GündemManşet

Geciken adalet ~2

0
Fotoğraf: Philip Downey

Guernicamag.com sitesinde Patrick Wrigley imzasıyla yayınlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak’ın çevirisiyle ve bölümler halinde yayınlıyoruz.

***

Savaş, şiddetini azaltıp çoğaltarak devam etti – PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 1999’da ele geçirilmesini, çok sayıda ateşkes (PKK tarafından tek taraflı olarak başlatılan bir tanesi dört yıl sürdü), Türkiye’nin batı illerinde PKK tarafından gerçekleştirilen terörist saldırılar gördü. Fakat, her yaz karlar eriyince Güneydoğu’nun uzak vadilerinde savaş kaldığı yerden devam etti. Öcalan ele geçirilmeden ve şimdiki hükümet başa geçmeden önce 1990larda çatışma doruk noktasına ulaştı.

O zamanlar, Dargeçit, parçalanan bir toplumun merkezindeydi. Doğu için “Cehennem Vadisi”ydi, PKK gerillaları için doğal bir transit yol ve PKK ile Türk ordusu arasında yoğun, sert çatışmaların yaşandığı bir bölge. Ayrılıkçı grup, 1990’da altı yıldır devam eden düşük yoğunlukta gerilla savaşı yürütüyordu ve hem savaşçı sayısı hem de bölgedeki köylülerin desteği konusunda önemli bir güç elde etmişti. Hükümetin tepkisi, bölgede olağanüstü hal ilan etmek ve yönetimi büyük ölçüde orduya ve temsilcilerine bırakmak oldu. Üç milyona yakın insan yerinden yurdundan edildi  ve yaklaşık üç bin köy ve kasaba köy korucularına – PKK ile savaşması için devletin maaş başladığı ve silahlandırdığı sivil milis kuvvetleri – katılmayı reddettiği için boşaltıldı.

Gözaltında infazlar yaygındı. Bazen cinayetlerden JİTEM – Türk ordusunun gizli istihbarat ve terör ile mücadele birimi – sorumlu olurdu. Diğer zamanlarda, sözde ordunun görevlendirdiği sivil giyimli Kürtçe konuşan özel timler infazları yerine getirirdi. Sivil ya da askeri kategorisine sokulması zor olan bu ölüm mangaları, genellikle Köy Korucuları tarafından desteklenirdi.  Koruculara katılmayanlar, beyaz bir Renault’nun – özel timlerin adam kaçırmalardaki araba tercihi – yaklaşmasından korkmayı öğrendi. Güneydoğu’da büyük bölümü 1990 ile 1996 yılları arasında çoğu sivil otuzbeş bin kişi kaybolmuş olabilir. (Şimdiki hükümet bu rakamın bin ile onbeş bin arasında olduğunu söylüyor, ama bu konudaki bütün rakamlar gibi bu da oldukça tartışmalı bir sayı.) Türk ordusunun kuvvetiyle yarışamasa bile, çatışmayı halka indirmeye ve karşı tarafı desteklemekle suçlanan sivilleri öldürmeye PKK da hevesliydi.

Dargeçit, bu savaşı iliklerine kadar hissetti – korku, çatışma ve sıkıyönetimin elden ayaktan düşüren etkileri. Dargeçit’e beş km uzakta bir köy olan Kudmere’de yaşayan Ahmet Yılmaz bana şunları anlattı: “Gördüklerimi anlatabilmem mümkün değil. Bunu ancak burada yaşayanlar anlayabilir. Burada her akşam çatışma olurdu. Psikolojik açıdan çok zordu. Filistin gibiydi. Burası savaş bölgesiydi.” Fakat, Dargeçit aynı zamanda askeri yönetime karşı da bir direniş merkezi haline gelmişti. Serhildan’ın ilk örneklerinden biri  – Filistin intifadasından esinlenen protestocuların taş ve Molotof kokteyli atarken “Edi Bese” (“Yeter”) diye slogan attıkları Kürt ayaklanmasının ilk örnekleri – orada gerçekleşti. Ordunun, 1991 martında Dargeçit sokaklarında protesto yürüyüşü yapan iki bin kişiye ateş açması ayaklanmaya ve yüzden fazla kişinin tutuklanmasına yol açtı.

PKK gerillalarının cenazeleri, genellikle, protesto ve isyana sebep olurdu. Gerillaların ölümü şehitlik kutlamalarına dönüşür, düğün törenlerini taklit ederek kadınlar kına yakar, gerilla Kürdistan ile evlenirdi.

1995 yılında, çatışmanın en yoğun olduğu dönemde, PKK’nın iki öğretmeni öldürmesinin ardından, ordu  Dargeçitteki yaklaşık elli kişiyi gözaltına aldı. Yedisi hariç hepsi serbest bırakıldı. 58 yaşındaki Süleyman Seyhan’ın, dört ay sonra terkedilmiş bir köyün kuyusunda cesedi bulundu. Altı kişi hala kayıp. Dargeçit’te bulunan mezarlara ilişkin ilk çıkan televizyon haberlerinde kemiklerin teröristlere ait olduğu söylense de Davut dahil çok sayıda kişi sivillere ait olduğunu umuyor.

2002 yılında seçilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti Kürt bölgesindeki güvenilirliğinin bir kısmını Türk-Kürt çatışması kurbanları için hak arayışına bağladı. Göreve geldiği ilk dönemde AB’ye giriş umuduyla moral bulan AKP, Kürt toplumuna umut aşılayan bir dizi reform yasası çıkardı. AKP, 1990larda köylerini boşaltmaya zorlanan Kürtlere tazminat teklif eden, daha önemlisi onlardan özür dileyen ilk hükümetti. Kürtlerin köylerine dönmesini desteklemek için program hazırlayan ilk hükümetti. Ayrıca, 2004 yılında açılan ilk belirsiz mezar da AKP döneminde olmuştu. AKP, 2007’deki ulusal seçimlerde güneydoğudaki oy oranını yüzde 52ye çıkararak bölgedeki en büyük parti haline geldi. Görevde kaldığı üç dönem boyunca, yargısız infazlar sona erdi. Hükümet, 2009 yılında devlet televizyonunda Kürtçe bir kanal açtı ve özel üniversitelerde Kürtçe derslere izin verdi. On yıldan kısa bir süre önce bu girişimleri düşünmek bile imkansızdı.

PKK da konumunu yumuşattı. 1999’da liderleri Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve tutuklanmasından beri yüksek sesle yapılan bağımsız bir yurt taleplerinin yerini dil, kültürel haklar ve bir çeşit siyasi özerklik talepleri aldı. 2009 yılına kadar hükümet “Demokratik Açılım”ı, Kürt sorununa kalıcı çözüm getirecek bir reform programı, tartışıyordu.

Fakat, durum hassasiyetini sürdürüyordu. Savaş, aralıklarla dağdaki çatışmalar ve sokak protestolarıyla devam etti. Kürt hareketi hala şüpheciydi. Söz verilmiş olmasına rağmen, devlet okullarında Kürtçe eğitim dahil olmak üzere bütün dil haklarının yerine getirilmesi ihtimali uzak görünüyordu. Hükümet insan hakları siciliyle övünse de çocuklar hala protesto gösterilerinde taş attıkları için “terörist” gerekçesiyle hapse atılıyor, Kürt valiler Öcalan’ı ya da PKK’yı övdükleri için hala hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyordu. Güneydoğunun tamamında faaliyet gösteren ve terkedilmiş köyleri işgal eden korucular ile AKP’nin Kürtlerin köylerine geri dönmesi için verdiği söz de güvenilirlikten yoksundu.

2009 eylülünde genel af kapsamında PKK’lı 34 savaşçı ve mültecinin Kuzey Irak’tan Türkiye’ye dönmesiyle demokratik açılımın önü tamamen açıldı. Akrabaları ve köylüleri tarafından sevinç kutlamalarıyla karşılandılar. Türk basını ve kamuoyunun büyük bölümünü bunu zafer ilanı olarak yorumladı. Hükümet kendini aldatılmış hissetti ve yurda dönenleri zaman kaybetmeden terörist bir organizasyonda görev almakla suçladı (bu kişilerin bazıları Irak’a kaçtı). Avrupa diyasporasının PKK’ya bağlı aktivistlerin Türkiye’ye dönme planları suya düştü ve keyifler kaçtı.

Hükümet, gitgide reformlardan ve Kürt haklarından daha az, PKK’yı askeri açıdan yenmekten daha çok bahsederek tepkisini gösterdi. 2005’den beri devam eden gizli barış görüşmeleri sona erdi. Hükümet, yalnızca PKK eylemlerini kriminalize etmek için değil, organizasyona desteğini belirtenlerin tutuklanmasını sağlamak için de geniş kapsamlı 2006 anti-terör yasasından yararlandı. Mücadele hakkında yazan ya da protestolarda yer alan Kürtler kendilerini cezaevinde buldu. Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre, Türkiye şimdi diğer bütün ülkelerden daha fazla gazeteci içeri atıyor. Bu gaztecilerin çoğu, Kürt. Kürdistan Komünler Birliği (KCK) –  savcıların, ülke içinde paralel bir Kürt devleti kurmaya çalıştıklarını iddia ettiği organizasyon – soruşturması kapsamında binlerce aktivist, siyasetçi ve gazeteci de gözaltına alındı. 2011 seçimlerinde, AKP’nin Güneydoğudaki oy oranı %39.6’ya düştü. Ve o zamandan beri, hükümetin Kürtlerin acılarına çare diye nitelendirdiği  yeni anayasa görüşmeleri durma noktasına geldi.

 

Yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için tıklayınız

Devamı yarın…

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

(Guernicamag.com, Yeşil Gazete)

 

 

Kategori: Gündem

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.