Hafta SonuManşet

Hikayemiz – Merih Yücel

Omurgalı hayvanların en basitinden (balık), en gelişmişine kadar (insan) , embriyonik gelişimlerinin birlikte fotoğrafları . Soldan sağa ; balık, semender, kaplumbağa, tavuk, domuz, sığır, tavşan ve insan

Bir varmış, bir yokmuş. Henüz dünya oluşmamışken uzayda başıboş dolaşan küçük küçük proto gezegenler varmış. Bunlar birbirleriyle çarpışıp birleşip, büyüyorlarmış. Çarpışmanın ve sürtünmenin etkisiyle kütle çok ısınmış ve erimeye başlamış. Bu sıcak lavlardan oluşan gök cisminin soğuması milyon yılları bulmuş.

Masal ya, masalda zaman geçivermiş. Soğuyan üst kısım yavaş yavaş kabuk tutan bir muhallebi gibi büzülmüş, kırışmış. Bu sefer içeride sıkışan magma kabuğun zayıf çatlaklarından fışkırmış fışkırmış. Bu fışkırmadan çıkan gazlar: Su buharı, amonyak, metan ve hidrojenmiş. Nereden mi biliyorum? Bu gün de yanardağlardan fışkıran mağma yine o ayni magma ve herkes bu mağmanın içindeki gazları biliyor. Öyle ise 4 milyar altı yüz milyon yıl önce atmosfere çıkan gazlarda aynı gazlardı.

İşte ilk atmosferimizin oluşması böyle başlamış. Bu gazlar besin için gerekli atomları taşıyordu. Binlerce yıl sağanak yağmurlar, şimşekler, yıldırımlar sürdü gitti. Ve yer kabuğu soğudu, Çukurluklar akan sularla dolarak okyanusları meydana getirdi. Bu ortam içinde ayrışan gazlar (karbon, azot,hidrojen ve oksijen), yeni bir düzende birleşerek besin maddelerini oluşturdu (glukoz, yağ, protein) ve bu organik moleküller ve ilk kayalardaki mineraller, uzun yıllar sulara taşındı, birikti.

Atmosferde hem serbest olarak oksijen, hem de onları tüketecek, ayrıştıracak canlılar olmadığı için de milyonlarca yıl, tükenmeden, bozulmadan, çürümeden kaldılar. İlk dünya okyanusları sulu, sıcak, tuzlu bir çorbaya benziyordu ama bunu yiyecek hiç bir canlı yoktu.
Ve işte sığ ve kuytu sularda, kendini eşleyerek çoğalan moleküller oluşmaya başladı (DNA).Ve böylece ilk hücreler oluşmaya başladı. Yiyecek boldu, ortam ılıktı, hızla çoğalmaya ve göç etmeye başladılar. Her bir hücre gurubu, bulundukları ortamlara uygun özellikler kazandı. Ama güçlüklerle tek başına savaşmak çok zordu ve birleşmeye başladılar. Bu yaşam şekline koloni yaşam denir. Örneğin bir hücrenin iki kamçısı varsa, on altı hücre bir araya gelince otuz iki kamçıları oldu ve daha hızlı hareket edebildiler ve daha iyi bir yaşama şansına sahip oldular, Daha sonraları 40 bin hücrenin bir arada yaşayabileceği büyük koloniler kurdular. Bunların aralarında iş bölümü oluştu Zamanla besin azalmaya başladı ve milyar yıllar geçti, tükendi. O zaman birbirlerini yemeye başladılar. Bazı hücreler, besin için yuttukları minik yeşil pigmentlerin, onlara besin yaptıklarını keşfettiler ve o minik yeşillerle birlikte yaşayıp,( ilk bitki hücreleri) güneş ışığını kullanarak besin yapmaya başladılar. Taşıdıkları yeşil pigment (klorofil)veya daha gelişmiş hücresel yapı benzeri olan kloroplastlar onları besliyordu. Bu besin yapımı; havadaki karbondioksit gazını, su ile birleştirerek yapılıyordu ve dışarıya artık ürün olarak oksijen veriliyordu. Şimdiye kadar oksijen kullanmadan süren yaşam artık oksijen kullanmaya başladı. Oksijen, bazı kimyasalları oksitleyerek zehir etkisi yarattıysa da, milyon yıllar boyunca canlı kendini bundan korumanın yolunu buldu. Ve daha fazla enerji üreterek ve eşeyli üremeyi geliştirerek, doğa kendi devrimini yaptı. Çeşitlilik arttı.

Bunun adı evrimdi. Ve bir çok canlının oksijenli solunuma geçişiydi.

İşte ilk organize hücre topluluğu. Jeolojik devirlerin prekambriyen ( 2.5 milyar – 545 milyon yıl) zaman dilimine denk gelir. İlk canlılar suda oluştu ve güneşin zararlı ışınlarından kendilerini su katmanları ile korudular. Milyonlarca yıl hazır besinle beslenip, ürediler. Ve milyon yıllarda evrimleşerek yeni bitki ve hayvan türlerini oluşturdular.

Sularda biriken oksijen gazı, havaya karışıp, kısa dalgalı ultra viole ışınları etkisiyle atomlarına ayrıştı ve üç atom oksijen birleşerek (O3) ozon gazını oluşturdu. Ozon atmosferde milyonlarca yıl birikerek zararlı ışınların yer yüzüne ulaşmalarını engelledi. Ve yaşam sudan dışarıya çıktı. Bitkilerle 700 milyon yıl önce başlayan karaya çıkış 300 milyon yıl sürdü. Biyolojide bu devre, “Biyolojik Patlama” denir.

Canlıların bir kısmı karaya çıktı. Artık zorunluluktan mıdır, bilinmez. Belki de sular çekildi ya da küçük iç denizler, göller kurudu. Keşke çıkmasalardı. Şaşırdılar. Suyun içinde yaşamak ne rahattı, karada su bulmaları zordu. Karalarda; sıcak, soğuk, fırtınalar, yağmurlar, dolu ve kar vardı. Toprağa tutunamıyorlar, uçup uçup gidiyorlardı. Kızgın güneş altında sularını kaybedip, kuruyup ölüyorlardı. Üremeleri de imkansız olmuştu. Suda yüzerek kavuşan üreme hücreleri karada buluşamıyorlardı. Çoğu telef oldular.
İşte bütün bu zorluklarla baş edebilen tek olgu adaptasyondu. Yani değişen ortam koşullarına uygun özellikler gösterebilen canlılar yaşadı ve ürediler. Evrim devam ediyordu.

Sularda yaşayan bitkilerin kökleri ancak tutunmaya yarıyordu. Kara bitkileri toprağa daha sağlam tutunmak ve suyu bulmak zorundaydı. Su içinde yaprakların kuruma tehlikesi yoktu ama karada hızla su kaybedip, kuruyorlardı. İyi bir kök yapısı ve yapraklarının üzerinde, ışığı geçiren ama bitkinin suyunu içeride tutan mumsu, saydam kütiküla tabakası bulunan bitkilerin yaşama şansı arttı.

Bununla da bitmiyordu. Döllerinin devamını nasıl sağlayacaklardı? Su içinde yüzerek bir yere ulaşıp, çimlenen sporlar, birbirine kavuşan üreme hücreleri kara şartlarında bu işi nasıl yapacaklardı? İlkel bitkiler, mantarlar sporla üremeyi nemli, ıslak ortamlarda sürdürdüler. Karayosunlarında, eğrelti otlarında ve mantarlarda bu tür üreme hala aynı biçimde devam edip gidiyor.

Omurgalı hayvanların en basitinden (balık), en gelişmişine kadar (insan) , embriyonik gelişimlerinin birlikte fotoğrafları . Soldan sağa ; balık, semender, kaplumbağa, tavuk, domuz, sığır, tavşan ve insan

Omurgalı hayvanların en basitinden (balık), en gelişmişine kadar (insan) , embriyonik gelişimlerinin birlikte fotoğrafları . Soldan sağa ; balık, semender, kaplumbağa, tavuk, domuz, sığır, tavşan ve insan

Daha sonra, gelişen bitkilerde çiçek yapısı ve tohum yapısı gelişti. Tohum döllenmiş yumurta hücresini yani embriyoyu özel yapısı ile korudu ve dağılmasını sağladı. Bu nedenle tohumun evrimi, çiçekli bitkilerin yeryüzüne başarılı bir şekilde dağılımını sağlamıştır. Rüzgar estikçe, dönerek kendini toprağa vidalayan (turna gagası) tohumlarından tutun da, hayvan postlarına dikenleri ile tutunup, ortam değiştirenler (pıtrak), paraşütlü olup da hafif bir üfleme ile kilometrelerce yol kat edenler (karahindiba), hayvanların sindirim sistemlerinden geçseler bile çimlenme yetilerini kaybetmeyen harika çekirdekler (incir, zeytin) tohumun evriminin en önemli göstergeleridir.

Yeşil bitkiler ve sulardaki bitkisel planktonların fotosentez ürünleri olan besin ve oksijen, sularda ve karalardaki yaşamın hızla çeşitlenmesini milyon yıllar boyunca sürdürmüştür. Jeolojik dönemler boyunca çok çeşitli bitki türlerinin ve hayvan türlerinin evrimi devam etmiştir ve hala devam etmektedir.

Hayvan hücrelerinden oluşmuş canlılar ise, bitkiler gibi besin üretemediklerinden, açlık çekmişler ve hazır besin bulamadıklarında telef olmuşlardır. Aralarında hızla gelişen besin rekabeti ile aralarında av – avcı ilişkisiyle hayatta kalabilmişler, üreme zamanlarına kadar yaşamayı amaçlayan donanımlar geliştirenler yaşama ve üreme şansını elde etmişlerdir. Sularda başlayan çeşitlenme, eşeyli üreme ile daha fazla artmış ve yeni yeni, omurgasız ve omurgalı türler gelişmiştir. Bazı canlılar sabit yaşarken, vücutları, ana maddesi kalsiyum karbonat olan kılıf ve kabuklarla korunmuş, kamuflaj geliştirmişler, pek çok su canlısı, daha fazla yumurta yaparak ( morina balığında 6 milyon) türlerini devam ettirmişlerdir. Doğada yaşam savaşı sürerken, omurgalıların en gelişmiş sınıfı olan mammalia’ya ait bir türün, dört ayak yürürken, kalça kemiklerinde ortaya çıkan bir mutasyonla, iki ayak üzerinde yürümeye başlaması, ellerini kullanırken beynini de geliştirmesi, alet yaparak avcılığını geliştirmesi milyon yıllar boyunca yeni insan türlerinin oluşumu, bunlarla rekabet ,savaş ve tek tür olarak Homo sapiens . Ve işte 200.000 yıl evvel modern insan (Homo sapiens) ormandan çıktı , önce göçebe, sonra yerleşik düzene geçti. Toplayıcı toplumdan, tarım toplumunu oluşturdu. Ve doğayı yağmalamaya başladı. Kendi lüksü için tükettikçe tüketti. Dünyaya egemen oldu. Zayıfları ezdi. Onların sırtlarına basarak yükseldi. Zenginleşti. Daha çok istedi. Emeği ucuza kapatan küresel bir sömürü düzeni kurdu. Bunun için savaşlar başlattı. Kendi türünü öldüren tek hayvan türü olarak dünya tarihine geçti. Başarıp, cebini doldurdukça çılgınlaştı. “Daha çok para, para, para, para” dedi.

Vee işte gelinen durum; çölleşen, zehirlenen topraklarımız, zehirlenen havamız, suyumuz. Yakılan ormanlar, köklenen , talan edilen zeytinlikler, betonlaşan ovalar. Yok olan yaşam.

İnsanoğlu artık kendini tüketmeye başladı. Ve dünya insanoğlunu sırtından silkeleyip attıktan sonra tekrar doğasını temizleyip, var olan canlılarla yoluna devam edip, yaşam formlarını çeşitlendirerek gidecektir. Bir gurup canlının çöpü, bir başka gurup canlının hammaddesidir. Doğanın çöpü, pisliği yoktur. O kendi çöpünü temizler. Yeter ki: “Akıllıyım” deyip, kendini dünyanın sahibi zanneden paranoyak canlılar türemesin.

23-Merih Yücel
Merih Yücel
İzmir Çevre Platformu (İZÇEP) Sözcüsü 

Kategori: Hafta Sonu