İklim Krizi

Kyoto Protokolü ikinci taahhüt dönemi – Kamil Çöllü

Geçen sene Durban’da yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’ndan sonra bu sene de Doha’da yapılan görüşmeler sonucu ülkemiz bir kez daha aynı ödüle layık görüldü: “Günün Fosili (Fossil of the Day)”.

Bu ödül, yenilenebilir enerji kaynakları açısından önemli imkânlara sahip olmamıza rağmen, sera gazı salımı için hiçbir şey yapmamıza ve ayrıca geçtiğimiz senelere kıyasla ciddi oranda sera gazı salımını arttırmamıza karşılık verildi. Ayrıca Kyoto Protokolü ikinci taahhüt döneminde, şimdiden azaltım hedefi belirtmeyeceğimizi açıklama cesaretini göstermemiz de bu ödülü hak etmemize yardımcı oldu.

Hatırlayacağınız üzere, geçen sene Durban’a Çevre Bakanımız yerine Kalkınma Bakanımız gitmişti. Bununla birlikte bu olayı, çevresel bir sorun olarak değil aksine, kalkınmamıza engel olacak bir durummuş gibi gördüğümüzü anladık. Sayın bakanımızın açıkladığı değerleri biraz incelediğimizde birbiriyle uyuşmadığını gördük.  Kendilerine göre ülkemizde kişi başına düşen sera gazı emisyonu, OECD ortalamasının 3’te biri, Avrupa Birliği ortalamasının ise yarısı kadar olduğuydu. Yani aslında bizim daha az sera gazı salımı yaptığımızı ve daha çok salım yapabilme limitimiz olduğu imajını verdi. Ancak bu açıklamaları yaparken 1990 – 2010 yılları arasındaki dönemde sera gazı salımı artışımızın %115 olduğu gerçeğini unuttuğunu sanıyoruz.

Durum böyleyken, bu yıl da farklı bir senaryo beklememiz ve “Günün Fosili” olmamamızı düşünmemiz hayal dünyasında yaşamak olurdu. Bu gidişatımız devam ettikçe ve bizler ülkemizin yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak yerine, dünyanın kömüre en yüksek yatırım yapan 4’üncü ülkesi olmayı seçtiğimiz sürece, muhtemelen, gelecek senelerde de en azından bir ödülü daha garanti altına almış bulunmaktayız.

Bu aşamada, bu ödülü garanti altına alabilmek adına daha önemli bir adım attık ve şimdiden Kyoto Protokolü ikinci taahhüt döneminde azaltım hedefi belirtmeyeceğimizi bildirdik. Aslında bunda şaşılacak bir durum yok.  İlk taahhüt döneminde işimize geldiğinde gelişmiş ülkeler kategorisinde olduğumuzu, işimize gelmediğinde de gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olduğumuzu söylediğimizi hatırlatmak isterim. 1990 yılından 2010 yılına kadar olan süreçte, sera gazı salımını %115 gibi bir oranda arttırdığımız yetmiyormuş gibi bir de Kyoto Protokolü ikinci taahhüt döneminde azaltım hedefi belirtmememiz de büyük bir cesaretti doğrusu.

Anlaşılan o ki, şu an ve bundan sonra sera gazı salımı için hiçbir şey yapmayacağız. Sayısı 23’ü bulan kömür santrallerimize yenilerini eklemek için harcayacağımız bütçeyi, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisinden elektrik üretmek için kullanmış olsak hem tavan yapmış olan sera gazı salımımızı azaltmış hem de kara bir leke gibi duran “Günün Fosili” ünvanından da kurtulmuş oluruz.

Sonuç olarak, Kyoto Protokolü ikinci taahhüt döneminde, birincisi için artık yapabileceğimiz bir şeyin olmadığını kabullenmeliyiz. Ancak, bulunduğumuz coğrafyada kendimizi bölgesel bir güç olarak göstermeye çalışırken, uluslararası iklim müzakerelerinde önemli bir rol oynayabileceğimizin ve bu konuda bölgemiz itibariyle gerçek bir lider olma fırsatını da elimizin tersiyle ittiğimizin farkına varmalıyız. Her zaman övündüğümüz, büyüyen ekonomimizin verdiği güçle sorumluluğumuzun farkına varıp, Kyoto Protokolü ikinci taahhüt döneminde azaltma hedefi belirtmeyeceğiz demek yerine daha ulaşılması mümkün hedeflerle hem elimize geçen bu fırsatı değerlendirebilmeli hem de bulunduğumuz coğrafyada gerçekten her konuda lider olabildiğimizi gösterebilmeliydik; tabi eğer gerçekten öyleysek.

 

Kamil Çöllü

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu

Kategori: İklim Krizi