Ahmet Atıl AşıcıYeşeriyorum

IMF’nin başına Robin Hood

Dominique Strauss-Kahn’ın tecavüz suçlaması nedeniyle görevi bırakmak zorunda kaldığından beri uluslar arası kamuoyunda IMF’nin yeni başkanı kim olacak sorusu gündemde. IMF ve Dünya Bankası (DB) 1944 ‘te Bretton Woods Konferansı’nda kurulduğundan bu yana İngiltere ile ABD arasındaki anlaşmaya uygun olarak IMF başkanı Avrupa ülkelerinden, DB başkanı ise ABD’den seçilmekte. Yaşanan küresel kriz ekonomi yönetimi ve piyasalar hakkında birçok konu gibi bu anlamsız temayülün de sorgulanmasına vesile oldu. İyi de oldu! Tüm dünyayı krize sürükleyen pratiklerin kaynağındaki ülkelerin (AB) hükümet kararıyla önereceği bir ismin dünyayı krizden nasıl çıkaracağı, daha da önemlisi bir daha böylesi yıkımlara yol açmayacak bir finansal sistemi nasıl kuracağı soru işareti. IMF borç verdiği ülkelerden sağladığı faiz geliriyle yaşayan bir kurum, parayı veren fakirler, düdüğü çalan zenginler. Bu pilav artık su kaldırmıyor!

Adaylar kimler?

Konu para olunca tartışma da daha ateşli haliyle. UNESCO’nun başına kim gelecek sorusu bu kadar ilgi uyandırmıyor, ama Wall Street başta olmak üzere finans merkezleri şu an hop oturup hop kalkıyor. Eskisi gibi sözlerinin dinlenmeyeceğini biliyorlar ama tatlı parayı bırakmak da istemiyorlar.  Eleştirileri susturabilmek için “gelişen ekonomiler” den biri olsun diye ödün vermiş görünürlerken aslında amaçları aynı tas aynı hamam devam etmek. Ortaya attıkları isim Meksika’nın Merkez Bankası başkanı  Agustín Carstens. Peki kim bu adam? Meksika gelişmekte olan bir ülke, tamam ancak gelişmekte olan bir ülekeden gelen her adayı koşulsuz şartsız destekleyeceğiz anlamına gelmiyor bu. Kevin Gallagher The Guardian’da 3 Haziran’da yayınlanan yazısında Carstens’in neden aday olamayacağını örneklerle açıklıyor. Bir kere kendisinin yönetiminde olduğu Meksika Merkez Bankası kraldan daha fazla kralcı davranarak ülkenin krizden en kötü etkilenen ülke olmasına yol açmış bir kişi. Ne yapmış da böyle olmuş? Tüm dünya bu tür politikaları terk ederken bizim de çok yakından bildiğimiz yüksek faiz-düşük kur politikası uygulamaya devam etmiş inatla. Reel sektör can çekişirken rantiye kesimi yüksek faiz gelirleri elde etmeye devam etmiş. Aslında bu gibi Chicago Ekol’ünden gelen adamlar açısından son derece rasyonel kararlar bunlar. Kariyerleri buna bağlı, ne yurtiçinde ne de uluslar arası düzeyde halkın yoksulluğuna çare buldu diye kimseye böyle pozisyonları emanet etmezler. Aklıma Türkiye’nin 2001 krizinde BDDK’nın başında bulunan Engin Akçakoca hakkında ileri sürülen suçlamalar geldi. Türk bankacılık sistemi çökerken, birçok banka da kurunun yanında yaş da yanar misali zor zamanlar geçirmekteydi. Sonradan Demirbank’ı ölü eşek fiyatına alan HSBC gibi küresel bankalar için bu durum kaçırılmayacak alım fırsatlarıydı. Ama hangi bankaları? Normalde karlı, kriz olmasa batmayacak bankalar tabii ki. Peki bu bilgi kimde var? Onu denetlemekle yükümlü kurum olan BDDK’da. Günahı boynuna o dönemde banka bilançolarını IMF aracılığıyla bu küresel finans sistemine açan kişi olduğuna dair çok ciddi iddialar ortalıktayken, IMF tarafından yüksek maaşlarla işe alındığını biliyoruz Akçakoca’nın. Bugün IMF’nin başına getirilmek istenen Carstens’ de benzer yolların adamı. Görevini yapmış ödülünü bekliyor.

Peki yeni IMF başkanı kim olmalı, nasıl seçilmeli? Bir görüş Nobel Ekonomi ödülü almış Krugman, Stiglitz gibi iktisatçıların bunu yapması. Krugman IMF’nin eski başkan yardımcısı Stanley Fischer’i öneriyor. Hatırlamakta fayda var, 2001 krizi sırasında Fischer IMF’de çalışmaktaydı ve hükümetin sürdürdüğü istikrar programının en ateşli savunucusuydu. Öyle ki Ocak ayında krizden 2 hafta önce Türkiye’de hiçbir sorun olamdığını, programın başarıyla devam ettiğini söyleme öngörüsünü gösterebilmişti. Geçin bir kalemde. Stiglitz ise Fransa Maliye bakanı Lagarde’ ı öneriyor. Onun finansal piyasaları düzenleme gibi konulardaki cesaretinden dolayı kutluyor. Yine hatırlatalım, Wall Street firmaları çatırdarken Sarkozy Fransız halkı içinde CEO’lara ödenen bonuslara yönelik tepkileri kendine oy olarak tahvil edebilmek adına Stiglitz’e kocaman bir rapor sipariş etmişti. Yayınlanan rapor sermaye kontrolleri, ödemelerin sınırlandırılması gibi o güne kadar kimsenin cesaret edemeyeceği konuları ön plana çıkarmış, iyi de etmişti. Bu da onun bir diyeti olsa gerek.

Imfboss.org adresinde ise ilginç bir anket devam etmekte. Listedeki adaylar ölmüş kişiler, Rosa Luxemburg’dan Hayek’e, Schumpeter’den Marx’a, Indira Gandhi’den Robin Hood’a kadar uzayan bir liste. Oy verdiğinizde kullanılan oyların dağılımını da görebiliyorsunuz. Ben oyumu verdiğimde Robin Hood %35’le birinci, Keynes %24’le ikinci, Marx %12 ile üçüncüydü.  Bu da durumu pek güzel açıklıyor doğrusu.