Editörün SeçtikleriEkolojiManşet

Mersin’in polipropilen sınavı

Haber: Abidin Yağmur

Çukurova havzasının batısında, Tarsus ile Mersin arasında bulunan Karaduvar, Kazanlı, Adanalıoğlu köyleri geçmişten bugüne Mersin’in en verimli tarım alanları arasında yer alıyor. Geride bıraktığımız yarım asır içinde bu köyler mahalleye, beldeye dönüşmüş, dev sanayi tesislerinin akınına uğramış. Önce ATAŞ, ardından Kromsan, Soda Sanayi, Toros Gübre bu köylerin arazilerinde tesisler kurmuş. ATAŞ’ın açtığı yolu 1980’lerde kat etmeye başlayan petrol dolum tesisleri de bu verimli tarım arazileri üzerindeki yerlerini almışlar. Buna rağmen Karaduvar’da tarım ve balıkçılık, Kazanlı ve Adanalıoğlu’nda seracılık devam etmiş. Tüm o dev tesislere rağmen tarımsal üretimde hâlâ hatırı sayılır bir payı var yörenin. Bölge şimdilerde, Mersinlilerin adını bile telaffuz edemediği bir tesisle de gündemde:  Polipropilen üretim tesisi.

Mersinliler bu tesisten, Tekfen’in projeyle ilgili ÇED başvuru dosyası Çevre Bakanlığı’na sunulunca tesadüfen haberdar oldu. Kentte gübre fabrikası yatırımı bulunan, fabrikanın hemen yanıbaşında  yatırıma elverişli arazileri de bulunan Tekfen, Polipropilen üretim tesisi kurmak için harekete geçmişti. Yöre halkı ve çevre örgütleri projenin çevreye zarar vereceğini ileri sürerek iptali için mücadele etmeye başladı. Peki, Polipropilen üretim tesisi nedir, bu tesisler ne iş yapar, ne üretir? Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu bu soruya şöyle yanıt veriyor:

‘Üretimi de tüketimi de çevresel problem yaratıyor’

“Polipropilen onlarca plastik türünden biri olan ve dünya plastik üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini (yaklaşık 70 milyon ton) oluşturan bir tür. Türkiye, temel üretim hammaddesi petrol olan bu ham plastikten 2017 yılında, yaklaşık 1.8 milyon ton ithal etmiş.

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu.

İzmir Aliağa’da Petkim’in polipropilen fabrikasında üretilen 200 bin tonu da üstüne koyarsanız 2 milyon ton eder. Ciddi miktarlar bunlar. Kurulması planlanan tesis, ithalatı önemli bir miktar azaltacak. Tabii ki bunun kirlilik boyutu olacak. Zira plastik üretmenin çevreyi kirletmeyen bir alternatifi yok. Tüketimi de aynı şekilde birçok çevresel problemin yaratıcısı.”

Doçent Dr. Gündoğdu polipropilen tesisinin çevreye, özellikle denize olumsuz etkilerinin olacağını,  Aliağa’daki deneyimleri de hatırlatarak belirtiyor.

‘Sızıntı riskinin önüne geçebilmiş tesis yok’

Bu tür tesislerin tarım ve gıda üretim alanlarının ortasında yapılmasının prensip olarak yanlış olduğuna işaret eden Gündoğdu, benzer plastik hammadde fabrikalarındaki en büyük riskin, sızıntı olduğunu vurguluyor:

“Bahsettiğimiz sızıntı boncuk şeklindeki plastik ham maddelerinin sızarak toprağa ve denize ulaşması. Aliağa’da yaşayanlar bunu çok iyi bilirler. Zaman zaman sahillerinde çok ciddi miktarda, boyutu 5 mm’den küçük olan plastik ham maddelerle karşılaşıyorlar. Bunlara biz plastik pelet diyoruz. Bunlar tüm dünyada plastik endüstrisinin direkt olarak sorumlu olduğu kirlilikler. Bu üretim alanlarından gemilere yüklenirken ya da gemilerle taşınırken mutlaka kaçaklar oluyor ve bu kaçakları toplamak neredeyse imkansız. Bunlar denize karışınca tabii ki orada yaşayan canlıları da olumsuz etkileyebilecektir. Bunun önüne geçebilmiş bir üretim tesisi henüz yok.”

Tarım alanında, özel endüstri bölgesi ilan edilecek

Tekfen’in bu tesis için ÇED başvurusu bakanlıkta onay beklerken bir yandan da, şirketin Karaduvar’daki bir bölgeyi özel endüstri bölgesi ilan etmek için çalıştığı biliniyor.  Gündoğdu, tarım ve balıkçılık bölgesi olan Karaduvar’da özel endüstri bölgesi ilan edilmesini şöyle yorumluyor:

“Bir yer bir konuda özel bir alan olarak ilan ediliyorsa oraya o konuda çok özel yatırımlar yapılacak demektir. Bunun içinde termik santraller de var, petrol depolama sahaları da, plastik hammadde üretim fabrikaları da. Yani aklınıza gelecek her türlü endüstriyel faaliyetler. Bunun hangi şirket ya da şirketler için ilan edildiğinin bir önemi yok. Eğer ki bölgede tarım yapılıyorsa orada artık tarım yapmak riskli hale gelecek, balıkçılık yapılıyorsa zamanla balıkçılık bitme noktasına gelecektir. Çünkü bir endüstrinin bir bölgede yoğunlaşması o bölgedeki başka etkilenen endüstrilerin zamanla bitmesi anlamına gelir.”

Sebahat Aslan.

MERÇED: Bilimsel ve hukuki değil

Mersin Çevre ve Doğa Derneği (MERÇED) Başkanı Sabahat Aslan ise, tesisin havayı kirleteceği, yeraltı sularına zarar vereceği görüşünde.

Aslan, Mersin’in Türkiye hava kirliliği sıralamasında üçüncü sırada olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Hava kirliliğini önleyici tedbirlerin alınması gerekirken şimdi havayı suyu ve toprağı kirletecek, yılda 500 bin ton plastiğin hammaddesini üretecek olan polipropilen tesisi kurulum planları yapılıyor. Karaduvar’da petrol dolum tesisleri, Akgübre Fabrikası, yakınında ise Kromsan ve soda fabrikaları gibi kirleticiler mevcut. Karaduvar’da yapımı planlanan polipropilen tesisi projesi bilimsel ve hukuki değil. Tesisinin işletme aşamasında atmosfere yayacağı ağır ve zehirli gazlar toprağı, havayı ve suyu kirletecek. Ayrıca tesisin soğutulması için kullanılacak yeraltı suları zamanla toprakların çoraklaşmasına ve dolayısıyla halkın geçim kaynağı olan tarımın ve balıkçılığın bitmesine neden olacak.”

Muhtar Alan: Her türlü kirliliği yaşıyoruz

Karaduvar halkı, sanayi tesislerinin yarattığı kirliliğe aşina. Buna rağmen bu yeni tesis mahalle sakinlerini endişelendiriyor.

Muhtar Fikret Alan.

Mahalle muhtarı Fikret Altan şöyle konuşuyor: “Proje hakkında bilgimiz yok. Süreç nasıl işliyor hiç bilmiyoruz. Tesisin yapılacağı yer yerleşim alanları ve denize yakın. Doğusunda Karaduvar, kuzeyinde Çilek ve Özgürlük Mahallesi bulunuyor.  Güneyinde de deniz var. Yöre halkı olarak uzun süredir Akgübre’den  (Toros Gübre) dolayı ıstırabımız var. Rüzgar olmadığı zaman duman olduğu gibi burada kalıyor. Nefes alamıyoruz. Yarın bu tesisin kirliliği de havaya karışırsa asit yağmuru bile olur. Bunu biz söylemiyoruz, bilim insanları söylüyor.  Mahallemizde petrol dolum tesisleri nedeniyle deniz kirliliği oluyor. Görüntü kirliliği oluşuyor. Her türlü kirliliği yaşıyoruz. Üstüne bir de bu tesis eklenecek.”

Devlet teşvik kapılarını sonuna kadar açtı

Polipropilen tesisi çevre örgütleri ve yöre halkı açısından kirlilik yaratacak bir tesis olarak algılanırken hükümet bu tesisi, ithalatı azaltacak yatırımlardan biri olarak görüyor. Bu nedenle yatırımcı firmaya çok önemli teşvikler verilecek.

Konuyla ilgili bir araştırma yapan araştırmacı yazar Abdullah Ayan’ın aktardığına göre polipropilen tesisi KDV’ den ve  gümrük vergisinden muaf olacak, tahakkuk edecek kurumlar vergisinin tamamı vergiden indirilecek. Çalıştırılacak personelin sigorta primi işveren desteği, hiçbir azami tavan sınırlaması olmaksızın on yıl boyunca devlet tarafından karşılanacak. Gelir vergisi stopajı da yine on yıl boyunca desteklenecek. Tesiste çalıştırılacak her nitelikli personele asgari ücretin brüt tutarının 20 katını geçmemek üzere beş yıl boyunca ödenecek ücretlerin 1 milyon 200 bin lirasını devlet verecek.

‘Fabrika ekonomi için yararlı, ekoloji için tehlikeli’

Peki, devlet bu tesise neden bu kadar destek veriyor? Burada yine Çukurova Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu’ya dönüyoruz. Gündoğdu, hem tesisin ‘ekonomik’ denklemdeki değerini anlatıyor, hem de bu tür kirletici yatırımların en aza indirilmesi için neler yapılabileceğine dair bir öneride bulunuyor:

“…Türkiye’de çok ciddi bir plastik üretimi ve tüketimi söz konusu. Bu denli tüketim ve üretim olmaya devam ettikçe bu hammaddelerin de ithal edilmesi/üretilmesi kaçınılmaz. Ortada var olan parasal boyut da yeni yatırımlarla bu ithalatı azaltmanın yollarını arayan girişimcilere fırsat doğuruyor. Türkiye yılda 11 milyon ton plastik üreten bir plastik endüstrisine sahip. Bu plastiğin de çoğunluğu iç piyasaya sunuluyor. Yani tesis aslında biraz da bizim tüketim çılgınlığımızın bir sonucu olarak oluşan bir ihtiyaca binaen yapılıyor. İzmir/Aliağa’da Petkim’e ait bir fabrika var. Bunun yanında Adana/Ceyhan’da da böyle bir fabrika kurulması planı söz konusu. Bu plastikten 1.8 milyon tona yakın ithal eden Türkiye, önemli bir ithalatçı. Fabrika ekonomi için faydalı ekoloji için tehlikeli.

Tek başına fabrika kurulmasına karşı olmak pek bir anlam ifade etmiyor. Siz hayatınızın her alanında plastik kullanmaya devam ederseniz, evinizden her gün kilolarca plastik de dahil çöp çıkıyorsa, belediyeniz çöp toplayamıyor ve toplanan çöpleri de doğaya uygun bertaraf edemiyorsa, balıkçılar denizlere düşman gibi balıkçılık yapıp doğal ortamı çoraklaştırıyorsa fabrika kurulmasına karşı çıkmak bir etki yaratmıyor. Doğa bir bütündür. Biz tükettiğimiz için plastik üretiliyor ve biz ürettiğimiz için plastik tüketiliyor. Bir kısır döngü söz konusu. Plastik ihtiyacı azalmıyorsa bir değil 10 fabrika daha kurulacaktır, çünkü tüketiliyor. Yılda 2 milyon ton polipropilen ihtiyacı için ne yapılmasını bekliyoruz ki? Mersin’de çeşmeden içilebilir su akmasını da talep ederek plastik şişe tüketimini azaltabilirsek o zaman bu fabrikanın da kurulmasına gerek kalmayacak. Ancak durum hiç de öyle değil. Kimse konforunu terk etme niyetinde değil. Hal böyle olunca doğaya zararlı tüm üretim biçimleri bizi tehdit etmeye devam edecek.”