Köşe Yazıları

Homo Economicus’lar homo romanticus’lara karşı!

Seçmen dediğimiz kitlenin Aziz Nesin’i pek de haklı çıkarmadığını kabul etmeliyiz. AKP’ye oy veren seçmen,  gücün kimde olduğunu, kimden menfaat gördüğünü, henüz görmediyse kimden görebileceğini anlayacak kadar akıllı ve akılcı olduğunu gösterdi. İktidar Partisinin pastayı büyütüp (30 Haziran 2011 itibariyle büyümede dünya birincisi olduk!) pay dağıtarak  iktidarını sağlama aldığının farkına vardı.

Halkımız, Erdoğan Hükümetlerinin yönettiği Devletin, Kamu Yönetim Uzmanı Şerif Sayın’ın tanımıyla, “Demokratik Rant Devleti” (2007 Eylül, Radikal)  haline gelmiş olduğunu; rantın en küçük yerleşim birimlerine kadar dağıtılmakta olduğunu; eninde sonunda refahtan kendi payına da birşeyler düşebileceğini anladı.

Çünkü o bir homo econmicus’tur.*

Peki, bir oy karşılığında, kolayından, hem bu dünyada az veya çok rahat etmek hem de öbür dünyada aziz olmak yerine eşitlik, özgürlük, adalet gibi birtakım değerler peşinde koşarak bu dünyada aziz olmakla (varsa, öbüründe de) yetinen diğer yarı  kimlerden oluşuyor?

Yoksa Aziz Nesin onları mı kastetmişti? Biz onlara şimdilik, homo romanticus diyelim…

Laik, Çağdaş Cumhuriyetmiz’in kurucu Partisine umutsuz bir aşkla bağlı olanlar, yüce Türk Milletini ‘ölümüne’ sevenler ve bu iki teorinin çeşitli türevi olan mütenevvi partiler ve dünya nimetlerinde gözü olmayan, mutluluğu devrimden sonraya erteleyenler, ütopyacılar, “başka bir dünya mümkün”cüler, nükleer karşıtları, doğa korumacılar, ekolojistler, yeşiller, barışçılar, cinsel tercihleri farklı olanlar, feministler,  eşitlikçi – özgürlükçü  demokratlar vb.

Bunlar arasına farklı etnik kökenleri katmıyorum, çünkü onlar etnik kökeni ne olursa olsun imtiyazlı imtiyazsız,  kaynaşmış bir kitle olarak, iki yarıda da yer alabiliyorlar. Yoksullar, emekçiler diye bir kategori de buraya pek  uygun düşmüyor. Neden derseniz, onların da bir bölümü homo economicus olarak ilk yarıda kalıyor.  “Emekten yana olanlar” şeklinde tanımlanabilecek bir kategori var tabii… Refahtan pay almayı öbür dünyaya olmasa da başka bir dünya hayaline erteleyenler.

TÜİK verilerine göre,  Türkiye’de her ne kadar 12 milyon yoksul varsa da; her 100 kişiden 42’si kötü konutlarda oturuyorsa da; her 100 haneden 60’ı borçlu, 30’u ağır borçluysa da;  her 100 gençten 21’i işsizse de, halkımızın  yarısı AKP iktidarından memnun.

Ne de olsa pasta büyüyor! Bugün olmazsa yarın, ona da sıra gelebilir. Bir gün bir taşeronluk kapabilir, bir “hamili kart yakinimdir” tavsiye kartı alabilir. Eh, sağlık hizmetleri de fena sayılmaz! Yeşil karttır, erzak yardımıdır, öğrenci yardımıdır vs. vs. akmazsa da damlıyor…

2010’da her 100 kişiden 60’ının geliri azalmıştı, borçluydu, işsizdi, ama hayret, insanlar mutluydu! 100 kişiden 60’ı mutluyum, demişti. Olsun, ne de olsa ülke ekonomisi büyüyor,  hükümet onları düşünüyor, onlar için çalışıyordu!

Şimdiye kadar gelip geçen, iktidar olan partilerin hepsinden daha fazla halkın partisi olmayı, olmadığı zaman da, öyle görünmeyi başarıyordu AKP. Zaten o mütedeyyin, mazlum, yoksul halk getirmemiş miydi, onları iktidara? Onlar AKP sayesinde zenginleşerek sınıf atlamadılar mı,  yeni bir burjuva (Anadolu Burjuvazisi) sınıfı haline gelmediler mi?

Homo economicuslar’ın soğuk maddeci aklına,  küçük esnaf zihniyetine, mütedeyyin, kaderci bakışlarına hitap eden AKP’nin  İslamcı, bölgeci, Osmanlıcı, milliyetçi değerlerine arkalarındaki  sermaye gücünü, üstüne de Başbakan’ın delikanlı, pervasız lider karizmasını da ekleyince, biz homo romanticuslar’ın seçimlerde niye nal topladığımız ayan beyan ortaya çıkıyor. Eğri oturup doğru konuşalım!

Biz romantikuslar, AKP’nin başarısını kendimizi  aldatmadan değerlendirmeye gönül indirmezsek, daha çok nal toplarız.  AKP ne yaparsa kötüdür, karşı çıkalım, ‘haydi bastır eleştiriyi’ tarzında  bir muhalefete halkımızın (seçmenin) en az yarısı artık itibar etmiyor. O, senin, onun için ne yaptığına, ne yapabileceğine bakıyor.

Biz Yeşillerin, çevrecilerin, doğacıların, ekolojistlerin ise, çoğu halkın gözüne,  felaket tellalları, yatırımlara karşı çıkarak iş aş imkanlarına, refaha kavuşmalarına engel bozguncular, işsiz güçsüz çok bilmişler, kendini üstün gören okumuş, kentli ukalalar olarak göründüğümüzü  kabul edelim.

Yeşillere buradan nasıl bir ders çıkar, diye düşündüm de;

1- Hiç bir yatırıma elimizde alternatif proje, somut bilgi, rapor olmadan karşı çıkmamalıyız, derim.  Örneğin, HES’lere toptan karşı çıkmak yerine, bilimsel verilere dayanarak, elverişli bazı akarsulara, azami kaç KW’lık, azami kaç tane küçük HES yapılabilir; ÇED süreci nasıl denetlenebilir, yöre halkı bundan zarar görür mü, yöre halkı bu yatırımı istiyor mu, gibi somut bilgilerle çalışmalıyız.

2- Enerji verimliliği, enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji, alternatif yaşam, sanayi toplumu- tüketim toplumu, endüstriyel tarım, GDO’lu tohum, perma kültür vb. bütün bu terimleri tekraralayarak belli bir jargonla konuşan bizleri halkın anladığını sanmıyorum. Onlarla onların diliyle konuşmayı öğrenmeliyiz. Bizim jargonun onların günlük dilinde karşılıkları vardır herhalde.

3- Sanki yarın iktidar olacakmış gibi ya da Mecliste bir muhalefet partisiymiş gibi hazırlanmalı,  alternatif enerji politikaları, tarım politikaları, kent politikaları, en önemlisi de, alternatif ekonomik ve sosyal politika üretmeliyiz.

4- Meclise seçim yoluyla giremiyor olsak bile, Mecliste olmanın yollarını bulmalı, lobiciliği öğrenmeliyiz.

5- Kürt sorunu, Sivil Anayasa gibi ana siyasi sorunlarında aktif bir özne olmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

6- Yerel örgütlülüğe, yerel mücadeleye ağırlık vermeli; Türkiye çapında örgütlenmeye ağırlık vermeli,  İstanbul Partisi gibi görünmekten  çıkmalıyız.  İl- ilçe örgütlerini kurmayı  ertelememeliyiz.

7- Türkiye’de ve Dünyadaki alternatif yaşam deneyimleriyle ilişki kurmalı, iyi örnekleri tanımalı, tanıtmalı ve yeni yaratıcı yaşam ve örgütlenme yolları aramalı, bulmalıyız.

Çok çalışmalıyız, çook sonucuna ulaştım. Ne dersiniz?


*“……… tabir ulusların zenginliği eserinin sahibi olan adam smith‘e aittir…” (itüsözlük)

Köşe Yazıları

Alın size istikrar

Seçimlerin üzerinden on gün geçmesine rağmen yeni bir şey yazamamıştım. Seçim sonuçlarını değerlendirmeyen kimse kalmadı, ama ben yazamadım.

Yazsaydım parti olarak yaptığımız açıklamadaki tonda bir şeyler yazardım. Barış için de, demokrasi için de, yeni Anayasa’nın katılımcı bir şekilde yapılması için de umutlu olurdum. Ne güzel Mersin’de nükleer karşıtı bir milletvekilimiz oldu, İstanbul’da üç milletvekilimiz birden var, BDP’li vekiller sayesinde artık Ankara’da çok daha güçlü olacağız diye sevinirdim.

Hatta demokrasi için talep çıtasını iyice yükseltirdim. Çünkü seçim sisteminin bütün adaletsizliğine rağmen daha dengeli bir Meclis tablosu çıkmış, Kürtler ve sosyalist partiler parlamenter mücadeleye sahip çıkmak adına en büyük başarılardan birini kazanmışlardı.

Ama bu tür bir yazıyı yazmadım, yazamadım. Herhalde basiretim bağlandı. Nedeni buymuş.

Yüksek Seçim Kurulu görev sırasını boş geçirmedi ve 2 ay önce aday olmasında sakınca olmadığını söylediği ve 80 bin insanın kendisine oy vermesini sağladığı Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürerek BDP’nin (ve aralarında Yeşiller’in de olduğu çok sayıda  siyasi parti ve kuruluşun) desteklediği 36 milletvekilinin Meclis’e girmesinin önünü tıkadı.

Şimdi ne olacak? Bunu herhalde Başbakan’a sormak lazım.

Ama ülkede bütün bunlar yaşanırken on gün önce balkondan bütün dünya başkentlerine kendinden emin selamlar gönderen Başbakan’dan tıs çıkmıyor.

Oysa BDP liderlerinden Hakkari milletvekili Selahattin Demirtaş bakın ne diyor:

“Bunun gideceği nokta PKK’nin ateşkesi bozmasıdır. O olmasın diye, çok sert mesajlar vermeye çalışıyoruz. Oraya gidiyor. Bu kararı verecek olan biz değiliz. Ateşkesi biz ilan etmedik, biz bozmayız. Bozulmasını da istemeyiz. Ama bir adım sonrası odur. PKK’yi bizden daha iyi tanıyan kimse yoktur. Tartışmaları izliyoruz. PKK’nin o tartışmaları takip edeceğini biliyoruz. PKK kadrolarının şu anda nasıl bir his içinde olduğunu biliyoruz. Ateşkesin bozulması an meselesidir. O zaman kan dökülür. Bunun müsebbibi kim olur, artık o saatten sonra onun önemi olmaz. 3-5 eylemden sonra ateşkesi kim bozmuştu, unutuluyor ve maalesef sadece ölüler geliyor.”

Başbakan’ın bu suskunluğu, eğer krizi aşmak için bir çözüm üretme çabasından kaynaklanmıyorsa, kaygı verici. Hazır, bir tezgahla Kürtleri parlamentodan uzaklaştırmışken, buradan yeni krizler yaratıp bu arada 330’u geçmeyi, oradan başkanlık sistemiyle  ortalığın tozunu atmayı planlıyorsa çok çok daha kaygı verici.

Sen oyların yarısını al, “istikrar sürsün”, ondan sonra da Kürtlerin silahlı mücadeleyi değil, sorunları Meclis’te  çözmeyi savunan temsilcilerini Meclis’ten uzaklaştır. Al sana istikrar.

Ateşkes biterse, operasyonlar ve çatışmalar artarsa, bu ülke yeniden her gün gelen ölüm haberlerine alışmaya başlarsa bunun sorumluluğu Başbakan’da olmayacak mı? 94’de DEP milletvekilleri yaka paça Meclis’ten atıldıktan sonra ülke yangın yerine dönüp insanlar sokak ortasında infaz edildiğinde bunun sorumlusu kimdi? Şimdi adlarını kimsenin hatırlamak istemediği o zamanın zavallı koalisyon ortakları, başbakanı, ordu komutanları ve derin devlet şefleri değil mi?

Sihirli bir formül üretemez ve bu krizi hemen çözemezseniz istikrarınız balkonda kalır. Yüksek yargının karanlık hakimleri savaş olsun, insanlar ölsün diyor. Biz ise savaş olmasın, insanlar ölmesin diyoruz.

Peki Başbakan ne diyor? Galiba asıl önemli olan da bu. Yakında öğreniriz.

ManşetYeşillerden

Yeşiller Partisi “Seçim değerlendirmesi”ni açıkladı

Yeşiller Partisi Parti Meclisi, 12 Haziran 2011’de gerçekleşen Genel Seçim için bir değerlendirme yayınladı.

Açıklama şu şekilde:

Yeşiller Partisi olarak geride bıraktığımız 12 Haziran genel seçimlerinin, Türkiye’nin demokrasisindenki bütün kusurların düzeltilmesinde ve normalleşme yolunda bir başlangıç olmasını diliyoruz.

Seçimde desteklediğimiz Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu yaklaşık %6 oy alarak TBMM’ye 36 milletvekili sokmuştur. Bunun büyük bir başarı, önemli bir kazanım olduğunu düşünüyor ve bütün milletvekillerimizi kutluyoruz.

Bütün engellemelere rağmen Kürt siyasi hareketi ve Türkiye sosyalistlerinin önemli bir bölümü TBMM’yi, yani parlamenter sistemi meşru mücadele zemini olarak benimsediklerini göstermişlerdir. Bu da Türkiye’de barışın sağlanması, demokrasinin geliştirilmesi ve siyasi istikrar için çok önemlidir.

Bu vesileyle seçim kampanyasında özveriyle çalışan ve emek veren herkese teşekkür etmek istiyoruz. Blok milletvekillerini Meclis’te ciddi bir mücadele bekliyor. Biz de Yeşiller olarak barış, demokrasi ve ekoloji mücadelesinde Blok milletvekilleriyle birlikte çalışmaya devam etmeyi umuyoruz.

Ancak bu sonuç %10 seçim barajının yarattığı temsil krizini gözlerden uzak tutmamalıdır. Hem %10 barajı, hem de Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarındaki antidemokratik hükümler nedeniyle seçmen iradesi bu seçimlerde de Meclis’e tam olarak yansımamıştır. Herkesin bildiği gibi barajın olmadığı bir seçimde, Blok da çok daha fazla milletvekili çıkarabilirdi. Mevcut dağılım önceki seçimlerde olduğundan daha dengeli görünse de baraj sürdüğü sürece bu durum kalıcı olmayacaktır.

Bağımsız adaylık adaletsiz seçim sistemini aşmak için geliştirilmiş bir ara yöntem olarak bu kez daha başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Ancak bu durum sistemin çarpıklığını ortadan kaldırmıyor. Seçim barajının kaldırıldığı, parti içi demokrasinin önünün açıldığı, liderlik sultasının engellendiği ve partilerin özgürce örgütlenmelerinin önündeki engellerin kaldırıldığı demokratik bir seçim sistemine ve bir bütün olarak siyasetin önünün açılmasına olan ihtiyaç giderek artıyor.

AKP hükümetinin üçüncü dönemde, tek başına iktidarını -üstelik oyunu artırarak- sürdürmesi toplumsal ve siyasi muhalefeti üç önemli konuda ciddi bir mücadelenin beklediğini gösteriyor:

1- KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ VE BARIŞ YOLUNDAKİ KARARLILIĞIMIZ ARTMALIDIR

Blok adaylarının Meclis’e yüksek bir oy oranıyla seçilmesi barış yolunda bize umut veriyor. Bu sonuçlarla Kürt siyasi hareketi artık Türkiye’nin siyaset sahnesinde daha yüksek bir temsil gücüne sahiptir. Kürt halkının seçilmiş temsilcilerinin Meclis’te daha güçlü bir şekilde yer alması diyalog sürecinin başlatılması ve demokratik çözümün önünün açılması yolunda önemli bir fırsat sunuyor.

Bunun için öncelikle hükümetin silahları susturmak konusunda samimi ve kararlı olması gerekiyor. Kürt sorununun çözümü için sadece iktidar partisinin değil, tüm siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin yapıcı katkısı gerekir. Çözüm  için askeri operasyonların sonlandırılması ve olası can kayıplarının önlenmesi, Kürt halkına ve temsilcilerine yönelik ötekileştirmenin durdurulması ve terörist algısı yaratmaya yönelik manipülasyonlardan vazgeçilmesi önceliklidir.

Ayrıca, seçilmiş temsilciler, belediye başkanları ve BDP yöneticileri başta olmak üzere KCK tutukluları en kısa zamanda serbest bırakılmalı, bunun için yasa değişiklikleri yapılmalıdır.  Kürt halkının Meclis’teki ve yerel yönetimlerdeki seçilmiş temsilcileri ancak demokratik kanallar sonuna kadar açıldığı ve düşünce özgürlüğü garanti altına alındığı zaman barışın dilinin konuşulması için öncü rol oynayabilirler.

Kürtlerin anadilde eğitim hakkı gibi en meşru talepleri artık görmezden gelinemez. Seçim sonuçları aynı zamanda Kürtlerin yerinden yönetim ve özerklik fikrine sahip çıktıklarını da göstermiştir. Hükümet, halkın güçlü yerel yönetimlerle kendi kendini yönetme talebinin meşruiyeti konusundaki önyargıların aşılmasını sağlayabilir.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için yapılacak reformlar, hem demokrasiyi güçlendirecek, hem ülkenin yönetilebilirliğini artıraracak, hem de Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracaktır. Biz Yeşiller olarak bütün Türkiye’de, herkes için yerinden yönetimi ve özerkliği savunuyoruz. Eğer seçim sonuçları Başbakan’ın iddia ettiği gibi artık demokrasinin Türkiye’de kök saldığını gösteriyorsa, halkın daha güçlü yerel yönetimlerde kendi kendini yönetmesine ilişkin korkuların da aşılmış olması gerekir.

Kürt sorununun şiddetsiz ve demokratik çözümü için, milliyetçiliğin ayrıştırıcılığına karşı birlikte yaşama iradesi konusunda ve silahların ve şiddetin dilini konuşmaktan vazgeçmek için, Türkiye halkı büyük bir kararlılık göstermiştir. Hem hükümet, hem de Kürt siyasi hareketi, elimize geçen, TBMM merkezli bu büyük fırsatı kaçırmamalıdır.

Kürt sorununu aşmak ve 30 yıl süren bir savaşın ardından barışa ulaşmak için alınması gereken mesafe, eğer istenirse, artık çok kısadır. Önümüzdeki dönemde bütün siyasi partilerin ve sivil toplumun önündeki en önemli mücadele alanı işte budur: Şiddeti bitirmek ve barışı inşa etmek. Artık bu sorumluluktan kaçamayız.

2- YENİ ANAYASA VE NORMALLEŞME SÜRECİ HERKESİN KATILIMIYLA BAŞARILMALIDIR

Seçim sonuçlarıyla AKP’nin anayasayı tek başına değiştirmeye kalkmasının önü kapanmıştır. Meclis’te ortaya çıkan tablo, 330 sandalyenin altında kalan iktidar partisinin diğer partilerle uzlaşma aramadan yeni bir anayasa yapmasını imkansız kılıyor. Bugün yeni ve sivil, demokratik, özgürlükçü ve ekolojik bir anayasaya olan ihtiyacımız her zamankinden fazla. Ancak AKP’nin çoğunlukçu bir anlayışla, kendi doğrularını yeterli görerek bir anayasa yapmaya kalkması kriz yaratır.

Şu anda yapılması gereken şey, Meclisteki ve Meclis dışındaki bütün partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve toplumun geniş kesimlerinin katılımını sağlayacak bir Anayasa yapım yönteminin geliştirilmesidir. Bu da sanıldığı kadar zor değildir. Ancak Başbakan Erdoğan’ın seçimden hemen sonra bu yönde verdiği söz ‘balkonda’ kalmamalıdır. Anayasa aceleyle, büyük partiler arasında kapalı kapılar arkasında yapılacak pazarlıklarla ya da sürecin bütün meşruiyetini ortadan kaldıracak vekil transferleriyle değil, demokratik ve katılımcı bir anlayışla hazırlanmalıdır.

Siyasi sistemdeki tıkanıklığı açacak yasa değişiklikleri ise Anayasa’nın hazırlanması sürecinde hiç beklenmeden yapılabilir.  Siyasi sistemin normalleşmesini sağlayacak bu değişiklikler asgari olarak şunları içermelidir:

  1. %10 seçim barajı kaldırılmalıdır.
  2. Siyasi partilerin seçime girme yeterliliği kazanması için konulan 41 il barajı kaldırılmalıdır.
  3. Siyasi Partiler Kanunu’ndaki yapısal kısıtlamalar tamamen kaldırılıp, her partinin kendi anlayışı doğrultusunda örgütlenmesinin ve yapılanmasının önü açılmalıdır.
  4. Partilerin milletvekili adaylarını ön seçimle belirlemesi sağlanmalı, siyasi partiler kanununun lider sultasını pekiştiren hükümleri kaldırılmalıdır.
  5. Partiler arasındaki seçim ittifaklarının ve partisiz listelerin seçimlere girmesinin önü tamamen ve resmen açılmaldır.
  6. Siyasi partilere yapılan devlet yardımındaki adaletsizlik ortadan kaldırılmalı,bütün partilere seçimlerde aldıkları her bir oy başına hazine yardımı verilmelidir.
  7. Politik aktiviteler ve gösterilerle, düşünce, ifade ve yayın özgürlüğünün önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Basın ve internet özgürlüğü, gerçek anlamda güvence altına alınmalıdır.

Ancak bu düzeyde bir sivil siyaset, ülkede normal bir demokrasinin kurulmasına doğru bir adım atılmasını sağlar.

Türkiye’de ne yazık ki hala 12 Eylül askeri darbesinden kalma, siyaset yapmayı kabahat olarak gören, otoriter muhafazakarlığa eğilimli, muhalefeti bastırmaya, azınlıktaki görüşleri ve yaşam biçimlerini dışlamaya, çoğunluğun baskıcı yönetimini kurmaya ve korumaya yönelik bir anlayış sürmektedir.

Yeni Anayasa, sadece metniyle değil, yapım süreciyle de bu deli gömleğini üzerimizden yırtıp atmamıza vesile olabilir.

3- AKP’NİN SINIRSIZ EKONOMİK BÜYÜME POLİTİKALARININ YARATTIĞI DOĞA YIKIMINA KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ

AKP’nin sınırsız ekonomik büyüme anlayışını çılgın projelerle seçim vaadi haline getirdiği bir seçim kampanyasının ardından yüksek bir oy oranıyla tekrar iktidar olması, ekoloji hareketlerinin işinin önümüzdeki dönemde çok daha zor olacağını gösteriyor.

Türkiye’de insanlar aslında hükümetin nükleer enerji planlarını, giderek artan doğa yıkımını ve sınırsız büyüme anlayışının yarattığı ekolojik sorunları endişeyle izliyor. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, daha iyi yaşamak ve daha fazla tüketmekle, geleceğimizi kaybetmek arasındaki bağı kurmak, bunu da seçim sonuçlarına yansıtmak kolay değildir.

Türkiye’de yaşayan insanlar dünyanın çoğu yerinde olduğu gibi küresel ısınmanın yaratacağı yıkımı da, HES’lerin dereleri kurutmasını da, altın madenlerinden yayılan siyanür gibi zehirleri de istemiyor. İnsanlar sadece kendilerinin değil, çocuklarının da daha iyi bir dünyada yaşamasını istiyor.

Ancak sınırsız, ölçüsüz ve bedelini doğamız ve geleceğimizle ödediğimiz bir ekonomik büyümenin tek seçenek olarak dayatıldığı bir sistemde, seçmenler birbirinden farksız ekonomik programlar arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor. AKP, birbirine benzeyen bütün bu partiler arasında en saldırgan, en yıkıcı, doğaya ve geleceğimize en fazla kasteden ekonomik programı uygulamaya koymuş durumda. Nükleer santraller, HES’ler, termik santraller, üçüncü köprü, ‘çılgın’ kent projeleri, madenler ve diğer yıkıcı yatırımlarla, aynı zamanda üzerinde yaşadığımız gezegeni de hızla tüketen bir tüketim toplumu seçeneksiz kılınıyor.

Bu seçim sonuçlarının gösterdiği gerçek, bu yıkıcı politikalara karşı her zamankinden daha güçlü bir mücadele vermek zorunda kalacağımızdır. Ekoloji mücadelesi yürütenler, nükleer karşıtları, yeşiller ve çevreciler, doğaya yönelik saldırıları çok daha kararlı bir şekilde izlemek, gündeme taşımak, insanların dikkatini çekmek ve gerçekleri ortaya koymak zorundalar.

Kendi içinde çekişen değil, AKP’nin bu yıkıcı politikalarına karşı mücadele eden, kararlı ve güçlü bir hareket yaratmalıyız. Ekolojik kriz ve doğa yıkımı sadece başka bir dünyayı düşleyerek engellenemez.

Meseleyi politikleştirmek zorundayız: Siyasi partilerde politika üreterek, sokakta, Meclis’te, sivil toplum örgütlerinde, kampanya ve eylemler örgütleyerek, son yıllarda giderek yükselen mücadelemizi bütün topluma mal etmeliyiz. Siyasi bir alternatifi, yeşil bir alternatifi topluma duyurmak zorundayız. Yaşadığımız ekolojik krizin siyasi yönü ancak böyle görünür hale gelir ve mücadelemiz seçimlere ancak böyle yansıyabilir.

Bu seçimler ne olursa olsun bize umut vermek zorunda. Türkiye’yi ve dünyayı ancak demokrasi içinde ve özgürlükleri geliştirerek değiştirebiliriz. Türkiye artık darbeler dönemini aştı. Buradan gerçek demokrasiye ve özgürlüklere doğru gerçek bir hamle yapabiliriz. Ancak mevcut siyasi anlayışların demokrasi adına da, yaşam politikalarına dair de söyleyecek yeni bir sözü yok. Bu seçeneksizliği aşmanın tek yolu yeşil politikayı güçlendirmektir. Yeşiller Türkiye’de henüz topluma malolmuş bir siyasi seçenek oluşturabilmiş değiller. Ancak bunu başarmak hepimizin elinde.

Şimdi Yeşiller Partisi’ni Türkiye’nin yeni siyasi alternatifi haline getirmenin tam zamanı. Daha fazla vakit kaybetmeden ekoloji hareketini tüm topluma mal etmek için, demokrasi ve barış mücadelesini yeniden kurmak için, yeşil ekonomik bir alternatif yaratmak için Yeşiller Partisi’nde buluşmanın zamanıdır.

Bu seçimden çıkan en önemli umut, mücadele kararlılığımız olsun. Ve yeşil bir gelecek düşleyen herkesle birlikte şimdiden 2014 yerel  seçimlerine yeşil politikalarla, Yeşiller Partisi çatısı altında girmek için hazırlanmaya başlayalım.

Yeşiller Partisi’nde yeni bir siyasi alternatif kurmaya… Yeşiller Partisi’nde mücadeleye…

YEŞİLLER PARTİSİ
PARTİ MECLİSİ

Kategori: Manşet

Türkiye

Seçim 2011: Seçilemeyen bağımsızlarda durum ne?

Herhangi bir partiye dahil olmayarak seçime bağımsız giren 230 adaydan sadece 36’sı milletvekili olmayı başardı. Vekil olmayı bekleyen gazeteci Tuncay Özkan, sanatçı Ferhat Tunç ve eski AK Parti’li Abdüllatif Şener ise seçimin süprizlerindendi.

12 Haziran 2011 Genel Seçimleri, 36 bağımsız aday için başarı ile sonuçlanırken, diğer bağımsızlar için aynı şekilde sonuçlanmadı.

“Ergenekon” sanığı gazeteci Tuncay Özkan, sanatçı Ferhat Tunç, eski Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener ve işadamı Mehmet Ensarioğlu sandıkta hüsran yaşadı.

Seçilemeyen ve kamuoyunda bilinen adayların aldıkları oylar şu şekilde:

Vekil olamayan adayların aldığı oylar şöyle:

  • Tuncay Özkan (İstanbul 1. Bölge): 32 bin 27
  • Çetin Doğan (İstanbul 2. Bölge): 9 bin 378
  • Hulki Cevizoğlu (Ankara 1. Bölge): 2 bin 962
  • Yaşar Müjdeci (İzmir 1. Bölge): 17 bin 513
  • Erdal Avcı (İzmir 2. Bölge): 36 bin 642
  • Doğu Perinçek (İzmir 2. Bölge): 12 bin 842
  • Veli Büyükşahin (Adıyaman): 19 bin 811
  • İhsan Nergiz (Antalya): 23 bin 251
  • Mehmet Deniz Büyük (Bursa): 24 bin
  • Mehmet Selim Ensarioğlu (Diyarbakır): 22 bin 386
  • Sebahattin Yılmaz (Erzurum): 33 bin 308
  • Emrullah Birgül (Kocaeli): 19 bin 756
  • Abdüllatif Şener (Sivas): 17 bin 92
  • Ferhat Tunç (Tunceli): 10 bin 347

Kategori: Türkiye

Köşe Yazıları

Seçimden sonra – Hegemonya ile mücadele

Büyük bir hegemonya ile karşı karşıyayız. Bu kelime önemli. Lütfen akıldan çıkartmayalım. Bu hegemonyanın araçlarının bir bölümü zaten çok uzun zamandır bu konumda. Bir bölümü de daha yeni yeni bu duruma araç oluyor. Sonuç olarak üçüncü dönemini kazanmış bir iktidarın hegemonyasını araçlarla dayatması çok da anormal değil.

Seçim sonuçları, teknolojinin de yardımıyla daha o gün belli oldu ve ilan edildi. Bu da üzerinde hemen o gece net yorumlar yapma şansını herkese verdi. Peki yapılan yorumlar, bu durumun hakkını verecek kadar net mi? Hayır! Ya da şu şekilde söyleyelim: Bu sonuçlara bakarak, bu yorumlar yapılabiliyorsa hegemonyanın etkisi çok büyük boyutta demektir ve bununla da artık mücadele etmek, mücadelenin dozunu yükseltmek gerekmektedir. Çünkü bu kadar yanlış bilgi ve yorum karşısında doğru durmaya çalışmak yorucu ve zordur. Doğru ya aranmıyor ya da kimilerinin zihninden çoktan çekip gitmiş demektir.

Önümüzde 2002 seçimleri, 2007 seçimleri, 2011 seçimleri var. 2011 seçiminin sonuçları gerçekten değerlendirilmeye muhtaç. Ve yine seçim sonuçlarını tek bir yazıda değerlendirmek imkansız gibi. Önce bir genel değerlendirme ve değerlendirmeleri değerlendirme yapmak en doğrusu olacak.

Sonuçlar şöyle: AKP, %49.9 oy oranı ile 326 vekil çıkardı. CHP, %25.91 ile 135 vekil çıkardı. MHP, %12.98 ile 53 vekil çıkardı. EDÖ Bloğu ise %6.58 ile 36 vekil çıkardı.

Şimdi bu sonuçlara bakınca ve bundan önceki seçim sonuçlarını ve seçimin öncesini de akılda tutunca seçimin ilk sonucu şu oluyor: TBMM’ye giren 4 parti de kazandı. Az ya da çok ama bu dört yapı da kazandı. Ve yine bu dört yapı içerisinden üçü (BDP adını alacak olan Blok hariç) de kaybetti. Sağlıklı bir değerlendirmede bu üç parti de seçim sonuçlarında istemedikleri sonuçları göreceklerdir. AKP, oy oranını arttırdı ve tek başına iktidar oldu. Fakat vekil sayısı düştü. Kendilerine uzak hedef olarak koydukları 367′nin çok uzağında, yakın hedef olarak koydukları 330′un ise altında kaldılar. CHP, en çok oyunu arttıran parti oldu. Vekil sayısı da arttı. Bunun yanında, iktidar partisi ile arası oyunun artması oranında kapanmadı. Oylarını %50 oranında arttırmayı beklerken, bu oran %35 civarında kaldı. MHP, barajı geçti. Fakat etkisiz bir konumda kaldı, oyu düştü.

Peki bize yansıtılan hava böyle mi? Değil. AKP ezgi geçti, diğerleri ise dağıldı diye sunuluyor. Televizyona çıkan herkes, yazılar yazan herkes böyle söylüyor. Muhalefetin kurultaylar toplayacağı, seçimler olacağı, bu sonuçların kaldırılamayacağı söyleniyor. Hegemonya işte burada devreye giriyor ve bunu yapıyor. Yapılan yorumlarda AKP’nin sadece kazancı ortaya çıkartılıyor. Diğerleri ise kaybetmiş gibi sunuluyor. Bunun bir adım sonrası ise CHP’nin yönetimi ile ilgili magazinel haberler çıkartıp, ortalık karıştırmak. Hegemonyanın araçları tarafından bu tip haberler çıkartıldı bile. Neden? Çünkü CHP büyük bir mağlubiyet almış! Öyle mi? Rakamlar öyle söylemiyor. %49′un büyüledikleri öyle söylüyor. Türkiye sol partilere sürekli oy vermiş ama bu seçimde vermemiş gibi davranmak bir çözümleme yaparken kullanılmaması gereken yanlış bir argümandır. Bu yanlış argümanlar şehir şehir değerlendirken de kullanılıyor ve kamuoyu yanıltılıyor.Bir bozgun havası ve bir fetih havası yaratılmak isteniyor. Böyle bir durum yok. Bu bir hegemonya siyasetidir ve durdurulmalıdır.

Seçimin en büyük başarısı, AKP’nin MHP dışında sağı silmesi ve kendisi içerisinde toplamasıdır. Bu durum AKP’yi %49′a taşıdı. Eski rakamlarla bu duruma bir bakalım.

Türkiye 550 vekilli sistemle 1995 yılında tanıştı. Vekil sayılarına ve oy oranlarına bakalım.

1995 seçiminde TBMM’ye 425 sağ vekil (%60.21), 125 sol vekil (%25.35) seçilmiş.

1999 yılında bu rakamlar 414 sağ (%58.62), 136 sol (22.19) olarak değişmiş.

2002 yılına gelindiğinde 373 sağ vekil (%34.43) ve 177 sol vekil (%19.41) olmuş.

2007 yılında ise, 415 sağ vekile (%60.85) karşılık 135 sol vekil (27.40) meclise girmiş.

Görüldüğü gibi, durum bu. 2002 yılının baraj süprizi dahil Türkiye’de dağılım bu. Bu seçim ise sağ partiler, %62.93 ile meclise 379 vekil soktular. Sol partiler ise, %32.52 ile 171 velil soktular. Bu durum bize şunu da gösteriyor ki, nasıl AKP MHP dışındaki tüm sağı kendi etrafında topladıysa, meclise girmeye hak kazanan 4 parti de %95.45′lik bir temsil oranı ile tüm oyları kendi etrafında topladılar. Bunlar yorumsuz rakamlar.

Yorumlar ve değerlendirmeler ise serinin diğer yazılarına kaldı. Seçime doğru serisinin konuları ve şehirler üzerine değerlendirmeler yapmak gerek.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Yeşeriyorum

Seçim bitti peki ya kadınlar

Türkiye bir seçim dönemini daha bitirdi. Günlerdir seçimle yatıp seçimle kalktıktan sonra saatlerce sonuçları takip ettik. Her ne kadar seçim sonuçları hakkında konuşanların çoğu “beklenen oldu” gibi yorumlarda bulunsa da, bence bu sonuç oldukça şaşırtıcı. Evet iktidar partisi yüzde 50 civarında bir oy aldı ve bu benim gerçekten hiç beklemediğim bir sonuç oldu. Bunun nedenlerinden kısaca bahsetmek gerekirse öncelikle şunu söylemem gerekir ki AKP’nin meclisteki sandalye sayısının azalması siyasal anlamda pek çok anlama gelse de sosyal olarak en azından benim baktığım yerden çok da bir şey ifade etmiyor. Başbakan Erdoğan ve hükümetinin son altı ay içinde bile yaptıklarını, altı içinde tartışılan gündemleri düşündüğümde popüler tabirle bu ülkedeki her iki insandan birini AKP’ye oy verdiren motivasyonu gerçekten anlayamıyorum.

Nükleer santrallerden, HES’lere çevre sorunları; gözaltında işkence gören insanlardan,  biber gazıyla öldürülen Metin Lokumcu’ya gösterilen şiddet; yasaklanan kitaplardan, yargılanan gazetecilere düşünce özgürlüğü sorunları bunlardan sadece bazıları ve her biri üzerine sayfalar yazılabilir yazıldı da. Benim burada asıl üzerinde durmak istediğim konu kadın meselesi… Çünkü her ne kadar parti listelerinde gösterilen kadın milletvekili adaylarının sayısına bağlı olarak meclisin kadın oranı artsa da, bana göre bu seçim sonuçlarının asıl kaybedeni kadınlar oldu. Çünkü bu ülkenin yarısı, kadın bakanlıklarını kaldırıp, kadın meselesini aileyle sınırlandırmayı vaat eden; bunun açıklaması olarak da “Biz muhafazakar bir partiyiz. Aileyi güçlendireceğiz” diyen; yine bu ülkenin yarısı hala “kadın” diyemeyen, dahası “kreş eken huzurevi biçer” diye talihsiz bir açıklama yapabilen ve yine bu ülkenin yarısı tek kelimeyle açıklamak gerekirse cinsiyetçi bir başbakana oy verdi.

Kadınları aileyle eklemlemenin arkasında yatan nedir? Öncelikle kadını aileyle bir görmek muhafazakar ideolojilerin tipik özelliği olmakla birlikte kadınların başına gelen ve  gelebilecek en kötü durumdur. Kadını aileyle bir görmek demek; onu ailenin iffeti, namusu olarak tanımlamaya devam etmek, onu çalışma yaşamından ve sosyal yaşamdan olabildiğince uzaklaştırıp ailenin düzenini sağlayacak kişi olarak görmek demektir. Kadını ailenin içinde tanımlayan bir ideoloji kadının özgür, kendi kararlarını veren, özellikle kendi bedeni üzerinde sadece kendisinin söz sahibi olduğu bir kadınlığın önündeki en büyük engeldir. Bu durumun kökleri Türkiye için onlarca yıl öncesinde yatmaktadır. Ta cumhuriyetin ilk yıllarındaki bir modernizasyon projesi olarak haneden çekirdek aileye geçmenin her erkeğe kendi evinin hakimi, söz sahibi, kadının koruyucusu olma hakkını verdiği, dahası ailenin erkeğin sarsılmaz iktidar alanı olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Tayyip Erdoğan ve ekibinin yapmaya çalıştığı da bu durumun devamlılığını sürdürebildikleri kadar sürdürmeye çalışmak işte. Başbakan daha seçimi kazanır kazanmaz nasıl demokratik bir başbakan olacağını açıklarken kadınları çocuklarla aynı kategoride birlikte sayarak yaptığı konuşmada bunu bize bir kez daha gösterdi.

Peki tüm bunlar ne demek ve yarın bize ne getirecek? Bu ülkede yine kadına yönelik tüm politikalar kadının üremesi merkezli olacak. Kimi insanlar belirli pozisyonlara gelmiş kadınlara yine pornocu ya da konsomatris demeye, kimileri eşcinsellik hastalıktır demeye devam edecek. Kadın meselesi yine çok çok gerilere atılacak. Bu ülkenin bir kadın aktiviste “kadın mı kız mı bilmiyorum” diyerek bekaret üzerinden politika yapan, yüzde 14’ü kota olarak gören bir başbakanı olacak ve bu başbakan sık sık demokrasiden bahsedecek. Aile ve evlilik cenderesinden kurtulmaya çalışan kadınlar cinayete kurban gidecek ya da ev içi iktidarları sarılan erkeklerden şiddet görecek ve bu ülkenin yine en iyi ihtimalle en az dört yıl daha “erkek” bir siyaseti olacak.

Kategori: Yeşeriyorum

ManşetTürkiye

Erdoğan’ın balkon konuşması – Tam metin

Recep Tayyip Erdoğan’ın bu akşam 22:00 sularında yaptığı “balkon konuşmasının” tam metnini aşağıda paylaşıyoruz:

—-

(Yeşil Gazete)

Aziz milletim, değerli yol arkadaşlarım,
Buradan, Ankara AK Parti Genel Merkezi’nden hepinizi muhabbetle selamlıyorum. 81 vilayetimizi 781.000 kilometrekarenin her bir adımını, 74 milyon TC vatandaşının tamamını sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Tokyo’dan Viyana’ya, Paris’ten Torontoay kadar 5 kıtadaki tüm Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarını, tüm soydaşlarımızı selamlıyorum. Gözlerini Türkiye’ye çevirmiş, Türkiye’den gelecek haberleri büyük bir heyacanla takip eden Bağdat, Şam, Beytrut, Kahire, SarayBosna, Bakü, Lefkoşa ve diğer tüm kardeş ve dost ülkeleri buradan muhabbetle selamlıyorum. 12 haziran 2011 seçim sonuçları ülkemize milletimize bütün coğrafyamıza, bütün dünyaya hayırlı olsun. Bu sonuçlar ülkemizde barışa adalete huzur ve istikrara katkı sağlasın diyorum. Bütün milletimiz bugün katılım noktasında gösterdikleri özellikle cesaret ve ciddiyet noktasında sandığa giden ve oy kullanan tüm vatandaşlarıma yürekten şükranlarımı sunuyorum.
(Türkiye seninle gurur duyuyor tezahüratları)

Gurbet ellerden gelip vatanında oy kullanan kardeşlerimize, vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Seçimlerde görev alan tüm kamu görevlilerine, güvenlik güçlerine sandık görevlerilerine, müşahitlere ayrıca teşekkür ediyorum. AKP olarak bugün çok farklı heycanları aynı anda yaşıyoruz. Bir kez daha Türkiye’deki her iki seçmenden birinin oyunu almış olmanın heycanın yaşıyoruz.

(Kıskananlar çatlasın tezahüratları)


Kardeşler, çatlamasın, onları da kucaklayacağız, onları da aramıza alacağız. Zira böyle yaptığımız için, kucakladığımız için demokrasi tarhimizde çok partili dönemde nadir rastlanan biçimde 3. dönem milletimizden yetki almanın heyacanını yaşıyoruz.

(Recep Tayyip Erdoğan ve Vur Vur inlesin tezahüratları)

Biz, vurmaya değil sevmeye geldik. Karşılık bulduğumuzda aynen bu yola devam ederiz. Karşılığını bulmadığımızda da sadece cevabını verir geçeriz. 22 Temmmuz 2007de 16 milyon kişinin oyuna mazhar olmuşken bugün oyumuzu 5 milyon arttırarak 21 milyon seçmenin oyunu almış olmanın bahtiyarlığı içindeyiz.

Sadece Türkiye değil, Dünya kazandı

Biz sizlerle gurur duyuyuruz. 22 Temmuz seçimlerine göre oy oranımızı arttırmış olmanın heyeacanını yaşıyoruz. Aziz milletimize bize, AKP’ye olan güveninden dolayı teşekkür ediyoruz. Şunu burada tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum. AKP’ye oy vermiş olsun ya da olmasın tüm milletimize 12 Haziran 2011 seçimlerinin galibi hiç ama hiç şüphesiz Türkiye’dir. Bu aziz millettir. Bugün bir kez daha Türkiye kazanmıştır. Bugün bir kez daha demokrasi kazanmıştır. Bugün bir kez daha milli irade kazanmıştır. Topyekun millet kazanmıştır. Bugün millet sandığa gitmiş, mührü eline almış ve son sözü söylemiş, son kararını vermiştir. Millet bütün tartışmalara, bütün soru işaretlerine, bütün tereddütlere, bütün gerginliklere son noktayı koymuştur. Bugün benim türkkardeşim, kürt kardeşim, zaza, arap, roman ve gürcü tüm kardeşlerim, tüm 74 milyon kazanmıştır. Bugün işçiler kazanmıştır, memurlar kazanmıştır, emekliler kazanmıştır, çiftçim kazanmıştır, köylüm kazanmıştr, engelliler kazanmıştır, tüm genç kardeşlerim, tüm canlılar kazanmıştır. Yoksul kardeşim, kimsesiz kardeşim kazanmıştır. Bugün küresel ölçekte mazlumların mağdurların umudu kazanmıştır. İnanın bugün İstanbul
kadar Saraybosna kazanmıştır. İzmir kadar Beyrut kazanmıştır, Ankara kadar Şam kazanmıştır, Diyarbakır kadar Batı-Şeria, Küdus, Gazze kazanmıştır. Bugün Türkiye kadar Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar Avrupa kazanmıştır. Bugün demokrasi kadar özgürlük kadar barış, adalet, istikrar kazanmıştır. Bu milletin bir evladı olarak şunu da büyük bir gururla ifade etmek durumundayım. Türkiye artık bölgesine ve dünyaya örnek temsil edecek kadar demokratik bir olgunluğa ulaşmıştır.

 

Demokrasi şehitleri…

Allah onlardan razı olsun. Mekanları cennet olsun. Adnan Menderes’in Fatih Rüştü Zorlu’nun, Hasan Polatkan’ın canlarını feda ettikleri demokrasi bu ülkede sarsılmaz bir güce ulaşıyor. Merhum Turgut Özal’ın hayalleri özlemleri artık yerini bulmuştur. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bina ettikleri Türkiye cumhuriyet kuruluş felsefesine uygun olarak  güçlü demokrasisiyle muasır medeniyetler seviyesine ulaşmıştır. Acılarla dolu demokrasi tarimiz bugün artık çok farklı bir konuma ulaşmış, yaşanan tüm acılar, canlarını yitiren, özgürlüklerini kaybeden tüm kardeşlerimizin ruhları bir nebze olmuştur. Çetelerin ikamet ettiği Türkiye Allah’ın izniyle milletin taktiriyle geride kalmıştır geride.

(Bu millet seninle gurur duyuyor tezahüratları)

 

Türkiye kazandı, kimseyi dışlamadık

Kardeşlerim, benim milletim tartışmasız şekilde kazanmıştır. Milli iradenin üzerindeki vesayet,
hukuk dışılık, üstünlerin sultası yine tartışmasız şekilde kaybetmiştir. Vur vur inlesin CHP dinlesin tezahüratları… Türkiye’nin önüne yeni, yepyeni bir tertemiz safa açılmıştır. Şundan herkesin emin olmasını istiyorum. Önceki Ak parti hükümetlerinde olduğu gib yeni AKP hükümeti de AK partiye oy verenlerin değil, tüm Türkiye’nin, 74 milyonun hükümeti olacak. Kardeşlerim, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresinde dikkat edin yine AKP var. Batıda da var, doğuda da. Kuzeyde de var güneyde de. 7 bölgenin tamamında AKP birinci partidir. Neden? Çünkü biz kimseyi dışlamadık, kimseyi ayırmadık, herkesi kucakladık. Yaradılanı yaradandan ötürü sevdik. Canlar arasına milletin fertleri arasında hiçbir ayrım yapmadık. Kardeşçe, bir ve beraber yaşayacağımız bir Türkiye inşa etmenin yoğun çabası içinde olduk. Samimi bir şekilde demokrasinin standartlarını yükseltmenin çabası içinde olduk. 74 milyonun bir ve beraber yaşayacağı bir Türkiye inşa etme çabası içinde olduk. Bundan sonra da bir nebze geriye gidiş olmayacak. 74 milyonun her bir ferdinin yaşam tarzı, inancı, değerleri bizim üstümüzde mübarek bir emanettir. Bize oy verenin de vermeyenin de yaşam tarzını, inanç ve değerlerin, onurumuz, namusumuz, şerefimiz olarak göreceğimizden hiç kimsenin kuşkusu şüphesi tereddütü olmasın. Hangi partiye oy vermiş olursa olsun…

(Türkiye seninle gurur duyuyor tezahüratları)

Her bir kardeşimizin huzur güven barış, adalet içinde yaşamını idame ettireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır. Milletimizden aldığımız güçle, yetkiyle demokrasi daha ileri standartlara kavuşacak, özgürlükler çok daha genişleyecek, herkes kendisini çok daha rahat ifade edecek. Bütün kardeşimlerim 74 milyonun böyle bir gönül huzurunda olmasını yürekten temin ediyorum.

 

Kibirden sakınacağız, daha hassas olacağız

Sorumluluklarımız çok daha artmıştır, 3. dönemde bu alanda bir teveccuüh gören AKP’nin sorumluluğu kadar hassasiyeti de kat be kat artmıştır. Biz üzerimizde zaten bir emanet taşıyorduk, ama bu emanetin ağırlığı daha da artmıştır.Kibirden zaten sakınıyorduk, bugünden itibaren tüm belediye başkanlarımızla tüm teşkilatımızla… bilesiniz ki çok daha büyük bir hassasityetle sakınacağız. Gururu ve böbürlenmeyi hiçbir zaman kapımızdan içeri almadık, bundan sonra da bu konuda daha hassas olacağız. Tevazu bizim şiarımızdır, bundan sonra da tevazuda toprak gibi olmaya çok daha da fazla özen edeceğiz. Ve bu millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya devam edeceğiz.

(Recep Tayyip Erdoğan tezahüratları…)

 

Anayasa için herkesle uzlaşma arayacağız


Sandıktan çıkan sonucu, sandığın verdiği mesajı en doğru şekilde okumanın çabası olacağız. Aziz
milletimiz bize sadece hükümet etme değil, aynı zamanda yeni anayasa yapmak için görev verdi. Uzlaşmayla, müzakereyle, iştişareyle yapma mesajı verdi. Tüm partilerin de meydandaki vaatlerini de sevindirici, umut verici bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.330 milletvekilin altında milletvekili çıkardık veya çıkarıyoruz diye kapımızı kapamayacağız. Ana muhalefet ve muhalefete gideceğiz, kabul ederlerse, kabul buyururlarsa, oturup uzlaşmayla, parlamento
dışındaki partiler, STKlarıyla, medyayla, tüm akademisyenlerle, bu anlamda sözü olanlarla en geniş anlamda iştişare ve uzlaşma arayışı içinde olacağımızı daha bu akşamdan ifade ediyorum.
Meydanlarda ifade ettiğimiz gibi sivil, katılımcı, özgürlükçü bir anayasayı hep birlikte yapacağız. Bu anayasada herkes kendisini bulacak. Doğu bulacak, batı bulacak, kuzey bulacak, güney bulacak. Velhasıl Milletim “işte bu benim anayasam” diyecek. Bu anayasa Türkiye’nin her zerresine, milletimin her ferdine hitap edecek. Yeni bir anayasa milletin her ferdini birinci sınıf olarak görecek. Her kimlik, her değer, herkesin özgürlük, demokrasi, barış ve adalet talebine bu anayasa karşılık verecek. Bu anayasa türkün kürdün zazanın arabın çerkesin lazın gürcünün romanın tatarın türkmenin alevinin sünninin azınlıkların yani 74 milyonun anayasası olacak.
Kardeşlerim bu anayasa kardeşlik, dayanışma birlik ve beraberlik üzerine tesis edilecek.

 

Yatırımlara aynen devam, sosyal talepleri karşılayacağız

Başladığımız hiçbir işi bugüne kadar yarım bırakmadık. Bütün yatırımlarımızı hızla devam ettirecek ve tamamlayacağız. 2023 hedefleri doğrultusunda yeni yatımrımlarımızı hemen başlatacağız. Sosyal kesimlerin taleplerine bu dönemde çok daha fazla karşılık üreteceğiz. İşçinin, emeklinin, kadının, gencin ve çocukların taleplerini çok daha fazla gözeteceğiz. Milli birlik ve kardeşlik projelerini devam ettirecek, annelerin gözyaşlarını gençlerin akan kanını durdurmak için çok daha uğraşacağız. Bölgesel ve küresel meselelerde çok daha aktif olacağız. Kardeşlerim, red politikalarını, inkar politikalarını biz bitirdik. Asimilasyon politikalarını da bitirdik bitiriyoruz. Bölgemizde barışın ve adeletin tesisi için çok daha aktif rol alacağız. Bugüne kadar olduğu gibi bölgemizde hak, hukuk, özgürlük adalet ve demokrasi diyeceğiz.
Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Kardeşlerim, sevgili vatandaşlarım, değerli yol arkadaşlarım, bir kez daha tekrar etmek istiyorum, kazanan Türkiye olmuştur. Demokrasimiz, kardeşlik olmuştur. Hiç kimse hüzünlenmesin, hiç kimsenin sevinci coşkusu diğerlerini üzmesin. Çünkü biz hep birlikte Türkiye’yiz. Biz beraberiz, kardeşiz, bunu unutmayın. Her zaman ifade ettiğim gibi bugün hesaplaşma değil, helalleşme günüdür.

 

Kalbini kırdıklarım haklarını helal etsinler

Kampanya süresinde istemeden kalbini kırdığımız üzdüğümüz kardeşlerimiz varsa hepsinden başta şahsım tüm arkadaşlarım adına helallik diliyorum. Kampanya sürecinde yaşananların, söylenenlerin, meydanlarda kalmasını diliyorum. İstemden incittiğimiz siyasiler varsa onlardan da helallik diyorum. Ben bütün partilere hakkımı, hakkımızı helal ediyorum.

Bu arada AKP teşkilatına buradan mahsus şükranlarımı iletiyorum. Genel başkan yardımcılarıma, bakan ve milletvekili arkadaşlarıma, il ilçe başkanlarıma, kadın kollarıma gençlik kolları üyelerimize, tüm milletvekili aday adaylarına ve adaylarına teşekkür ediyorum. Belediye başkanlarımıza, il meclisi üyelerine, partimiz üyelerine ve gönüldaşlarına yeşekkür ederim. Sandıklarda görev yapan tüm sandık görevlilerine partili partisiz teşekkür ediyorum. Genel merkezimizden bugün kazananın Türkiye olduğu bilinciyle sevinçlerinde kimseyi hüzünlendirmemelerini diliyorum. 3. dönem AKP hükümeti herkese hayırlı olsun. Allah yar ve yardımcı olsun. Yolumuz ve bahtımız açık olsun. Herşey Türkiye için. Herşey demokrasi için. Özgürlük için. Kardeşlik için. 12 Haziran demokrasi bayramı kutlu olsun. Allh’ın selamı rahmeti bereketi üzerimize olsun diyorum. 74 milyonu bir ve beraber olarak kucaklyor hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

Türkiye

Seçim 2011: Türkiye’nin ilk Süryani milletvekili Erol Dora

Türkiye’nin ilk Süryani milletvekili Mardin’den çıktı. BDP’nin desteklediği Ahmet Türk, KCK tutuklusu Gülser Yıldırım’ın yanında Süryani aday Erol Dora da meclise gitti.

Sandıkların açıklanması ile birlikte BDP seçim bürosunu önünde beklenen kalabalık ilerleyen saatlerinde büroya gelen Bağımsız aday Erol Dora’yı zılgıtlar eşliğinde karşıladı. Erol Dora’yı omuzlarda taşıyan kalabalık daha sonra havai fişekler eşliğinde halay çekmeye başladı. Sonuçların kesinleşmesi ile toplanan kalabalığa bir teşekkür konuşması yapan Erol Dora, “Kimse halkların iradesine ipotek koyamaz. Ana dilde eğitim bir haktır. İşte halk burada. Halkın iradesi sandıklara tecelli etmiştir. Ankara duysun artık barış istiyoruz. Kanın dinmesi için ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Bizler artık ne Kürt analarının ne de Türk analarının ağlamasını istemiyoruz. Bizler hakların kardeşliğine inanıyoruz. Bana destek veren Kürt Halkına, Arap Halkına, Türk Halkına, Süryani Halkına, Mahallemi Halkına teşekkür ediyorum.” dedi.

Yeni döneme girildiğini dikkat çeken Dora, “Artık hakların güneşi Mezopotamya’dan doğmuştur. Bu güneş artık batıya doğru yayılacaktır. Kimse halkaların iradesine iptok koyamaz. Kürt Halkları bunu ispatlamıştır. Biz istiyoruz çatışmalara bitsin hakların kardeşliği bitsin diyoruz.” diye konuştu. (Zaman)

Kategori: Türkiye

ManşetTürkiye

Seçim 2011: AKP 330’un altında

Bugün yapılan genel seçimlerde 19:55 itibariyle sandıklarım %80’i açıldı.

Birinci parti olacağı kesinleşen AKP, şu anda %50’nin üzerinde seyretmekle ve 2007 seçimlerine göre oy oranını arttırmış görünmekle beraber, kazandığı milletvekili sayısı 327 olarak veriliyor. Sandıkları açılmaya başladığından bu yana Batı’daki sandıklar daha geç açıldığı için AKP’nin oy oranı ve kazanacağı MV sayısı düşmeye devam ediyor.

Bu durum değişmezse AKP bu dönemde Meclis’te tek başına yapacağı bir anayasa değişikliğini referanduma götürebilemsi için gereken 330 milletvekilinin altında düşmüş olacak. Seçim sonuçları böyle biterse önümüzdeki dönemde AKP’nin öncülüğünü yapacağı bir yeni anayasa çalışmasının olmama ihtimali ortaya çıkıyor.

2007 seçimlerinde AKP %46,7 oyla 341 milletvekilliği kazanmıştı.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

ManşetTürkiye

Seçim 2011: Blok’tan 36 milletvekili Meclis’te

12 Haziran 2011 Genel Seçimleri’nin sonuçları alınmaya başlandı. Şu an itibariyle AKP tek başına iktidarını sürdürüyor, fakat yeni Anayasa’yı referanduma götürecek çoğunluğu elde edemiyor. CHP, oy ve vekil sayısını arttırsa da, beklentileri karşılayamadı. MHP, barajı aştı.

Bağımsızlar ise şu anda 34 vekil çıkarmış bulunuyor. Son olarak Mersin’den Ertuğrul Kürkçü de Meclis’e girdi.

AKP: %50.58 Vekil Sayısı: 327

CHP: %25.65 Vekil Sayısı: 136

MHP: %13.21 Vekil Sayısı: 53

Bağımsızlar: %6.24 Vekil Sayısı: 35

Şu anda seçilmiş olan bağımsızlar şöyle:

1 – İstanbul 1. Bölge     B: SEBAHAT TUNCEL (BDP)

2 – İstanbul 2. Bölge     B: SIRRI SÜREYYA ÖNDER (BDP)

3 – İstanbul 3. Bölge     B: ABDULLAH LEVENT TÜZEL (BDP)

4 – Adana         B: MURAT BOZLAK (BDP)

5 – Ağrı         B: HALİL AKSOY (BDP)

6 – Bingöl         B: İDRİS BALUKEN (BDP)

7 – Bitlis         B: HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (BDP)

8 – Diyarbakır         B: LEYLA ZANA (BDP)

9 – Diyarbakır         B: HATİP DİCLE (BDP)

10 – Diyarbakır     B: NURSEL AYDOĞAN (BDP)

11 – Diyarbakır     B: EMİNE AYNA (BDP)

12 – Diyarbakır     B: ALTAN TAN (BDP)

13 – Diyarbakır    B: ŞERAFETTİN ELÇİ

14 – Hakkari         B: ESAT CANAN (BDP)

15 – Hakkari         B: SELAHATTİN DEMİRTAŞ (BDP)

16 – Hakkari         B: ADİL KURT (BDP)

17 – Mardin         B: GÜLSEREN YILDIRIM (BDP)

18 – Mardin         B: EROL DORA (BDP)

19 – Mardin         B: AHMET TÜRK (BDP)

20- Muş         B: DEMİR ÇELİK (BDP)

21- Muş         B: SIRRI SAKIK (BDP)

22 – Siirt         B: GÜLTAN KIŞANAK (BDP)

23 – Şanlıurfa         B: İBRAHİM AYHAN (BDP)

24- Şanlıurfa          B: İBRAHİM BİNİCİ (BDP)

25 – Van         B: AYSEL TUĞLUK (BDP)

26 – Van         B: KEMAL AKTAŞ (BDP)

27 – Van         B: NAZMİ GÜR (BDP)

28 – Van         B: ÖZDAL ÜÇER (BDP)

29 – Batman         B: BENGİ YILDIZ (BDP)

30 – Batman         B: AYLA AKAT ATA (BDP)

31- Şırnak         B: HASİP KAPLAN (BDP)

32- Şırnak         B: FAYSAL SARIYILDIZ (BDP)

33 – Şırnak         B: SELMA IRMAK (BDP)

34 – Iğdır         B: PERVİN BULDAN (BDP)

35- Mersin      B: ERTUĞRUL KÜRKÇÜ (BDP)

36- Kars           B: MÜLKİYE BİRTANE (BDP)

 


31
İl Adı Oy Oranı Toplam Oy
1 – İstanbul 1. Bölge B: SEBAHAT TUNCEL (BDP) % 3.33 63,169
2 – İstanbul 2. Bölge B: SIRRI SÜREYYA ÖNDER (BDP) % 4.75 102,878
3 – İstanbul 3. Bölge B: ABDULLAH LEVENT TÜZEL (BDP) % 5.09 85,243
4 – Adana B: MURAT BOZLAK (BDP) % 6.72 63,868
5 – Ağrı B: HALİL AKSOY (BDP) % 39.65 71,786
6 – Bingöl B: İDRİS BALUKEN (BDP) % 23.97 28,650
7 – Bitlis B: HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (BDP) % 25.66 36,324
8 – Diyarbakır B: LEYLA ZANA (BDP) % 16.41 66,947
9 – Diyarbakır B: HATİP DİCLE (BDP) % 11.02 44,938
10 – Diyarbakır B: NURSEL AYDOĞAN (BDP) % 5.47 22,315
11 – Diyarbakır B: EMİNE AYNA (BDP) % 11.43 46,622
12 – Diyarbakır B: ALTAN TAN (BDP) % 10.62 43,340
13 – Hakkari B: ESAT CANAN (BDP) % 21.47 16,971
14 – Hakkari B: SELAHATTİN DEMİRTAŞ (BDP) % 36.25 28,654
15 – Hakkari B: ADİL KURT (BDP) % 24.33 19,231
16 – Mardin B: GÜLSEREN YILDIRIM (BDP) % 18.13 51,920
17 – Mardin B: EROL DORA (BDP) % 16.23 46,483
18 – Mardin B: AHMET TÜRK (BDP) % 18.32 52,480
19 – Muş B: DEMİR ÇELİK (BDP) % 22.17 24,189
20 – Siirt B: GÜLTAN KIŞANAK (BDP) % 42.38 45,206
21 – Şanlıurfa B: İBRAHİM AYHAN (BDP) % 11.39 73,018
22 – Van B: AYSEL TUĞLUK (BDP) % 12.96 44,643
23 – Van B: KEMAL AKTAŞ (BDP) % 11.70 40,323
24 – Van B: NAZMİ GÜR (BDP) % 9.70 33,429
25 – Van B: ÖZDAL ÜÇER (BDP) % 11.19 38,549
26 – Batman B: BENGİ YILDIZ (BDP) % 19.67 33,486
27 – Batman B: AYLA AKAT ATA (BDP) % 30.99 52,754
28 – Şırnak B: HASİP KAPLAN (BDP) % 18.58 22,794
29 – Şırnak B: FAYSAL SARIYILDIZ (BDP) % 34.24 41,999
30 – Şırnak B: SELMA IRMAK (BDP) % 20.80 25,518
31 – Iğdır B: PERVİN BULDAN (BDP) % 29.56 19,749

Kategori: Manşet

Köşe Yazıları

Seçime doğru – cumhuriyet halk partisi ve solu

Seçime artık çok az kaldı. Politika yorgunluğu diye bir psikolojik hastalık varsa, ülkenin bir bölümünde bu hastalığın yaygın şekilde görüldüğü söylenebilir. Baksanıza AKP Genel Başkanı bile Bingöl’de konuşurken, Diyarbakır diye dört kere sesleniyor, Bingöl’e olmayan doğal gazı kendilerinin getirdiğini söylüyor. Promterlar da politika yorgunu olmalı.

Seçime, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunu katmazsak sol parti olarak 4 parti gidiyor. Cumhuriyet Halk Partisi, Demokratik Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi ve Emek Partisi.

Emek Partisi hem Blokta, hem de bazı noktalarda pusulada var. Sanırım, TRT propagandasından yararlanmak ve aday gösterilmeyen yerlerde de üyelerini “zinde” tutmak için alınmış bir karar bu. Demokratik Sol Parti de bana kalırsa aynı durumda. Evet öyle bir parti var ama neden var, ne için var gerçekten önemli bir soru işareti bana kalırsa. Muğla’da yaptıkları 6 kişilik mitinge bakılırsa sadece benim böyle düşünmediğimi de görebilirsiniz.

Böyle olunca elde iki parti kalıyor: CHP ve TKP. Bir de hiç ismi duyulmayan başka bağımsız adaylar var. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin desteklediği bağımsız adaylar bu grup içerisinde en çok öne çıkanlar.

Seçim son düzlüğe girmeden önce TKP, seçime girecek dört partiden biri gibi görünüyordu. Yapılan propaganda, her zamanki gibi seçilmiş vurucu sloganlar ve kendi medyasını yaratmak konusunda TKP’den alınacak dersler var. Seçime bir iddiayla giriyor bu parti. “500.000 boyun eğmeyen” sloganıyla yakalamak istedikleri oy oranını da belirtmiş oluyorlar. Belki, propagandaya erken başlamanın verdiği bir yorgunluk olabilir TKP’de. Kalabalık içerisinde görünmeme gibi bir durumu var bu partinin. Seçim öncesi gerçekleşmesi konuşulan TKP-Özgürlük ve Dayanışma Partisi-Emek Partisi-Halk Evleri dörtlü ittifakı eğer gerçekleşseydi daha umutlu konuşmak mümkün olacaktı.

Son olarak, kaderin ideolojik bir cilvesi de denebilir, TRT’de yapılan seçim konuşmalarının iki yıldızı vardı. Bir tanesi Türkiye Komünist Partisi, bir tanesi de Liberal Demokrat Parti.

Solun en büyük temsilcisi bu seçimde yine CHP olacak. Bir taraftan kişiye dayalı propagandayı sürdürürlerken, diğer taraftan da sürekli raporlar açıklıyorlar. Bu önemli bir durum. Tekrar olacak belki ama ne yapıyor diye eleştirildiyse yapmamaya, ne yapmıyor diye eleştirildiyse de yapmaya başladı Cumhuriyet Halk Partisi bu yeni dönemde. Bu değişim döneminde her mantıklı gelenin kabul edilmesi gibi bir sorun da yok değil.

CHP’nin bu seçim yaptığı en başarılı uygulama ise reklamlar ve youtube gibi ağlar üzerinden dağıtılan yarı “korsan” videolar. Gerçekten etkileyiciliği ve hızı ile başarılı uygulamalar bunlar.

Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin bu dönem büyük bir taaruza rağmen, yüksek bir oy oranı alacağı artık kesin gibi. Şu anda tartışılan AKP’nin vekil sayısının hangi barajın altında kalacağı. AKP Genel Başkanı da bir 367 diyor, bir 330 diyor, tabii ki bir de konuşulmayan 276 rakamı var. Bu yüzden, müthiş bir taaruz var muhalefete karşı. Yapılan mitinglere katılanları karşılaştırmak, tarihten örneklerle yaklaşmak ve tabii ki yörünge medyanın yardımıyla bunu yapmak.

Burada iş CHP, AKP, Yeşiller Partisi ya da ÖDP işi değil. Bu durum demokrasi adına sorunlu bir yapıda ilerliyor.

Sonuç olarak, CHP, TBMM’de yüzünü sola dönmeli. Zaten yaptığıklarını daha da arttırarak ve arkasında durarak hayata geçirmeli. Türkiye seçim sonuçları ne olursa olsun, önünü açacak, sokağın önünü açacak bir partiye, güçlü ve kitlesel bir partiye ihtiyaç duyacak. BDP ile birlikte ve bundan gücenmeden, Hopa ruhunu Türkiye’de yaşatacak bir CHP her zaman ileriye doğru atılmış bir adım olacaktır.

 

Serinin önceki yazıları:

* Seçime doğru – başlarken…

* Seçime doğru – adalet ve kalkınma partisi (1*)

* Seçime doğru – parlamento dışı sağ

* Seçime doğru – cumhuriyet halk partisi (1*)

* Seçime doğru – adalet ve kalkınma partisi (2)

* Seçime doğru – yeşiller partisi

* Seçime doğru – emek, demokrasi ve özgürlük bloğu

Köşe Yazıları

Seçime doğru – emek, demokrasi ve özgürlük bloğu

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu adayları seçime giren bağımsız adaylarlar arasında, üzerinde konuşulan adaylara sahip tek grup. Bunda seçilme ciddiliğine sahip olmaları etkin tabii ki.  Seçim sonrasında mecliste, kendisini solda gören iki parti grubundan biri olacak, bu bloğun oluşturacağı BDP grubu. Bu çeşit bir blok hali, benzer bileşenlerle hemen hemen her seçimde oluşuyor. Geçen seçim Bin Umut adıyla oluşmuştu, daha önce de başka isimlerle. Belediye seçimlerinde de bu tip bir birlik oluşmuştu.

Bu seçim de, her seçim olduğu gibi Blok için zor geçiyor, zor başladı ve zor bitecek. Adayları engellenmeye çalışıldı, Türkiye’nin belli bölgelerinde zaten adayları yok. Adaylarının olduğu bazı şehirlerde de önlerine engeler çıkartılıyor. Zaman zaman adaylar çıkıp anlatıyorlar zaten bu durumları. Demokrasi adına, sadece bu durum bile yeterli. Fakat, barajın, barajdan sonra bağımsız adaylara getirilen çok yüksek aday olma ücretinin BDP’ye karşı konduğunu düşünürsek, demokrasinin durumu daha da ortaya çıkar. Dikkat ederseniz YSK’nın aldığı karar ve daha sonra sokağın o kararı yırtıp atmasına değinmedim bile. BDP ve geleneği  önüne konacak engellerle düzenleniyor siyaset kanunları bir nevi.

Genel olarak bir blok gibi oluşsa da, biliniyor ki bu bloğun temel bileşeni Barış ve Demokrasi Partisi. Kitleselleşebilmeyi başarmış tek parti belki de bu bloğun içerisindeki. Bu da aday belirleme süreçlerinden, her türlü olumlu olumsuz kamuoyu tepkisine kadar yansıyan bir durum. Kimse size bu blok içerisinden bir oluşumu hatırlatmıyor söz bloğa geldiğinde. Bloğun bileşenlerinin çoğu zaten kamuounda çok bilinmeyen yapılar. Açılımları, hangi fraksiyonların devamı olduğunu bilmek için, aralarındaki farkı çözebilmek için bile özel bir uzmanlık bilgisine sahip olmak gerekiyor. Böyle olunca da blok eşitlik üzerinde şekillenmiyor doğal olarak. Dengesizlik çok büyük oluyor. Bloğun en medyatik adaylarının dahi “Bizden aday olmamız istendi” anlamına gelecek cümleler söylemeleri de zaten bunun bir yansıması. Eşitsizlik ve dengesizlik bloğun “doğal” bir hali sanki.

Blok şu üyelerden oluşuyor: Barış ve Demokrasi Partisi, Demokrasi ve Özgürlük Hareketi, Devrimci İşçi Partisi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Emek Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi, İşçi Cephesi, İşçilerin Sosyalist Partisi, Köz, Sosyalist Birlik Hareketi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Sosyalist Demokrasi Partisi, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, Toplumsal Özgürlük Platformu, Türkiye Gerçeği, Yeşiller Partisi.

BDP’nin tüm Kürt siyasetini de içine alma çabasıyla birleştirdiğimizde, ortaya çok karışık bir yapı çıkıyor. İslamcısından, milliyetçisine, öncesinde AKP’yi destekleyeninden, ekolojiste, sosyalizmin her türlü fraksiyonuna kadar her şey var neredeyse. Bu bir sorun tabii ki. Örneğin ben Altan Tan’ın, Gani Rüzgar Şavata‘nın ya da sermayedarların  içerisinde olduğu bir bloğa oy verip vermeme konusunda 1 değil 3 kere düşünürüm. Bu tip isimleri çoğaltmak da mümkün. Tabii ki tersi de var. Bir Ertuğrul Kürkçü, bir Sırrı Süreyya Önder, Ayla Akat Ata‘ya ya da Şehbal Şenyurt‘a oy vermek ve onları TBMM’ye yollamak mükemmel bir tercih olacaktır.

Fakat adaylık tekil düzeyinde olduğu için oy verip vermemekte de bağımsız seçmenler. Tabii ki bu oyları düşürecek bir uygulama. Örneğin Ankara adaylarının seçilmesi görece zor. Bu bilindiği için seçilmeleri daha da zorlaşıyor. Çünkü insanlar, parti barajı aşacak diye düşünmediği için oy da vermeyebiliyorlar. Parti olarak girilen seçimde, bir seçmenin oyu hem Kürkçü’yü hem de Sırrı Süreyya Önder’i etkileyebilecekken, bağımsız durumda bu mümkün değil. Bu nedenle de kimin seçilip, kimin seçilemeyeceği hemen hemen belli gibi.

Yapılan hesaplara göre, 30, 35 vekil çıkartabileceği konuşuluyor Bloğun. Geçen seçimden daha cesur davranılan bazı iller var. Diyarbakır’da 4 yerine 6 aday göstermek bu cesaretin göstergesi. Bu yüzden, aynı oy sayısında bile vekil sayısını arttıracak Blok.  Seçilenlerden herhangi bir partiye girme yasağı olanları ve belki kendi partilerine dönecekleri çıkardığımızda da BDP’nin rahatça grup kurabileceği anlaşılıyor. Emek, demokrasi ve özgürlük kelimeleri ile bloğu sınamak için ise artık çok geç. Parti olarak girilmeyen bir seçimden de pek fazla bir bütünlük beklemek doğru olmayabilir zaten.

Serinin önceki yazıları:

* Seçime doğru – başlarken…

* Seçime doğru – adalet ve kalkınma partisi (1*)

* Seçime doğru – parlamento dışı sağ

* Seçime doğru – cumhuriyet halk partisi (1*)

* Seçime doğru – adalet ve kalkınma partisi (2)

* Seçime doğru – yeşiller partisi

 

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Türkiye

Seçim 2011: Meydanda 6 kişi, dilde barajı aştık

Masum Türker’in Muğla Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlediği mini mitinge 7 gazeteci, 12 polis ve 6 partili katıldı.

Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Masum Türker’in Muğla Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlediği mini mitinge 7 gazeteci, 12 polis ve 6 partili katıldı. Konuşmasında iktidara yüklenen DSP lideri Türker, “DSP’nin çok şükür baraj sorunu yok. Biz yüzde 10 barajını aştık” dedi.

12 Haziran seçimlerine sayılı günler kala siyasi partilerin genel başkanları seçim çalışmalarına hız verdi. Türker, seçim çalışmaları kapsamında partisinin düzenlediği açık hava toplantısı için Muğla’ya geldi. Muğla’nın Milas ilçesinde vatandaşlar ile biraraya gelen Türker, vatandaşlardan oy istedi. Öğle saatlerinde kadar Milas’ta bulunan Türker, daha sonra seçim otobüsü ile Muğla kent merkezine doğru hareket etti. Kent merkezine gelen DSP Genel Başkanı Türker, Cumhuriyet Meydanı’nda mini bir miting gerçekleştirdi. Cumhuriyet meydanındaki mitinge vatandaşlar ilgi göstermeyence ilginç görüntüler ortaya çıktı. Türker’in mitingine 7 gazeteci,12 polis memurunun yanı sıra 6 partili katıldı.

YİNE DE KONUŞTU
Vatandaşların ilgi göstermemesine rağmen mikrofonu eline alarak konuşmaya başlayan DSP lideri Türker, iktidara ve ana muhalefet partisi CHP’ye yüklenerek, “Ülkede bir seçim anketi sonucu almış başını gidiyor. Bunların hiç birisine inanmıyoruz. DSP’nin çok şükür baraj sorunu yok. Biz yüzde 10 barajını aştık. Partimizin rahmetli Genel Başkanı Bülent Ecevit’in hastalanmasına ve ölmesine neden olanlar bugün CHP’den milletvekili adayı oldu. İnsanların bunu çok iyi düşünmesi lazım. Bizim adımız DSP, yani? Doğruları Söyleyen Partidir” dedi. Türker kısa konuşmasının ardından Köyceğiz’e doğru yola çıktı. (Ajanslar)

Kategori: Türkiye

ManşetTürkiye

Seçim 2011: Mersin’de Ertuğrul Kürkçü’ye coşkulu destek

Pazar günü Mersin Metropol miting alanını hınca hınç dolduran 50 bin kişi Emek, Demokrasi Özgürlük Bloğu bağımsız milletvekili adayı Ertuğrul Kürkçü’yü meclise göndermek istediğini gösterdi. Erken saatlerden itibaren alanı dolduran kalabalık bir şenlik havası içinde geçen mitingde Ertuğrul Kürkçü’ye tam destek verdiler.

Seçim kamapanyasını yürüten gönüllüler bağımsız milletvekili seçilebilmek için 65 bin civarında oyun gerekli olduğunu, ancak Mersin’de en az 100 bin oy hedeflediklerini belirttiler.

Bilindiği gibi Mersin olaylar sonucu en fazla Kürt nüfusun göçüne sahne olan vilayetlerin başında geliyor. Ertuğrul Kürkçü  sadece Kürtlerin değil, kentteki sol grupların da geniş desteğini sağlamış görünüyor.

 

Yeşiller’den destek

Aralarında Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin’in de aralarında olduğu çok sayıda Blok destekçisi siyasetçi, yazar ve aktivist de mitinge destek amacıyla katıldı. Ertuğrul Kürkçü’nün 68 kuşağına mensup eylemci arkadaşlarının da destekçiler arasında bulunması mitinge nostaljik bir hava kattı.

Özellikle Filistinli eylemci Leyla Halid’in Mahir Çayan’a, Deniz Gezmiş’e, Mazlum Doğan’a ve Filistin davası için savaşan Türkiye’li dostlarına selam göndererek başladığı konuşma büyük ilgi gördü ve kalabalıklar tarafından coşkuyla alkışlandı.

Çok sayıda grubun Türkçe, Kürtçe ve Arapça söylediği şarkılarla renklenen miting alanını dolduran 50 bin kişi Taner Öngür ve Serap Yağız’ın Akkuyu nükleer santraliyle ilgili söyledikleri şarkının ardından hep bir ağızdan Mersin’de nükleer santral istemediklerini haykırdılar.

Türkiye’de 68 kuşağının en önemli liderlerinden biri olan bağımsız milletvekili adayı Ertuğrul Kürkçü konuşmasında barış için cesaretli adımların atılması gerektiğinin altını çizdi. Miting BDP eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın konuşmasıyla sona erdi.

 

(Yeşil Gazete)

Fotoğraflar: Mahmut Boynudelik – Yeşil Gazete

Kategori: Manşet

Türkiye

Seçim 2011: İstanbul 3. Bölge’de Blok adayı çekildi

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun İstanbul 3. Bölge bağımsız milletvekili adayı Mustafa Avcı, yine aynı bölgeden aday Levent Tüzel lehine seçimlerden çekildiğini açıkladı.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu İstanbul 3. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Mustafa Avcı, 12 Haziran’da yapılacak seçimlere bir hafta kala adaylıktan aynı seçim bölgesinde Blok’un diğer adayı Levent Tüzel lehine çekildiğini açıkladı.

Seçimlerden çekilme kararını BDP Bağcılar İlçe binasında düzenlediği basın toplantısı ile kamuoyuna duyuran Avcı, çekilme gerekçesini ise şu sözlerle ifade etti:

“Kendi iç çalışmalarımızda sürecin darlığından kaynaklı ittifakın stratejik önemi ve konumunu özellikle yurtsever kamuoyuna ve halka anlatmakta zorlandık. Bu bizim eksikliğimiz. Geldiğimiz noktada blok ve ittifak mantığını kamuoyuna yeterince anlatamadığımızdan kaynaklı çeşitli riskler, her defasında bizim tarafımızdan denetim altına alınmaya çalışıldı. Özellikle İstanbul 3. Bölge için söylüyorum. Bu riskleri yönetmeye çalıştık. Seçime bir hafta kala yine belki bizim özeleştirimiz olarak algılanabilir. Bu riskleri kontrol edemedik. Önümüzdeki süreci ve blok zihniyetini zedeleyebilecek noktaya geldi. Bu açıdan hareketle örgütsel olarak bir kararlaşma yaşadık. Dolayısıyla ben 3. bölge adaylığımdan yoldaşım Abdullah Levent Tüzel adına geri çekilme kararımı şuan sizlere iletmek üzere bu basın toplantısı düzenledim. Bundan sonra şimdiye kadar aday olarak nasıl bir sorumluluk üstlendiysem bundan sonra da yoldaşım Abdullah Levent Tüzel için bu sorumluluğu yerine getireceğim.”

Kategori: Türkiye

Türkiye

Seçim 2011: The Economist: “Demokrasi için CHP’ye oy verin”

Türkiye’deki genel seçimlere geniş yer veren Economist dergisi Türk seçmenleri, AKP’nin seçimden sonra tek başına anayasa yapmasını önlemek için CHP’ye oy vermeye çağırdı.

Dergi, AKP’nin ekonomi, dış politika ve ordunun siyasetin dışına itilmesi gibi alanlarda başarılı bir performans sergilediğini söylüyor. Economist bu sayede Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada ekonomik ve siyasi bir güç haline geldiğini belirtiyor. Dergi, bu portrenin AKP’nin 2002’de devraldığı enkazdan çok farklı olduğuna dikkat çekiyor.

‘Erdoğan’a destek kaygı verici’
Economist, bu durum karşısında Türk seçmenlerin yine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yönelmesinin şaşırtıcı olmadığını söylemekle birlikte, bunun kaygı verici olduğunu da vurguluyor ve şöyle devam ediyor; “Erdoğan kamuoyu yoklamalarında çok istediği üçte iki meclis çoğunluğuna yakın gözüküyor. Çünkü bu tek başına anayasa yapmasına izin verecek. Bu Türkiye için kötü olur. Bu yargının nedeni, Türkiye’yi bir teokrasiye dönüştürmeye çalıştığı gibi asılsız bir temele dayanmıyor. Ordu, çok sayıda İsrailli ve Amerikalının fısıldadıklarının tersine, AKP’nin genel anlamda hoşgörülü Türkiye’yi, bir sonraki hoşgörüsüz İran’a çevirmek istediğine dair çok az kanıt var”

‘Kaygı din devleti değil, demokrasi’
AKP’nin kısıtlanmayan yönetimiyle ilgili asıl kaygının din değil, demokrasiyle ilgili olduğunu söyleyen dergi, Erdoğan’ın ordu ve yargıya karşı mücadelelerini kazandıktan sonra, çok az sınırlandırmayla karşılaştığını söylüyor.

Dergi şöyle devam ediyor; “Bu durum Erdoğan’ın doğasından gelen eleştiriye karşı hoşgörüsüz tutumunu şımartmasına izin verdi ve otokratik içgüdülerini besledi. Yolsuzluk artıyor gibi görünüyor. Basın özgürlüğü saldırı altında. Türkiye’de Çin’dekinden daha fazla sayıda gazeteci hapiste. Erdoğan’ın kaygı verecek kadar çok sayıdaki karşıtı ve düşmanı, ki bunlara çok sayıda emekli subay da dahil, soruşturma altında. Bazı vakalarda da abartılı komplo suçlamalarıyla”

Economist, tüm bunlara ek olarak, Erdoğan’ın seçim kampanyasında da giderek milliyetçi bir söylem takındığını ve “Türkiye’nin en büyük ve hoşnutsuz azınlığı” diye tanımladığı Kürtlere ciddi öneriler yapmadığını söylüyor.

‘Erdoğan Fransız sistemini istiyor’Dergi ayrıca, Erdoğan’ın seçimde üçte iki meclis çoğunluğu kazanırsa Fransa’dakine benzer bir başkanlık sistemi kuracağına ve kendisinin başkan olacağına dair ipuçları verdiğini belirtiyor.

Economist Kılıçdaroğlu’nun güneydoğu illerinde daha çok kalabalık topladığını söylüyor. Economist’e göre zaten fazlasıyla merkeziyetçi bir yapıya sahip olan Türkiye’de bu bir hata olur. Bu noktada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na işaret eden dergi, Kılıçdaroğlu’nun partide Deniz Baykal döneminden kalan isimleri tasfiye ettiğini ve partinin ordunun siyasete müdahalesine sempatiyle bakan tavrını değiştirdiğini söylüyor.

‘CHP’ye oy verin’
Ayrıca, CHP’nin daha önce zayıf olduğu Güneydoğu illerindeki seçim mitinglerinde, AKP’den daha büyük kalabalıklar topladığını belirtiyor. Yazı şu tavsiyeyle sona eriyor; “AKP’nin bir sonraki hükümeti kuracağı kesin. Ama biz Türklere CHP’ye oy vermelerini tavsiye ediyoruz. Kılıçdaroğlu’nun partisinin iyi bir performans göstermesi, anayasayı daha da kötüleştirecek, tek taraflı değişiklik riskini azaltır ve muhalefete gelecekteki seçimleri kazanma adına daha adil bir şans verir. Bu Türkiye’de demokrasiyi garantilemenin açık ara en iyi yöntemi.”

Yazının orjinali: http://www.economist.com/node/18772078

(BBC)

Kategori: Türkiye

ManşetTürkiye

Seçim 2011: AKP Genel Başkanı: “Hopa’ya eşkiyaların indiğini bilmiyordum”

Hopa’da yaptığı miting sırasında kendisini protesto edenlere polisin gaz bombası ile müdahalesi sonucunda bir kişinin ölmesini değerlendiren AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “meğer Hopa’ya eşkiya inmiş” diye yorumda bulundu. 54 yaşında bir emekli öğretmenin kalp krizi geçirmesine neden olan olaylar sonucunda, gerginliğin hala sürdüğü belirtiliyor.

Bununla birlikte, Trabzon’da da olağanüstü hal koşullarında bir miting gerçekleştiriyor AKP. Miting öncesi tüm şehirde süren protestolar sonucunda, Trabzonluların alınmadığı bir Trabzon Mitingi gerçekleşiyor. Bu mitingte Erdoğan olaylar hakkında şunları söyledi:

“Sizi fazla beklettim, hakkınızı helal edin. Ben Hopa’ya eşkiyaların indiğini bilmiyordum, meğerse eşkiya Hopa’ya da inmiş ve ne yazık ki taşlarla araçlarımıza saldırdılar. CHP’nin devasa bir pankartı yanında kimler kimlerle iş tutuyor bilmenizi istiyorum, tek yol sokak, tek yol devrim, altında ki imza Halkevleri’ diyor.”

Kategori: Manşet

ManşetYeşil Havadis

Yüksel Selek: “Barışı ancak halklar inşa edebilir”

Yüksel Selek Muğla mitinginde

Yüksel Selek’in konuşmasından bir bölümü buradan seyredebilirsiniz.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun Muğla bağımsız milletvekili adayı Şehbal Şenyut Arınlı’nın dün Muğla’da yapılan seçim mitinginde konuşan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek “barışı ancak halkların inşa edebileceğine inanırım, bunun için çalışırım” dedi. Şehbal Şenyurt Arınlı’yı meclise gönderelim diye seslenen Yüksel Selek’in konuşmasının tam metni şöyle:

“Sevgili Muğlalılar,

Bu yaşımda bir seçim mitinginde konuşma yapacağımı rüyada görsem güler geçerdim, ama işte karşınızdayım.  Sebebine gelince, bundan tam 35 yıl önce, dünya barışının tehdit altında olduğu yıllarda, arkadaşlarımla Barış Derneği’ni kurmuştuk (1976). O yıllarda iki sistem, barışı adına nükleer silah geşiştirme ve konuşlandırma yarışı içindeydiler. Dünya halkları buna karşı çıkıyor, bu dehşet dengesinden barış değil ölüm çıkar diyordu. Biz de, bu barış hareketin bir parçası olduk. 12 Eylül askeri darbesiyle yasaklandık, yargılandık, ama sonuçta barış için mücadele eden milyonlar sayesinde nükleer silahlar da yasaklandı. İşte ben o gün bu gündür,  barışı ancak halkların inşa edebileceklerine inanırım ve bunun için çalışırım.

Belki hatırlarsınız, 2010 Kasım’ının son günüydü, o gün aynı zamanda ilan edilmiş eylemsizlik süresinin de son günüydü. O gün, benim gibi yaşlı kişiliklerden oluşan bir heyet olarak bir basın toplantısı yaptık ve bu ülkede de barışı görmeden ölmeyeceğiz, dedik.

Bugün de, 2011 Mayıs’ının son günü ve ben yine sizlere barış için sesleniyorum.  Çünkü barış, uğruna bir ömür adamaya değer. Büyük Yunanlı Şair Yannis Ritsos’un deyişiyle;

Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

 

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların

sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.

Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba

elinde yemiş dolu bir sepet;

ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak testi gibi

ter damlalarıyla alnında…

barış budur işte.

Sevgili dostlar,

Bunca yılda  öğrendim  ki, barış özgürlüktür, eşitliktir, barış adalettir.

Ve yaşayarak görüyoruz ki, bir ülkede  barış yoksa  demokrasi de yoktur.

Ve otuz yıldır gözyaşlarıyla, kanla sulanmış, bombalanmış,  yakılıp yıkılmış topraklarımızda,

 

Yeryüzünün yara izleri kapandığı zaman

ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,

yangının eritip tükettiği yüreklerde

ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,

ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,

boşa akmadığını bilerek, kanlarının,

barış budur işte.

İşte ben 76 yaşımda bunun için sizlere sesleniyorum.  Vicdanlarınıza, adalet duygunuza sesleniyorum. 12 Haziran’da , Muğla Bağımsız milletvekili adayımız, Şehbal Şenyurt Arınlı’yı  barış elçimiz olarak gönderelim Meclise. Çünkü o da gerçek bir barış savaşçısıdır. 35 yıllık mücadelemin son 20 yılında onunla da omuz omuzaydık. Savaştan, şiddetten, ölümlerden, yıkımlardan yorgun düşen halklarımızın sesi olsun diye, gönderelim  onu Meclise!.

Şehbal Şenyurt Arınlı’yı Meclis’e; yasaları Tabiatana’nın, doğanın gözüyle görsün, kadın gözüyle görsün, gözetsin, düzeltsin, diye gönderelim. Etnik, dinsel, dilsel, cinsel kimlikler, farklılıklar, tercihler ayrıma uğramasın, diye gönderelim. Onu, ötekileştirilenlerin sesi olarak gönderelim.

Hepimizin ilk defa,  hep birlikte yapacağımız sivil Anayasamızın görüşüleceği o Meclis’te taleplerimize sahip çıksın, ortak irademizi savunsun, diye gönderelim Şehbal Şenyurt’u. O Anayasa ki, onu yaparken,aynı zamanda barışı kuruyor olacağız. Anayasamızı yaparken, aynı zamanda halklarımız arasındaki dostluğu, kardeşliği, güveni pekiştireceğiz.

Şehbal Şenyurt Arınlı’yı, Muğlamız’ın  doğasına, denizine, koylarına, dağlarına, ormanlarına  göz koyanlara, doğal ve kültürel varlıklarımıza kastedenlere  karşı  sesimiz olsun, diye gönderelim Meclise. HES’ler Muğla’nın derelerini kurutmasın diye;  Termik Santraller kapatılsın, yenileri yapılmasın, diye; Nükleer santraller yapılmasın,  ölüm saçmasın, diye gönderelim Meclise!

Muğla’nın kaderi Ankaradan belirlenmesin, nasıl yaşayacağımıza biz karar verelim, diye gönderelim, Şehbal Şenyurt Arınlı’yı Ankara’ya. Muğla’nın cennet ilçelerini, Bodrum’u, Marmaris’i, Fethiye’yi, Datçayı ve her bir beldesini kitle turizmine kurban eden anlayışın değişmesi için, doğayla uyumlu, yerel yaşam tarzlarıyla, kültürle dost, yeni bir turizm anlayışının geliştirilmesi için çalışsın Meclis’te!

Muğla, Bodrum, Datça, Marmaris, Fethiye; dünya güzeli tatil yerlerimiz daha fazla kentleşmesin; dere tepe, site site, betonarme olmasın; trafik kaosuna, hava kirliliğine  kurban olmasın;  bisiklet yolları, yaya yolları artsın, dünyanın doğa dostu, kültür dostu sakin şehirlerinden olsun, diye gönderelim onu Meclise.

Ekonomik büyüme adına, sınırsız rant için doğayı acımasızca yıkıma uğratan, sistemi taşeronlaştırıp çalışanları sosyal güvencesiz bırakan; zengin sayısını artırıp açlık sınırında yaşan nüfusu büyüten bu gidişe dur  deme  mücadelemizi meclise taşısın,  diye Şehbal Şenyurt Arınlı’yı görevlendirelim.

Hepinizi Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adına,  Barış için selamlıyorum…

Kardeşler, barış içinde ancak

derin derin soluk alır evren.

tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.

Kardeşler, uzatın ellerinizi.

Barış budur işte.”

(Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet

Türkiye

Seçim 2011: Şehbal Şenyurt’un Muğla mitinginde barışa çağrı

Şehbal Şenyurt Arınlı

Şehbal Şenyurt Arınlı

Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Muğla bağımsız kadın milletvekili adayı sanatçı Şehbal Şenyurt, seçim kampanyası faaliyetleri kapsamında 29 Mayıs 2011 Pazar günü Muğlalılarla buluştu.

Zaman zaman yağmurun çiselediği havaya rağmen Muğla Kışla Parkındaki mitingine Muğlalılar yoğun ilgi gösterdi. “Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız” sloganlarının atıldığı mitingde ilk sözü alan BDP Muğla İl Başkanı Mehmet Polat “Muğla ve bölgesinde yoğun çalışmalarımız sonucu büyük gelişmeler kaydettik. Seçimlere 14 gün gibi kısa bir süre kaldı. Miting alanındaki tüm yoldaşlarımızdan her mahallede birer Şehbal Şenyurtmuşlarcasına çalışmalarını bekliyoruz. Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız.”

EDP İstanbul İl Başkanı Ahmet Asena, kanlı savaşın bitmesi için Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun önemine vurgu yaptı.

Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek

Daha sonra söz alan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek, barışın önemine vurgu yaptı. Hayatı boyunca barışa ulaşmak için büyük mücadeleler verdiğini; bu mücadelenin son 20 yılında Şehbal Şenyurt’ un da yoğun çalıştığını ve barış için savaştıklarını belirtti. Kendisinin 76 yaşında olduğunu, ihtiyarlar heyeti olarak 2010 yılında bir genel karar aldıklarını ve buna göre barışı görmeden ölmemeye söz verdiklerini söyleyen Yüksel Selek, “Barışa ulaşmak için Şehbalimizi meclise taşıyoruz” dedi.

Daha sonra kürsüye çıkan Şehbal Şenyurt: “Ben şimdiye kadar sokakta insanların arasında politika yapan, bunu tercih eden biriydim ve hala öyleyim. Ama gün, hepimizin sorumluluklarının arttığı gündür. Bu sorunları meclise taşımak için bu görevi üstlendim. Meclise gidiyoruz. Ötekileştirilen ve ötelenen herkesin, her canlının sesi olacağız. Vicdani retçiler, ekolojistler, savaş karşıtları, eşcinseller, kadınlar, hayvanlar ve özgürlüğe muhtaç, ezilen her kesimin sesi olacağız” dedi.

Son konuşmayı yapan BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali demokratik özerklik taleplerini dile getirdi: “Demokratik özerklik korkulacak, kötülenecek bir şey değildir. Demokrasinin özüdür. Halkın gerçek sesi ve halkın gerçekten kendi kendini yönetmesidir. Demokratik özerklik şudur: örneğin bir evde yaşıyoruz. Bu evi tek bir kişi yönetiyor ve herkes onun dediğini yapıyorsa burada demokrasi yoktur. Ama ben kendi odamı kendim düzenlemek istesem, duvarıma ne asacağımı, yeri hangi temizlik malzemesi ile temizleyeceğimi bu hakkım değil mi? Elbette ev ile ilgili ortak kararları da topluca alırız. Ama benim odamın duvarına hangi posteri asacağımı, odamda ne müzik dinleyeceğimi, hangi kitabı okuyacağımı bir merkezi güç belirlesin ki? Örneğin bir mahallede, herkes muhtarın dediklerini yapmak zorunda olsa, apartmanlar kendi kararlarını alamasa iyi mi? Her apartman yönetimi kendini yönetsin, demokratik özerklik böyle bir şeydir. Demokratik özerklik olmadan bu ülkede gerçek bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir.”

Konuşmaların ardından müzikler eşliğinde halaylar çekildi. Sanatçı Metin Kahraman katılımcılara müzik ziyafeti verdi.

Haber ve fotoğraflar: Hakan Ozan Erzincanlı – Yeşil Gazete, Muğla

Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu Muğla bağımsız kadın milletvekili adayı sanatçı Şehbal Şenyurt, seçim kampanyası faaliyetleri kapsamında 29 Mayıs 2011 Pazar günü Muğla’ lılarla buluştu.

Zaman zaman yağmurun çiselediği havaya rağmen Muğla Kışla Parkındaki mitingine Muğla’ lılar yoğun ilgi gösterdi. “Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız” sloganıyla Muğla’ lılar Şehbal Şenyurt’ u meclise taşıyacaklarını haykırdılar.

 

Saat 14.00’ de başlayan konuşmalarda ilk sözü alan BDP Muğla İl Başkanı Mehmet Polat “Muğla ve bölgesinde yoğun çalışmalarımız sonucu büyük gelişmeler kaydettik. Seçimlere 14 gün gibi kısa bir süre kaldı. Miting alanındaki tüm yoldaşlarımızdan her mahallede birer Şehbal Şenyurt’ muşlarcasına çalışmalarını bekliyoruz. Muğla’yı meclise meclisi Muğla’ya taşıyacağız.”

 

EDP İstanbul İl Başkanı Ahmet Asena, kanlı savaşın bitmesi için Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun önemine vurgu yaptı.

 

Sonrasında sözü alan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek, barışın önemine vurgu yaptı. Hayatı boyunca barışa ulaşmak için büyük mücadeleler verdiğini; bu mücadelenin son 20 yılında Şehbal Şenyurt’ un da yoğun çalıştığını ve barış için savaştıklarını belirtti. Kendisinin 76 yaşında olduğunu, ihtiyarlar heyeti olarak 2010 yılında bir genel karar aldıklarını ve buna göre barışı görmeden ölmemeye söz verdiklerini söyleyen Yüksel Selek, “Barışa ulaşmak için Şehbal’ imizi meclise taşıyoruz” dedi.

 

Daha sonra kürsüye çıkan Şehbal Şenyurt: “Ben şimdiye kadar sokakta insanların arasında politika yapan, bunu tercih eden biriydim ve hala öyleyim. Ama gün, hepimizin sorumluluklarının arttığı gündür. Bu sorunları meclise taşımak için bu görevi üstlendim. Meclise gidiyoruz. Ötekileştirilen ve ötelenen herkesin, her canlının sesi olacağız. Vicdani retçiler, ekolojistler, savaş karşıtları, eşcinseller, kadınlar, hayvanlar ve özgürlüğe muhtaç, ezilen her kesimin sesi olacağız.” dedi.

 

Son konuşmayı yapan BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali demokratik özerklik taleplerini dile getirdi: “Demokratik özerklik korkulacak, kötülenecek bir şey değildir. Demokrasinin özüdür. Halkın gerçek sesi ve halkın gerçekten kendi kendini yönetmesidir. Demokratik özerklik şudur: örneğin bir evde yaşıyoruz. Bu evi tek bir kişi yönetiyor ve herkes onun dediğini yapıyorsa burada demokrasi yoktur. Ama ben kendi odamı kendim düzenlemek istesem, duvarıma ne asacağımı, yeri hangi temizlik malzemesi ile temizleyeceğimi bu hakkım değil mi? Elbette ev ile ilgili ortak kararları da topluca alırız. Ama benim odamın duvarına hangi posteri asacağımı, odamda ne müzik dinleyeceğimi, hangi kitabı okuyacağımı bir merkezi güç belirlesin ki? Örneğin bir mahallede, herkes muhtarın dediklerini yapmak zorunda olsa, apartmanlar kendi kararlarını alamasa iyi mi? Her apartman yönetimi kendini yönetsin, demokratik özerklik böyle bir şeydir. Demokratik özerklik olmadan bu ülkede gerçek bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir.”

Konuşmaların ardından müzikler eşliğinde halaylar çekildi. Sanatçı Metin Kahraman katılımcılara müzik ziyafeti verdi.

 

Haber

Hakan Ozan Erzincanlı

Kategori: Türkiye

ManşetYeşil Havadis

Yeşiller Partisi: “12 Haziran seçimlerinde oylar Blok adaylarına”

Yeşiller Partisi bugün bir açıklama yayınlayarak 12 Haziran seçimlerinde herkesi Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adaylarına oy vermeye çağırdı. Yeşiller Partisi’nin neden Bloğu desteklediğinin yanı sıra neden seçimlere giremediğinin de anlatıldığı açıklama parti eşsözcüleri Ümit Şahin ve Yüksel Selek imzsıyla yapıldı.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Yeşiller Partisi olarak 12 Haziran seçimlerinde Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun bağımsız adaylarını destekliyor, herkesi Blok adaylarına oy vermeye çağrıyoruz.

Üyelerimiz ve aktivistlerimiz Blok adaylarının kampanyalarında aktif olarak çalışıyorlar. Ayrıca seçim kampanyasında çalışan bütün aktivistler için “2011 Seçimlerinde Yeşil Politikalar” başlıklı bir de broşür yayınladık. Bu broşürle amacımız partimizin seçime ilişkin görüşlerini ortaya koymak değil, Bloğun seçim bildirgesinde yer alan ekolojiye ilişkin politikalara daha detaylı bir şekilde bakmak, gerekli arka plan bilgilerini ve yeşil bir bakış açısıyla hazırlanmış politik önerileri el altında bulunacak bir şekilde derlemekti. Bu broşür hem web sitemizde, hem de seçim bürolarında bulunabilir.

Bu bildiride Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nda yer alan siyasi partilerden biri olarak hem bu desteği bir kez daha ifade etmek, hem de seçim sürecinde sık sorulan bazı sorulara yanıt vermek istedik. En sık sorulan sorular neden Blok adaylarını desteklediğimiz ve neden parti olarak seçime girmediğimizdi. Aşağıda bu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun adaylarını destekliyoruz

Kürt sorunu hala Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri. Kürt sorunu nedeniyle uzun yıllardır sadece on binlerce yurttaşımız ne yazık ki hayatını kaybetmekle kalmadı, hükümetlerin çözümsüzlük politikaları Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en önemli engel olmaya da devam etti. Kürt sorununa şiddetsiz, demokratik ve haklar temelindeki politikalarla çözüm getirmek artık hayal değil. Ancak bunun için siyasi irade ve kararlılık gerekiyor. Oysa başta iktidar partisi AKP olmak üzere sorunun çözümsüzlüğünden çıkar sağlayan çevreler ne yazık ki işi Kürt sorununun inkarına kadar vardırmış durumdalar.

Yeşiller Partisi olarak Kürt sorununa dair görüş ve önerilerimizi 2009 yılında yayınladığımız bir raporla kamuoyuyla paylaşmıştık. Çözüm için atılacak en önemli adımın seçim barajının kaldırılması ve toplumun bütün kesimleri gibi Kürt halkının da seçilmiş temsilcilerini hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan Meclis’e göndermesi olduğunu düşünüyoruz. Konunun siyasi zeminde tartışılması, çözümün Meclis’te bulunması, düşünce ve siyaset yapma özgürlüğünün hiçbir şekilde kısıtlanmaması ve yıllardır herkesin içine işleyen tabuların ortadan kaldırılması hayati öneme sahiptir.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nu desteklememizin en önemli nedeni barıştan yana olmamız ve Kürt sorununun şiddetsiz ve demokratik çözümü yolundaki kararlılığımızdır. Milyonlarca oyu olmasına rağmen seçim barajı nedeniyle parti olarak seçimlere giremeyen Kürt siyasi hareketinin, bağımsız adaylar yoluyla ve hak ettiğinden çok daha az bir temsil oranıyla da olsa, Meclis’te olmasını barış yolunda vazgeçilmez bir adım olarak görüyoruz. Türkiye demokratikleşmek ve barışa kavuşmak istiyorsa öncelikle sorunun muhataplarını dinlemeye ve her görüşün tartışılmasına alışmalıdır.

Çözüm TBMM’den gelmeyecekse nereden gelecek?

Oysa ne yazık ki daha üç yıl evvel Kürt açılımdan söz eden AKP hükümeti bugün Kürt sorununun varlığını bile inkar eden bir noktaya gelmiş, Kürt siyasi hareketinin aralarında seçilmişlerin de bulunduğu binlerce temsilcisini KCK davaları kapsamında hapislere yollamış, Kürt halkı üzerindeki askeri ve polisiye baskıyı yoğunlaştırmış bulunuyor.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu altında birleşen siyasi hareketler, öncelikle işte bu baskıya karşı bir duruş sergiliyorlar. Aralarında sosyalist ve yeşil adayların da olduğu bağımsız adayların seçildikleri zaman barışın ve demokrasinin sözcüsü olacaklarına yürekten inanıyoruz.

Blok adaylarını gönülden desteklememizin bir nedeni de geçen dönemde Meclis’te bulunan BDP’li milletvekillerinin ekoloji politikaları konusundaki duyarlıklarıdır. Meclis’te bulunan az sayıda BDP’li vekil, AKP hükümetinin doğaya yönelik, diğer partilerin yüzlerce milletvekilinin çoğunun görmezden geldiği ya da hizmet ettiği saldırılarına karşı, güçleri ölçüsünde samimi bir mücadele verdiler. Doğa tahribatını iyice arttırmayı hedefleyen Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun tasarısı gibi, Akkuyu’ya nükleer santral yapmak için Rusya’yla imzalanan anlaşma gibi konularda bizlerle ve bütün ekoloji hareketleriyle işbirliği içinde oldular. Bu işbirliğinin daha da güçlenmesi için demokrasi ve ekoloji konusunda duyarlı daha fazla milletvekilinin Meclis’te olması gerekiyor. Bunun tek yolu da daha fazla Blok adayını Meclis’e göndermek.

 

Yeşiller Partisi neden seçimlere giremiyor?

Üç yıl önce kurulan Yeşiller Partisi, kuruluşundan sonra yapılan ilk seçim olan 2009 yerel seçimlerine olduğu gibi 2011 genel seçimlerine de katılamıyor. Yerel seçimlerde bağımsız yeşil adaylarla yürüttüğümüz seçim çalışmalarını bu yıl Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’na destek vererek devam ediyoruz. Ancak Yeşiller Partisi’nin neden kendi başına seçimlere katılamadığı kamuoyunda iyi bilinmiyor. Bu durumun nedenini açıklamak istiyoruz.

Türkiye’de sadece Anayasa değil, tüm siyasi sistem 12 Eylül döneminin hemen ardından daha da ağırlaştırılan bazı yasaklar tarafından biçimlendirilmiş durumda. Bu yasakların temel amacı tabandan örgütlenen siyasi oluşumları veya alternatif fikirleri siyasi sitemin dışında tutmak ve dışlamak.  Sistem bu amaca ulaşmak için dört temel mekanizma kurmuş durumda ve bunlara 30 yıldır dokunulamıyor:

1- Bir partinin genel ve yerel seçimlere girmesi için çok yaygın bir örgütlenmeye sahip olması gerekiyor. Bunun için 22 Nisan 1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 31 Mart 1988’de (2. Turgut Özal Hükümeti tarafından) değiştirilen “Siyasi Partilerin Seçim Katılması” başlıklı 36. maddesine bakalım (Aynı hüküm 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14/11. Maddesinde tekrarlanmaktadır):

“Siyasî partilerin seçimlere katılabilmesi için illerin en az yarısında oy verme gününden en az altı ay evvel teşkilat kurmuş ve büyük kongrelerini yapmış olması veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunması şarttır. Bir ilde teşkilatlanma, merkez ilçesi dahil o ilin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilat kurmayı gerektirir.”

Ayrıca aynı kanunun 20. maddesine göre “Bir ilçede teşkilatlanma, ilçe sınırları içerisindeki beldelerin en az yarısında teşkilat kurmayı gerektirir. Belde sayısı üç veya daha az ise beldenin sadece birinde teşkilat kurulmuş olması yeterlidir.”

Bu koşula göre bir siyasi partinin yerel seçimler de dahil olmak üzere herhangi bir seçime katılma yeterliliğini elde edebilmesi için Türkiye’de bulunan 81 il ve 957 ilçede en az 300 civarında parti örgütü kurulması gerekmektedir. Bu da normal üye sayısı olarak da değil, sadece parti yöneticisi sayısı olarak binlerce kişilik bir kadro, yüzlerce büro ve büyük parasal kaynaklar gerektirir.

Günümüzde yeni kurulan bir partinin hızla bu koşulu yerine getirebilmesinin birkaç yolu vardır: Mevcut bir partinin bölünmesiyle oluşan partilerde zaten varolan teşkilatlar yeni partiye katılabilmektedir. Bir diğer yol daha önceden seçime katılma yeterliliğini kazanmış bir partiyle birleşmek ve onun kazanılmış hakkını kulanmaktır. Kanundaki kısıtlamaları aşmak için geliştirilen bu hülle yöntemini kullanan partiler olduğunu biliyoruz. Son olarak belli bir nüfuzlu kişi ya da cemaat tarafından büyük para desteğiyle kurulan partilerin bu kısıtı aşmak için gerekli “yatırımı” yapabildiğini eklemeliyiz.

Yeşiller Partisi 2008 yılında, 6 yıllık bir yapılanma ve program oluşturma sürecini takiben, yeşil hareketin siyasi partisi olarak kurulmuş yeni bir partidir. Türkiye’nin geleneksel siyasi örgütleri ve alışıldık fikirsel yapısı için nispeten yeni ve alternatif sayılabilecek  bir parti olan Yeşiller, yukarıda sayılan koşulların hiçbirine (başta büyük finansal kaynaklar olmak üzere) sahip değildir. Tamamen fikirler, aktivist kadrolar ve ilkeli çalışma esaslarıyla Türkiye’nin siyasi hayatında yer almaya çalışmaktadır. Yeşiller, bu nedenle iktidar partisinin ve bu antidemokratik düzenden fayda sağlayan diğer büyük partilerin ısrarla sürdürdüğü bu kapalı ve antidemokratik düzenden en büyük zararı gören ve seçimlere girmesi engellenen birkaç parti arasında yer almaktadır.

2- Benzer kısıtlar devlet bütçesinden siyasi partilere yardımla ilgili olarak da geçerlidir. Siyasi Partiler Kanunu’nun “Devletçe Yardım” başlıklı Ek 1. maddesine göre

“Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılma hakkı tanınan ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 33 üncü maddesindeki genel barajı (%10) aşmış bulunan siyasi partilere her yıl Hazineden ödenmek üzere o yılki genel bütçe gelirleri “(B) Cetveli” toplanmış beşbinde ikisi oranında ödenecek mali yıl için konur. (…) Milletvekili genel seçimlerde toplam geçerli oyların % 7’sinden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır.”

Bu madde nedeniyle bugün bütün devlet yardımları sadece TBMM’de bulunan üç parti arasında paylaşılmaktadır. 2010 yılında AKP 52 milyon TL, CHP  23 milyon TL ve MHP 16 milyon TL hazine yardımı aldı. Son üç yılda bu üç partiye devlet kasasından 300 milyon TL’nin üzerinde para ödendi. Bu da yurttaşın vergilerinden oluşan fonların tamamının seçmenlerin (2007 seçimlerin sonuçlarına göre) yaklaşık %80’i tarafından oy verilen partiler arasında paylaşılmakta olduğu, diğer %20’nin (yani 10 milyon seçmenin) ve oy verdiği partilerin haklarının ihlal edildiği anlamına gelir. Üstelik bu oranların seçimlere katılma koşullarının ağırlığı ve %10 barajı nedeniyle seçmen iradesini yansıtmadığını da not etmek gerekiyor.

Yeşiller Partisi Avrupa ülkelerindeki uygulamanın tersine, küçük ve alternatif partileri cezalandıran bu adaletsizlik nedeniyle de, siyasi sistemin dışında tutulan siyasi partilerden biridir.

3- Siyasetin önündeki yasaklardan biri de seçim ittifaklarına dairdir. Herkesin bildiği gibi partilerin yasal ve açık bir şekilde seçim işbirliği yapması hala yasaktır. Pek çok ülkede bir seçim bildirgesi üzerinde uzlaşan partiler belli bir koalisyon veya ittifak adıyla seçimlere girebilmekteyken, ülkemizde seçim ittifakları yine yasaların arkasından dolanarak yapılabilmekte, işbirliği yapmak isteyen partiler aday olmak isteyen üyelerini istifa ettirerek ya bir partinin çatısı altında toplanmak, ya da bağımsız olarak seçimlere girmek zorunda bırakılmaktadır. Artık neredeyse herkesin normal bir uygulamaymış gibi algılamaya başladığı bu anlamsız yasak ve kanunlara karşı hile yapma zorunluluğu da siyasi sistemin sağlıklı işlemesini engellemektedir.

4- Son olarak herkesin malumu olan %10 seçim barajını anmak gerekir. Adil temsili engelleyen ve hiçbir meşruiyeti kalmayan dünyanın bu en yüksek seçim barajı nedeniyle oylarının boşa gitmesinden kaygı duyan seçmenlerin istedikleri partiye oy vermeleri engellenmekte, toplumdaki bütün fikirleri temsil etmesi gereken Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece belli başlı birkaç partinin tekelinde kalmaktadır. Seçim barajının kaldırılması veya makul bir seviyeye indirilmesi için toplumun geniş kesimleri fikir birliği içinde bulunmasına rağmen iktidar partisi siyasi istikrar adı altında toplumsal barışı tehdit eden bu antidemokratik uygulamayı ısrarla sürdürmektedir. Yüksek seçim barajı Yeşiller Partisi gibi yeni ve alternatif partilerin siyasi sisteme katılmasını engellemektedir.

 

Sonuç

Biz Yeşiller Partisi olarak bütün bu antidemokratik siyaset yasaklarına rağmen örgütlenmemizi geliştirmeye, ekoloji mücadelesi verenlerin, demokrasi, barış ve özgürlük isteyen kesimlerin sözcüsü olmak ve Türkiye’de siyasi yelpazenin üçüncü ana akımını oluşturmak üzere çalışmaya devam ediyoruz. Ancak bir partinin toplum tarafından tanınması, üye sayısını arttırması ve örgütlenebilmesi için de öncelikle seçimlere girmesi gerekiyor. Bu kısır döngüyü aşmak için de uğraş veriyoruz. Tüm yeşilleri ve yeşil hareketi destekleyenleri de bu çabaya katkı koymaya davet ediyoruz.

Ancak henüz seçimlere girecek yeterliğe ulaşamamış olmamızın sorumluluğunun sadece Yeşiller Partisi kadrolarında ve aktivistlerinde olmadığını, antidemokratik siyasi sistemin ne kadar büyük bir engel oluşturduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Türkiye’nin 12 Eylül döneminden kalma bütün bu antidemokratik uygulamalardan ve korkulardan kurtulup bir an önce siyasetin önünü açması gerekiyor. Anayasa başta olmak üzere Siyasi Partier Kanunu, Seçim Kanunu gibi siyasi sistemi düzenleyen bütün kuralların baştan sona demokratikleşmesi Yeşiller Partisi’nin ve yeşil hareketin de önünü açacaktır. Bu nedenle demokrasi mücadelesi hepimizin ortak mücadelesidir.

Öte yandan Bloğun seçim bildirgesi hem ekolojik sorunlara verdiği önemle, hem de yerinden yönetim vurgusuyla Yeşiller’in de benimsediği görüşleri içeriyor. Blok nükleer santrallere açıkça karşı çıkan, ekolojik yıkımları önleme kararlılığını ifade eden, kadın hakları vurgusunu kararlılıkla yapan, ayrımcılığa karşı, demokratikleşmeden, sivilleşmeden, emekten yana bir seçim bildirgesiyle seçimlere giriyor.

Bir yandan da yeni oluşacak Meclis’in yeni bir Anayasa yapmayı gündemine alacağını biliyoruz. Antidemokratik 12 Eylül anayasasından bir an önce kurtulmak zorundayız. Ancak anayasa yapacak bir Meclis’in toplumu temsil etmesi gerekir. Sadece yeni ve sivil değil, aynı zamanda demokratik, özgürlükçü ve ekolojik bir Anayasa için önümüzdeki dönemde Blok milletvekillerine önemli görevler düşecek.

Bu nedenle Blok adayları bizim de adaylarımız.

Oylarımız Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun bağımsız adaylarına…

Ümit Şahin, Yüksel Selek
Yeşiller Partisi Eşsözcüleri”

Kategori: Manşet