ManşetTürkiye

Doğu Akdeniz’de ‘gaz savaşı’ çıkar mı?

Mısır ve Yunanistan arasında geçtiğimiz ay imzalanan “deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasının” ardından gazete ve televizyonlarda Akdeniz‘de “suların ısındığı” yolundaki ifadelerin artışına tanık olduk. Siyasiler ve askeri yetkililer karşılıklı olarak söylemlerini şiddetlendirirken, dış habercilerin aktardığına göre Yunanistan basını da büyük ölçüde “milliyetçi hassasiyetlerin” etkisine girmiş durumda.

İki ülkenin siyasilerinin söylemine ve bölgedeki iktidar oyunlarına aşina olmayanlar, Türkiye ve Yunanistan’ın münhasır ekonomik bölgeleri (MEB) nedeniyle savaşa girebileceklerini dahi düşünebilir. Peki uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre hiç de rasyonel görünmeyen bu ihtimal sahiden yoksa, Almanya‘nın “Yunanistan’a destek olunması gerektiği” yolundaki ifadelerini ve son olarak Fransa‘nın bölgeye savaş ve uçak gemileri göndermesini nasıl okumalı?

‘Güç gösterisi’

686 sayılı KHK ile görevinden ihraç edilen Ankara Üniversitesi‘nden uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. İlhan Uzgel, bölgede olanları “Ege’deki it dalaşının Akdeniz’e kayması” olarak yorumluyor:

Savaş var, ‘savaş’ var. Türk ve Yunan donanmalarının savaşa girmesi ya da Türkiye’nin gidip adaları alması gibi bir şey elbette beklenmiyor ama birbirlerini yokluyorlar. Güç gösterisinde bulunuyorlar. Elbette (bu sırada) kazalar olabilir, böyle bir durumda da hemen kapatırlar.

Uzgel, uluslararası ittifak örgütü olan NATO‘nun varoluş sebebinin sorgulanmasına yol açacak olası bir savaşın hiçbir ülkenin menfaatine olmayacağının altını çiziyor. Bu durumda Almanya ve Fransa’nın adımlarının diplomatik destek olduğunu görmek gerekiyor. Basında AB’nin Yunanistan’a desteğinin yeni bir şey gibi sunulduğuna dikkat çeken Uzgel, “AB’nin Yunanistan’ın arkasında ilk kez durmadığını” hatırlatıyor.

Bununla birlikte Uzgel’e bakılırsa, iki ülke arasında sıcak çatışma olmadığı sürece Türkiye’de pek çok yatırımı olan Almanya’nın yaptırım uygulaması da olası görünmüyor.

Peki bunlar neden oluyor?

Sorunu daha iyi anlamak adına biraz geriye gitmek gerekiyor. Bugün bölgede sürüp giden pek çok tartışmanın dayanağı aslında Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi. Sözleşmeye taraf olan Yunanistan, Sözleşme’nin Ege’deki adalara kıta sahanlığı hakkı verdiği iddiasında. Konunun uzmanlarına göre Meis adası büyüklüğünde adalar söz konusu olduğunda, bunların anakara (Yunanistan) ile aynı kıta sahanlığına sahip olması gerektiği iddiası mantıklı değil. Türkiye ise Girit Adası da dahil, belli bir büyüklükteki adaların da kıta sahanlığı değil, ancak karasuları olabileceğini söylüyor. Uzgel’e göre, bu da çok rasyonel sayılmaz.

İki ülke arasında kıta sahanlıklarıyla ilgili anlaşmazlık ise 2000’lerin başında bölgede petrol ve doğalgaz rezervleri bulunduğunun ortaya çıkmasıyla başlıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti‘nin Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’ye rağmen tek taraflı ve 21 Mart 2003 itibarıyla geçerli olmak üzere MEB ilan ettiği tarih 2 Nisan 2004. 2003’te Mısır, 2007’de Lübnan ve 2010’da İsrail ve ardından Suriye ile MEB sınırlandırma antlaşmaları imzalayan ülke, bu anlaşmaları Birleşmiş Milletler’e (BM) bildirdi.

MEB ilan etmek, egemenlik iddiası anlamına gelmiyor, ama ülkeye sondaj çalışmaları yapma hakkı veriyor. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin elinde bunları yapacak teknik imkanlar olmadığı için bu, yabancıların bölgeye gelip arama yapması demek. Uzgel, bu şekilde pek çok yabancı şirketin Kıbrıs Cumhuriyeti’nden, bölgede sondaj yapmak için ruhsat aldığını, ancak bölgedeki rezervlerin çıkarmanın maliyeti karşılamadığı için çok da cazip olmadığını vurguluyor. Dahası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilan ettiği MEB’i tanımayan Türkiye, buradaki gemileri sık sık “rahatsız ediyor.”

‘Navtex Yunanistan’ın yetki alanlarını ihlal etmiyor’

Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yapmış olduğu anlaşmaları, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs’ın haklarını çiğnediği gerekçesiyle BM’ye taşıdı ve kendi MEB haritalarını onaylattı. Ancak Türkiye’nin itirazlarına rağmen Kıbrıs Cumhuriyeti, yabancı şirketlere sondaj için ruhsat vermeye devam ediyor. Peki iki ülke arasında yıllardır bitmeyen gerilim nasıl oluyor da “tehlikeli” bir boyuta evrilmiyor?

Uzgel, uluslararası hukukun bu gibi anlaşmazlıklara bir öneri getirmediğini, bununla birlikte “belli sınırların aşılmaması için” aslında iki ülkenin de çaba gösterdiğini belirtiyor: 

(Yabancı bir ülke) MEB’e girdi ne yapacaksın? Uluslararası hukukta aslında düzenlenmiş bir şey yok. Yani uluslararası hukuk size MEB’inize girildiği için savaş açma yetkisi vermiyor.

MEB egemenlik demek değil. MEB faaliyette bulunma yetkisi verir. Denizin altından boru hattı geçirebilirsiniz mesela (başka bir ülkeye ait olan) MEB’de, ama sismik araştırma yapamazsınız.

Uzgel’in söylediğine göre Oruç Reis için ilan edilen Navtex‘in sınırları da bu dikkatin göstergesi: “Yunanistan’ın Mısır’la imzalamış olduğu yetki alanlarının kıyısına kadar gelip duruyor.”

‘Diplomasi için hala alan var’

Yunanistan’ın Akdeniz’deki diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalar ve Türkiye’nin bölgedeki izolasyonu, konunun bu yazının kapsamını aşan bir diğer boyutu. Ancak Uzgel her halükarda Akdeniz’deki anlaşmazlığın iki tarafın konuşarak çözebileceği, çözmesi gereken bir sorun olduğu görüşünde:

(Devam eden) Bu dalaşma zaman kaybıydı ve Türkiye onu geri toplamada zorlanıyor. Askeri gücünü çok kullanıyor, halbuki yapacak çok şey var.

Bazı konular vardır görüşülür, bazıları vardır görüşülmez. Yunanistan ile bir ara formül üzerinden görüşülebilir. Mesela “Biz askeri güç kullanmayacağız, siz de tacizleri bırakın” denebilir. (…)

Evet Yunanistan zor bir komşu, gerilim siyasetini seviyor. Yani kolay bir süreç değil Yunanistan’ı masaya oturtmak, onlarla görüşme sürecine girmek, ama Türkiye öyle bir sürece girdi ki işler sarpa sardı, (sadece) askeri gücü, donanmasıyla iş yapan bir ülkeye dönüştü. Oysa diplomasi için hala alan var.

Kategori: Manşet