiyelim diye davranan toplumu buna iterseniz bunun sonucunda oluşabilecek en basiti göz, burun konjüktiviti gibi hastalıktan bakanlık sorumlu olacaktır. Müsilajın orada olmasından şunu biliyoruz ki; orası kirleniyor. Alg tek başına zararlı olmayabilir. Ancak o alg orada kirlilik yüzünden var. Kirlilik varsa orada ağır metal de vardır, patojen mikroorganizmalar da vardır. Bunun zararsız olduğunu söyleyerek büyük bir toplumsal sorumluluğu üzerlerine alıyorlar. Bu bir toplumsal suçtur.”

‘Deniz deşarjı artık tarla deşarjı mı olacak?’

Çevre Bakanlığı’nın, çevre politikalarında denetim ve planlamalar üzerindeki kamu gücünü kaldırdığını, bunları sermayenin güdümüne soktuğunu söyleyen Ahmet Dursun Kahraman, “Müsilaj sorununun ardından atıkların arıtıldıktan sonra denize deşarj yerine öncelikle endüstride, tarımda geri kullanılacağı laflarını duyuyoruz. Biz, geri kullanıma karşı değiliz, ancak iktidarın zihniyetiyle bunun denetlenmesi konusunda kaygılarımız var. Yüzlerce deniz deşarjı artık tarla deşarjları mı olacaktır mesela? Bu, karasal alanda yeni facialar yaratılması anlamına gelir” dedi.

Kahraman, yöneticilerin deniz deşarjları noktasında bir kıskaca girdikleri için yeni kaçış noktaları aradıklarını belirterek, “Bu siyasi irade ile sorun çözülmez. Bu son ‘denetim’ furyasında da kapattıkları bazı işletmelerin 9-10 gün öncesinde yine aynı bakanlığın denetiminde tam not almış olanları var. Bu da işlerin göstermelik, algı oluşturmaya yönelik, siyasi hamleler olduğunun işaretidir. Geri kullanım elbette çok önemlidir. Bizde bunu destekleriz ama bunun prensipleri vardır. Bu sistem içinde uygulanabilirliği yoktur” ifadelerini kullandı.

‘Nedenler olarak sıraladıkları kalemlerin tek adı kirlilik’

Asıl sorunun müsilajı yaratan kirlilik olduğunu kaydeden Kahraman şöyle konuştu:

“İktidara yakın akademisyelerin katıldığı bir zirvenin ardından yayımlanan bildirgede müsilajın nedenleri çözülmüş oksijen azalması, okyanusların asitlenmesi, karasal girdiler, gemicilik faaliyetleri, bir satır da kirlilik şeklinde sıralanmış. Bu, bilimsel bir sıralama değildir. Bunların zaten genel bir adı vardır: Kirlilik. Çözülmüş oksijen de kirliliktir, okyanusun asitlenmesi de kirliliktir, karasal girdiler de kirlenmedir. Bir ülke için kötü olan gemicilik faaliyetleri değil, o geminin balans sularını denize boşaltmasıdır.

Şubat ayında görüntü yoktu, ama Marmara kirli değil miydi? Bugünkü görüntü, o kirliliğin müsilaj olarak patlamasıdır. Yarın balık ölümleri, öbür gün anabolik ortam nedeniyle kokuşma, bir sonraki gün salgın hastalık olarak patlar. Müsilajdan anladıkları yüzeyi temizlemek.”

‘Marmara, iç deniz olduğu için korunmasız’

Yapılan temizleme çalışmalarını “Görsel kirliliği ortadan kaldırıp toplumsal rahatsızlığı yumuşatmak için yapılmış bir işlemdir” şeklinde değerlendiren ÇMO Başkanı Kahraman, Marmara Denizi’nin korumasız olduğunu kaydetti:

Ege, Akdeniz ve Karadeniz uluslararası anlaşmalarla bir ölçüde korunuyor olsa da Marmara bunlardan farklı olarak iç denizdir. Tamamen bize ait olduğu için de tamamen korunmasızdır. Sadece Marmara Denizi için değil, yurdun genelinde duyarsızlık ve boşvermişlik hüküm sürüyor. Kanal İstanbul yağmalamasına kalkınma denmesi ya da UNESCO gibi uluslararası örgütlerin dünyada korunması gereken ender yerler arasında gördüğü eşsiz vadilerin yüzölçümü 25 bin metrekareden küçükse ÇED raporuna gerek yok denmesi, büyükse ikiye bölünerek imara açılması gibi.

Marmara’yı koruma süreci geçildi artık, bu yıllar önce yapılacaktı. Bu andan sonra savunmadayız.”

*

NOT: Müsilajın en çok toplandığı ve en fazla atık tesisinin bulunduğu İstanbul’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü’nü arayıp kendimizi tanıttığımızda telefondaki sesin ilk sözü ‘Müsilaj demeyin sakın’ oldu. Ardından İl Müdürü’ne yönlendirilen telefon görüşmesi defalarca denememize rağmen yapılamadı.

Öte yandan konuyla ilgili çalışmalarını çeşitli çalışmalarla duyuran İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile görüşme çabalarımız da sonuçsuz kaldı. İSKİ iştiraki olan İSTAÇ’a, İSTAÇ ‘kamu kurumu oldukları için doğrudan yanıtlamayacaklarını’ söyleyerek İBB Basın’a, İBB Basın tekrardan İSKİ’ye yönlendirdi.

En nihayetinde Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler’e ulaşmaya çalıştık. Müsilajın nasıl bertaraf edildiğine ilişkin gönderdiğimiz soruların yanıtlanacağı söylenmesine rağmen aradan geçen iki haftalık zaman diliminde herhangi bir geri dönüş olmadı.