Editörün Seçtikleriİklim KriziManşetTürkiye

[İklim Adaleti Kervanı-2] Köyden kente iklim adaleti çağrısı: Yola devam…

İklim Adaleti Kervanı Türkiye’deki kirleticilere karşı ‘iklim mücadelesi‘ diyerek çıktığı yola tam hız devam ediyor. İklim Adaleti Kervanı ilk durağı olan Muğla’da YK Enerji’nin maden ocaklarına karşı Akbelen Ormanı’nda İkizköylüleri ziyaret ettikten sonra, dün saat 12.00 sularında Aydın’a geçti. 

Aydın’dan önce Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy‘deki Akbelen Ormanı’nı ziyaret etmiş, burada YK Enerji‘nin kömür madeni projesine karşı birlik mesajı vermişlerdi. Kervana katılan Akbelenlilerle yolculuk Aydın’a doğru devam etti. Kervan otobüsüne İkizköy karavanı da eşlik etti. Ege yollarında doğayı tahrip eden madencilik ve termik santral tesislerinin sahiplerine, tam da söz konusu faaliyetlerin gerçekleştiği alanlardan seslenmek üzere bir arada olan aktivistler birlikte mücadele vermenin önemine değindi.

Kervan, karavan ve turunç: Yolcular değişiyor

Kervan yolculuğunda her bir noktada çevre aktivistleri birçok farklı bölgedeki çevre sorunlarına ilişkin fikir alışverişinde bulunuyor. Bu açıdan İklim Adaleti Kervanı yalnızca bir arada oradan oraya giden ve slogan atan insanlar topluluğu değil. Kervanın başından itibaren her bir soruna bir arada cevap aramaya çalışan bir topluluk gibi görünüyorlardı daha çok. Birçoğu daha önceden birbirini tanıyan aktivistlerden oluşan kervan yolcuları birçok farklı çevre platformunda yer aldıklarını ve yereldeki sorunlar için birçok çevre örgütü bulunduğunu konuşuyordu.

Otobüs ve karavanın  birbirini takip ettiği ve arada bir oyuncu değişikliği yaptığı Aydın yolunda turunçlardan, zeytin ağaçlarına; çevre örgütlerinin iletişim sorunundan, uluslararası iklim organizasyonlarına, veganlıktan doğa mücadelelerine kadar birçok konu konuşuldu. Ayrıca İstanbul’dan bölgeye giden aktivistlerin alandaki vatandaşları oldukça yakından tanıdığı ve iletişimde kaldığı da görülüyordu. Köylere kamyonet kasasında gidiliyor, madencilik sahalarında gerçekleştirilen faaliyetleri ve kesilen ağaçları göstermek için dakikalarca trekking yapılıyor, otostop çekenler gidecekleri yerlere ulaştırılıyor ve bir aradalığın mümkün olması için uğraşılıyordu.

Karavan ve Kervan arası yolcu değişimi/ Fotoğraf: Cansu Acar

İklim Adaleti Kervanı’nın olağanüstü sıkışık programı

Öte yandan ülkedeki kirleticilere dikkat çekmek üzere yola koyulan İklim Adaleti Kervanı’nın ilk gününde oldukça yoğun bir program yapılmıştı. Fakat söz konusu program rotası ve uğraması gereken yerler ve önemleri itibariyle tam manasıyla kirleticilere dikkat çekilebilen ve zamanın her birine yeterince ayrılabildiği bir kervan söz konusu olmadı. Aydın yolunda hızlıca hareket edilirken varış saati kaçırılıyor ve alana geç varılıyor.

Fotoğraf: Cansu Acar

Aydın Büyükşehir Belediyesi binası önünde toplanan iklim aktivistleri, kervan yolcularını bekliyor. Bir tiyatro gösterisinin ardından basın açıklamasına geçiliyor. Açıklamayı okuyan Yeşil Sol İklim Adaleti Çalışma Grubu’ndan Füsun Oğuz, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin geçenlerde yayımladığı ve en hafif tabiriyle “kırmızı alarm” olarak nitelendirdikleri rapora işaret ederek sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlandırmanın oldukça güç göründüğünü belirtiyor.

Bir yanda sıcaktan kendini parktaki sulara atan çocuklar bir yanda iklim adaleti eylemi

Aydın halkı ise söz konusu iklim adaleti eylemine ilgiyle bakıyorlar. Çocuklar kenarda iklim üzerine kendi aralarında konuşuyor, konuyu anlamaya; neden önemli olduğunu ve bu insanların neden şehrin en merkez noktasında böyle bir çabaya giriştiklerini kavramaya çalışıyorlar. Bir yandan kent oldukça sıcak, 22 derece. Çocuklar kent meydanındaki su parklarına atlıyor, serinlemeye çalışıyorlar. Bir yandan iklim aktivistleri iklim krizine dikkat çekiyor ve bundan en çok dezavantajlı kesimlerin zarar göreceğini belirterek “iklim adaleti” diyorlar. Kentin aynı noktasında sıcaklık bunaltırken bir yandan de iklim krizine karşı mücadele eylemleri yapılıyor.  

Fotoğraf: Cansu Acar

Fosil yakıtlara bağımlılık

Belediye önünde toplanan aktivistlerin basın açıklamasından önce alan, Aykaryay Oda Tiyatrosu’ndan Hüsnü Ertun‘un da aralarında bulunduğu tiyatro ekibinin oyununa sahne oluyor. Söz konusu oyunda iklim krizine dikkat çekilerek nükleer enerjiye, madencilik şirketlerine ve kömürlü termik santrallerin toplum sağlığına ve çevreye verdiği zararlara ilişkin tiratlar atılıyor. Oyunun ardından kalabalıklaşan belediye önünde, iklim aktivistleri basın açıklamasını sürdürüyorlar. 

Aykaryay Oda Tiyatrosu’nun Aydın Büyükşehir Belediye binası önünde sahnelediği oyundan bir kare/Fotoğraf: Cansu Acar

İklim krizinin öncelikli gündemi olması gereken söz konusu kritik dönemde Türkiye’nin fosil yakıtlara bağımlı bir enerji politikasını ısrarla izlemeye devam ettiğini vurgulayan grup, “Eylem planları yakın geçmişte açıklanan İklim Şurası’nda da kömürlü termik santrallere karbon yakalama öngörüsü, doğalgaz arama çalışmalarının desteklenmesi gibi fosil yakıtlara bağımlılığı devam ettirme kararlığı sergilenmiş, enerji politikalarının revizyonu COP27 öncesine ertelenmiştir” deniliyor.

Fotoğraf: Cansu Acar

Ekonomik krize rağmen artan sera gazı salımı

Mart sonunda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan sera gazı emisyonlarına değinilen açıklamada Türkiye’nin, COVID-19 pandemisine ve ekonomik krize rağmen 2020’de sera gazı salımlarını 2019’a göre yüzde 3 oranında arttırarak 524 milyon ton CO2 eşdeğerine ulaştığı hatılatılıyor.

İlgili haber: Türkiye’nin otuz yıllık sera gazı emisyonu karnesi

‘Enerjide toplumun ihtiyaçlarını değil, sermayenin çıkarlarını kollayan zihniyet’

Galip Yılmaz / Fotoğraf: Cansu Acar

Türkiye’nin, 2000’li yıllar boyunca özelleştirmeye ve sermayeye kaynak aktarımına dayalı Enerji Politikaları’nın hatalar ve çelişkilerle dolu olduğuna değinilen açıklamada “Enerji verimliliğini arttırmak ve tüketimini azaltmak yerine Türkiye, enerji tüketimini arttıran mega projelerle ve enerji ihtiyacı söylemi üstüne kurulu politikalarla enerji arzını arttırmış ve enerji tüketimini özendirmiştir. Enerjide toplumun ihtiyaçlarını değil, sermayenin çıkarlarını kollayan bu zihniyet, doğal varlıklarımızı ve halkın sosyal yaşantısını ağır tahribata uğratan enerji projelerine izin vermekte sakınca görmemiştir” deniliyor.

Jeotermal santral, hava kirliliği ve Ege

Ege Bölgesi’nin yıllardır mücadele ettiği jeotermal santrallerin bu durumun tipik bir örneği olduğunun da vurgulandığı açıklamada şu ifadeler kullanılıyor:

“Türkiye’de jeotermal santrallerin en yoğun olduğu iller Aydın, Denizli ve Manisa. Bu bölgeler aynı zamanda hem su kaynakları hem de tarım için ülke ekonomisinde son derece önemli olan Büyük Menderes ve Gediz Nehir Havzaları’nda bulunuyor. Bu iki havzada hem düşük hem de yüksek sıcaklıklara sahip birçok jeotermal kaynak yer alıyor.”

Yeşil Sol İklim Adaleti Çalışma Grubu’ndan Füsun Oğuz / Fotoğraf: Cansu Acar

Aydın ve enerji

Türkiye’deki jeotermal enerjide kurulu gücün yüzde 67’si Aydın’da bulunuyor. Açıklamada “JES tesislerinin, tabiat koruma alanları, milli park, SİT alanları, sulak alanlar vb. korunan alanların içerisinde ve yakın çevresinde yer almaması gerekirken, bölgede bu yasakların pek çok noktada ihlal edildiği görülüyor. Yöre halkı uzun yıllardır JES’lerin insan sağlığı ve ekosisteme verdiği yıkımlarla mücadele halinde” ifadelerine yer verildi. Halk doğa mücadelelerini şöyle sıralıyor:

  • JES’lerden salınan karbondioksit, hidrojen sülfür, metan, amonyak gibi yoğuşmayan gazlar hava kalitesi ve temel geçim kaynakları olan incir, üzüm, zeytin, pamuk üzerinde olumsuz etkiler yaratıyorlar. Hidrojen sülfür gazından kaynaklı çürük yumurta kokusu Aydın köylüsünü isyan ettirecek noktaya gelmiştir. Ayrıca bu gazların bir kısmı küresel ısınmayı arttıran sera etkisi yarattıkları için JES’lerin yenilenebilir enerji kapsamında değerlendirilmesi doğru değildir.
  •  Bunlara ek olarak Ege bölgesindeki jeotermal kaynaklarda arsenik, civa, bor, sülfat, kurşun, kadmiyum, selenyum, radon, klor gibi kimyasal maddeler bulunuyor. Bunların hemen hepsi çevre ve sağlık için çok zararlı. Kanser oranları Türkiye genelinde yüzde 18 iken, Aydın’da son yıllarda yüzde 40’ların üzerine çıktığı tesbit edilmiştir.
  •  JES şirketlerinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)  raporlarında belirttilen, zehirli kimyasallar içeren jeotermal akışkanı yeraltına, alındığı yere geri basma yükümlülüklerini yerine getirmiyor, kontrolsüz olarak nehirlere bırakmaktan çekinmiyorlar. Geri basma işleminin denetimi gereği gibi yapılmıyor; çevresel yıkımlara göz yumuluyor. Su varlıkları açısından, Büyük Menderes Havzası’nda jeotermal tehdidi altında olmayan bölge yok denecek kadar azdır. Buna bir de havaya salınan gazların asit yağmurları olarak geri dönüşü eklendiğinde içme suları dahil tüm su varlıklarımız, toprağımız ve yetiştirilen ürünler zehirleniyor.
  •  Kontrolsüz üretim sahalarında, özellikle civardaki tarım arazilerinde toprak çökmesi sorunu ile karşılaşılıyor. Yüzeyde bulunan, konut, yol vb., yapılar bu çökmeden olumsuz biçimde etkileniyor.
  •  Bütün bunlara ek olarak JES’lerin sıcak su borularında zamanla birikerek çökelen maddeleri temizlemek için halk dilinde tuz ruhu olarak bilinen Hidroklorür asit kullanılıyor. ÇED raporlarında belirtilmeyen, insan sağlığı ve çevre için çok zararlı olan tonlarca tuz ruhu, kullanıldıktan sonra derelere, toprağa bırakılıyor. JES’lerde temizlik sonrası yakın çevrelerinde toplu koyun ölümleri, arıların koloni halinde ölmesi gibi olaylar yaşanıyor.

“Aydın’da üretilen jeotermal enerjiden, yöredeki hiçbir sektör veya yöre halkı ucuz enerji olarak faydalanmamakta, jeotermal işletmeler Aydın’da işsizliğe çözüm olmamakta, aksine tarım ve tarıma dayalı yan sanayi ile birlikte Aydın’da 700 bin kişinin gelir-iş-gelecek güvencesi yukarıda saydığımız nedenlerle JES’ler tarafından yok etmekte ve ekosistem geri dönüşü olmayan bir yıkıma maruz bırakılmaktadır” şeklinde çağrıda bulunan çevre aktivistleri açıklamaya şöyle devam ediyorlar:

“Bu gerçekler yıllardır bilinmesine ve dile getirilmesine karşın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2019-2023 Stratejik Eylem Planı’nda Jeotermal Enerji kapasitesinin yükseltilmesi öngörülmüş, 11. Kalkınma Planı’nda da jeotermal kaynak arama, üretim, AR-GE faaliyetlerinin arttırılacağı belirtilmiştir.

Ege Bölgesi’nde sebep oldukları insan sağlığına tehditler, ekosistemde ağır tahribatlar, yöre halkının ekonomik gelirinin yok edilmesi gibi önemli yıkımlara karşılık toplam 63 Jeotermal santral, Türkiye’de elektrik kurulu gücünde 1.676 MW ile sadece yüzde 1,7’lik paya sahip ve 2020’de elektrik üretiminin ancak yüzde 3’ünü karşılamıştır.”

Bunca çevresel kirliliğe ve iklim krizini arttıran salımlara yol açan JES’lerin temiz enerji olmadığını ve yenilenebilir olmadığının dile getirildiği açıklamada “Türkiye’nin JES’lerden sağlanacak enerjiye ihtiyacı yoktur. İklim Adaleti Koalisyonu olarak tüm Jeotermal Santrallerin derhal kapatılmasını talep ediyoruz” deniliyor.

İklim Adaleti Kervanı buradan bir sonraki durağı olan İzmir Aliağa Termik Santrali’ne doğru hareket ediyor. Kervan, her gittiği bölgede biraz daha kalabalıklaşarak yoluna devam ediyor.