Köşe YazılarıYazarlar

Neden jeotermal enerji santrallerine karşı çıkıyorlar?

RES ve JES santrallerinin kurulmak istendiği bölgelerde bugüne kadar hiçbir ülkede görülmeyen, bazen sonu çatışmalara kadar giden karşı direnişlerin temelinde ya yanlış yer seçimi ya da özel enerji şirketlerinin daha fazla kar amaçlı eksik uygulamaları yatıyor.

İzmir Tabip Odası Hekim Meclisi eylül ayı toplantısında konuşmalar arasında Manisa’nın Salihli ilçesinin Hacıbektaşlı mahallesinde kurulmak istenen Jeotermal Elektrik Santrali (JES) ile ilgili birkaç cümle geçince yanımda oturan hekim meclisinin akademisyen üyesi kulağıma eğilerek ‘neden karşı yenilebilir enerji kaynağına’ diye sordu… Gerçekten neden karşı çıkılıyordu; jeotermal enerjiden elektrik üretimine?.. Üstelik ülkemizde sadece jeotermal JES santrallerine değil; bazı bölgelerde rüzgar enerjisi santrallerine de (RES) karşı çıkan gruplar vardı…

Önce şunu hatırlayalım; elektrik üretimi için kullanılan enerji kaynakları üç büyük grup altında değerlendiriliyor:

  1. Fosil Yakıtlar
    1. Kömür
    2. Petrol ve petrol ürünleri
    3. Doğal gaz
  2. Nükleer Enerji
  3. Yenilenebilir Enerji Kaynakları
    1. Rüzgar enerjisi
    2. Güneş enerjisi
    3. Jeotermal enerji
    4. Dalga enerjisi
    5. Hidroenerji
    6. Gel-git enerjisi

Ülkemizde bugüne kadar elektrik üretimi için kullanılan en büyük enerji grubu hepimizin çok iyi bildiği gibi fosil yakıtlardır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2018 yılı rakamlarına göre elektrik üretimimizin %37.3 kömürden (bu kömürün yarıdan fazlası ithaldir), %29.8’i doğal gazdan, %19.8’i hidroelektrik enerjiden, %6.6 rüzgardan, %2.6 güneşten, %2.5’i jeotermalden ve %1.4’ü diğer kaynaklardan elde edilmiş. (*) Elektirik üretimimizin %37.3’nü karşılayan halen çalışır 40’a yakın kömürlü termik santral var ülkemizde…  Bu santraller gerek kurulu oldukları bölgelerde yarattıkları hava kirliliği; gerekse ülkemizin sera gazı emisyonları artırmaları nedeniyle özellikle küresel iklim krizini yaşadığımız bugünlerde büyük bir çevre ve sağlık riskine neden olmakta… Buna rağmen ülkemizde önemli bir bölümü Ege ve Marmara bölgesinde olmak üzere halen yapım ve planlama aşamasında 82 adet kömürlü termik santral daha var ve üstelik bu termik santrallerin hava kirliliği açısından çok daha riskli olan düşük kalorili yerli kömürü kullanacağı iddia ediliyor.

Hava kirliliğinden ölümler trafik kazalarından fazla

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği’nin de (HASUDER) içinde yer aldığı Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) geliştirdiği AirQ+ programı kullanılarak ülkemizde 2017 yılı için hava kirliliğine bağlı ölümleri hesaplamıştır. Bu çalışmaya göre Türkiye’de 30 üstü yaş gruplarında, kazalar dışarıda bırakılarak tespit edilen 399.025 ölümün 51.574’ü doğrudan hava kirliliği nedeni ile meydana gelmiştir.(**) Başka bir anlatımla ülkemizde WHO hava kalitesi limitleri kullanılarak temiz hava sağlanabilseydi 2017’de 51.574 ölüm daha az görülebilecekti. Bu ölüm sayısının o yıl  ülkemizde trafik kazalarından ölenlerin sayısından yedi kat daha fazla olduğunu da unutmayalım. Temiz Hava Hakkı Platformunun aynı raporu yine özellikle kömürlü termik santrallerin yoğun olduğu illerimizde hava kirliliğinin daha yoğun olduğunu göstermektedir.(**) Diğer yandan ülkemiz sera gazı emisyonları açısından dünyada yıllık %1.0 pay ile ilk yirmi ülke içindedir. Kalan 164 ülkenin dünyanın yıllık toplam sera gazı emisyonlarının sadece %24’ünden sorumlu oldukları göz önüne alınacak olursa bu oranın büyüklüğü daha rahat anlaşılabilir.(***)

Diğer yandan sera gazı emisyonları yüksek batılı sanayileşmiş ülkeler 1980’li yıllardan bu yana yenilebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimine ağırlık vermişlerdir. 2020 yılında gereksinimleri olan elektriğin %20’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından üretmeyi hedefleyen Avrupa Birliği ülkelerinin tamamına yakını bu hedefi hedeflenen sürenin dolmasına bir yıl olmasına rağmen şimdiden yakalamış ve hatta bazıları geçmiştir. (****). Buna karşın ülkemizde rüzgar, güneş ve jeotermalden oluşan yenilebilir enerji paketinde bu kaynaklar açısından birçok ülkeden daha zengin olmasına karşın üretim oranı henüz elektrik gereksinmemizin %11.7’sini karşılayacak düzeyindedir. Üstelik RES ve JES santrallerinin kurulmak istendiği bölgelerde bugüne kadar hiçbir ülkede görülmeyen, bazen sonu çatışmalara kadar giden karşı direnişler vardır. Peki, neden bu görüntüler ortaya çıkmaktadır? Üstelik küresel iklim değişikliğinin artık çok kısa sürede çözülmesi gereken bir krize dönüştüğü; tüm dünyada politikacıları daha ciddi uyarmak için eylem ve grev yapıldığı bir dönemde?

Baştan belirtelim; şikâyetlerin tamamına yakını ya yanlış yer seçimi ya da özel enerji şirketlerinin daha fazla kar amaçlı eksik uygulamasından kaynaklanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ‘yenilenebilir enerji kaynak alanları’ (YEKA) alanlarını belirliyor ve daha sonra bu alanlarda özel sektöre ihaleye çıkıyor. İşte yer seçimi açısından esas tartışılması gereken aşama bu aşama oluyor. Seçilen yer bazen RES’ler için İzmir Karaburun’da olduğu gibi yerleşim bölgelerinin içinde kalabiliyor. Bazen de orman alanının ortasında güneş enerjisi santrallerine, verimli tarım sahalarının içinde JES’lere rastlayabiliyorsunuz.

İkinci sorun ise ülkemizde elektrik üretim ve dağıtım işinin tamamen özelleştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Özel firmalar özellikle JES santrallerinde görüldüğü gibi kar paylarını artırabilmek için özellikle çevre ve insan sağlığı için yapması gereken yatırımlardan kaçınmaktadır. Birçok firma jeotermal suyu kapalı bir sistem içinde tutmayıp üretimden sonra yeraltına geri enjekte edeceğine boş dere yataklarına boşaltmaktadır. Bu durum bor, H₂S VE Radon gazı, Arsenik gibi maddelerin çevreye yayılmasına neden olmakta ve o bölgede tarımsal üretimin olumsuz etkilenmesine ve bölge insanında sağlık sorunları yaşamasına yol açmaktadır. Özellikle JES’nin çalışanların güvenliği ile çevre ve sağlık sorunları yaratmamaları açısından kapalı sistemler şeklinde çalıştırılması gereklidir.

Ne yapılmalı?

Ülkemizde yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarına ağırlık verilmeli ve kısa zamanda güneş, rüzgar ve jeotermal enerji santrallerinden yapılan elektrik üretiminin genel üretim içindeki payı %30’lara yükseltilmelidir. Başta güneş ve rüzgar olmak üzere yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin olan ülkemizde bu kaynakların eksik yatırım, yanlış yer seçimi gibi nedenlerle yıpratılmasının önüne geçilmelidir.  Bunun için yatırım yapılacak bölgelerdeki yerel hassasiyetlere dikkat edilmeli ve bu hassasiyetler göz önüne alınarak yeni YEKA alanları belirlenmelidir. Ayrıca özellikle özel firmaların JES’lerde olduğu gibi kar amaçlı olarak bu teknolojilerin eksik uygulamasının önüne geçilmelidir.

Unutulmamalıdır ki; ne kadar verimli kullanırsak kullanalım elektriğe gereksinimiz vardır ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yıpranması elektrik üretimi için sadece fosil yakıtların veya nükleer santrallerin önünü açacaktır.

Tablo: Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Olası Çevre ve Sağlık Etkileri

Tipi Çalışanların sağlığına etkisi Çevrede yaşayanlara etkisi
JES ·         Toksik gazlar

·         Kazalar

·         Gürültü

·         Bor

·         H₂S gazı ile etkilenim

·         Radona maruz kalma

·         Arsenikli sular

RES ·         Yapım ve işletim sırasında kazalar ·         Gürültü
Güneş Enerjisi ·         Kazalar ·         Bölgede ısı adaları oluşturması sonucu ortaya çıkabilecek sorunlar

 

https://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Elektrik

** https://www.temizhavahakki.com/kara-rapor/

***https://iklim.csb.gov.tr/turkiye-ve-diger-ulkelerin-sera-gazi-emisyonlarinin-karsilastirilmasi-i-4410

****https://www.eea.europa.eu/tr/isaretler/isaretler-2017-avrupa2019da-enerjinin-gelecegini/makaleler/avrupa2019da-enerji-2014-mevcut-durum

(Yeşil Gazete)

EnerjiManşet

Sinop Nükleer Santral Projesi’nde yola devam kararı

Japon-Fransız ortaklığının yatırımdan vazgeçmesinin ardından Sinop Nükleer Santrali için yeni yol haritası çizilecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Kiminle devam edeceğimiz ileriki günlerde belli olacak” dedi

Sinop Nükleer Güç Santrali(NGS)  fizibilite raporlarının geçen yıl teslim edildiğini belirten Fatih Dönmez, “Bunun üzerine bakanlıktaki arkadaşlarımız, uzman kuruluşlar ve şirketler çalıştılar. İlk etaptaki sonuçlar beklentilerimizden uzak. Ağustos’ta sonucu açıklayacağız. Eğer beklentilerimizi karşılamazsa karşı taraf da bu anlamda bir adım atmazsa, sonuçlanmış olur” dedi.

Vazgeçmiş değiliz

Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, nükleer santrali uzun soluklu bir proje olarak gördüklerini belirten Dönmez, şöyle konuştu:

“Japonlarla devam eder veya etmeyiz, ama izinlerin alınmasına devam ediyoruz. Çünkü bu tip projeler için yerin belirlenmesi zaten yıllar sürüyor. Bizim Sinop’ta da yine proje yerimiz ve proje alanımız devam edecek. Kiminle yola devam edeceğiz konusu ileriki günlerde belli olacak. Özetle Sinop’ta nükleer projeden vazgeçmiş değiliz.”

İş birliği sürecek

Japonlarla enerji iş birliğinin başka alanlarda devam edeceğini belirten Dönmez, “Yenilenebilir enerjiden yerli kaynaklara, enerji verimliliğinden enerji depolamasına kadar birçok alanda iş birliğine hazır olduklarını söylediler. Japonların özellikle Türkiye’ye  teknoloji transferi konusunda öteden beri ilgisi var. İş birliğimizin devam etmesi için karşılıklı olarak, hem bakanlar düzeyinde hem de Japon Başbakanı ve Cumhurbaşkanımız uzlaşma sağladı” diye konuştu.

Hedef 170 sondaj

Türkiye içindeki hidrokarbon aramalarında geçen yıl 65-70 sondaj varken, bu sene hedefin Türkiye Petrolleri olarak 135 arama ve üretim kuyusu açmak olduğunu kaydeden Dönmez, “30-35 civarında özel sektör sondajları da gelir” dedi. Dönmez, sondaj çalışmaları için şunları söyledi:

“Petrol kaynaklarımıza baktığımızda keşif ve üretim yapılan Güneydoğu sahalarımız var; Adıyaman, Diyarbakır, Batman, Siirt, Bitlis civarında, bir de Trakya’da sahalarımız var. Trakya’daki sahalarımız daha çok gaz sahası. Ama Türkiye’de henüz araması yapılmamış birçok yerimiz var. İskenderun, Adana, Konya’da faaliyetlerimizi yoğunlaştırdık. Birkaç ay önce Diyarbakır’da ilk defa hidrolik çatlatma yöntemiyle üretime başladık. Hidrolik çatlatmayla daha önce üretemediğimiz petrolü üretme imkanına kavuşacağız. İlk deneme olumlu, şimdi yataydaki deneniyor. Netice alırsak yılda en az 5-6 tane hidrolik çatlatmayla üretim planlıyoruz. Kırklareli’nde de gaz üretim amaçlı bir hidrolik çatlatma testi yapılması yönündeydi. Bu teknolojiyi oturtabilirsek, maliyeti daha yüksek
olan petrol veya gazı üretme imkanına da kavuşmuş olacağız.”

Güneşi izliyoruz

Yenilenebilir enerji kaynak alanları (YEKA) için yılın son çeyreğinde yarışmaya çıkabileceklerini ifade eden Dönmez, “İllerle ilgili çalışmalar tamamlandı. Güneşin hareketini izleyerek verimli olan iller üzerinde çalışıyoruz” dedi. Rüzgar enerjisinde YEKA RES-2 yarışmalarının onaylandığını belirten Dönmez, “Firma yetkilileriyle görüştük. Yer tespitlerini yaptıktan sonra yatırıma başlayacaklarını söylediler” dedi.

 

Kategori: Enerji

EkolojiManşet

Rüzgar YEKA-2 ihalesi yapıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, dört bağlantı bölgesinde toplam bin megavatlık rüzgar enerjisi kapasitesi oluşturulması için açtığı YEKA ihalesi yapıldı.İhaleye 9 şirket katıldı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, 4 ayrı bölge için toplam bin megavatlık Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesi 9 şirketin katılımıyla yapıldı.

Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları YEKA-2 ihalelerinde, Balıkesir bölgesi için kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,53 dolar-cent ile Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti., Çanakkale bölgesi için kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,67 dolar-cent ile Enerjisa Üretim Santralleri AŞ verdi.

Aydın bağlantı bölgesi 250 megavatlık ilk ihalede kilovatsaat başına en düşük teklifi 4,56 dolar/cent ile Enerjisa Üretim Santralleri AŞ verdi.

Dört ilde bin megawatt 

Muğla bağlantı bölgesinin 250 megavatlık ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 4,00 dolar/cent ile Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti. verdi.

Balıkesir bölgesinin 250 megavatlık ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,53 dolar-cent ile Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti verdi.

Çanakkale bölgesinin 250 megavatlık ihalesinde kilovatsaat başına en düşük teklifi 3,67 dolar-cent ile Enerjisa Üretim Santralleri AŞ verdi.

YEKA-2 ile daha önce yapılmış bin megavat rüzgar YEKA’dan sonra dört bölgede 250’şer megavat olmak üzere ikinci bin megavatın Türkiye’ye kazandırılması hedefleniyor.

Katılan firmalar

Aydın, Muğla, Balıkesir ve Çanakkale bağlantı bölgeleri için açık eksiltme usulüyle yapılan ihaleye katılan şirketler şöyle:

– Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd. Şti.

– Enerjisa Üretim Santralleri AŞ

– Eze İnşaat AŞ

– İklim Elektrik Yatırım Sanayi ve Ticaret AŞ

– Beyçeli̇k Elewan Yeni̇lenebi̇li̇r Enerji̇ Üreti̇m AŞ

– Res Anatolia Holdi̇ng AŞ

– B. Ergünler Yol Yapı İnşaat Taah. Madenci̇li̇k Nakli̇yeci̇li̇k San. Ti̇c. AŞ

– Çini̇li̇ Res Enerji̇ Üreti̇m San. Ti̇c. AŞ

– Gem Wind Enerji Sanayi Ticaret AŞ

 

Kategori: Ekoloji

İklim ve EnerjiManşet

COP24’e doğru: G20 ekonomileri dönüşüyor ama hızı yeterli değil

Dünyanın önde gelen sigorta ve varlık yönetimi şirketlerinden Allianz Group, 30 Kasım’da başlayacak olan G20 Zirvesi‘nin öncesinde, Germanwatch ve New Climate Institute ile birlikte hazırladığı yıllık değerlendirme raporunu yayımladı.

Allianz Enerji ve İklim İzleme Raporu 2018, G20 ülkelerini düşük karbon performanslarına göre değerlendirip sıralıyor. Rapor, Arjantin’de cuma günü başlayacak olan kritik G20 Liderler Zirvesi öncesi önemli bulgular içeriyor.

Birkaç gelişmekte olan ülke de dahil olmak üzere, çoğu G20 ülkesi son bir yıl içinde düşük karbonlu enerji yatırımları şartlarını iyileştirdi. Buna rağmen, Paris iklim hedeflerinin gerçekleştirilmesi için daha fazla yenilenebilir enerji yatırımı gerekiyor. Ayrıca, G20 ülkelerinin yenilenebilir enerji yatırımları ortamının iyileştirilmesi için daha iddialı, istikralı ve saydam uzun vadeli stratejiler geliştirmesi ve uygulamaya geçirmesi gerekiyor.

G20 ülkelerini Fransa, Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, Çin, Japonya, Kanada, Brezilya, ABD, Hindistan, Avustralya, Güney Afrika, Güney Kore, Meksika, Türkiye, Suudi Arabistan, Arjantin, Endonezya, Rusya ve Avrupa Birliği Komisyonu oluşturuyor. 

Allianz İklim ve Enerji Monitörü 2018 sonuçlarına genel bakış

Listenin ilk sırasında Fransa var

Yenilenebilir enerji yatırımlarında Fransa listede iki sıra yükselip başa geçerken, Almanya ve Birleşik Krallık sırasıyla iki ve üç numaraya yerleşti. Uzun dönemli yatırımlar ve güneş ve rüzgar çiftliklerini de içeren karmaşık projeler için en temel kıstas olan en iyi politikaları ve piyasa ortamını, bu listenin başındaki üç ülke sağlıyor. NewClimate InstituteDirektörü Niklas Höhne bu durumu şöyle değerlendiriyor:

“Yenilenebilir enerji Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ta hem genel anlamda iyi piyasa ve yatırım koşullarından, hem de büyük oranda olumlu bir politik ortamdan istifade ediyor. Ancak, en iyi performans gösteren ülkelerde bile hala bazı zayıflıklar mevcut. Örneğin, Fransa’daki yeni santral ihalelerine katılım yeterli değil, Almanya’nın rüzgar enerjisi yatırımları yeni ihale kanunlarına bağlı olarak azalacak, ve Birleşik Krallık’ta güneş enerjisi piyasası politik reformların ardından inişe geçti.”

Türkiye geçen yıla göre üç sıra ilerleyerek listede 15’inci sıraya yerleşti

Bu yıl, aynı zamanda Brezilya ve İtalya geçen yıla göre listede bir hayli yükselerek önemli gelişme kaydettiler. Brezilya son bir yıl içinde, özellikle ek güneş fotovoltaik kurulu gücünü arttırdı. Aynı zamanda, güneş kurulu gücü Hindistan, Türkiye ve Çin gibi diğer gelişmekte olan ekonomilerde de aynı şekilde büyümeye devam etti. YEKA’ya da (Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları) atıfta bulunulan raporda Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin enerji yatırımlarındaki politikalarını geliştirmek için geçmiş yıllara göre yeni adımlar attıkları belirtiliyor.

“Paris İklim Anlaşması uyumlu uzun vadeli görüşler”

“Yenilenebilir enerji sektörünün büyümesi Paris Anlaşması’nın iklim hedeflerinin tutturulmasında hayati bir role sahip”

Allianz Grubu’nun Kurumsal Sorumluluk Sorumlusu Katharina Latif “Yenilenebilir enerji sektörünün büyümesi Paris Anlaşması’nın iklim hedeflerinin tutturulmasında hayati bir role sahip. Bu zorlukların üstesinden ancak bu yönde gayret gösteren hükümetler, şirketler ve sivil toplumun ortak çabalarıyla gelebiliriz,” diyor.

En yüksek yatırım ihtiyacı Çin, Hindistan ve ABD’de

ABD, yenilenebilir enerji politikalarına sağlanan federal desteği azaltan politika değişiklikleri sonucunda, iki sıra düşerek dokuzuncu sıraya yerleşti. Bu politikalar sonucunda, 2017’de yeni rüzgar ve güneş enerjisi santralleri sayısında düşüş yaşandı. O dönemde ABD, Paris Anlaşması hedeflerine uymak için gerekli olan yıllık harcamasının sadece üçte birini teşkil eden 57 milyar ABD dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı yaptı.

Beşinci sıradaki Çin, 2017 yılında 133 milyar ABD doları ile ABD’nin iki katı yatırım yaptı ancak Çin’deki ihtiyaç olan yıllık miktarı 314 Milyar ABD doları olarak belirgin biçimde daha yüksek. Onuncu sıradaki Hindistan’da ise, rüzgâr enerjisinde artış kaydedilirken, güneş enerjisindeki büyüme iki misli arttı. Ancak son bir yıl içinde 11 milyar ABD dolarlık yenilenebilir enerji yatırımı yapan Hindistan, enerji sektörü iklim hedeflerinin tutturulması için gerekli olan 160 milyar ABD dolarlık yatırımın sadece küçük bir kısmını gerçekleştirebildi.

Yalnızca Birleşik Krallık uzun vadeli bir karbonsuzlaştırma stratejisine sahip

Sadece birkaç G20 ülkesi enerji sektörünün tamamıyla karbonsuzlaştırılmasına dair bir strateji uyguluyor. Neredeyse tüm G20 ülkeleri (ABD hariç) 2050 yılına kadar CO2 emisyonlarını sıfırlama kararı aldı ancak bir tek Birleşik Krallık enerji sisteminin karbonsuzlaştırılmasına dair bağlayıcı ve iddialı bir uzun vadeli planı onayladı. Buna rağmen, Birleşik Krallık bile kısa dönemli yenilenebilir enerji hedefleri belirlemedi. Sadece Brezilya,Fransa ve Almanya’da kısa dönemli yenilenebilir enerji hedefleri uygulamaya geçirildi. Yenilenebilir enerji, uygulamaya geçirilen bu hedefler sayesinde, Paris Anlaşması hedeflerinin tutturulması için gerekli olan hızda büyüyor.

Raporda, yenilenebilir enerji yatırımlarına mükemmel koşullar sağlanması için tüm ülkelerin politikalarında iyileştirmeler yapılması gerektiği ifade ediliyor. Raporun yazarlarından Germanwatch’tan Jan Burck “Buradaki soru ülkelerin politikaları uygulamaya geçirip geçirmedikleri değil, bunları nasıl uyguladığı” diyor. Raporda karşılaşılan başlıca engeller olarak, düzensiz politika desteği, destek politikasının optimum düzeyin altında uygulanması ve regresif politika tasarımı sayılıyor.

Uzun vadeli yatırımcıların önemli rolü

Sigorta şirketleri, gerekli risk yönetimi uzmanlığına ve uzun vadeli yatırım bakış açısına sahip yüksek sermayeli yatırımcılar olarak, yenilenebilir enerji projelerinde hayati bir rol oynayabilir. Allianz kendisine, Paris İklim Anlaşması’nın 2°C derece hedefiyle ilişkili olan ve örneğin yenilenebilir enerji finansmanı aracılığıyla iklim dostu bir ekonomiye geçişi destekleyen, uzun vadeli iklim hedefleri belirleyen ilk sigorta şirketlerinden biri. Allianz, 2040 yılına kadar kademeli olarak hem kömür sektöründeki yatırımlarını, hem de benzer riskleri sigortalamayı sonlandıracak.

Türkiye’nin güneş enerjisi yatırımları  

Türkiye, yaklaşık 190 TWh/yıllık potansiyeli ile, Avrupa’da güneş enerjisinde en büyük potansiyele sahip ülkelerin başında geliyor. Hem şebeke ölçekli güneş kurulumları hem de çatı potansiyeli bakımından önemli fırsatlar barındıran Türkiye, son yıllarda bu potansiyeli hayata geçirmek için önemli adımlar atıyor.

2014 yılında sadece 93 MW güneş kurulu gücüne sahip Türkiye, 2017 yılı sonunda 3.421 MW kurulu güce ulaştı. Böylelikle, sadece üç yılda güneş kurulu gücü yaklaşık 37 kat arttı. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de hayata geçen santrallerin yüzde 38’ini güneş santralleri oluşturdu. Yani tarihte ilk defa bir yıl içinde en fazla kurulumu yapılan santral güneş santrali oldu.

Aynı zamanda, 2017’nin Mart ayında ilk defa büyük ölçekli bir lisanslı güneş santrali kurulumu için yarışma yapıldı. Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ihalesinde dört büyük konsorsiyum yarıştı. Kalyon – Hanwa Enerji Ortak Girişim Grubu, kilovatsaat başına 6,99 ABD dolar sent karşılığında, 1000 MW’lık güneş santrali kurmayı, güneş AR-GE merkezini hayata geçirmeyi ve 500 MWp/yıl kapasiteli fotovoltaik güneş modülü üretim fabrikası kurmayı taahhüt ederek ihaleyi kazandı. Tarihi ihale ile; temiz ve ucuz güneş enerjisi üretilmesi, kurulacak altyapı ile yerli panel montaj sanayinin geliştirilmesi ve yeni istihdam alanları yaratılması hedefleniyor.

Çatılarımız henüz güneş panellerine hazır değil

Özellikle çatı üstü güneş potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda önemli adımlara ihtiyaç var. 2017 yılındaki “Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği”nde yapılan değişiklikle birlikte 18 Ocak 2018’de yayınlan 10kW altı çatı kurulumlarını konu alan yönetmelik, bu konuda atılmış önemli adımlar sayılsa da binalarda güneş sistemlerinin önü tamamen açılmış değil.

Enerjide yaklaşık yüzde 70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye’nin yenilenebilir kaynaklar içerisinde başta güneş enerjisi bakımından dünyada en iyi konumda olan Almanya’dan iki kat daha fazla güneşlenme süresine sahip bir ülke olması sebebiyle yüksek bir potansiyeli var. Bu potansiyeli değerlendirmek amacıyla şimdi daha büyük projelerin hayata geçirilmesi bekleniyor. 

Fosil yakıtlara bağlı kalmadan enerji üretmenin bir yolu da yenilenebilir enerji kooperatiflerinden geçiyor. Yurttaşların bir araya gelerek oluşturdukları yenilenebilir enerji kooperatifleri adil,
temiz ve yerel enerji üretirken yerel düzeyde sosyal fayda yaratılmasına katkıda bulunuyor. Türkiye’nin faaliyete geçen ilk yenilenebilir enerji kooperatifi Kayseri’de bu yıl üretime başlamıştı. 

Türkiye’de kaç tane yenilenebilir enerji kooperatifi var?

Türkiye’de yenilenebilir enerji kooperatifi kurulabilmesi, 2 Ekim 2013 tarihli ve 28783 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan “Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik’in 5’inci maddesi ile olası kılındı. Türkiye’de ilk yenilenebilir enerji kooperatifi Denizli ilinin Tavas ilçesinde 2014 yılında kuruldu. 2018 yılı itibariyle Türkiye’deki kooperatiflerin sayısı ise 22’ye ulaştı. Kooperatiflerin kurulduğu iller ise; Çanakkale, Bursa, İzmir, İstanbul, Konya, Ankara, Çorum, Şanlıurfa, Mersin, Antalya, Kayseri, Afyon, Elazığ, Muğla ve Denizli.


(Yeşil Gazete, İklim Haber)

Köşe Yazıları

Kimin haberi var yeni YEKA alanlarından?

Ülkemizdeki yoğun ve gürültülü gündem içinde dikkat çekmeyen ancak kritik bir ilan yayınlandı artık kâğıda basılmayan Resmi Gazetemizde. Aslında çevre aktivisti abimiz Uz. Dr. Umur Gürsoy’un uyarısı olmasa bizim de haberimiz olmayacaktı. İlana göre Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yeni YEKA alanlarını belirlemiş; belirlemekle de kalmamış ihaleye çıkmıştı. Hem de kimseye danışmadan; haber dahi vermeden*

Peki, ne anlama geliyordu yeni YEKA alanları? Aslında YEKA alanları Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları’ demek. İşte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu alanları belirleyerek güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri kurmak için ihaleye bile çıkmıştı.

Güneş enerjisinden elektrik üretimi doğru bir adım ama üzüm bağlarının ortasında da değil

Resmi Gazete’de yayınlanan ilana göre ihaleye son başvuru tarihi ise 31 Ocak 2019. İlana göre bir proje yarışması yapılacak ve yarışmayı kazananlar bu alanların 30 yıllık işletme hakkına sahip olacaklar. İlanda yer alan bölgelere gelince: güneş enerjisine (GES) dayalı yeni YEKA’lar olarak Niğde’nin Bor, Urfa’nın Viranşehir ile Hatay’ın Erzin ilçeleri belirlenmiş. Erzin YEKA alanı içinde ayrıca  Adana’nın Toprakkale ve Ceyhan ilçelerinden de bölgeler de yer alıyor. Rüzgâr enerjisi (RES) YEKA’ları için ise Edirne, Kırklareli-Demirköy, Sivas-Kangal, Sivas-Gürün Eskişehir-Tepebaşı bölgeleri işaretlenmiş.

Yarışmada başlangıç tavan fiyatı 6,50 ABD Dolar-cent/kWh olacak ve YEKA Kullanım Hakkı Sözleşmesinin imzalandığı tarihten itibaren fiyat 15 yıl geçerli olacak. Başvuru aşamasında 1 yıl süreli, tamamen ve kısmen nakde çevrilebilir, limit dışı ve Şanlıurfa-Viranşehir için 3 milyon ABD Doları, Hatay-Erzin için 1,5 milyon ABD Doları, Niğde – Bor için 2 milyon ABD Doları tutarında teminat mektubu sunulması gerekiyor.

Aslında buraya kadar her şey kamuoyunun haberi olmaması dışında normal görülebilir. Fiyatın yüksek olması ve üstelik ABD dolarına bağlanması, elektrik üretiminin ve dağıtımının bir kamu görevi olması gerekirken özel sektöre devredilmesi tartışmalarına da girmiyorum. Ülkemizin elektrik üretimi açısından dışa bağımlılıktan kurtulması ve bu üretimin çevre ve insan sağlığı açısından en az riskli yöntemle yapılmasının yolu yenilenebilir enerji kaynaklarından geçiyor. Bu da başka bir gerçek.

Üstelik ülkemiz bu anlamda çok şanslı bir coğrafyada yer almasına rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimi içindeki payı kendisinden çok daha az yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip ülkelerin oldukça gerisinde. 04.10.2018 rakamlarına göre hidroelektrik kaynakları saymazsak ürettiğimiz elektriğin %10.81’i rüzgârdan, %2.59’u güneş enerjisinden, %1.83’ü jeotermal enerjiden ve %0.60’ı biyogazdan olmak üzere sadece %15.83’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından**

Oysa bu oran bizden çok daha az bu kaynaklara sahip Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda neredeyse bizim iki katımız kadar ve %30’u geçmiş durumda. Bu açıdan bakıldığı zaman yenilenebilir enerji kaynakları konusunda yeni yatırımlar yapılması doğru bir adım. Ancak konu da ‘yer belirlenmesine’ gelince biraz düşünmek gerekiyor. Bugüne kadar Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının sürecine davet edilmeyen çevre örgütleri ve yerel yönetim temsilcileri yatırımlar başladıktan sonra YEKA alanlarından haberdar olmakta ve çoğunda da haklı nedenlerle gerek rüzgar gerekse güneş enerjisi santrallerinde yer seçimine karşı çıkmaktalar. Ancak bu karşı çıkış sırasında kamuoyuna verilen mesajlar ise çoğu zaman hatalı olmaktadır. Örnek vermek gerekirse köyünün dibinde rüzgar enerjisi santrali kurulmasını istemeyen köylü ‘santralin yerine karşıyım demek yerine; kısa yoldan rüzgar enerjisine karşıyım’ diyebilmektedir veya bağların ortasına yapılan bir güneş enerjisi santrali üreticileri adeta isyan ettirebilmektedir. Bu durum da özellikle kömürlü termik santral lobisinin ellerini ovuşturmasına yol açmaktadır.

Sonuçta bu alanların yer tespiti mutlaka bölgedeki yerel yöneticiler ve çevre örgütlerinin katılımı ile yapılmalıdır. Çevre örgütleri ve son resmi gazete belirtilen yerlerin yerel yöneticileri bugünden itibaren süreçle ilgilenmeli ve varsa itiraz ve nedenlerini kamuoyu ile paylaşmalıdır yoksa yarın çok geç olacaktır.

Yenilenebilir enerji kaynakları konusunda kamuoyunun kafası yanlış mesajlarla daha çok karışacak ve bu durumdan da fosil yakıt lobisi yararlanacaktır.

Kaynaklar

*https://yesilekonomi.com/yeni-yeka-alanlari-belirlendi/

**http://www.enerjiatlasi.com/elektrik-uretimi/

 

 

Ahmet Soysal

EnerjiGünün ManşetiManşet

12 şehre 450 yerli rüzgar türbini kurulacak YEKA ihalesi sonuçlandı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, bin megavatlık Rüzgar Enerjisi Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesini 3,48 dolar sent/kilovatsaat ile en düşük teklifi veren Siemens-Türkerler-Kalyon ortak girişim grubu kazandı.

1,5 milyon ton karbon emisyon azaltımı

Rüzgar YEKA ihalesini kazananı, 1 milyar doların üzerinde rüzgar tesisi yatırımı yapacak. Bu projeyle kurulacak santrallerin işletmeye girmesiyle her yıl asgari 3 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretilecek ve yaklaşık 1,1 milyon evin yıllık elektrik ihtiyacı rüzgardan karşılanacak.

Aynı zamanda, kurulacak rüzgar tesisleri sayesinde yıllık ortalama 1,5 milyon ton karbon emisyon azaltımı sağlanacak.

İhaleye 8 konsorsiyumun katıldı

Enerji Bakanlığı’nın, Türkiye’de kurulu rüzgar enerjisi üretim kapasitesini yüzde 17 artıracak olan ve yatırım tutarı 1 milyar dolar olarak hesaplanan 1,000 megawatt (MW) gücünde rüzgar santrali kurulum ve türbin üretimi projesinin ihalesi bugün sonuçlandı. İhaleyi 30 tur süren tekliflerin ardından 3.48 dolar sent/KWH ile Siemens-Türkerler-Kalyon OGG kazandı. İhale kapsamında 1 milyar doların üzerinde yatırım yapacak.

YEKA ihalesi 8 konsorsiyumun katılımıyla başladı. Bakanlıkta yapılan ihalenin komisyon başkanlığını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Alparslan Bayraktar yaptı.

İhaleye, teklif veren 8 konsorsiyum Vestas (Danimarka) – Enerjisa, General Electric (GE- Amerika) – Fina Enerji, – Goldwind (Çin) – Akfen Holding – Beyçelik Gestamp Yenilenebilir Enerji, Siemens (Almanya) – Türkerler- Kalyon, Enercon (Almanya) – Polat Enerji – Limak Enerji, Nordex (Almanya) – İklim Elektrik Yatırım – MKS Marmara – Zorlu Enerji, MingYang (Çin)  ve İlk İnşaat, Senvion Rüzgar Enerjisi Çözümleri (Almanya) – IC İçtaş Enerji şirketleri oldu.

İhalede yarışan firma sayısı 8’den 2’ye indi. Bir yanda Çinli Mingyang konsorsiyumu diğer tarafta Alman Siemens konsorsiyumu yer aldı.

30’uncu tura başlarken en düşük teklif 3,49 dolar sent/KWS ile Siemens’e ait oldu. Mingyang yeni tura başlarken mola istedi. 30’uncu tur başladığında Mingyang ihaleden çekildi. Böylece ihaleyi  Alman Siemens – Türkerler – Kalyon konsorsiyumu kazandı.

300-450 yerli rüzgar türbini

İhaleyi kazanan konsorsiyum, yüzde 65 yerlilik oranını tutturmak kaydıyla 100 milyon doların üzerinde yatırım maliyeti olan bir rüzgar türbin fabrikası kuracak.

Fabrikada her biri en az 2,3 megavat gücünde olmak üzere, 300 ila 450 yerli rüzgar türbini üretilecek. Konsorsiyum, kanat, jeneratör tasarımı, malzeme teknolojileri ve üretim teknikleri, yazılım ve yenilikçi dişli kutusu alanlarından en az üçünde toplam 5 alanda 10 yıl boyunca Ar-Ge çalışması yapacak.

Söz konusu Ar-Ge çalışmaları için her yıl 5 milyon dolarlık bütçe ayrılırken, yüzde 80’i yerli mühendislerden oluşan 50 teknik personel ile Ar-Ge faaliyetleri yürütülecek.

Fabrikanın kurulum süresi, sözleşme imzalama tarihinden itibaren 21 ay olarak belirlenirken, projenin lisans süresi 30 yıl olacak.

Proje Kayseri, Niğde, Sivas, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Ankara, Çankırı, Kırıkkale, Bilecik, Kütahya ve Eskişehir illerinde uygulanacak

 

(Gazete Duvar, NTV)

Kategori: Enerji

EnerjiGünün ManşetiManşet

[Özel Haber] Karapınar’da dev güneş enerjisi santralı: Yenilenebilir enerji hedefi ne kadar yakın?

Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi yatırımı olarak Konya Karapınar’da kurulacak olan 1000 megavat (1 GW) kurulu güce sahip güneş santralı, fotovoltaik güneş modülü üretim fabrikası ve Ar-Ge merkezi kompleksi ihalesini Kore firması Hanwha ile Türkiye firması Kalyon ortaklığı kazandı. 20 Mart’ta açıklanan ihale sonucuna göre 2 bin kişiye istihdam sağlaması beklenen projenin 21 ayda bitirilmesi hedefleniyor.

İhaleyi alan Hanwha şirketi dünyanın bu konuda sayılı firmalarından biri. Çok sayıda yatırımı bulunan Koreli firma, güneş enerjisi alanında çeşitli ödüllere sahip. Öte yandan Kalyon şirketi Türkiye’de doğayı tahrip eden büyük projeler arasında açılışı geçen yıl yapılan Üçüncü Köprü (Yavuz Sultan Selim Köprüsü) ve yapımı devam eden Üçüncü Havaalanı ihalesini kazanan firmalardan biri olarak tanınıyor. Kalyon grubunun web sitesinde güneş enerjisi yatırımlarına dönük herhangi bir bilgi bulunmuyor.

Türkiye’de yenilenebilir enerji politikaları açısından önemli bir adım olan ihale sektör temsilcilerini ve bu alanda çalışan uzmanları şimdiden heyecanlandırmışa benziyor. İki bin hektar alan üzerinde kurulacak olan Karapınar güneş santralı projesinin tamamlanmasıyla yılda 1 milyar kilovatsaat elektrik üretilmesi hedefleniyor. Bu da yaklaşık 600 bin evin elektrik ihtiyacının karşılanması anlamına geliyor.

Projenin 2 bin 150 kişiye istihdam sağlaması beklenirken, santrala 1 milyar dolar yatırım yapılması, kurulacak fabrikaya da 300 milyon dolar harcanması öngörülüyor.

YEKA nedir?

Söz konusu ihale Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ihalesi. YEKA ise Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 10 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği”nde tanımlanıyor. Buna göre, yönetmelik çerçevesinde kamu ve hazine taşınmazları ile özel mülkiyete konu taşınmazlarda büyük ölçekli yenilenebilir enerji kaynak alanları (YEKA) oluşturularak, yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması sağlanacak. Başka bir deyişle kamuya ait büyük arazilerin, enerji santralleri ile değerlendirilmek üzere tahsisi sağlanacak. Yönetmeliğe göre bu alanlar Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından veya YEKA amaçlı bağlantı kapasite tahsisi olarak iki şekilde geliştirilebilecek.

Türkiye’nin güneş karnesi zayıf

Bu devasa boyutlardaki güneş projesini hayata geçirmeye hazırlanan Türkiye’nin yenilenebilir enerji, özellikle de güneş alanında geçmiş yıllar karnesi oldukça zayıf. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’ne (TEİAŞ) ait veriler güneş enerjisine yönelik ilgisizliği gösteriyor.

Türkiye’de elektrik enerjisi kurulu gücünün kaynaklara göre dağılımı – 2015 (Kaynak: TEİAŞ)

TEİAŞ verilerine göre 2015 yılında kurulu gücün birincil kaynaklara göre dağılım tablosunda güneş enerjisi 248 MW ile yüzde 0,34 paya sahipti. Yine TEİAŞ “Türkiye kurulu gücünün birincil enerji kaynaklarına göre gelişimi verilerine” göre Türkiye’nin güneş enerjisinde 2005-2015 yılları arasında ciddi bir gelişme kaydedilmemiş olması da dikkat çekici bir nokta.

Türkiye’de elektrik enerjisi kurulu gücünün kaynaklara göre değişimi (2005-2015)

Son rakamlara göre ise Türkiye’de halen işletmede olan 1.078 güneş santralının toplam kurulu gücü 898,9 megavat ve 2016 yılında bu santrallarla yaklaşık 1 milyar kilovatsaat elektrik üretimi yapılmış. Bu santralların tamamına yakını 1 megavattan küçük lisanssız güneş panellerinden oluşuyor.

Şubat 2017 itibariyle elektrik enerjisi kurulu güç tablosu

‘Teknoloji ve Ar-Ge transferi konusunda önemli katkısı olacak’

Kutay Kaleli

Şu ana kadar atılmış en büyük adımlardan biri olan son ihale, sektör temsilcilerine göre oldukça sevindirici ve bir o kadar da önemli. Uluslararası Güneş Enerjisi Türkiye Topluluğu Bölümü (GÜNDER) Başkanı Kutay Kaleli “çok olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz” diyenlerin başında geliyor. “Hem yerlilik hem de millilik anlamında projenin Türkiye’ye çok şey katacağını” söyleyen Kaleli’ye göre projenin en önemli katkısı hem teknoloji hem de Ar-Ge transferi anlamında olacak.

Hanwha’nın ihaleyi almış olmasının yatırım için ayrıca bir değerinin olduğunu söyleyen Kaleli, şirket için “Hanwha şirketi bu işleri dünyada en iyi yapan firmalardan biri, belki de en büyüğü” diyor. İhalenin fiyatı için ‘doğru yoldayız’ diyen Kaleli’nin bu konudaki değerlendirmesi de şöyle:

Kutay Kaleli: “Fiyat da çok uygun.”

“Fiyat anlamında konuşursak şu an oluşan fiyat 13,3 cent, ancak yerli panel ve yerli katkılarla birlikte bu 19 cente çıkıyordu. Bu rakam için üst bir limit oluştu, bu da 7 cent. Buna Ar-Ge de dahil. Sadece santral kuruluyor olsaydı bu fiyat 7 centin de altında olacaktı. Bu 7 centlik fiyat ilave maliyetler oluşturmayacaktır. Çünkü piyasaya baktığınızda yazın ortaya çıkan marjinal fiyatlarla karşılaştırdığınızda 7 centlik bir fiyat oluşuyor. Santralın üretim yapacağı vakitler yaza denk geleceği için santralın ek bir maliyeti oluşmayacaktır. Bu açıdan fiyatı çok uygun buluyorum.”

Benzer bir proje Niğde’de hayata geçirilecek

Kutlu, Bakanlığın bu yöneliminin hızlanarak devam edeceğini belirterek, ayrıca Niğde’de bir güneş enerjisi santralı kurmak için de çalışma sürdürüldüğünü, hem güneş hem de rüzgar enerjisine dönük ikinci ve üçüncü saha ihalelerinin geleceğini ifade ediyor.

Mehmet Özaydın

Sunlego Enerji Sistemleri Firması yöneticilerinden ve GÜNDER Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Özaydın da ihaleyi fiyat konusunda uygun buluyor. Özyadın’ın değerlendirmesi de “13,3 cent denilen şebekeye enerji satış fiyatı, böyle bir yatırım olmasına rağmen 7 cente kadar düşebiliyor. Bu iyi bir şey” şeklinde. Fiyat dışında başka bir noktaya dikkat çeken ve madalyonun diğer yüzüne bakılması gerektiğini dile getiren Özaydın, sektörde bulunan 20 küçük üreticinin de bu tür projelere dahil olma noktasında “devlet desteği şart” diyor.

Mehmet Özaydın: “Proje küçük üreticilere doğru yayılmalı”

Enerji Bakanı’na bu konuda çok iş düştüğünü belirten Özaydın’a göre projesinin sonuçlarını görmesi açısından küçük üreticiye devlet desteğinin ve güvencesinin verilmesi gerekiyor. Küçük üreticinin özellikle mevzuat değişikliği konusunda sıkıntı yaşadığını ve zarar gördüğünü dile getiren Özaydın önerilerini şöyle sıralıyor:

“Bu mevzuat değişikliklerini artık yavaş yavaş sakinleştirmek lazım. Türkiyeli üreticilerin bu sektörün bir parçası olması lazım. Sektörün monopol veya oligopol olmasına izin verilmemeli. Bu yatırımların dağılması ve küçük üreticilere doğru yayılması şart.”

Dışa bağımlılığın bitmesi için yenilenebilir enerji teknolojisine geçilmeli

Bengisu Vural

TEPAV Makroekonomi Çalışmaları Program Direktörü Bengisu Vural ise daha temkinli olanlardan. Yenilenebilir enerji ekonomisi ve dışa bağımlılık konusunda çalışan Vural, “dışa bağımlılık açısından yenilenebilir enerjinin hem teknoloji hem de kaynak bakımından daha geniş çerçevede ele alınması lazım” diyor. “Yerli kaynaklara eğildiğimizde de aslında tam yerli olmuyor” yorumunda bulunan Vural “Güneş bedava su bedava o açıdan güneş enerjisi dışa bağımlılık açısından daha olumlu görünüyor, ama onda da en büyük eleştiri teknolojide dışa bağımlı olmamız” ifadelerini kullanıyor.

Vural teknolojide dışa bağımlı olmamızın sebebini şöyle açıklıyor: “Ülkeler teknolojik yatırımlarını yaparken bizim biraz da ‘durun biraz ucuzlasın, gelişsin de öyle alalım’ deyip bu işleri geciktirmemizden ve bu kaynakları sınırlandırmamızdan kaynaklanıyor.”

“Bu konuda gelişmiş bir seviyede değiliz” değerlendirmesinde bulunan Vural “Her şeyden çok genişleyebilecek bir potansiyelimiz var. Karapınar’daki büyük tesislerin yanında aslında daha önemlisi çatı üstü uygulamalar piyasaları geliştirecek, çünkü orada da çok büyük potansiyel var” sözleriyle geleceğe dair olumlu bir projeksiyon çiziyor.

Bengisu Vural: “Dışa bağımlı olmamızın nedeni teknoloji yatırımlarını geciktirmemiz”

Yenilenebilir enerjinin gelişmesi için çeşitli sektörlerin iç içe geçen ve birbirini destekleyen noktada olması gerektiğini savunan Vural’a göre yenilenebilir enerji teknolojisi, Türkiye seviyesinin çok üzerinde, bu alanda kendimizi geliştirmek demek, aynı zamanda Türkiye’nin teknolojik seviyesini yükseltmek anlamına da gelecektir.

Vural’ın son sözleri Özaydın’ın küçük üreticiler konusundaki sözlerini destekliyor: “Karapınar’daki tesis bir montaj sanayisi haline gelecekse çok bir faydasını görememiş olacağız. Teknoloji transferi sağlayacak ve küçük üreticilere doğru yayılacaksa sanayi anlamında çok önemli katkıları olacaktır.”

Rusya krizi etkili oldu

Oral Kaya

Yenilenebilir enerji konusunda aktif bir çaba sarf eden ve Çanakkale Yenilebilir Enerji Kooperatifi Kurucularından olan Oral Kaya da ihaleyi Türkiye’nin yatırım yapılabilir bir ülke haline gelmesinin ilk adımı olarak değerlendiriyor. Türkiye’de şu an kurulu güneş enerjisinin toplam 1 GW olduğunu belirten Kaya’ya göre tek bir hamlede Karapınar’da kurulacak santralın 1 GW olması da ayrıca sevindirici bir gelişme.

Türkiye’nin böyle büyük bir yatırıma aniden yönelmesini de değerlendiren Kaya, Rusya krizinin etkili olduğunu belirterek “Bu yatırım Rusya krizinden sonra yoğun bir şekilde alternatif bulma ihtiyacından kaynaklandı. Yoksa alternatif kaynaklara ve yenilenebilir enerji yatırımlarına bu kadar hızlı bir şekilde yönelmeyi hükümetimiz henüz düşünmüyordu” diyor.

Oral Kaya: “Türkiye termik santrallardan vazgeçecek.”

Karapınar’da kurulması planlanan termik santralın bu projeye etkisini sorduğumuz Kaya uzun erimli bir öngörüde bulunarak şu cevabı veriyor:

“O termik santral çok büyük ihtimalle yapılmayacak. Türkiye termik santrallerdan yavaş yavaş vazgeçecek. Çünkü yatırımcılar artık bu alana devletin desteği ve isteği olsa da yönelmemeye başladı. Kurulu olan termik santralların yüzde 20’si çalışmıyor. Bu kömür fiyatlarının yükselmesiyle de ilgili.”

Projeyle birlikte Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşıp ulaşmayacağı tartışmasının yapılması için halen erken olduğunu savunan Kaya’nın, ihaleyi alan Kalyon firması konusunda çekinceleri olsa da “umarım bu proje Kalyon’nun ufkunu açacaktır. Hiç olmazsa onun yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesini sağlayacaktır” diyor.

Türkiye, yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşacak mı?

Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar

Güneş enerjisi ve daha genel olarak yenilenebilir enerji konusunda uzun yıllardır çalışan Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar yenilenebilir enerjinin ucuz olduğuna dikkat çekerek “Bu ihale merkezi olarak güneş ve rüzgarın  diğer tüm konvansiyonel elektrik üretim biçimlerinden daha ucuz olduğunu kanıtladı” diyor.

İhalenin fiyatında da işaret eden Uyar şu yorumda bulunuyor:

“Fiyat normal olarak kilovat başına 4 dolar cent olmalıydı. Yerli üretim ve araştırma altyapısı kurma şartı fiyatın yükselmesine neden oldu. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ülkemizin cari açığının güneş enerjisi kullanarak kapatabileceğini ve güneşin kömürden daha ucuz olduğunu dile getirdi. Enerji Bakanımız, Karaman ihalesi fiyatına atıfta bulunarak Türkiye’de elektrik fiyatı normalinin üç misli azaldığını açıkladı.

Tanay Sıdkı Uyar: “Yenilenebilir enerjinin ucuz olduğu kanıtlandı.”

Uyar’ın da diğer uzman ve sektör temsilcileri gibi ihalenin büyüklüğü ve merkeziyetçi yapısına dair çekinceleri var. Uyar bu konuda “büyük ve merkeziyetçi tek firma tarafından yapılacak olması diğer küçük firmaların devre dışı kalmasına yol açabilir. Tekelleşmenin önüne geçmek için önlemler alınmalı” uyarısında bulunuyor.

Tekelleşme uyarısı yapan Uyar büyük ölçekli üretimin olumlu yönlerinin olduğunu da söylüyor: “Yenilenebilir enerjinin büyük ölçeklerde ucuza üretimi, hidrojen üretimine ve ulaşım yakıtı olarak kullanılmasını ve yenilenebilir enerjinin depolanmasını kolaylaştıracak.”

Tanay Sıdkı Uyar: “Güneş çatıları da hızla gelişim gösterecek”

Uyar, solar çatı ya da diğer ismiyle güneş çatıları konusunda hızlı gelişme olacağını kaydederek “İlgili ve görevli kamu kuruluşlarımızın çatı uygulamalarını kolaylaştırmak için adımlar attığını biliyoruz. Güneş çatılarının büyük ölçekli güneş ve rüzgar santrallerinden bağımsız olarak hızla gelişeceğini ve vatandaşları enerji temini açısından özgürleştireceğini düşünüyorumdeğerlendirmesinde bulunuyor.

Güneş enerjisinde hedef 2030 yılına kadar 10 GW 

Türkiye’nin 2014 sonunda yayınlanan Ulusal Yenilenebilir Enerji Eylem Planı’na göre 2023’de güneş enerjisinde kurulu gücün 5 bin megavata (5 GW), rüzgar enerjisi kurulu gücünün ise 20 bin megavata (20 GW) ulaşması hedefleniyor.

Türkiye’nin 2015’de Paris İklim Zirvesi öncesinde sunduğu ulusal olarak belirlenmiş katkı beyanına (INDC) göre ise güneş enerjisi kurulu gücünün 2030 yılına kadar 10 GW kapasiteye ulaşması hedefleniyor.

Haber: Rıfat Doğan

(Yeşil Gazete)

Kategori: Enerji