Hafta SonuKültür-SanatManşet

İyilikten ümidini kesenlere yanıtımız Masal’dır

En son ne zaman masal dinlediniz ?
“Bir varmış, bir yokmuş” diye çağıran sesin ardı sıra, doğanın özgür, canlıların mutlu olduğu,
ardında sırların saklandığı, sonunda hep iyiliğin kazandığı evvel zamandan uzak diyarlara gittiniz?
Bırakalım bunları, bana masal anlatma mı dediniz?
Yoksa siz de çoktan masallara inanmaktan vaz mı geçtiniz?
Oysa bir masal kitabıyla karşılaşsanız, hevesle sayfalarını çevirirsiniz.
Belki de her yanımızı kaplayan kötülükler yüzünden yüzünüzü masallardan çevirdiniz.
Peki dünyayı ve sizi yalnızca masalların kurtaracağını bilseydiniz,
uçan halınıza atlayıp peşine düşmez miydiniz?

23 yıldır fotoğraf makinesi ve yazılarıyla doğanın güzelliğine de
dönüşümüne de tanıklık eden Magma Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek,
masalların etkisini yitirmesiyle gezegenin yok olma sürecine girmesi arasında
bir bağlantı olmalı düşüncesinden varmış bu sırra.
Masalların büyülü dünyasını ve gücünü keşfettiğinden bu yana,
Kaf Dağı’nın ardına doğru yolculukta…

Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, önce Binbir Gece Masalları’nın izlerini takip etmiş.
Masallarıyla birlikte iyi niyetini, geçmişini ve bilgeliğini kaybeden diyarlardan geçmiş.
Bilmediği dillerde masallar dinleyip, cebinde bize getirmiş.
Binbir Gece Masalları’nı incelediği Hakikatçi ve Cinistan kitaplarından sonra,
Kayıp Deniz adlı kitabıyla, kaybolan masallarla birlikte doğanın da,
doğayı kaybetme dehşetinin de kaybolduğuna dikkat çekmiş.

Gerçeği yalnızca masalların bildiğine inanan Özcan Yüksek,
“Doğayı yok eden kötülerin üzerine masal tutmalıyız” diyor.
Topladığı masalları ve vardığı sırları, masalları çocuklar için zanneden ve inanmaktan
çoktan vazgeçenlerle  Masalistan ‘da paylaşıyor.
Masallarına sarılanlar kötülükler karşısında galip geldikçe haklı çıkıyor.
Magma dergisi de, her sayısında, Dukhalardan Şamanlara, Amazonlardan Kafkasya’ya,
Kaz Dağları’na diyar diyar bir masal anlatıyor.
Doğayı geri döndürülemez biçimde katleden her uygulamaya
yanıtımız yaşamdır diyerek, okurlarını doğanın güzelliklerini yaşamaya ve korumaya çağırıyor.

Özcan Yüksek’le zamanın birinde, Masal Söyleşileri için geldiği Çanakkale’de, masalları ve
Magma’yı konuştuk. Eğer büyüdükçe uzak düştüğünüz masalları özlüyor,
Alaaddin’in sihirli lambasını, Sinbad’ın gemisini bir yerlerde saklıyorsanız,
hayallerin, mucizelerin gerçek, tesadüflerin, iyiliğin var olduğuna inanıyorsanız,
Yaklaşın, yeni bir masal başlıyor.
Açıl susam açıl…

Masallarla Çanakkale’ye geleceğinizi öğrenince söyleşimiz için hazırlanırken fark ettim, epey zaman olmuş masallarla karşılaşmayalı. Masallar nerede? Ben mi artık görmüyorum, yoksa saklanıyorlar mı?  

Bana masal anlatma diyerek masalları gerçeğin dışına attılar, kitapçıların çocuk reyonlarına ittiler. Masallara çocukların eline verilen bir oyuncak, modası geçmiş bir eşya muamelesi yaptılar. Masalların anlamını bilmedikleri için, geçmiş zamanlardaki etkisi azalmış oldu. Bu yüzden masallar tavan arasında, eski eşyaların konulduğu sandıkta ya da Alaaddin’in sihirli lambasını almak için indiği dehlizde… Masalları eski, önemsenmeyen, küçümsenen, modası geçmiş kabul edilen yerlere gidip aramak lazım, çünkü masalların yerini hiç bir şey dolduramaz. Hiçbir şey masallar kadar gerçeği anlatamaz, bir şeyi masallar kadar koruyamaz. O kadar önemli masallar.

özcan yüksek masal

Masallarla ilgili yazdığınız ilk kitabın adı bu yüzden mi Hakikatçi? Masallar gerçeği anlatıyorsa, ‘mucizeler, mutlu sonlar, iyi insanlar, büyük aşklar ancak masallar da olur’u kim başlattı peki? 

Masalların sırlarını keşfetmeye başlamıştım ve Bin Bir Gece Masalları ile ilgili bir kitap yazmaya karar vermiştim. Masalların hakikati anlattığını, bir yandan da küçümsendiğini bildiğim için kitaba öyle bir isim bulmalıydım ki insanlar masalları, özünün ve kelime anlamının dışında, yani doğruyu anlatmayan gibi algılamasınlar. Masalları gerçeği öğrenmek üzere okusunlar.

“Masallar gerçeği biliyor.”

Bir gün Suriye’de, Emevi camisinin karşısında, kahvehaneye benzeyen kapalı bir mekanda, taht gibi yüksek  bir yere oturan bir adamla karşılaştım. Etrafında büyük bir kalabalık toplanmış. Elinde kılıca benzer bir şey var, bir o tarafa dönüp savuruyor, bir bu tarafa. Bir şeyler söylüyor, masal anlatıyor! Sonra öğrendim ki o adamın takma adı, Hakavati… Hakikatçi demek. Tamam dedim, buldum. İlk kitabımın adını, masalları çözümleyen anlamında ‘Hakikatçi’ koydum. Masallar, bizim gerçek diye kullandığımız dilin aslında gerçeği anlatmadığını fark ettirmeye çalışıyor. Gerçeği, biraz yalan, biraz uydurmayla, bir varmış bir yokmuş mantığıyla tarif ediyor. Bizim dilimiz ve bilgimiz  bu gerçeği anlatamaz. Masallar bunu biliyor bizim dilimizin dışında kendi imgeleriyle, dolaylı bir yoldan gidiyor.

Masallar kafamızı karıştırmayı da iyi biliyor !  

(Gülüşmeler) Örnek vereyim, biraz soyut kaldı. Karşıdaki meşhur dağ, üzerinde ‘Dur Yolcu’ yazıyor. O yazı orada duruyor. Dağ da duruyor, öyle değil mi? Hayır, biz öyle zannediyoruz. Aslında o dağ orada durmuyor, o dağ koşuyor! Tuhaf bakabilirsiniz. Bu deniz nasıl durmuyorsa, dağ da durmuyor. Denizdeki hareketi görebiliyoruz ama dağdakini göremiyoruz. Çanakkale Boğazı milyonlarca yılda olduğuna göre, o dağ da milyonlarca yılda oldu. Biz doğanın hareket halinde olduğunu görmüyoruz. Onları cansızmış gibi sabit zannediyoruz. Masallar doğanın devamlı hareket ettiğini biliyor. Dağların, yeryüzü şekillerinin oluşumunu anlatan masallar, efsaneler var. Masallar eskisi gibi anlaşılmadığından, biz bunun farkında değiliz. Jeoloji bilimi de dağların, kıtaların hareket ettiğini biliyor. Masalın asıl görevi, erdemi, iyiliği, ahlakı anlatmak olduğu halde, bilimsel anlamda gerçekliği de bizim bilgimizden daha iyi anlatıyor. Dağlardan örnek veriyorum çünkü en sabit gibi görünen onlar. Masalların fark ettiği de… Masallarda dağlar uçar.

10686752_10152445123730946_6255674726575929201_n

                                                                               (Fotoğraf: Özcan Yüksek)

Masallar aslında neyi anlamamızı bekliyor, hangi sırları saklıyor?

Mesela hepimizin bildiği Sindirella masalında Sindiralla’nın tek pabucunun kaybolması, aşk nedir sorusuna yanıttır. Masala göre aşk, kaybolmuş tekimizi bulmaktır ve o bir tanedir. Bir sürü ayakkabı, bir sürü kadın, bir sürü erkek vardır ama bir sürü aşk yoktur. Aşk tektir ve uyum demektir. Uyumlu olan kişiyi bulacaksın demektir ve o tek kişiyi bulmak kolay değildir. Sonsuz bir nicelikte tek bir niteliği anlatır o masal.

55644535_skazki0062Kurbağa Prens masalı da aşkı anlatır. Herkes o masalı bilir fakat biraz yanlış bilir. Kralın küçük kızı, babasının armağanı olan altın topu havaya atar tutar, atar tutar. Tam tutacakken kuyunun içine düşürür, ağlamaya başlar. Kurbağa ben alırım topu, der. Kız çok sevinir. Alırsam ne vereceksin bana diye sorar kurbağa, kız da mücevherlerimi der. Kurbağa, ben ne yapayım der mücevherlerini, benimle gez, benimle birlikte yemek ye… Ben çirkin bir kurbağa ile niye dolaşayım der kız, teklifi kabul etmez. Öyleyse topu almam ben de deyince kurbağa, kız çaresiz ağlayarak kabul eder. Bunun üzerine kurbağa altın topu çıkarır ama kız verdiği sözü tutmaz, kaçar. Kızın kurbağa zannettiği, aslında prenstir. Biz o masalı, prenses kurbağayı öper, kurbağa prense dönüşür, evlenirler diye biliyoruz. Masalın aslı öyle değil halbuki, kız, kurbağanın aşkını ispatlamak için yaptığı ısrarlara yeter der, kurbağayı duvara vurur. Kurbağa ölür, prense dönüşür. O kız için yeni tanıştığı erkek, kurbağa kadar çirkin, soğuk ve mesafelidir. Gezip yemek yedikçe, tanıdıkça kurbağa, prense dönüşür. Aşkın oluşabilmesi için bir zaman gerekiyor, o zamanı geçirmezsek kurbağa hiçbir zaman prense dönüşmez.

“Masallar, anlatım biçimi olarak da çok üst seviyede bir felsefe.”

İnsanlar, masalları sadece içlerindeki sırları bakımından önemli zannediyorlar ama bu yanını kaçırıyorlar,  Dukha Türkleri şöyle konuşur, Çanakkale’de de var bu deyiş, ‘Ne yapıp duruyorsun?’ ‘Yürüyüp duruyorum.’ Hem yürüyorum, hem duruyorum. Yürümekte duruyorum. Bir varmış bir yokmuş… Bir şey ya var, ya yok oluyor değil, aynı anda hem var, hem yok.

Özcan Bey bir röportajda demişsiniz ki, masallar yolculuk yaparak, geçtiği yollardan izler alarak gelmiştir bugüne… Siz de yıllardır yollardasınız ve masallarla karşılaşmanız kaçınılmaz olmuş o halde. Üstelik doğanın yok edildiğini gördüğünüz için düşmüşsünüz masalların peşine. Masallar buna dair ne der?

Size az önce bir masaldan kısa bir bölüm anlattım. Ben şimdi o masalı yola çıkarmış oldum. Siz de onu başkasına anlatacaksınız. Masallar böyle dolaşıyor. Nerede anlatılırsa anlatılsın, bir şekilde ulaşıyor. Edebi olarak, içerik ve biçim olarak anlatıldığı yöreye ilişkin renkler kazanıyor olsa da herkesi, her zamanı anlatıyor. İnsan, aynı insan. Masalların yola çıkması, anlatılıyor olması hep iyi bir şey… Masallar aşkı  anlattığı gibi  insanlar iyilik yapmazlarsa, iyi olmazlarsa toplumun, doğanın çökeceğini de anlatır. Masalların asıl amacı budur.

“Masallarda her zaman iyiler kazanır.”

Bu, masalların hem en doğru sosyolojik yönüdür hem de en çok küçümsenen yönü… Masal işte diyerek gülümser, geçerler. Masallar küçümsendiği için etkisini kaybediyor. Şimdi televizyonda, haberlerde, etrafımızda hep kötü insanlar var. Kötü insanlar doğayı yok ediyor, insanları öldürüyor. Onlar kazanmış gibi gözüküyor ama kazanmadılar. İyi insanlar hala çoğunlukta. Eğer bir gün tamamen kötüler kazanırsa, onlarla birlikte herkes gider, ya iyiler kazanacak ya da herkes kaybedecek. Eğer bir yerde kötüler kazanmışsa, iyilerin kazandığı masallar unutulmuştur.

Yani masallar mı kurtaracak kötülükten dünyayı, doğayı ? 

Şu an hem Türkiye hem dünya açısından kritik bir zamandan geçiyoruz. Eğer gerçekten kötüler kazanırsa, her şeyle birlikte gezegen de gider. Gezegenin günleri zaten sayılı. Onun kötü gidişatını çeviremezsek, masallar ben dememiş miydim diyecek ama haklıymışsın demeye vaktimiz olmayacak. Masallar uyardığı halde insanlar gezegeni yok etmeye devam ediyor. Masalın bir bayrağı yok, Gezi gibi… Bir fikri, bir görüşü yok, orman gibi… Bir lideri yok. Herkes birbirine bağlı. Masallar bölünmeleri kaldırıyor, biz duygusunu hatırlatıyor. Anlattığını hiç bir şeye dayandırmıyor, dikte etmiyor. Bir şeyin doğrusunu sırrın içine koyuyor, siz o sırrı anlıyorsanız, o fikri savunursunuz. Anlamıyorsanız, savunmazsınız yani masal size hiçbir şey empoze etmiyor. Dolayısıyla masallar bilginin böyle aktarılması için insanlığın elindeki tek yöntem. Herkesin masallara ihtiyacı var. 

oooo10841153_10205268803865812_766173392_n-e1425768630529

Magma’nın “Adı Bilinmeyen Dergi” olarak duyurulup yayına hazırlandığı günlerde sormuşlar size dergi nasıl olacak diye, dünyanın tüm renklerini, keşif ve serüven duygusunu, tüm coğrafyaya, kültürlere, tarihe ilişkin yeni bilgi ve buluşları taşıyacak sayfalarına demişsiniz. Magma, masallara öykünerek mi çıktı yola? 

Evet, aslında Magma da bir masal gibi…  Masalarda bir sürü karakter vardır. Krallar, kraliçeler, ifritler, üvey anneler…Hepsi bir şey demektir ve insanın bir yönünü simgeler. Vezir aklımızı, hükümdar duygularımızı, gücümüzü, ifrit kendi içimizdeki kıskançlığı simgeler ve masallarda herkes aynı kişidir. Dolayısıyla masallarda bir hiyerarşi yoktur. Binbir Gece Masallarında bunu çok net görürüz, masallar eşit toplumlardır. Bilgiyi bile bir öğretmen vermez, öğreten de öğretilen de yoktur. İşte Magma’ya da öyle bakıyoruz. Hiç bir kültür hiç bir kültürden, hiç bir  millet bir diğerinden üstün değildir. Bütün toplumlar eşit, bütün bilgiler eşit. Sarımsak üreticisinden, Amazon’daki bir yerliden bir şeyler öğrenmeye gidiyoruz. Toplumlarda insanlar birbirine düşman olmasın, savaşmasın istiyoruz. İnsanlar, herkes var olursa daha mutlu olur diyoruz. Doğayı etrafına çit çekerek kurtarırız, proje yapalım diye bakmıyoruz olaya, insanlar arasındaki çitleri kaldırırsak, hırslarımızdan arınırsak doğa kurtulur. Derginin para kazanma amacı da yok. Zarar etmeyelim, yeter. Okurlarımızın verdiği parayı bir yerlere gitmek, kağıt, mürekkep almak için harcıyoruz. Magma’yı bu kurguyla çıkarıyoruz.

(Fotoğraf: Magma)

“Bilmek isteyen yola çıkar”

Yaşadığımız gezegen tehlike altında. Hayvanlar, balıklar, zeytinlikler, ormanlar yok oluyor. Biz bir yandan bununla mücadele ederken, bir yandan da insanlar gezegeni tanısın, her anını yaşasın istiyoruz. Dünyayı her yönüyle, güzellikleriyle de,  güzelliklerinin yok edilişiyle de görsünler. İnsanlar dışarı çıktıkları zaman sokağını, ağacını, nefes aldığı havayı korusun, neler yapıldığın bilsin; ama doğanın keyfini de çıkarsın, yaşasın istiyoruz. Üzülsün ama mutsuz olmasın, yine de gülümsesin. . Yıllar önce Altaylar’da öğrendiğim bir Şaman duası var, ‘bilmek isteyen yola çıkar’. Magma’yı bu duyguyla yapıyoruz.

Yıllardır fotoğraf makinenizle yollardasınız. Hem doğanın muhteşemliğine tanıksınız, hem de uğradığı talana… Yolda olan ve tüm bunları geniş zamanda gözlemleyen biri olarak doğanın çığlığını ve insanlardaki yankısını biraz anlatır mısınız?

İnsanların, doğaya zarar verecek girişimleri bildikleri sürece buna karşı çıkıyorlar, ancak halk doğaya yapılmak istenen talanı bilmiyor. Bunlar televizyonlarda tartışılmıyor. Bir şey yapılacaksa da bütün yönleriyle tartışılmalı ki buna halk karar versin. Bilgi vermeden, halktan habersiz, onlardan kaçırarak, itiraz edenleri de itiraz etme hakkından mahrum bırakarak yapıldığı zaman sonuçları korkunç oluyor. Halka sorulduğunda her zaman doğa kazanır. Halk bozmayacağını, satmak istemeyeceğini asla satmaz. Eğer tartışılırsa, konuşulursa, halk santralleri de istemeyecektir, madenleri de, barajları da… Yaşamdan yana olacaktır. Bilmediğinde, onu bir yatırım gibi ya da kaçınılmaz bir şey olarak görüyor. Televizyonlarda köyler kaldırılıyor tartışması gördünüz mü hiç? Köyler kaldırıldı, mahalle oldu. Hiç tartışılmadan bu kadar feci bir dönüşüm yapılabiliyor ve kimse farkında bile değil, kimsenin umurunda değil! Köyün kaldırılması, köylünün, geleneksel olanın kaldırılması anlamına gelir. Konuşulsa, tartışılsa bunun büyük bir skandal olduğunu, tek tipleşme olduğunu bilebilirdi insanlar. Bunlar tartışılmadı. Köylü yoğurdunu kendi yapmıyor, gidip bakkaldan alıyor. Köylü yok artık çünkü.

Özcan Bey, çok teşekkür ederim, şahane bir sohbetti. Son olarak, bilmek isteyen yola çıkar Şaman duasıyla hem Magma’nın hem de masalların peşi sıra çıktığınız yollardan ne söylersiniz? 

Yolu sadece asfalt, kara yolu, hava yolu gibi düşünmeyelim. Duyularımızla algılanamayan, bizden uzaklaşmış, bizden koparılmış, kaçırılmış şeylere de bir yol anlamında bu dua aslında… Kartallarla, ormanla, ağaçlarla, böceklerle, insanlarla aramıza mesafeler konmuş. İnsanlar birbirinden koparılmış… Yol biraz da insanlar arasındaki mesafeyi azaltma anlamına geliyor. Masallar bunu biliyor.

1546130_768047086601333_5571759773176312406_n

(Fotoğraf: Magma)

40-Güneş-Dermenci

Güneş Dermenci
      

 

Kategori: Hafta Sonu