İklim KriziManşetTürkiye

CHP’li Murat Bakan: İklim kriziyle mücadele ederken kömürden enerji üretemezsiniz

Paris İklim Anlaşması‘nın onaylanmasına dair kanun teklifinin oybirliğiyle TBMM Genel Kurulu‘nda kabul edilmesinin ardından Meclis’te yürütülen iklim değişikliğiyle ilgili çalışmalar da hız kazandı.

Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili ve İklim Araştırma Komisyonu CHP Sözcüsü Murat Bakan, komisyon olarak yapılan çalışmaları ve değerlendirmelerini Yeşil Gazete’ye anlattı.

‘Seyfe Gölü, Seyfe Çölü’ne dönüştü’

CHP İzmir milletvekili Murat Bakan, İklim Araştırma Komisyonu olarak yaklaşık dört ay boyunca toplam 73 kurum, kuruluş ve akademisyeni dinlediklerini kaydederek, “Dinlediğimiz kamu kurumlarının kağıt üzerinde her şeyi olduğundan daha iyi gösterme çabasında olduklarını ve genel olarak kendilerini savunur bir çizgide iklim krizine yönelik yapılanları anlattıklarını gördük” ifadelerini kullandı.

Bakan, komisyon çalışmalarının ardından Kırşehir Seyfe Gölü, Kayseri Sultansazlığı Milli Parkı, Konya Ereğli Sazlıkları, Meke Gölü, Burdur Gölü ve Eber Gölü‘ndeki ekolojik yıkımı yerinde gördüklerini de anlattı.

Seyfe Gölü’nün Seyfe Çölü’ne dönüştüğünü kaydeden Murat Bakan, gölle ilgili gözlemlerini şöyle anlattı:

Bir zamanlar sazlıklardan kuşlar havalandığında gökyüzünün karardığı söylenen bir sulak alandı burası, ama kaçak kuyular ve vahşi sulama nedeniyle kurumuş, yok olmuş. Seyfe Gölü, Seyfe Çölü olmuş…52 endemik bitki türüne, 231 kuş türüne ev sahipliği yapan bu ekosistem artık yok. Tarımsal sulama için açılan kaçak kuyular ve gölü besleyen kaynakların kesilmesi nedeniyle, Seyfe Gölü, Seyfe Çölü haline gelmiş durumda, kuruyan gölün dibinde biriken tuz ise rüzgarlarla tüm araziye dağılmış, dolayısıyla tarım için yok edilen bu bölgede, şu an tarım da yapılamaz hale gelmiş.
Eşine az rastlanan tatlı ve tuzlu su ekosistemini bir arada barındıran, Afrika ile Avrupa arasında göçmen kuşların buluşma noktası olan, 300 civarında kuş türü ve 400’e yakın bitki türüne ev sahipliği yapan Sultan Sazlığı ise başka bir havzadan su transferi yapılarak şimdilik kurtarıldı.”

‘Meke Gölü’nü ne biz görebileceğiz ne de bizim çocuklarımız’

Bakan, Ereğli Sazlıkları’nın her geçen gün küçüldüğünü, 1950’li yıllarda 21 bin dekarlık alanken, şimdi sulak alan ekosistemi olarak sadece 560 dekarlık alanın kaldığını da hatırlattı. CHP’li İzmir Milletvekili, Meke Gölü’nün yok olduğunu ve Burdur Gölü’nün de yok olmak üzere olduğunu da şöyle anlattı:

Gelelim, Google’da ‘Dünyanın nazar boncuğu’ diye aradığınızda inanılmaz manzarasını gördüğümüz Meke Gölü’ne… 4-5 milyon önce oluşmuş Meke Gölü 10 yıldır yok. Bizden önceki tüm nesillerin, modern insanın gelişim sürecinde tüm nesillerin gördüğü, yaşadığı gölü artık ne biz görebileceğiz ne de bizim çocuklarımız görebilecek.

Neleri kaybettiğimize bir diğer çarpıcı örnek ise Burdur Gölü…Tuzlu suda yaşama adapte olmuş dişli sazancık dünyada sadece Burdur Gölü’nde yaşıyor, burası aynı zamanda 100’e yakın kuş türü ve 300 bine yakın su kuşuna ev sahipliği yapıyor ama kaybetmek üzereyiz. Burdur Gölü, Ramsar Alanı olmasına rağmen, Milli Park Tabiat Alanı olmasına rağmen yüzde 45 küçülmüş durumda, sebebi ise yine tarımsal sulama.
Nasrettin Hoca’nın maya çaldığı gölü bilmeyen yoktur. Akşehir Gölü’nü besleyen Eber Gölü’nden gelen su tarımsal sulama için kesildi ve tarihe mal olmuş Akşehir Gölü’nün yüzde 97’si kurudu. Eber Gölü’nün sadece yüzde 33’ü hayatta kaldı.”

Murat Bakan, gereken tedbirlerin alınmaması durumunda, iklim krizinin derinleşen etkisiyle şu ana kadar hayatta kalmayı başarmış olan diğer göllerin ve sulak alanların da Seyfe Gölü’ne benzer bir akıbeti yaşayacağını kaydetti.

‘Çoklu krizler çağı’

İklim Araştırma Komisyonu CHP Sözcüsü, Türkiye’nin net bir iklim ve tarım politikası olmadığından dolayı adım adım felakete gittiğini aktardı:

Ülkemizde net bir iklim krizi, kuraklık ve tarım politikasının olmayışı nedeniyle adım adım felakete doğru gidiyoruz. Yaşadığımız çağ; pek çok bilim insanı, araştırmacı ve yaşam savunucusu tarafından ‘çoklu krizler çağı’ olarak tanımlanıyor.

İklim krizi; hava su, toprak, hava krizi, gıda krizi, sağlık krizi, ekonomik kriz ve gelecek krizi demek. Yani gerçek beka sorunu demek. Bu toprakların, bu göllerle, bu ormanlarla, bu dağlarla, derelerle, nehirlerle beraber vatan olduğunu unutmamalı ona göre yaşamalıyız. İstilacı türler gibiyiz; dokunduğumuz her şeyi bozuyor, yaşadığımız yeri içinde olduğumuz ekosistemi tahrip ediyoruz. Oysa canlı cansız doğanın içinde yaşadığımızı, bizlerin de bu ekosistemin birer parçası olduğumuzu unutmadan yaşamamız gerekiyor.

Diğer yandan, dünya yeni yeşil ekonomi düzenine doğru yol alırken, Türkiye’deki üretim süreçlerinin ve döngüsel ekonomiye yaklaşımın yeniden gözden geçirilmesi gerektiği yeterince dile getirilmiyor. İklim acil durumunun tam merkezinde yer alan ülkemizin acil olarak mutlak azaltım, karbonsuz ekonomi ve kömürden çıkışa dair net hedef koyması ve uygulaması ekonomik olarak da hayati önem taşıyor. Sınırda karbon vergisi kapımızda!”

‘Paris Anlaşması’nın onaylanması önemli ama yeterli değil’

Murat Bakan, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamanın önemli fakat yeterli bir adım olmadığına vurgu yaptı ve açıklamasını şöyle sürdürdü:

Bundan 5 yıl önce imzaladığımız Paris İklim Anlaşması’nı şimdi onaylamak tek başına bir anlam ifade etmese de iklim kriziyle mücadelede atılmış çok önemli bir adım ülkemiz açısından. Ancak yeterli değil.

Dünyaya baktığınızda şunları görüyorsunuz: 18’i AB üyesi olmak üzere 23 ülke Kömür Sonrası Enerji İttifakı’nda yer alıyor. Paris İklim Anlaşması hedefleri ile uyumlu olarak OECD ve AB üyesi ülkeler için 2030, diğer ülkeler için 2050 yılından sonra olmamak üzere mevcut kömür kullanımının sıfırlanması hedefleniyor. Ayrıca dünyanın en büyük bankaları iklim krizi konusunda kendi finansman kriterlerini açıkladı ve kömür piyasalarında iş yapan kuruluşlara fon ve hizmet sağlamaktan vazgeçtiklerini bildirdi. Sadece yatırım ve finans sektörü değil, sigorta dünyası da kömürden çekilmeye başladıklarını duyurdu.
Dünya bu yönde ilerlerken biz yeni kömürlü termik santraller planlıyoruz. Olmaz.”

‘İklim kriziyle mücadele ederken kömürden enerji üretemezsiniz’

Faydalı ve temiz enerji kaynaklarına yönelmenin tercih değil zorunluluk olduğunu kaydeden Bakan, yenilenebilir enerjideki fiyat avantajına rağmen elektrik üretiminde kömüre ve fosil yakıtlara yatırımın ısrarla sürdüğüne de dikkat çekti:

Önümüzdeki günlerde Glasgow’a, COP26’ya gideceğiz. Çevre Komisyonu Üyeleri olarak tam kadro orada olacağız. Oraya her konuda net ve kararlı gitmek zorundayız.
Türkiye, bir an önce yeni kömürlü termik santral yapmayacağını ve mevcut santrallerin bölgede yaşayan halkın ekonomik ve sosyal koşullarını da dikkate alarak adil geçiş ile ne zaman kapatılacağını ilan etmeli.

Gezegenimiz ısınırken, hayat tüm insanlık için daha da zorlu hale geleceği aşikarken, faydalı ve temiz enerji kaynaklarına yönelmek tercih değil, zorunluluk.

Yenilenebilir enerjideki fiyat avantajına rağmen elektrik üretiminde kömüre ve fosil yakıtlara yatırım ısrarı sürüyor. Çünkü devlet, kömüre dayalı termik santrallere alım garantisi ve teşvik sağlıyor. Enerjideki vergi harcamaları büyük oranda fosil yakıt teşviklerine aktarılırken, yapılan araştırmalar sadece yüzde 17’sinin yenilenebilir enerjiye aktarıldığını gösteriyor. Oysa iklim kriziyle mücadele ederken diğer yandan kömürden enerji üretemezsiniz.
Gecikmeden kömür ve bağlı sektörler için çıkış ve dönüşüm planları yaparak, enerji portföyünde yenilenebilir kaynakların payını yükseltmek zorundayız.”

Kategori: İklim Krizi