Hafta SonuKitapManşet

Dip’siz

0

bir kitabı söküp savuruyordum hazara

sayfa ayrılıyordu hazar ayrılıyordu

ama hikaye ayrılmıyordu

yaşanacak her şey yaşanıyordu

Annemin babası Kıbrıs göçmeni olduğunu pek dillendirmezdi. Keyifli akşamcı sofralarında bile Rumca bir şarkı mırıldanmazdı. En kızdığı zamanlarda dahi dili Kıbrıs şivesine kaymazdı. Orada akrabalarımızın olduğunu, komşularıyla Rumca konuşabildiğini çok sonraları öğrendim. Dilindeki Ada’nın tuzunu ise tamamen silmeyi başarmıştı. Bunun nedenini ne ben sordum ne o söyledi. Yıllar sonra Çağan Irmak’ın Dedemin İnsanları’nı seyrederken anladım, her şeyin sebebini. Dedem burada ‘öteki’ olmamak için dilindeki tattan vazgeçmişti. Dedem, filmdeki Mehmet Bey’e göre şanslıydı ölmeden önce Kıbrıs’a gitti, yaşadığı toprakları, insanları gördü. Torun olarak bana iletecek bir mesaj bırakmadığını zannettim yıllarca ama oradan zarf içinde bir kitap gelince, iletmem gereken bir mesajım olduğunu fark ettim.

Beste Sakallı, ‘dedemin insanlarından’ hatta ailemin Ada’da kalan yanı. Dip ise onun kendini sağaltma hikayesi; okura acılarını anlatma, akıtma, paylaşma çabası. Beste Sakallı düştüğü yeri, vurduğu dip’i ardaşık şiirler halinde anlatmış. 

Yok ile başlıyor dip’in hikayesi:

20 Dip...

bir yer ki

ortalık kan revan ama

bir iç kanama gibi

görünürde yaram yok

bir yerdeyim kilitli

kilit yok

o kalabalık

ve o kalabalıktaki muazzam yalnızlık

o çokluk

ve o çokluktaki muazzam yokluk

yok işte

her şeyin olduğu

ama hiçbir şeyin olmadığı orasız

 

Beste Sakallı

Beste Sakallı

Kıskanma şiirinde kendisi dip’teyken bırakıp gideni, gidip unutanı, yeni başlangıçlar yapanı kıskanıyor. Aslında bu kıskaçlıktan çok kendi çaresizliğine, yalnız kalışına karşı bir yakarı.

Yüzümü aynaya her uzattığımda

geçmişin kokuşmuş tortularını

uzamış kıllar gibi bulduğum

ve iki ucu birbiriyle tam kavuşmayan cımbızımla

sabırla ama bir o kadar öfkeyle

cesaretle ama bir o kadar kederle

yaşananlardan tek tek temizlemeye

azar azar arınmaya çalıştığım zamanlar kargaşası burası

Geçmiş’le yüzleşmeye çalışıyor şair ama buna henüz tam hazır olmadığı için çok zorlanıyor.

Söylemek isteyip de söyleyemediğini, boğazının düğümlendiğini Boğaz’da dinlerken, Islak’ta yüzleşme çabalarının tanığı oluyoruz. Sanrılı, yarı uykulu koma halini ise Hissedişler’de ta içimizde hissediyoruz.

her sesi duyabiliyorum burada

mesela çiçeklerin karbondioksiti içlerine çektikleri

ya da gözlerin kapaklarını indirip kaldırdığı sesi

bir perdenin uçuşma sesi

duyuyorum hepsini

hem kimliğimde yazılı yerdeyim burada çünkü

hem de ufacık bir hücreyim evrende

hem rahmindeyim annemin

hem de dünyayı yüklenen bir anneyim

Şiirler, şairi acının ilacının beklemek olduğuna inandırdığından beklediğini söylüyor, Beklemek ve Merhaba Zaman’da. Biraz sağaldığını hissederken sonra tekrar hatırlayıp içini kaplayışı derin üzüntünün Arkadaş’ta anlatıyor.

ve bir an hiçbir şeyin olmadığını geçiriyorum aklımdan

bir nehir çiziyorum avuç içime

ve o nehirle alıp götürüyorum ne varsa içimden

“ve güneş dalgın bir adamın baktığı yerdeki kadar / tutulmaz bir ötededir” yazarın kış’ını anlatıyor. Hayatındaki kış mevsimini karanlık, kapalı, soğuk ve kurak olarak tanımlıyor. Dip’e vurmasının sebebinin ölüm olduğunu Eşitlik şiirinde “nasıl ki bir böceğin dişiyse gireceğin” demesinden seziyoruz.

Kendini değersiz hissedişlerine ise Bulmak ve Hiç şiirlerinde şahit oluyoruz.

aynı değerde

aynı hiçlikte

aynı canlılıkta ve cansızlıktaymışım

mış’mışım meğer

miş’mişim

bir cümlenin sonundaki o ek kadarmışım meğer

ben o yaprakla ağaç arasındaki küçük dalcık kadar canım

birazdan yeryüzüne bir damla kadar inecek o dev bulut kadar yalanım

İlk bölümde kişisel üzüntüsünü, dip’e vuruşunu ama en çok orada hissettiklerini anlatan şair, ikinci bölüm olan İç Dökümleri’nde Pompei’de ölen köleler, Bosna’da zulüm gören kadınlar, denizde boğulan kaçak göçmenler, dünyanın her yerinde ağlayan ve kanayan insanlar ve insanlık için yaşadığı üzüntüyü ama elinden bir şey gelmediğini anlatıyor.

Biliyordum

cumalıkızıktaki o sokağa daha önce yaşayanlarını

getirememiştim

zeugmadaki çingenenin hikayesini değiştirememiştim

yapamamıştım beyoğlundaki pilavcı çocuk için bir şey

ona kendimi anlatmaktan başka

ortaköydeki kuşlara hep az gelmişti verdiğim yem

ve hissetmemişti onu dudağından öptüğümü bratislavadaki işçi çocuk heykeli

yoktu elimden gelen

ön dişleri düşmüş sekiz yaşlarındaki çocuğun

gülümsemesine katılmaktan başka

yoktu bir fotoğraf çekilirken kameraya bakmak dışında şansım

o kare beni de görüyordu

yoktu şansım kareyi görmemiş yapmak gibi

yalan söyleyemiyordum küçüklükten beri çünkü

ve bazen bir tek ben doğru söylüyor gibi hissediyordum

engel olamıyordum

ya yanlış doğrudaydım ben

ya onlar doğru bir yanlıştaydılar

bilemiyordum

22 DipKitabın sonunda şairin dip’e vuruşunun sebebinin babanın ölümü olduğunu anlıyoruz.

vurma dedim vurdu adam

ölme dedim öldü babam

ağladım

sonra işte acımasız bir anı gibi hayat geçti aklımdan

ve içim geçti hayattan bazı bana danışmadan

 

Kitabın başında acılarını okura akıtarak içindeki irin bağlamış yarayı deşmeye çalışan Beste Sakallı, sonunda yarasını sağaltıyor, en azından hayata devam etme gücünü kendinde buluyor. Vurduğu dip’ten yükselip, ileri doğru bir adım atıyor. Kitap geleceğe umut yükleyerek bitiyor.

sen öpünce buraya asfaltlanmış kalbimi

sustu hasar bitti kargaşa

çekip gitti dip

yaşanacaklar durağında

hazırım yeniden volta atmaya hayatın biraz sonrasına

  

Şimdi ben de sözümü tamamladım. Hazırım artık volta atmaya hayatın biraz sonrasına ama önce iletmem gereken bir mesajım var dedemden Ada’ya: Kalimera, merhaba…

Beste Sakallı, Dip, Şiir, 55 Sayfa, Mart 2013

07

 

 

Mehmet Fırat Pürselim 

 

 

 

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.