İklim ve EnerjiManşet

Karbon köleliğinden kurtulmak: Nijerya’dan bir manzara

Nijer Delta'sında yaklaşık 17 milyar kübikmetre doğalgaz yakıldığı tahmin ediliyor. Bu miktar Almanya ve Fransa'nın toplam yıllık doğalgaz tüketimini karşılamak için yeterli (Dünya Bankası verilerine göre). Fotoğraf: Chebyshev1983

İklimde yaşanan değişikler adına yapılan görüşmeler neredeyse hiçbir işe yaramadı. Bu yüzden Nijeryali aktivist Adesuwa Uwagie-Ero bizi tarihsel bir yolculuğa çıkarıyor ve iklimsel adalete doğru uluslararası bir değişim için gerekli bazı muhtemel yollardan bahsediyor. Uwagie-Ero‘nun New Internationalist‘de kaleme aldığı yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Aslınur Akdeniz‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Geçtiğimiz ay 190’dan fazla milletten hükümet Paris’te gerçekleşen iklim değişikliği hakkındaki yeni küresel anlaşma için toplandığında Nijerya hâlâ bazı temel problemlerle baş ediyordu. Bu problemlerin arasında gittikçe artan yoksulluk, sel, Güney’deki doğalgaz yakımı, Kuzey’de yükselen çölleşme tehditi, sektör koordinasyonundaki eksiklikler ve nüfus patlaması bulunmaktadır. Tüm bunlar bize besin sağlayan sistemler, su kıtlığı ve sağlık üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Petrol ve doğalgaz sektörünün etkileri üzerinden Nijerya’daki çevrenin üzücü durumu en iyi şekilde görülebilmektedir.

Nijer Delta'sında yaklaşık 17 milyar kübikmetre doğalgaz yakıldığı tahmin ediliyor. Bu miktar Almanya ve Fransa'nın toplam yıllık doğalgaz tüketimini karşılamak için yeterli (Dünya Bankası verilerine göre). Fotoğraf: Chebyshev1983

Nijer Delta’sında yaklaşık 17 milyar kübikmetre doğalgaz yakıldığı tahmin ediliyor. Bu miktar Almanya ve Fransa’nın toplam yıllık doğalgaz tüketimini karşılamak için yeterli (Dünya Bankası verilerine göre). Fotoğraf: Chebyshev1983

Birleşmiş Milletler Ekoloji Programı’nın (BMEP)1 yaptığı değerlendirmeyle, doğal varlıkların 50 yıldan fazla süren pervasız bir şekilde sömürülmesi sonucunda Ogoni çevresine yapılan tahribat belgelenmiştir. BMEP, aktif petrol çıkarımının aslında 1993’te sonlandırıldığı Ogoni ekolojisini arındırmak için yaklaşık 30 yıllık bir çalışmanın gerektiğini tahmin etmektedir.

Raporun yayımlanmasının ardından 4 yıl geçmesine rağmen bu gayet belirgin olan ekolojik kriz için çok az şey yapılmıştır. Yalnızca son dönemlerde Muhammadu Buhari başkanlığındaki Nijerya yönetimi arınma projesine 10 milyon dolar değerinde bütçe ayırmıştır. Siyasi tartışmalarımızın ve aksiyon planlarımızın kalbine bu ekolojik soruyu yerleştirme zamanı artık gelmiştir. Biz çevrenin insanlarıyız: Hayatlarımız, kültürlerimiz ve üretimimiz doğayla iç içedir.

Güçlünün zayıfa verdiği gözdağı

Sera gazı salımı azaltımı hakkındaki hâlihazırdaki anlaşmaların süresi 2020’de dolacaktır. Geçtiğimiz ay, önümüzdeki on sene içinde ve hatta sonrasında ne olacağı ile ilgili Paris’te hükümetler bir anlaşmaya varmıştır. Yakın gelecekte dahi egemen enerji kaynağının fosil yakıtlar olacağı iyimserliği aldatıcı ve gerçekten uzaktır. Hidrolik kırılma gibi aşırı yöntemlerle petrol çıkarılmaya devam edilebilir fakat bu iklim değişikliğine sebep olan fosil yakıtlardan uzaklaşmamız anlamına gelmemektedir.

Doğaya yapılan sömürünün boyutu akıl almaz bir zirveye ulaşırken, tüccarlar artık doğayı bir spekülasyon malzemesi ve bütünüyle bir meta olarak algılamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma gibi kulağa hoş gelen kavramlar beyinlerini meşgul etmekte ve en kara sektörlerin bile tutunduğu ‘yeşil ekonomi’ ifadesi doğanın artık savunulamayacağında ısrarcı olan bir platforma dönüşmektedir. Bu şekilde doğaya parasal bir değer atfedilmekte ve doğanın kendi öz değeri kesinlikle göz ardı edilmektedir.

İklim değişikliği Taraflar Konferansları (COP)2, seneler içinde güçlülerin zayıflara gözdağı verdiği ve sorumluluklardan kaçınılarak milli ve bölgesel çıkarların dar alanında hareket edilen toplantılar hâline gelmiştir.

Yıkıma doğru giden bu hızlı iniş ilk olarak Kopenhag’daki COP15’te temellenmiştir. Cancun’da gerçekleşen COP16’da, oy birliği kavramının ‘çoğunluğun anlaşması’ olarak yeniden tanımlanmasıyla da kökleşmiştir.

Durban’daki COP17 ise gezegen çoktan alev almışken, çözüm için gerekli eylemlerin akıl almaz bir şekilde ertelenmesiyle bunun üstüne tuz biber olmuştur. Birleşmiş Milletler, Kanada, Japonya ve Avusturalya gibi milletler çalışmaları açık bir şekilde sabote etmiştir. Bazıları ise yasal ve meşru formatlarda gerçekleşen katılımları önleyecek kadar ileri gitmiştir.

Doha’daki COP18 de bir hayal kırıklığı olmuştur çünkü liderler boş bir tenekeden çok ses çıkarmaya devam etmiştir. Doha’yı takip eden Bonn ve Cenevre’deki görüşmeler de özellikle sera gazı salımlarını kısıtlama sözleri ve azaltımı için yapılan eylemler konusunda gelişmiş, gelişmekte olan ve farklı şekilde gelişmiş milletler arasındaki gerilimi göstermeye devam etmiştir.

2013 Mayıs’ında Cenevre’de yapılan görüşmelerde gelişmiş ülkeler yasal olarak bağlayıcı ‘bir dizi anlaşma’yı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere dayatmıştır. Fakat devletlerin duruşlarında bilim değil kendi milli kapasitelerine ve koşullarına göre belirledikleri hedefler baz alınmıştır. Küresel sıcaklık artışını 2°C ile sınırlandırmak amacıyla değişimin periyodik olarak gözden geçirilmesini talep etmişlerdir.

Tüm bu gelişmeler bizi şu can alıcı soruyla baş başa bırakmaktadır. COP süreci dünyanın iklim değişikliği ile baş etmesine gerçekten yardımcı olmuş mudur?

Karbon sömürgeciliği

İklim değişikliği büyük bir mesele hâline gelmiş ve bu süreçte alınan yanlış kararlara da alkış tutulmuştur. Küresel ısınmanın fosil yakıtların kullanımı gibi zehir saçan hareketlerle atmosfere pompalanan büyük miktardaki sera gazı sebebiyle ve dahası insan eliyle gerçekleştiği uzun süredir açıktır. Buna rağmen milletlerin ve kurumların tercih ettiği çözümlerin yanlış olduğu da ortadadır.

Bu çözümler çoğunlukla yanıltıcı olan karbon dengeleme fikrine dayanmaktadır. Bu fikrin kendisi insanlığın problemlerinin çözümü için gerekli olan anahtara finansal piyasanın sahip olduğu inanışı üzerine inşa edilmiştir.

Karbon ilk kez 1997 senesinde Kyoto’da gerçekleşen Taraflar Konferansı’nda piyasaya sürülmüştür. Bu şu anlama gelmektedir: Kirlilikten sorumlu olanlar, karşılığında nakit para (karbon vergisi) ödemeleri şartıyla ya da zaten bir yerlerde var olan ağaçlar bu sorumluların salımını yaptığı karbonu emdikleri sürece buna devam edebilir. Kirliliğe neden olanlar, yaptıkları bu telafiler aracılığıyla üstüne üstlük hoşgörülü olan taraf rolünü de oynamaktadır.

Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM)3 bazı telafi şemalarını içerir. Bu şemalarda, karbon salımının azalmasına yardımcı olan projeler karbon kredisi kazanmaktadır. Ciddi anlamda çirkin olan bazı projeler bile CDM listesinde bulunmaktadır.

Doğalgazdan enerji üretimini amaçlayan projelerin diğer durumlarda petrol üretim tesislerinde yakılacak olan gazın kullanımını sağlamaları ilk bakışta mantıklı gelmektedir. Fakat şunu da unutmamak lazımdır ki doğalgaz yakımı 1984’den beri Nijerya’da yasaktır. Dahası Iwerekhan, Delta eyaletinde Shell’in doğalgaz yakım faaliyetlerine karşı çıkarılmış yüksek mahkeme kararı bulunmaktadır. Mahkeme doğalgaz yakımının yasadışı, anayasaya ve insan haklarına aykırı bir hakaret olduğu kararına varmıştır. Bu hüküm 2005 yılı Kasım ayında verilmiştir fakat alevler hâlâ gürlemeye devam etmektedir.

CDM için nitelikli olan projelerin mekanizmaya ‘yeni değerler’ katmaları beklenmektedir. Fakat Nijerya Çevre Hakları Eylem kurumu eski yöneticisi Nnimmo Bassey’nin de belirttiği üzere ‘böyle bir faaliyet için gösterilen tüm telafi çabaları mantık dışıdır. Çevresel sağlığın tehdidine ve iklim değişikliğine rağmen devam eden doğalgaz yakım faaliyetleri kurumsal yüzsüzlüğün en belirgin göstergesidir. Alevlerden, insan sağlığını fazlasıyla etkileyen diğer zararlı maddelerin yanı sıra karbondioksit, metan, azot, sülfür oksit gibi sera gazları yayılmaktadır.’ Yani tam da köleliği aştığımızı düşünürken, sadece karbon sömürgeciliğinin değil aynı zamanda karbon köleliğinin de içine doğru sürüklenmekteyiz.

REDD mekanizmasını anlamak

Piyasa mekanizmaları, Ormansızlaşma ve Orman Tahribatında Emisyonların Azaltılması (REDD)4 projesini 2009 senesi Bali İklim Görüşmeleri’nde sahneye koymuştur. REDD ve türevleri, bir ormanın ya da ekili alanın, çevreyi kirletenlerin yaydıkları karbonu emdiğini ‘göstermektedirler’. Böylece REDD projeleri kirliliğe izin vermektedir ve sera gazı salımlarını azalttığını söylemek imkansızdır. Zaten proje isminin kendisi şaka gibidir: REDD ağaçsızlaşmayı durdurmamakta fakat en iyi ihtimalle ötelemekte ve sorunun sadece adını değiştirmektedir. REDD, en basit ve saf hâliyle ticari bir entrikadır.

Mart 2013’teki Tunus Dünya Forumu’nda iklim sahasından gelen bir bildiri ‘doğanın ve insanlığın geleceğinin karbon ticareti ve REDD gibi finansal ve şüpheli mekanizmaların eline bırakılamayacağında’ ısrarcı olmuştur ve ‘Temiz Kalkınma Mekanizması gibi REDD de iklim değişikliğine getirilen bir çözümden ziyade sömürgeciliğin yeni bir formudur. Yerlilerin, yerel toplulukların ve çevrenin tarafını tutacak olursak REDD ve benzerlerine karşıyız. Sera gazları kirliliğine karşı sünger görevi gören gezegenimizin okyanuslarını, deniz yosunlarını, rizoforalarını, topraklarını, çiftliklerini ve ormanlarını ele geçirmelerine karşıyız…’ demişlerdir.

REDD’siz Afrika Ağı (NRAN)5, bizlere Mozambik’te yaşanan bir olayı hatırlatmıştır. Burada yürütülen bir çalışma N’hambita REDD projesindeki binlerce çiftçinin yedi yıl boyunca sürecek ağaç bakımı için çok az para aldığını göstermiştir. ‘Anlaşma 99 yıl sürdüğü için eğer çiftçi ölürse, çocukları ve onların da çocukları herhangi bir telafi ya da katkı payı olmadan ağaçlara bakmaya devam etmek zorundadır. Bu karbon köleliğinin açık bir vakası olarak yorumlanmaktadır.’

Agroyakıtlar6 ve Teknofiksler7

Sunulan yanlış çözümlerden bir diğeri de fosil yakıtların yerine agroyakıtlarının koyulabileceği iddiasıdır. Fakat agroyakıtlarda da fosil yakıt paradigmaları kullanılmakta ve aynı seviyede kirlilik gerçekleşmektedir. Dahası, bu çözüm büyük çaplı arazi tecavüzünü tetiklemiştir. En gelişmiş hâlleriyle bile agroyakıtlar fosil yakıtların yerini alamamaktadır. Çünkü ekinleri yetiştirmek için gerekli olan toprak miktarı ve üretim için lazım olan hammadde Dünya’da henüz bulunmamaktadır.

Jeomühendislik ve tarımsal genetik mühendisliği, insanları hem hâlihazırdaki tahripkar hayat stillerini devam ettireceklerini hem de bağımlılıklarını telafi için tekno-fiksler bulabileceklerini düşünmeye sevk eden diğer hatalı çözümler arasındadır.

İklim Adaleti için Kriterler

Öyleyse ne yapılmalıdır? Zaman hızla akmakta bu yüzden insanlık iklim adaleti için gereken baskıyı durmaksızın yaratmak zorundadır. Zengin ya da fakir hiçbir ulusun, küresel ısınmanın getirdiği zorluklara karşı bağışıklığının olmadığının anlaşılması lazımdır. Şirketlerin ele geçirdiği hükümetlerin ve devletlerin sadece şirketlere değil insanlara ve gezegene de fayda sağlayacak eylemleri reddettikleri göz önüne alındığında, bu zorluklar üzerine düşünmek oldukça canımızı sıkabilir.

Dünyanın dört bir yanındaki ulusları adeta demokratik bir şekilde etkileyen trajik iklim olayları bu durumu fazlasıyla gözler önüne sermektedir. Bu etkileri inkar etmek imkansızdır: Deniz seviyeleri yükselmekte, Kuzey Kutbu’ndaki buzlar erimekte (bu okyanus dolaşımında değişiklere yol açabilir), deniz yüzeyindeki sıcaklıklar yükselmekte, çözünen karbondioksit artışından dolayı deniz suyunun asidikliği artmakta, daha yoğun yağmurlar, fırtınalar ve seller, ekinlerde hastalıklar ve kıtlık, yoğun kuraklık ve çölleşme görülmektedir. Bunlar sayabileceğimiz etkilerden yalnızca birkaçıdır.

Dünyanın her yerinde acil olarak harekete geçmeliyiz. Bu hareketler şunları kapsamaktadır:

  • Zaman kaybetmeden fosil yakıtlara olan bağımlılıktan kurtulmak (ulaşım, enerji üretimi ve tarım buna dahildir)
  • Tarihsel mesuliyeti, iklim borcunu ve yasal olarak bağlayıcı sera gazı salımını kabul eden adil ve küresel bir iklim anlaşması
  • Piyasa mekanizmalarının (CDM, REDD ve türevleri) ve iklim rejiminden gelen diğer tüm yanlış çözümlerin tasfiyesi
  • Atıkların geridönüşümü ve tüketimin gezegenin limitleriyle sınırlandırılması
  • İklimsel hafifletme ve adaptasyon hareketleri için mekanizmalar kuracak ulusal yasalar (kıyısal korumayı ve çölleşmeye karşı savaşı kapsar şekilde) çıkarılması
  • Nijerya’daki Bagadary topluluklarındaki ve Nijerya Deltasındaki doğalgaz yakımının hemen durdurulması
  • Hidrolik kırma ve diğer aşırıya kaçan çıkarım yöntemlerinin (Kuzey Kutup bölgesindeki sondajlama faaliyetleri de dahil) durdurulması
  • Taban örgütlenmelerinin eğitilmesi ve iklim değişikliğinin etkilerini takip edecek ve fiziksel gelişim için kuralları belirleyecek iklim savunma topluluklarının yaratılması
  • Cochabamba İnsanları Zirvesi’nde iklim değişikliğine istinaden ifade edilmiş olan Toprak Ananın Hakları’na duyulan evrensel saygı
  • Fosil yakıtların toprak altında bırakılması. Küresel ısınmanın yanı sıra fosil yakıtlar sonucu verilen bedeller, bu kaynağa bağlılığın sürdürülmesini haklı çıkaramaz. Shell’in Ogoni topraklarını nasıl kirlettiğini hatırlayalım. Katran kumu çıkarımının Alberta’da bıraktığı açık yaraları düşünelim.

Uyan, ayağa kalk, seferber ol!

Kendi hayat hikayelerimiz anlatılmalı, iliklerimize kadar işlemiş tecrübeler… Arundhati Roy’un ifade ettiği gibi ‘Dünya için birazcık umut kalmışsa, bu umut iklim değişikliği konferanslarının odalarında ya da yüksek binalı şehirlerde yaşamamaktadır. Irmaklarını, dağlarını ve ormanlarını korumak için her gün savaş veren insanları sarıp sarmalamış şekilde toprağa yakın bir hâlde yaşamaktadır umut. Onlar, insanların dağları ve ırmaklarıdır çünkü bilirler ki ormanlar, dağlar ve ırmaklar onları korur ve yaşam kaynakları olarak varlıklarını sürdürürler.

Bir şeylerin korkunç bir şekilde yanlış gittiği bir dünyayı yeniden hayal etmenin ilk adımı bizden farklı hayalgücüne sahip olanları yok etmekten vazgeçmektir -bu hayalgücü, kapitalizmin ve ayrıca komünizmin sınırları dışında olabilir. Öyle bir hayalgücü ki mutluluk ve doyumu kapsayan ne varsa ona dair tamamiyle farklı bir anlayışa sahiptir.’

Bu bizim hayatımız. Nasıl ve ne zamandır yağmur yediğimizi ancak biz biliriz. Biz dünyayı aslında miras almadık, onu gelecekteki çocuklarımızdan ödünç aldık.

Diğerleri tarafından düşlenen krizden beslenmemeli hikayelerimiz. Uyanmalıyız, ayağa kalkmalıyız, seferber olmalıyız ve mümkün ve mevcut olan tüm meşru yollarla gezegenimiz ve toplumumuz için gerekli dönüşüm adına çalışmalıyız.

1 United Nations Environmental Programme (UNEP)

2 The conferences of parties (COP)

3 The Clean Development Mechanism (CDM)

4 Reducing Emissions from Deforestation and forest Degradation (REDD)

5 No REDD in Africa Network (NRAN)

6 Agroyakıt: tarımsal ürünlerden elde edilen yakıt

7 Teknofiks: Karşılaşılan sorunlarda teknolojiden yardım aramak

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Adesuwa Uwagie-Ero

Yeşil Gazete için Çeviri: Aslınur Akdeniz

 (Yeşil Gazete, New Internationalist)