Hafta SonuManşet

[Eşyaların Hikayesi] Aramaya inanmak

1 Aralık 2014 – 1 Aralık 2015 arasında 1 yıl süre ile gıda/ilaç gibi temel ihtiyaçları ve sayısı 5’i bulan istisnalar dışında hiçbir şey satın almama üzerine yaşadığı deneyimi ALMADIM blogundan paylaşan Selma Hekim ile gönüllü bir anlaşma yaptık.

Selma Hekim’in gönüllü sadelik deneyimini paylaştığı “ALMADIM” blogundaki ilk yazının ilk paragrafı

Anlaşmamız da şu; Yeşil Gazete Haftasonu ve Kitap eki [ha-ki]’de evindeki ve elindeki ‘şey’leri [Eşyaların Hikayesi] yazı dizisi üzerinden okurlarımız ile paylaşacak. “Satın almadan edindiğimiz, hayatımıza kattığımız şeylerin bir öyküsü, ardında bıraktığı bir hatırası var” diyor Hekim. Biz de sözü ona bırakıyoruz.

***

Şimdiki çalışma masamı Serencebey’de otururken sokakta bulmuştum ahşap, iki çekmeceli, beyaz bir masa; kardeşim ve kuzenimle beraber eve taşımıştık. Daha sonra yine Serencebey’de kocaman eski ahşap bir ayna buldum. O da şimdiki evime taşındığımda bulduğum eski dikiş makinesinin üstüne, ikisi birleşince bir çeşit tuvalet masası oldu. Bir kere de eski model, aslan ayaklı bir koltuk gördük ev arkadaşımla ama işimiz vardı, akşam dönerken alırız dedik, biz dönene kadar koltuk kapılmış. Daha önce de yazmıştım bulduğum sanat tarihi kitaplarını. Bir de kot mont buldum pahalı bir  marka, hala giyiyorum. Milano’da plastik mini bir bavul dolusu oyuncak buldum, oradan ayrılırken sanat işlerinde kullanması için bir sınıf arkadaşıma bıraktım.

Yıl 2011, şimdi isimlerini verip deşifre etmek istemediğim 4 arkadaşla bir akşam Eski Cambaz’da otururken onlara da işte aynen bunları anlatıyordum.  Biz o sohbeti yaparken kim bilir hangi ganimetler sokaklardan çöpe gidiyor sorusu  bizi gaza getirmişken, aramızdaki hangi akıllı önerdi hatırlamıyorum ama birimiz “ hadi kalkıp gidip lüks bir mahallede çöplere bakalım” gibi bir şey söyledi. Normalde böyle bir teklif iş güç sahibi 30’lu yaşlardaki yetişkinler tarafından duyulduğu an reddedilir ama  ben bulduklarımı nasıl bir iştahla anlattıysam diğer dört kişi teklifi hemen kabul ettik ve “kardeşliği” oluşturduk. Taksime yakınlığından dolayı Nişantaşı’nı hedef seçtik ve yola koyulduk.

Şişli ilçemizde çöp bidonu yoktur, çöpler binaların önüne çıkarılır ve belediye her gün onları oradan alır. Bu bizim için bir avantajdı, çöpleri karıştırmamız gerekmiyordu. Vakit iş yerlerinin kapanma saatini biraz geçmişti.  Belediye çöpleri toplamadan yetişmek için hızla yürürken hem bir şey bulacak mıyız diye heyecanlıydık, hem de yaptığımız şeyi komik buluğumuz için arada kahkaha atıyor, arada kikirdiyorduk. Nişantaşı’na varınca belli başlı sokaklarını dolanmaya koyulduk. İstifi hiç bozmadan göz ucuyla etrafa bakınıyoruz. Evet çöpler dışarıda ama içlerinde hiç kayda değer bir şey bulamıyoruz.  Bu işte bir yanlışlık olmalı, koskoca Teşvikiye’den nasıl kayda değer bir atık çıkmaz? Bir süre sonra fark ettik ki, geç kalmışız, kağıt toplayıcıları önümüzden dolaştığımız sokakları çoktan hatmetmişler. Bize bir hakkı gasp edilmişlik hissi, bir hayal kırıklığı hasıl oldu. Bir dahakine daha erken gelelim diyerek ellerimiz boş terk ettik Nişantaşı’nı. Bir daha da böyle bir maceraya girişecek kadar gaza gelmedik.

Sonrasında ben bir kere çok güzel ahşap, mat camlı çerçeveler buldum. Galata’da yine ahşap, eski büyük bir kutu buldum. Bir akşam Ulus’ta üzerlerinde kötü resimler olan onlarca tuval buldum,   7 tanesini eve taşıyabildim, sonra da üzerlerini kapatıp resim yapmak için atölyeye götürdüm. Yakın bir zamanda da ev arkadaşımla eski bir valiz bulduk  vintage diyebileceğimiz.

Hayatta da hep böyle olmaz mı;  bir şeyi aradığın ya da çok istediğin anda bulamazsın da sonra başka şeylerle ilgilenirken o şey çıkıverir  karşına. Şimdi bunu buraya nasıl bağladın demeyin; her şeyin içinde bir ders var görebilene. Ben de bu hikayeden bunu çıkartıyorum: ”aramakla bulunmaz ama bulanlar hep arayanlardır”.

 

Selma Hekim

Kategori: Hafta Sonu