İfade ÖzgürlüğüManşetTürkiye

Kavala: İyimserliğimi koruyabilmem mümkün değil

Silivri Cezaevi’nde bu ay sonunda 30’uncu ayını dolduracak olan hak savunucusu ve iş insanı Osman Kavala çıkarılan infaz düzenlemesinin ardından ilk kez bir mektup kaleme aldı. “Silivri’den 2,5 yıl sonra” başlığıyla yayınladığı yazıda Kavala, gelinen bu noktada iyimserliğini korumasının mümkün olmadığını söyledi.

Kavala tutuklu yargılandığı Gezi Davası’nda beraat etmiş sonrasında ise hakkında 15 Temmuz soruşturması kapsamında tutuklama kararı verilmişti. AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm etmesine neden olan dosya nedeniyle Kavala’nın tahliyesine karar verilen Kavala, hemen ardından casusluk suçlamasıyla tutuklandı. Böylece, AİHM kararına aykırı hareket etmeden, Kavala’nın tutukluluğu sağlandı.

‘Ne kadar kalacağımı kestirmek mümkün değil’

Osman Kavala tarafından kaleme alınan ve avukatları aracılığıyla iletilen metinde şu ifadelere yer verildi:

Bu ayın sonunda tutukluğumun otuzuncu ayı tamamlanmış oluyor. Kurgulanan yeni, üçüncü suçlamadan dolayı Silivri’de daha ne kadar kalacağımı kestirmem mümkün değil.

Ekim 2017’de gözaltına alınmamdan 16 ay sonra ortaya çıkan iddianamenin siyasi mesajlardan etkilenerek hazırlandığını, ayrıca FETÖ üyeliğinden suçlanan emniyet görevlileri ve savcıların yıllar önce üretmiş oldukları kurguyu ve hukuksuz telefon dinlemelerini temel aldığını gördük.

‘Somut delil yok ve mantıksız’

Tutuklanmamın ve bu davanın, iddianamede hiçbir somut delil bulunmaması ve birçok mantık kopukluklarından dolayı, yargıdaki vahim sorunlara yansıtılan çarpıcı bir örnek teşkil ettiğine, hukuksuz uygulamaların anlaşılmasına ve sonlandırılmasına katkıda bulunacağına inanıyordum.

Adalet Bakanı’nın geçtiğimiz yıl yargı reformu girişiminin amaçlarını anlatırken yargı meşruiyetine zarar veren özgürlükleri kısıtlayıcı uygulamalardan söz etmesi de bana umut vermişti.

‘Keyfiyet yargıda meşruiyet kazandı’

Ancak gelinen noktada iyimserliğimi koruyabilmem mümkün değil. Bunun tek nedeni tutuklanmamı uzatmak için Cumhurbaşkanı’ndan güç aldığı anlaşılan organize bir çabanın sürdüğünü görmem değil.

Beni asıl karamsarlığa sevk eden, evrensel hukuk normlarını bağlayıcı kabul etmeyen, yasaları hukuki temellerinden kopartarak keyfi biçimde kullanan anlayışın yargıda meşruiyet kazanmış olması.

‘Tahliye sonrası tutuklama normalleşti’

Özel yetkili mahkemelerde Gülenci yapılanmanın etkin olmasıyla sistematik hale gelmiş olan hukuku araçsallaştıran uygulamaların devam ettiğini görüyoruz.Tahliye sonrası tutuklama uygulaması normal bir tasarruf haline geldi.

Yargı Reformu Paketi’nden sonra gazeteciler mahkum oldular, tutuklanmaları devam ediyor. Yerel idareciler yıllar önce işlendiği iddia edilen suçlardan dolayı tutuklanıyorlar.

Benim de başıma gelen ve manevi işkence olarak tanımlanabilecek olan tahliyelerden sonra yeniden tutuklama uygulaması, normal bir adli tasarruf haline gelmiş durumda.

Gezi Davası yargılaması. Çizer: Tarık Tolunay

‘Kalıcı hasara yol açıyor’

Kamuoyunca yakından bilinen örneklerle sınırlı kalmadığını tahmin edebileceğimiz bu hukuksuz uygulamalar, neden oldukları vahim hak ihlallerinin yanı sıra, yargı kurumunda da kalıcı hasarlara yol açıyor.

Hukuksuz tutuklama uygulamaları, masumiyet karinesine ve kişi özgürlüğüne duyarlılığı sistematik olarak tahrip ediyor.

Deliller ciddi bir şekilde incelenmeden, somut delil olmadan hazırlanan iddianameler, tutuklama ve mahkumiyet kararları hukuki kanaatlerin sağlam gerekçelere dayandırılması zorunluluğunu gereksiz hale getiriyor, hukuk dışı etkilere açık ve mantıki temeli çürük akıl yürütmeleri meşrulaştırıyor.

‘Hukukla ilgili duyarlılık geliştiğine inanıyorum’

Bütün bunlara rağmen, toplumda adalet ve hukukla ilgili ciddi bir duyarlılığın da gelişmekte olduğuna inanıyorum.

Umarım son çıkarılan infaz yasasındaki bariz ayrımcılık, gerçek suçlarla siyasi nitelikli sanal suçlar arasında iktidarın göz ettiği farkı, hukuki davranış ile hukukun araçsallaştırılması arasındaki farkı çok daha açık biçimde göstererek, bunun vahim sonuçlarının kamuoyu tarafından kavranmasını hızlandırır.