Editörün Seçtikleriİklim KriziManşet

COP26’da bizi neler bekliyor?

COP26

Haber: Dilan Karacan

*

Geçtiğimiz yıl kasım ayında yapılması planlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) koronavirüs salgını sebebiyle bu yıl 1-12 Kasım 2021 tarihlerinde İskoçya’nın en büyük şehri Glasgow’da gerçekleşecek.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) bünyesinde düzenlenen COP zirveleri 21 Mart 1994’ten bu yana yapılıyor.  Zirvede iklim değişikliği ve ülkelerin bununla nasıl mücadele edeceği tartışılıyor.

COP26’yı geçmişteki zirvelerden ayıran nokta ise Paris İklim Anlaşması‘nın imzalandığı 2015’ten bu yana kaydedilen gelişmenin değerlendirileceği ve ülkelerin artırılmış iklim taahhütlerini sunacağı ilk zirve olması. Ayrıca iklim krizinin artan yıkıcı etkisi ve küresel olarak artan yeşil dönüşüm çağrıları zirveye yönelik beklentileri artırıyor.  Peki COP26’da bizi neler bekliyor?

COP26’ya katılım

Koronavirüs pandemisi nedeniyle COP tarihinde ilk kez ertelenmek zorunda kalan bu yılki zirve hakkındaki başlıca tartışmayı da yine salgın ve beraberinde getirdiği eşitsizlikler oluşturuyor. Dünyanın dört bir yanından binlerce delegenin katıldığı zirve bu yıl, pandemi gölgesinde gerçekleşecek.

‘Aşı şartı ülkeler arası eşitsizlik yaratıyor’

COP26’ya katılımda talep edilen aşılama zorunluluğuna değinen Marmara Üniversitesinden Prof. Dr. Semra Cerit, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada durumun ülkeler arasındaki eşitsizliğe farklı bir boyut kazandırdığını vurguladı:

“Cop26’ya aşılamanın koşul olarak konulmuş olması taraf ülkeler, özellikle yoksul ülkeler ve az gelişmiş ülkeler arasında adaletsizlik yaratıyor. Uluslararası düzeydeki çeşitli adeletsizliklere bir de aşı adaletsizliği eklendi. Az gelişmiş ve yoksul ülkeler müzakerelere tam anlamıyla katılamıyor. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında aşılama talebinin yarattığı prosedürel bir eşitsizlik söz konusu. Zengin ülkeler çok büyük heyetlerle, daha fazla mali kaynaklar ve teknik kapasiteyle müzakereye hazırlanırken yoksul ülkeler çok küçük heyetler gönderebiliyor müzakerelere. Bütün oturumları aynı anda takip edemiyorlar. Zengin ülkelerin yoksul ülkelere sadece iklim finansmanı değil covid desteği de sağlanması gerekiyor. Eşitsizliğin giderilmesine çözüm olarak.”

Birleşik Krallık: Delegelere aşı yapmayı planlıyoruz

Geçtiğimiz günlerde Birleşik Krallık hükümeti COP26’ya katılacak delegelere Covid-19 aşısı yapmayı planladıklarını açıkladı. Yapılan açıklamada “Daha fazla temsilcinin güvenli bir şekilde katılmasını sağlamak için aşıya erişimi olmayan akredite delegelere aşı sağlamak için çalışacağız” denildi.

Ancak bu yöntemin nasıl uygulamaya geçileceği henüz bilinmiyor. Üstelik zirve sadece ülke delegelerinin değil sivil toplum temsilcilerinin ve iklim aktivistlerinin katılmasıyla zenginlik kazanıyor.

‘Sivil toplumun katılımı hayati önemde’

Sivil toplumun zirveye katılamama ihtimalini değerlendiren Cerit durumun COP26’ya demokratik açıdan vereceği zararın altını çizerek “Cop26’ya katılımın nasıl gerçekleşeceği henüz belli değil. Yüz yüze yapılması planlanıyor. Yüz yüze yapılabilirse sivil toplum katılımı önünde büyük engel oluşabilir. Fakat sivil toplumun temsili ve varlığı müzakerelerde çok önemli bir baskı unsuru oluşturuyor” dedi.

İklim rejimi çerçevesinde müzakerelerin iklim adaletini sağlamaya hizmet edecek şekilde yön bulmasında en büyük rolü sivil toplumun oynadığını belirten Cerit, “Onların olmaması çok büyük bir eksiklik. Böylece iki katmanlı bir olumsuzluk söz konusu olacak. Hem taraf devletlerin sınırlı katılması hem de sivil toplum temsilcilerinin kısıtlı veya hiçbir şekilde müzakerelere katılamayacak olması devletlerin üzerindeki demokratik ilgiyi ortadan kaldırmış olacak ve bu da kaygı verici durum” değerlendirmesini yaptı.

COP26 yine ertelenir mi?

Boğaziçi Üniversitesi, İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve
Araştırma Merkezi
Yönetim Kurulu üyesi ve Fizik Bölümü Kısmi Zamanlı Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Murat Türkeş ise küresel salgına ilişkin gözlenen olumsuzlukları-sorunları-eşitsizlikleri-haksızlıkları ve bu boyuttaki bir pandeminin en az iki yıl daha etkili olabilecek olması dikkate alınırsa  COP26’nın bir kez daha ertelenebileceğini ve tüm öğelerini içermemekle birlikte bu toplantının online olma olasılığının bulunduğunu düşünüyor.

Türkeş, COP26’nın online yapılma ihtimaline istinaden “2020 yılının nasıl kapandığını düşündüğümüzde, yeterli-etkili kapsamdaki bir online toplantının bile Paris Antlaşması’nın uygulanmasına ilişkin var olan gecikmenin ve dağınıklığının önlenmesi açısından önemli bir rol oynayacağı açıktır” görüşünü paylaştı.

Post-Trump gelişmeler

Joe Biden‘ın eski ABD Başkanı Donald Trump‘tan başkanlık koltuğunu almasından sonra ABD’nin iklim müzakerelerindeki ateşleyici etkisine dikkat çeken Cerit, şu ifadeleri kullandı:

“Cop26 belirlenen zamanında 2020 sonunda yapılsaydı iklim siyaseti zeminiyle 2021 iklim siyaseti zeminine göre çok farklı olacaktı. Sonbaharda hala Trump başkandı. ABD’nin Paris Anlaşmasından çekilmiş olduğu bir Cop olabilirdi. Taraf ülkeler sözleşmeye kendi hedef iddiaları konusunda gönülsüzlük içinde bulunuyorlardı. Ulusal katkı belgelerinin yenilenmesini geciktiren faktörlerden biri de buydu. 2021’de gerçekleşmesi beklenen Cop26 siyasi dengeler açısından ABD’de Biden yönetiminin yeni politikası ışığında Paris Anlaşması’na geri dönmesiyle etkilenmiş olacak. Biden yeni bir ulusal katkı belgesi sundu. Ulusal katkı belgesinin ötesinde kendi ulusal iklim politikasını daha iddialı hale getirdi. ABD’deki devinim diğer ülkeleri harekete geçirdi. Çin iklim siyasetinde ABD ile olan ilişkisi bazında konu başlığı olarak öne çıkmıştı. Özellikle lider demiyorum. Çin’in küresel iklim politikasında lider olması şimdilik söz konusu değil. Ama belirleyici olarak etki kazandı. Avrupa Birliği’nde iklim kanunu, yeşil mutabakat ve onun etrafında şekillenen iklim politikaları daha fazla vücut bulmaya başladı.”

COP26 gündem maddeleri

Pandemi sebebi ile iklim siyasetindeki değişimlere değinen Cerit, finansman ve ulusal katkı belgelerinin güncellenmesi başlıca gündem maddeleri olacağını söyledi:

“COP26 geçen sene yani 2020’de yapılabilseydi ulusal katkı belgelerinin güncellenmesi, yenilenmesi en büyük beklentiydi. Bu sene ertelenmiş olması sebebi ile bana kalırsa ulusal katkı belgelerinin hedeflerinin yükseltilerek yeniden sunulması başlığı aynı önemi taşımıyor. COP ertelenmesi ve dünyada iklim değişikliği siyasetinde meydana gelen değişiklikler nedeniyle pek çok ülke katkı belgelerini sözleşme sekretaryasına sunmadan hedeflerini yükselttiler. İklim siyasetinin öncelikleri değişiyor.”

‘100 milyar dolarlık yeşil iklim finansmanı’

Gelişmekte olan ülkelere 100 milyar dolarlık yeşil iklim finansmanı hedefine artık ulaşılması gerektiğini belirten Cerit, “Fakat henüz 100 milyar dolara yaklaşılmadı. Finansman konusu COP26 gündeminde baş sıralarda yer alacak. Aynı zamanda 2025’ten itibaren 100 milyar dolar rakamının yenilenmesi gerekiyor” diye konuştu.

Geçtiğimiz COP’larda özellikle gelişmekte olan ülkelerin bu gündem maddesinin öne alınmasını sağladığını hatırlatan Cerit, “COP26’da 2025’ten itibaren geçerli olacak kollektif yeni finansman hedefi müzakereleri başlayacak. Bu iki gündem maddesi birlikte yürüyecek” bilgisini paylaştı.

‘Kayıp ve zararların karşılanması’

Önümüzdeki birkaç yıl boyunca finansman başlığı içinde bir alt önemli başlık olarak “kayıp ve zararların karşılanması” geleceğini belirten Cerit, 2013’te Varşova’daki taraflar konferansında oluşturulan kayıp zarar mekanizmasına dikkat çekti:

“Bu kayıp zarar mekanizması finansman içermeyecek şekilde tasarlanmış ve kurumsallaştırılmıştı. COP25’te doğrudan finansman sağlamak anlamına gelmemekle birlikte kayıp zarar için kullanıcak finans yolarının araştırılmasına olanak sağlanacak bir çalışma gurubu ve alt mekanizmalar oluşturuldu. Oluşturulan bu mekanizma Haziranda yan organlar toplantısında görüşülecekti. Devam eden bu yan organlar toplantısında kayıp zararlarla ilgili başlıkların gündeme alınmaması kayıp-zarar hususunda kırılgan olarak adledilen ülkeler tarafından tepki gördü. Cop26 gündeminde olup olmaması konusunda da belirsizlik yarattı.”

Madde 6 vurgusu

Semra Cerit, Madde 6’nın zirvedeki önemine vurgu yaparak “COP26’nın daha önemli ve aciliyet taşıyan gündem maddesi 6’ncı madde. Piyasa olan mekanizmalar ve piyasa olmayan mekanizmalara dair. Kyoto Protokolü’nde Paris Anlaşması’nda bazı piyasa mekanizmaları tasarlanmıştı. Bunların uygulama kurallarının müzakereleri devam ediyor” bilgisini aktardı.

Polonya’da yapılan COP24 ve İspanya’da yapılan COP25’de bu müzakerelerin tamamlanamadığını hatırlatan Cerit, “Taraf ülkeler bu piyasa mekanizmalarının şekli, içeriği ve koşulları konusunda uzlaşamıyorlar. Avustralya, Kırgızistan ve Brezilya gibi ülkeler Kyoto Protokolü süresince elde ettikleri karbon kredilerini Paris uygulaması dönemine de aktarmak istiyorlar. Bu da ilan ettikleri hedeflerden eski kredilerinin düşülmesi anlamına geliyor. Bazı ülkeler eski karbon kredilerinin tamamını kullanmak istiyorlar. Bu da Avusturalya örneğinde oldugu gibi belirttikleri güncel hedefin neredeyse sıfırlanması anlamına geliyor ve hedeflerine tamamen ulaşmış sayılmak demek oluyor” dedi.

Türkeş ise kasım ayında yapılacak zirveden çıkacak olası sonuçları değerlendirirken Yeşil İklim Fonu’na dikkat çekti: “Ertelenmiş COP 26’dan radikal ve iklim değişikliği savaşımını güçlendirecek kararlar çıkmasını beklemiyorum, ne yazık ki! NDC’lerin kuvvetlendirilmesi ve/ya da yenilenmesi ile Yeşil İklim Fonu -ötekilerin yanı sıra- yine en önemli konulardan bir olmaya adaydır COP 26’da da!”

Türkeş yeşil dijital dönüşüme ve bu hedefe hizmet edecek yeşil finansmanın önemine dikkat çekti:

“İklim güvenli (iklim sistemine zarar vermeyen, olumsuz etkisi olmayan, vb.) teknoloji geliştirilmesi ve transferi ile gelişmekte olan ülkelerdeki kapasite oluşturma konusundaki uluslararası çabalar ve iş birliği de kuvvetlendirilmelidir. Bu kapsamda, Paris Antlaşması altında bir teknoloji çerçevesi oluşturuluyor ve kapasite oluşturma etkinlikleri ve çalışmaları, diğerlerine ek olarak, gelişmekte olan ülke taraflarındaki kapasite kurma eylemleri ve uygun kurumsal anlaşmalar ve iş birlikleri açısından kuvvetlendirilmiş destekler vb. eyleme ve düzenekler aracılığıyla kuvvetlendirilecektir. İklim finansmanı iklim değişikliği savaşımı için gereklidir. Çünkü sera gazı salımlarını önemli düzeyde azaltabilmek için geniş ölçekli yatırımlar gereklidir. İklim finansmanı uyum açısından da eşit düzeyde önemlidir. Çünkü, önemli finansman kaynakları değişen iklimin olumsuz etkilerine uyum ve değişen iklimin etkilerini azaltmak için gereklidir.”

‘Müzakereler tamamlanamadı’

Cerit Madde 6’nın farklı boyutlarına da dikkat çekti: “6’ncı madde mekanizmalarının kullanılması sonucu elde edilecek gelirlerden bir kısmının gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı olarak aktarılması talebinin çözülememesi, 6.madde mekanizmalarının çevresel ve sosyal güvencelerle yürürlüğe koyulması ve kurallarının kabul edilmesindeki uzlaşmazlıklar nedeniyle 6.madde uygulama kurulu müzakereleri henüz tamamlayamadı.

Resmi müzakere gündemi içerisinde en öncelikli sırayı 6.madde alıyor. 6.madde müzakerelerinin tamamlanması resmi olarak rejimin dışındaki başka süreçleri de etkiliyor. Örneğin, şirketlerin ilan ettikleri hedefler konusu var. Havacılık sektörü gibi, uluslararası hava taşımacılığı sektörü gibi bazı sektörler Paris ve Kyoto gibi anlaşmaların emisyon hedefleri kapsamında değiller. Bu sektörler kendileri gönüllü nitelikte anlaşmalar kabul ettiler. Hava yolu şirketlerinin çeşitli yollarla üretilmiş karbon kredileri satın almasını öngören anlaşmalar mevcut. Paris 6’ncı madde müzakereleri tamamlandıktan sonra bu sektörler de bu kapsamda emisyon sertifikaları alabilecekler. Yani yalnızca Paris anlaşması açısından değil küresel anlamda sera gazı azaltımlarını sağlamak üzere oluşturulan diğer mekanizmalar da bu 6’ncı madde müzakerelerinin tamamlanmasını bekliyor.”

‘İklim değişikliğiyle savaş için finansman şart’

Prof. Dr. Türkeş de kasım ayında yapılacak zirveden çıkacak olası sonuçları değerlendirirken Yeşil İklim Fonu‘na dikkat çekti: “Ertelenmiş TK-26’dan (COP26) radikal ve iklim değişikliği savaşımını güçlendirecek kararlar çıkmasını beklemiyorum, ne yazık ki! Ulusal Katkı Beyanları’nın (NDC) kuvvetlendirilmesi ve/ya da yenilenmesi ile Yeşil İklim Fonu -ötekilerin yanı sıra- yine en önemli konulardan bir olmaya adaydır TK-26’da.”

Yeşil dijital dönüşüme ve bu hedefe hizmet edecek yeşil finansmanın önemini vurgulayan Türkeş şunları söyledi: “İklim güvenli (iklim sistemine zarar vermeyen, olumsuz etkisi olmayan, vb.) teknoloji geliştirilmesi ve transferi ile gelişmekte olan ülkelerdeki kapasite oluşturma konusundaki uluslararası çabalar ve iş birliği de kuvvetlendirilmelidir. Bu kapsamda, Paris Antlaşması altında bir teknoloji çerçevesi oluşturuluyor ve kapasite oluşturma etkinlikleri ve çalışmaları, diğerlerine ek olarak, gelişmekte olan ülke taraflarındaki kapasite kurma eylemleri ve uygun kurumsal anlaşmalar ve iş birlikleri açısından kuvvetlendirilmiş destekler vb. eyleme ve düzenekler aracılığıyla kuvvetlendirilecektir. İklim finansmanı iklim değişikliği savaşımı için gereklidir. Çünkü sera gazı salımlarını önemli düzeyde azaltabilmek için geniş ölçekli yatırımlar gereklidir. İklim finansmanı uyum açısından da eşit düzeyde önemlidir. Çünkü, önemli finansman kaynakları değişen iklimin olumsuz etkilerine uyum ve değişen iklimin etkilerini azaltmak için gereklidir.”

Yan gündem: Kömürden çıkış

Semra Cerit ise diğer olası gündem maddelerine de değinerek kömürden çıkış hareketine vurgu yaptı: “Kömürden çıkış meselesi var. Birleşik Krallık COP26’yı gayri resmi olarak dünyanın kömürden çıkışına dönük bir yol haritası yapmaya çalışıyor. BM Genel Sekteri de destek oluyor. Birleşik Krallık bu gündemi sahiplenerek enerji dönüşümüne ve karbonsuz dayanışmaya gitmek için öncelikli olarak fosil yakıtlardan çıkışı planlıyor.”

Ülkelerin başka ülkelerin kömür termik santralleri için finansman destek sağlamaması gibi yeni bir söylem olduğunu dile getiren Cerit, “Dolayısıyla Birleşik Krallık tema olarak bunu düşünüyor ve bunu deklerasyon şeklinde yapmayı umuyorlar. Bu resmi bir konferans kararı olamaz fakat COP sırasında bu fikire destek veren devletler deklarasyon yayınlayabilir. Bu da çok önemli bir gündem maddesi olacak” ifadelerini kullandı.

Bir başka önemli gündem maddesi de kamu finansmanının yanında özel sektör finansmanının da harekete geçirilmeye çalışılması. Cerit, “Buna dair resmi Cop kararı olmadan açıklama ya da deklerasyon gibi adımlar atılabilir” dedi.

Türkiye ne yapacak?

‘Türkiye oylamaya katılamayacak’

Cerit konferans kurallar kitabı gereği Türkiye’nin “gözlemci” devlet olarak katılım yapacağını ve bazı haklardan mahrum bırakılacağını ifade ederek “Türkiye Paris anlaşmasına taraf olmadığı için bu seneden itibaren yani COP26’dan itibaren Paris anlaşması altında yürüyen müzakerelere katılamayacak” bilgisini paylaştı ve ekledi:

“Türkiye, İspanya’da, COP25’te oturumlara katıldı ve görüş bildirdi. Müzakerelerde rol oynadı. COP25’e kadar Paris anlaşması kurallar kitabı tam olarak tamamlanamadığı için anlaşmayı onaylaması geciken ülkelerin de oturumlarda söz hakkı almasına izin veriliyordu. Fakat Cop26 Paris kurallar kitabına göre Türkiye gibi Paris’e taraf olmayan devletler oylamaya katılamayacak. Görüş bildirecek ama kararlara yansımayacak. ABD Paris’e geri döndüğü için Paris anlaşması müzakerelerinde tam yetkiye sahip taraf olarak katılırken Türkiye müzakerelere gözlemci devlet olarak katılacak. Görüşünü bildirse de, görüşü nihai kararlarda etkili olmayacak.”

Türkiye’nin EK1’den çıkma talebi

Türkiye açısından COP26’nın olası akıbetini değerlendiren Cerit, 6’ncı madde ve EK1 vurgusu yaparak “Türkiye’nin genel önceliği 6.madde müzakerelerinin tamanlanması çünkü Türkiye ulusal katkı belgelerinde ilan edildiği gibi 6.madde mekanizmalarından yararlanmak istiyor. Türkiye’nin belli beklentileri ve belli tercihleri var. 6.madde uygulama kuralları konusundaki müzakerelere katılacak ama müzakerelerde oy hakkı olan bir taraf devleti olarak bulunamayacak” dedi.

Bunun yanında Türkiye sözleşmenin EK1 listesinden çıkmak üzere Mayıs ayında bildirim yaptığını hatırlatan Cerit, “Dolayısıyla COP26 açılışına kadar aynı tercih devam ederse Türkiye’nin yine EK1’den çıkma talebinin gündeme alınıp alınmayacağı konusunu açılış oturumunda görebiliriz. İspanya’da böyle olmuştu. Daha önce Polonya’da böyle olmuştu. Türkiye COP26’ya kadar EK1’den çıkma talebi konusunda ısrarını sürdürürse COP26’nın ilk çetrefilli konularından bir tanesi Türkiye – EK1 konusu olabilir” yorumunu yaptı. 

‘Paris Anlaşması’na taraf olmalı’

Türkiye’nin bugüne değin savunduğu görüşler ve istemler (ör. yeşil İklim Fonu’ndan bir gelişmekte olan ülke gibi yararlanmak, vb.) değişmezse, Türkiye için TK-26’da yeni ve olumlu bir gelişme ortaya çıkmayacağını söyleyen Türkeş ise şunları söyledi:

“En iyi beklenti, Türkiye’nin Meclis Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonundan Türkiye’nin Paris Antlaşması’na taraf olmasının yararlı olabileceği vb. bir karar çıkması ve Türkiye’nin COP 26’ya bu atmosfer ile katılması; Paris’e taraf olabileceğini dünyaya açıklaması olabilir.”

Paris Antlaşması neden önemli?

“Paris’i” yorumlayan Türkeş, şunları söyledi:

“Paris Antlaşması, iklim değişikliğine uyum kapasitesini kuvvetlendiren, direngenliği artıran ve antlaşmanın küresel sıcaklık hedefleri (küresel ısınmayı 2 oC altına çekmek ya da 1.5 oC’de tutmak ya da sınırlandırmak) kapsamında iklim değişikliğinden etkilenebilirliği azaltan, uyum konusunda bir küresel düzenek oluşturmuştur. Paris Antlaşması’nın düzenlediği bu uyum hedefi, destek ve uluslararası iş birliği aracılığıyla olanları da içeren, ulusal uyum çabalarını önemli derecede kuvvetlendirmeyi amaçlar. Uyum hedefi ayrıca, uyumu tüm Tarafların karşı karşıya kaldığı küresel bir sorunsal meydan okuma olarak kabul etmektedir. Bu kapsamda, tüm taraflar Ulusal Uyum Planlarının düzenlenmesini ve yürütülmesini içeren uyum konusuyla yakın bir şekilde bağlantılı olmalıdır. Taraflar bu kapsamda, önceliklerini, gereksinimlerini, plan ve eylemlerini tanımlayan uyum bildirimleri sunmak ve bunları periyodik olarak güncellemek zorunda olacaktır. Ayrıca gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin uyum çabalarını da dikkate almak durumundadır.”

Ülkelerin performansları

Türkeş, ülkelerin bu zamana kadar ki performanslarına dair “Genel olarak ülkelerin niyet beyanlarını ve katkıların (NDC) kuvvetlendirilmesi ve/ya da yeni katkıların sunulması çabalarını hem bilimsel hem de var olan uygulamalar açısından çok yetersiz buluyorum” değerlendirmesini yaptı.

Ülkelerin geçen süreçteki performanslarına iyimser yaklaşmanın zor olduğunu söyleyen Türkeş “Paris Antlaşması tarafları yetersiz NDC’lerini bile gerçekleştirmedi. 2020 sonuna kadar sunmaları gereken güçlendirilmiş yeni ve/ya da ek ‘savaşım hedeflerini’ ya da ‘savaşım niyetlerini’ küresel salgın nedeniyle 2021 sonuna ertelediler” ifadelerini kullandı.

Paris Antlaşması kapsamında bazı ilerlemelerin gerçekleştiğinden de söz edilebileceğini söyleyen Türkeş şunları söyledi:

“Örneğin, Paris Antlaşması yürürlüğe girdiğinden beri düşük karbon çözümlerine ve yeni karbon pazarlarına odaklanmış olduğu izlenmektedir. Ayrıca sıfır-karbon çözümleri salımların yaklaşık yüzde 25’inden sorumlu olan sosyoekonomik sektörlerin arasında rekabet edebilir olma yoluna girmiş görünmektedir. Bu eğilimin, başka bir deyişle gözlenene ilerlemenin, enerji ve ulaştırma sektörlerinde dikkat çekici olduğu ve erken davrananlar açısından birçok yeni iş olanağı yaratmış durumda olduğu şeklinde değerlendirilmektedir. Paris Antlaşması kapsamında 2030 yılına kadar öngörülen sıfır-karbon çözümlerinin küresel sera gazı salımlarının yüzde 70’den fazlasının temsil eden sektörlerde yarışabilir bir düzeyde olması da öngörülmektedir.”

COP26’dan beklentiler

Prof. Dr. Murat Türkeş, İspanya’nın başkenti Madrid’de gerçekleştirilen bir önceki zirvenin birçok önemli madde üzerindeki tartışmaların uzaması yüzünden iki gün gecikmeyle sonuçlandırılabildiğini hatırlattı.

COP25’in sonuçlarına değinen Türkeş, zirvenin eksiklerine vurgu yaptı: “Bize göre, çok şaşırtıcı olmayan bir sonuç olarak, iklim değişikliği savaşımı, uyum, uluslararası karbon piyasaları oluşturulması ile özellikle iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle en hızlı ve şiddetli şekilde karşı karşıya kalacak olan gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelere söz verilen finans desteğinin sağlanması ve istenen yeni finans desteklerinin artırılması konusunda zirvede ilerleme sağlanamadı. Örneğin, BM Genel Sekreteri António Guterres de Twitter hesabı üzerinden paylaştığı mesaj ile TK25’in sonucundan duyduğu hayal kırıklığını duyururken, ‘uluslararası toplumun iklim değişikliği ile savaşım, uyum ve finans konularında artan ya da kuvvetlenen bir ilgiyi gösterme konusunda önemli bir fırsatı kaçırdığını’ kaydetmişti.”

Olumlu ve olumsuz senaryolar

Bu yıl gerçekleşecek zirveye dair beklentilerine değinen Türkeş “bir başka büyük ama belki de ‘dağ fare doğurdu’ dedirtecek türden bir sonla da sonuçlanabilecek olan beklenti” diyerek sözlerine devam etti:

“Geçen ay ABD‘nin çağrısıyla gerçekleştirilen İklim Liderler Zirvesi 2021 etkinliği sırasında başta ABD ve diğer bazı OECD üyesi ülke liderleri gelmek üzere, bazı ülkelerin çeşitli referans dönemlere (2000(ler), 2010(lar), vb.) göre insan kaynaklı ulusal sera gazı salımlarında ya da karbondioksit eş değeri sera gazlarında 2030 yılına kadar genel olarak yüzde 40 ile yüzde 60 arasında değişen oranlarda azaltım yapacakları konusunda yapmış oldukları açıklamaların ve diğer iklim değişikliği ilişkili ‘hedef’ ya da ’sözlerinin’ COP 26’nın resmi sonuçlarına ve kararlarına yansıması olabilecektir.”

Türkeş çıkacak sonuçlara dair olumsuz senaryo değerlendirmesi de yaparak “Eğer böyle olumlu bir gelişme yani Paris’in yürütülmesi ve finansmanı açından gereksinim duyulan bir ilerlemenin göstergeleri, küresel salgından çıkarılması beklenen derslere karşın COP26’nın sonuç ve kararlarına yansımazsa, bana göre iklim değişikliğinin beklenen en olumsuz etkilerinin yaşanmaya başlaması ve iklim değişikliği savaşımının başarısı açısından geri dönülmez bir noktaya gelinebilecektir. Bu bilimsel öngörümün temellerinde, IPCC’nin 1.5 °C Küresel ısınma Özel Raporu ile UNEP’in 2010lu yıllardan beri yayımlamakta olduğu Sera Gazı Salım Açıkları raporlarındaki bilimsel değerlendirmeler ve kestirimler yatmaktadır” dedi.