Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Okumak yavaşlatır ve yaşatır

Sürekli bir şeyler yapma halindeyiz. Durmak dinlenmek yok. Seyrediyoruz, biriktiriyoruz, spor yapıyoruz, seyahate çıkıyoruz , görmediğimiz yapmadığımız hiçbir şey kalmaması için bütün imkanlarımızı kullanıyoruz. Hep bir yapma halindeyiz ve yapmama halini hiç düşünemiyoruz. Ya da düşünüyorsak bile yapmamayı yapamıyoruz. Ve yavaşlayamıyoruz pandeminin zorunlu bıraktığı haller dışında.

Modernizmin bize dayattıklarına ışık hızında yetişmeye çalışıyoruz. Daha çok kitap okuyabilmek için hızlı okuma kurslarına gidiyoruz. Öyle ya internet sitesinden kitap aldığımızda editörün gör dediği kitapları okumak için çok ihtiyacımız var buna. Oldum olası hızlı okuma işi hiç yatmamıştır kafama. Woody Allen’ın yaşadığı çok güzel bir örnek var bununla ilgili. Woody Allen hızlı okuma kursuna gidiyor ve sonrasında Karamazov Kardeşler’i okuyor. Kitap nasıldı? diye sorduklarında ise “Olay Rusya’da geçiyor”  diye yanıtlıyor.

Şimdilerde o kadar hızlı okuma kursuna gitmiyordur insanlar. Çünkü neredeyse her önemli edebiyat eseri sinemaya uyarlanıyor. Bir kitapçı olarak, okura kitap önerdiğinizde ben onun filmini seyrettim deyiveriyor size. “Aynı şey değil” diyecek oluyorsunuz ama karşınızdaki başka türlü tükettiği bir esere karşı ilgisini çoktan kaybetmiş durumda. Yenisi lazım. Belki beş on günde okuyabileceğiniz bir kitap iki saatlik bir filmle sunulmuş size. Hız çağında bundan büyük hizmet mi olur?

Buradan şu anlaşılmasın edebiyat eserleri kesinlikle sinemaya uyarlanmasın demiyorum. Ancak aynı şey değil diyorum. Örneğin Frankenstein romanını okuduğunuzda tarif edilen ve sizde oluşan karakterle sinemaya uyarlanan arasında hiçbir benzerlik olmayabilir. Ve hatta canavarın adı Frankenstein bile değildir. Canavarın yaratıcısı Doktor Victor’un soyadıdır o.

Bir eseri okuduğunuzda sahneleri kendiniz kurarsınız, üzerine düşündüğünüz ve hayal ettiğiniz karakter size özgü bir nitelik kazanır, kendi yorumunuzla yerleşir muhayyilenize: “Okumak ışığa duyarlı bir kâğıdın bir aydınlatma kaynağını yakalaması kadar istemsiz, kendiliğinden olagelen bir olay değil; şaşırtıcı, dolambaçlı, ortak olmakla birlikte kişiye özel bir yeniden kurgulama sürecidir.”[1]

İzlemek hızlandırır

Hiç unutmam uzun yıllar önce babam köyden gelip bende kaldığında, verdiğim anahtarla eve giren arkadaşım ışıkları açtığında hava kararmış olmasına rağmen babamın karanlıkta oturduğunu görünce şaşkınlık geçirmişti. Işık da televizyon da kapalı. Belli ki o zaman seksen beş yaşında olan babam bu hıza ayak uydurmaya direniyor kendi düşüncelerine dalmak için yalnız kalmayı tercih ediyordu. Düşünüyorum da babam başkasının ne yaptığıyla çok ilgilenmez kendi yaptıklarına odaklanırdı. Yemeği büyük bir hazla tıpkı hedonistler gibi tek çeşit yer ve başka çeşnileri tüketme peşinde koşmazdı. Bunun hayatın bütününü kapsayan bir eylemin parçası olduğunu düşünüyorum.

Tabii babam bunu bir entelektüel bilinçle değil kendiliğinden böyle yapıyordu. Biz ise bu entellektüel sorgulamaları ve soyutlamaları yapıyor olabilmemize rağmen kendimizi , dışarıya maruz kalmaktan, onunla gereğinden fazla ilgilenmekten alıkoyamıyoruz. Uzaya gittik, Mars’ta yaşam var mı yok mu araştırıyoruz. Dünya gezegenini tüketip başka gezegenlerde yaşam hayalleri kuruyoruz ama kendimizle bu kadar ilgilenmiyoruz. Antropoloji, etnoloji geçmiş tarihsel bağlamlarıyla yer ediyor sadece hayatımızda, şimdinin bir sorgulama aracı olamıyor. Doğanın bir parçası olarak kendi yerimizi ve sorumluğumuzu anlamaya çalışmaktansa onu da izleyerek haz alacağımız bir pastoral olarak görüyoruz. Hızla görüntüyü tüketip yeni pastoraller peşinde koşturuyoruz. Görüntü, dokunacağımız hayatları, inceleyeceğimiz hayatlara dönüştürüyor. Görmediğimiz egzotik yer ve yaşam kalmasın istiyoruz. Tıpkı yaşamak yerine elinde gezdirdiği cihazla her gördüğünü kaydeden Japon turistler gibi.

Doğal tarımı keşfeden ve ölene kadar dededen kalma kendi toprağını “benim için dünyanın her yeri aynıdır” düsturuyla hiç terketmeyen Masanobu Fukuoka’nın ise Hayao Miyazaki ve Akira Kurosawa ile birlikte hayatımda iz bırakan müthiş Japonlar olduğunu da anmadan geçmek istemem.

Okumak ütopyadır ve yaşamaktır

Kitapçılara soruyorlar pandemi döneminde kitap satışlarınız arttı mı diye? Ben emin olamıyorum. Netflix izleme oranı mı arttı okuma oranı mı? Herkesin eline aldığında hapsolarak takip ettiği birkaç dizisi birkaç da sosyal medya hesabı var. Kolay olan, zor olanın meşakkatli olanın her zaman yerine daha da hızla geçiyor. Sürekli duygu atmosferini yüksek tutan dizi ve filmleri izlemek, düşünüp kendini yavaşça müşahede ederek okumanın yerini alıyor. Burada bir sınıflandırma yapmıyorum tabii. Düşünmeye sevk eden filmlerin hakkını yemek istemem, ayrıca insana eğlence de lazım.

Bahsettiğim şey izlemenin hayatımızda ciddi bir ağırlık kazanması durumudur. Derinliğin ve düşlere dalmanın  yerini zaman geçirme dürtüsünün almasıdır. Nietzsche, “Ecce Homo/İnsan Nasıl Kendisi Olur” kitabında bir insanın filozof olabilmesi için günde sekiz saat düşünmesi gerekir diyordu. Tabii  burada okumanın ve yazmanın da bir düşünme biçimi olduğunun altını çizmeliyiz. Herkesten filozof olmasını bekleyemeyiz ama aynı zamanda her insan kendi hayatının filozofudur. Bu nedenle insanın kendiyle ve yaşamla uğraşısına ciddi bir zaman ayırması gerekir. 

1850’lerin İspanyol işgali altındaki Küba’sında işçiler, kurduğu sendika ve kimi küçük puro üreticilerinin de katılımıyla uzun çalışma sürelerinde kitap dinleyerek zihinlerini ve düşlerini canlı tutuyordu. “ İşçilerden biri resmi lector ( okuyucu ) oluyor ve işçiler onun emeğini cebinden ödüyorlardı…14 Mayıs 1866’da Küba valisi bir bildiri yayınlayarak fabrikalarda kitap okunmasını yasakladı. Yasaklara rağmen gizli okumalar değişik biçimlerde sürdü ve bazı lectorlar kitapları noktasına virgülüne kadar ezberledi. ABD, İspanyollar ile anlaşmazlığa düşüp puro işçilerini kabul etmeye başladığında ise işçiler lectorlarını yanlarında götürdüler.” 2

Küba’daki puro işçilerinin hikayesi ve daha birçok hikayede olduğu gibi gerçek hayat bize ne kadar kaba görünürse görünsün aynı zamanda içinde ütopyalar barındırır. Bu kaba ve çekilmez gerçekliğin gerçeküstüne, ütopyaya evrilmesinde kitaplar muhteşem bir yer tutar. Örneğin Huxley’in Ada’sını, Ursula’nın Mülksüzler’ini ya da Callenbach’ın Ekotopya’sını okuduğunuzda ütopyanın cini kaçar içinize. Bir daha çıkmamacasına…

*

  1. Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, Yapı Kredi Yayınları 2001 syf.56
  2. a.g.e syf.137-138

                                           

Kategori: Hafta Sonu

EkolojiKültür-SanatManşet

Antalya’da Koyu Yeşil Film Günleri başlıyor

Turist İstilası, İspanya, 2019

2015’ten bu yana Antalya’da, Antalya Kültür Sanat’ın ev sahipliğinde
gerçekleşen Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, bu yıldan başlayarak
Koyu Yeşil Film Günleri adı altında düzenlenecek.

9-13 Aralık 2020 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleşecek olan “Koyu Yeşil Film Günleri” kapsamında, Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali 2019 seçkisinde yer alan ama pandemi nedeniyle gösterilemeyen 14 kısa ve 11 uzun metrajlı film gösterimde olacak.

Filmler ve söyleşiler

İklim değişikliği, doğa koruma ve yaban hayatı, biyoçeşitlilik, sürdürülebilir tarım, su hakkı, altın madenciliği ve toksik atıklar, kent hakkı, göç, sosyal girişimcilik, sürdürülebilir ekonomi gibi konuların işlendiği filmlerin seyirciyle çevrimiçi olarak buluşacağı etkinlik boyunca her akşam saat 20.00’de o günün bir filminden hareketle, konuyu derinlemesine irdeleyen bir söyleşi gerçekleşecek.

Özellikle Antalya’yı tehdit eden aşırı kentleşme, turizm baskısı, maden arama-taş ocakları, ormanların tahribi ve bu tehditlere karşı yeni dünya tahayyülleri gibi konular sektör temsilcileri, akademisyenler ve aktivistlerle tartışılacak.

Nereden izleyebilirsiniz?

Koyu Yeşil Film Günleri filmleri, “surdurulebiliryasam.net” web sayfası üzerinden, söyleşiler ise “AKS Zoom hesabı” üzerinden kayıt olunarak izlenebilecek.

Gösterim programı ve söyleşilerle ilgili detaylı bilgiye www.antalyakultursanat.org.tr sayfasından ve Antalya Kültür Sanat’ın sosyal medya hesaplarından ulaşılabilir. Sosyal medya hesapları ise şu şekilde:

facebook.com/antalyakultursanat
twitter.com/antalyakultur
instagram.com/AntalyaKulturSanat/

Kategori: Ekoloji

DünyaKültür-SanatManşet

Mulan filmini Sincan’da çeken Disney’e büyük tepki

Walt Disney şirketi yeni filmi Mulan’ı, Çin hükümetinin ağır insan hakları ihlalleri ile suçlandığı Şincan Uygur Özerk Bölgesi‘nde çekmesi nedeniyle eleştiri oklarının hedefinde.
 
Filmin sonunda bölgedeki bazı kamu kuruluşlarına teşekkür edilmesi de büyük tepkiye neden oldu. Zira bu kurumlar arasında Turfan şehrindeki kamu güvenliği bürosu ve Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki resmi tanıtım departmanı da bulunuyor.
 
Sosyal medyadaki tepki paylaşımlarından birinde, “Mulan özel olarak Sincan Özerk Bölgesi Komitesi’nin resmi tanıtım departmanına teşekkür ediyor. Bildiğiniz gibi, kültürel soykırımın yapıldığı yer. Filmin çoğunu Sincan’da çektiler ve altyazılarda burası ‘Kuzeybatı Çin’ olarak geçiyor” deniliyor.
 

Aktivist Shawn Zhang da şirketi “Mulan’ın çekimleri sırasında Turfan kamu güvenliği bürosu kaç Uygur’u kamplara koydu?” sözleriyle eleştirdi.

Filmin başrol oyuncusu Çin doğumlu aktris Liu Yifei‘nin Hong Kong‘daki Çin karşıtı protestoların bastırılmasına verdiği destek nedeniyle, bazı Asya ülkelerinden filme yönelik halihazırda boykot çağrıları yapılıyordu.

Mulan, 1998 yılında vizyona giren animasyonun filmin yeni versiyonu. Filmde, Çin İmparatoru’nun her aileden bir kişinin orduya katılmasını istemesi üzerine Hua Mulan isimli genç kadının erkek kılığında orduya katılması ve ulusun saygısını kazanması işleniyor.

 

Walt Disney şirketinden henüz konuyla ilgili açıklama yapılmadı.

Kamplardan teşekkür edilen Kamu Güvenliği Bürosu sorumlu

Bölgedeki devlete bağlı kamplarda çoğu Uygur Türk‘ü yaklaşık 1 milyon kişinin zorla tutulduğu tahmin ediliyor. Çin hükümeti ise bu kampların gönüllü eğitim ve çalışma kampları olduğunu öne sürüyor ve ulusal güvenlik için gerekli olduğunu savunuyor.

BBC‘ye konuşan Çin uzmanı Adrian Zenz, Uygur Türklerinin tutulduğu Çin’deki “yeniden eğitim” kamplarını Turfan’daki kamu güvenliği bürosunun idare ettiğini söyledi. Ayrıca, kamu güvenliği bürosunun kampların inşasından ve kamplara güvenlik gücü temininden sorumlu olduğu Zenz’in verdiği bilgiler arasında.

Disney’i “gözaltı kamplarının gölgesinde kâr elde eden uluslararası bir şirket” olarak tanımlayan Zenz, haziran ayında yayımladığı araştırmasında, kamplarda kadınların kısırlaştırıldığını ya da doğum kontrol yöntemleri kullanmaya zorlandığını iddia etti.  
 

 

Kategori: Dünya

Editörün SeçtikleriKoronavirüs SalgınıKültür-SanatManşet

Yeşil Gazete yazarlarından karantinada okumalık, izlemelik ve dinlemelik öneriler

Eşi benzeri görülmemiş bir zamandan geçiyoruz. Artan vakalar, karantinalar, sokağa çıkma yasakları… İmkanı olanlar kendilerini çoktan evlerine kapattı ve bugünlerin geçmesini bekliyor. Biz de Yeşil Gazete ekibi olarak dört duvar arasındaki zamanını daha verimli geçirmek isteyen okuyucularımıza gündemden biraz uzaklaşmalarını sağlayacak bir liste hazırladık. 

Listede biraz yeşil, biraz klasik, biraz da kenarda köşede kalmış, evde geçirdiğimiz zamanı daha değerli kılacak kitap, film, belgesel, dizi ve müzik albümlerinden öneriler yer alıyor. Koronavirüse karşı kolonya neyse bu önerilerin de okuyucularımızın ruhuna aynı şekilde iyi gelecek, onu arındıracak bir katkı olmasını umuyoruz. 

1-Ümit Şahin

İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışma Koordinatörü, gazetemizin iklim krizi editörü ve yazarı Ümit Şahin‘in seçkisinde şu eserler yer alıyor:

  • Kitap: Anton Çehov, Bütün Öyküleri – 8 Cilt, 1880-1900.

“Nasılsa zaman bol, Doktor Çehov’un öykülerine el atmak için en iyi zaman. Salgın günlerinde ‘Köylüler’ öyküsüne özellikle dikkat…”

  • Film: Ingmar Bergman, Yedinci Mühür (Det Sjunde Inseglet), 1957.

“Veba salgınında ölümle satranç…”

  • Belgesel: Hubert Sauper, Darwin’in Kabusu (Darwin’s Nightmare), 2004.

“Ekoloji ve adalet teması için aşılamamış çarpıcılıkta bir belgesel.”

  • Dizi: Stefan Kolditz ve Philipp Kadelbach, Annelerimiz, Babalarımız (Unsere Mütter, Unsere Väter), 2013.

“Benim gibi çok bölümlü uzun diziler izlemeyi sevmeyenler için müthiş bir kısa (3 bölümlük) savaş zamanı dizisi.”

  • Müzik albümü: John Prine’ın The Tree of Forgiveness, 2008.

“Covid-19’dan geçen hafta 73 yaşında kaybettiğimiz Amerikalı ozan-şarkıcı John Prine’ın son ve en bilgece albümü.”

2-Ali Serdar Gültekin

Bilim kurgu eserleri seviyorsanız ve biraz da nostalji yaşamak istiyorsanız çeviri editörümüz Ali Serdar Gültekin‘in hazırladığı liste tam size göre. Edebiyat klasiği Dune serisinin sürükleyici sayfaları arasında kaybolabilir, Geleceğe Dönüş filmiyle önce 35 yıl geriye gidip oradan tekrar günümüze yolculuk yapabilirsiniz. 

  • Kitap: Frank Herbert, Dune, 6 Cilt 

“Tüm seriyi okuyun, madem sonsuz vakit. Kendisi uzay temasında geçen bir siyasetname aslında ve bazılarına göre gelmiş geçmiş en iyi bilim kurgu ürünü.”

  • Film: Robert Zemeckis, Geleceğe Dönüş I-II-III, 1985-1990

“Hem güzel üç film, hem dozunda her şey var. Klişeler, zaman yolculuğu, great scottlar. Sonrasında ilginizi çekerse Telltale Games‘in yaptığı oynaması epey kolay bir oyun/hikaye seri de var. Filmler kadar uzun belki daha uzun. Öyle eski bir oyuncu olmaya gerek de yok. İnteraktif hikaye anlatımı gibi.”

  • Belgesel: Everardo Gout, Stephen Cragg & Ashley Way, Marslılar, 2016-2018.

“Tam belgesel gibi değil aslında ama heyecanlı ve az biraz kafa açıcı.”

  • Dizi: Nick Hurran, Çocukluğun Sonu (Childhood’s End) Üç bölüm dizi, 2015.
  • Müzik albümü: The Cranberries, In the End, 2019

“Dolores O’Riordan öldükten sonra onun son kayıtlarından yapıldı.”

3-Ercüment Gürçay

Salgının yayılması ve toplu etkinliklerin yasaklanmasıyla birlikte pek çok film festivali de seçkisini evde kalanlara açtı. Belki de önceden vakit bulamadığımız için kaçırdığımız birçok belgesel ve film şu anda yalnızca bir tık uzağımızda. Kültür-Sanat editörümüz Ercüment Gürçay‘ın önerileri şu şekilde:

  • Kitap: Prof. Dr. Levent Kurnaz, Son Buzul Erimeden, 2019

“Prof. Dr. Levent Kurnaz’ın iklim değişikliğinin dünyadaki tüm varlıkların yaşamını tehdit eden boyutlarını tüm yönleriyle ele alıp, bireysel, ulusal ve uluslararası boyutlarıyla irdelediği “Son Buzul Erimeden” kitabında, istersek son buzul erimeden kendi ellerimizle yarattığımız bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi vurguluyor.”

  • Film: İstanbul Film Festivali ödüllü filmleri

“MUBİ ve İKSV işbirliğiyle İstanbul Film Festivali’nin ödüllü filmlerinden oluşan bir seçki 30 gün süreyle ücretsiz gösterimde.” 

  • Belgesel: Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali

“Birçok belgeselin yer aldığı bir kanala düştüm, çıkmak istemiyorum! Abone olup izlemeye başlayın derim.”

  • Dizi:  Pandemic, 2020

“Netflix dizisi “Pandemic” in 1’nci sezonu ilk 6 bölümle gösterime girdi. Dizide küresel salgına karşı önlemler geliştirmeye çalışan bilim insanlarının hikâyesi anlatılıyor.”

  • Müzik albümü: Joan Baez, Whistle Down the Wind, 2018

“Joan Baez, albümde yer alan ‘I Love The Were All Over’ adlı şarkısında, ‘Daha iyi bir dünya gelecek mi? Bilmiyorum. Ama işimizi yarın gelip gelmeyeceğini düşünmeden, adil ve sevgi dolu bir toplum için severek yapmalıyız…’ diyordu.”

4- Mahmut Boynudelik

Şehirler koronavirüs salgınıyla kilitlenmiş, şehrin avantajları dediğimiz her şey dezavantaj haline gelmiş ve apartman dairelerinde doğadan iyice kopmuşken belki de kırsal ile ilişkimizi yeniden gözden geçirme zamanı da gelmiştir. Eğer siz de böyle düşünüyorsanız yerel ve dış köşe haber editörümüz Mahmut Boynudelik‘in listesi tam size göre:

  • Film: Claude Berri, Jean de Florette & Manon des sources

“Fransız kırsalında geçen ve/fakat evrensel kırsaldaki ilişkilere inceden dokunan 2 film birden.”

  • Dizi: Nicholas Meyer, Frank Spotnitz, Medici, 2016

” RAI yapımı dizi Floransa’da rönesansın ve burjuvazinin ortaya çıktığı döneme dair; tabii ki veba da var bir yerlerde.”

  • Kitap: Henry David Thoreau, Walden Gölü, 1854

“İnziva ve kırsalda yaşam kurma deneyimi üzerine öncü düşünürden deneyimler.”

“Eve tıkılıp kaldığımız günlerde biraz Akdeniz havası almak iyi geliyor, hem de İtalyan dostlarımızı anıyoruz.”

5- Koray Doğan Urbarlı

Koronavirüs salgınıyla beraber güvencesiz çalışanların durumu, toplumdaki eşitsizlikler iyice gün yüzüne çıktı. Sosyal devlet anlayışını yeniden gözden geçirmemiz için bundan daha uygun bir zaman olamaz belki de. Politika editörümüz Koray Doğan Urbarlı‘nın listesi bu sorularımıza cevap verebilecek nitelikte:

  • Kitap:  Guy Standing, Temel Gelir, 2020

“Kitap Tellekt Yayınevi’nden çıkmış durumda. İçinde bulunduğumuz dönemdeki arayışlarımıza belki bir kaç soru işareti ve bir kaç yanıt ile katkıda bulunabilir.”

  • Film: Taika Waititi, Jo Jo Rabbit, 2019

“İkinci Dünya Savaşı’na biraz da komedi bakışı. Asla hafife almadan, Nazileri komediyle eleştiren güzel bir film.”

  • Belgesel: Anthony Bourdain, No Reservations, 2007

“Geçtiğimiz yıllarda intihar eden aşçı Anthony Bourdain‘in No Reservations isimli seri programını öneririm. Eve kapandığımız şu günlerde dünyanın çeşitli noktalarından sokaklar ve sokakların lezzetleri iyi gelecektir.”

  • Dizi: Maria Schrader, Unorthodox, 2020

“Hasidik tarikatına mensup Yahudi bir kadının bu çemberi kırması ve kendini bulmasıyla ilgili 4 bölümlük kısa bir dizi.”

  • Müzik Albümü: Spotify çalma listesi: Celtic Punk

“Albüm mü kaldı arkadaşlar? Korona salgını zamanlarındayız, Domuz Gribi geçeli çok oldu. Spotify’dan Celtic Punk çalma listesini öneririm.”

6- Alidost Numan

Kendimizle baş başa kaldığımızda hem doğayla olan ilişkimizi hem de kırılgan erkekliği ve bunların birbirleriyle ilişkisini sorgulayacak bol bol vaktimiz olacak. Kıbrıs ve dış haberler danışmanımız Alidost Numan‘ın listesi bu konuda yardımcı olabilir:

  • Kitap: J.M. Coetzee, Barbarları Beklerken (Waiting for the Barbarians), 2003.

“Masküleniteyi sorgulatacak bir kitap.”

  • Film: Mia Hansen-Love, Gelecek Günler (Løve’ün L’Avenir), 2016.

“Batı düşünü ve kimliğinin akıbeti hakkında bir çok gerilimiyle bir sorgulama olarak ele alabilirsiniz.”

  • Belgesel: David Attenborough, The Living Planet, 1984. 
  • Dizi: Bron/Broen, 2011-2018
  • Müzik albümü: J.S. Bach, Matthaus-passion, Otto Klemperer idaresinde EMI kaydı, çünkü ilahî!

7- Bahar Topçu

Karantina uygulamaları sebebiyle bir süre daha sanatsal aktiviteler ile aramıza mesafe koymamız gerekiyor. Ancak bir yandan da daha önce farklı kıtalarda olduğu için erişemediğimiz etkinlikler koronavirüs sayesinde ayağımıza geliyor. Aktivizm danışmanımız Bahar Topçu‘nun listesi tam da içindeki bu sanatsal boşluğu doldurmak isteyenlere yönelik.

  • The Royal Opera‘nın online performanslarını takip edebilirsiniz 17 Nisan’da premieri olan Kafka‘nın Dönüşüm romanından uyarlanan baleyi de buradan izleyebilirsiniz.
  • Daha klasik bale sevenler için Avustralya Balesi “dijital sezon” açmış. Nisan sonuna kadar Uyuyan Güzel Balesi‘ni, Mayıs ayının ilk iki haftasında da Romeo ve Juliet‘i izleyebilirsiniz.

Koreografiler

Canlı izlemek yerine koreograflardan danslar izlemek isterseniz, aşağıda küçük açıklamalarla linkler paylaşıyorum. Son zamanlarda izlediklerimden… :

  • Ohad Naharin, Last Work 
  • Anne Teresa De Keersmaeker, Rain
    “Rain koreografisini tavsiye ederim. 2000’lerin başında yapılmış minimalist beste ve koreograf için gerçekten zihin açıcı. Bir röportajında dansın insan olmayı kutlamanın bir yolu olduğunu söylemiş  Keersmaeker. Gündelik hayatın sadeliğinin kutlanışının dansını da Rain’de ifade etmiş sanki.”
  • Jiri Kylian, Wings of Wax
  • Hofesh Schechter, The art of not looking back
  • Crystal Pite, The Seasons’ Canon

Okumalık, dinlemelik, izlemelik öneriler

  • Kitap: James Joyce, Ulysses, 1922. “Gündelik hayata övgü, şimdi değilse ne zaman?”
  • Film: Theodoros Angelopoulos, Sonsuzluk ve bir gün (Eternity and a Day).
  • Belgesel: Pina‘yı halen izlememiş olanlar için bir hatırlatma yapmak şart. Cafe Müller‘i buraya bırakıyorum. Ohad Naharin’in Tel Aviv’de oluşturduğu ve dünyaya yayılan dansın hikayesini anlatan Mr. GaGa belgeseli de izleme listesinde olması gerekenlerden. Ayrıca, Documentarist‘in twitter adresinden nette açık olan belgesel paylaşımlarını takip edebilirsiniz. 
  • Dizi: Leslye Headland, Jamie Babbit & Natasha Lyonne, Russian Doll, 2019.

  • Müzik: Son zamanlarda Michael Kiwanuka‘nın albümlerini ve James Francies‘in Flight albümünü dinliyorum. Bir de youtube’dan takip ettiğim klasik müzik dünyasının kadın sanatçıları var. Nisan Ak, Khatia Buniatish, Hilary Hahn, Yuja Wang ve Olga Scheps gibi.
  • Podcast: Son ekleme ise bir podcast: Burada Nisan Ak, bir kadın olarak erkek egemen orkestra şefliği mesleğinde var olmak üzerine konuşmuş.

İyi okumalar, keyifli seyirler…

ManşetTürkiyeUncategorized

Gezi sanığı avukat Can Atalay: Bu iddianame yamalı bohçadır

‘En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Bu iddianame esas olarak Türkiye tarihinin, topraklarının en onurlu toplumsal olaylarından birini karalama çabasının en güncel örneğidir’

Gezi davasının ilk duruşmasının ikinci gününde savunma yapan sanık avukat Can Atalay, Gezi iddianamesini hazırlayan savcılığın ‘anayasal düzenden sadece 8’inci maddeyi anladığını’belirterek mahkeme heyetine “Anayasanın 25, 28 ve 33’üncü maddelerinden konuşmayacak mıyız?” diye sordu.

Tutuklı işadamı Osman Kavala ve akademisyen Yiğit Aksakoğlu dahil 16 şüphelinin ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşması, bugün Atalay’ın savunmasıyla sürdü. Duruşmanın ilk oturumunda 602 gündür tutuklu bulunan Kavala, yaklaşık sekiz aydır tutuklulu Yiğit Aksakoğlu, tutuksuz yargılanan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater ve Ali Hakan Altınay savunma yaptı. .

Davanın diğer sanıkları Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Memet Ali Alabora, Gökçe Yılmaz Handan, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu hakkında ise yakalama kararı bulunuyor.

Savunmasında iddianamedeki hukuksal yanlışları vurgulayan Atalay mahkeme heyetine “25.’inci maddeyi, 28’nci maddeyi 33’üncü maddeyi konuşmayacak mıyız?” sorusunu yöneltti.

O maddelerin içeriği şöyle:

  1. madde: Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
  2. madde: Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
  3. madde: Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.

Atalay savunmasında şunları söyledi:

En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Bu iddianame esas olarak Türkiye tarihinin, topraklarının en onurlu toplumsal olaylarından birini karalama çabasının en güncel örneği. Bu iddianame uzun yıllar boyunca siyasi ve toplumsal hayatı, ceza yargılamasını basit bir aracı haline getiren bir örnektir, yamalı bir bohçadır.

-Anayasal düzenden bahsederken herkesin izin almaksızın gösteri düzenlemekten, konut hakkından, sağlıklı çevre hakkından, sosyal güvenlik hakkından bahsetmeyecek miyiz? Mücella Yapıcı’nın neredeyse tüm ömrü kültür ve tabiat varlıklarını korumakla geçti.

-İddianame eksiktir, yamalı bohçadır, esaslı bir yöntem sorununa sahiptir. Böylesi bir iddianamede, savcılık bizler için ağırlaştırılmış müebbet istiyor. Ama kendi tezinde cebir ve şiddet unsuru o kadar zayıf ki Türkiye’nin dört bir yanında kırılan camı çerçeveyi, öldürülen hayvanları bizim hanemize yazıyor. Bize bu cebir ve şiddet unsurunu oluşturmak için sıraladıklarından ortaya karışık 30-50 yıl verseniz, kimimiz çok yaşlılıkta cezaevinden çıkarız ya da hiç çıkamayız.

-Sizin (heyet) dünkü yumuşak tavrınız, bu iddianamenin ağırlığını ortadan kaldırmıyor. Burada toplumsal hayata müdahale için yargının araçlaştırılmasını izliyoruz. Bunu Fethullahçı çetenin AKP ile nasıl yaptığını biliyorum. Karşı karşıya kaldığımız tehlikenin farkındayım.

-Ağırlaştırılmış müebbet isteyen bir savcı, hukuk fakültesi mezunuysa TMK7/2’nin unsurları oluşmamışken bize, Taksim Dayanışma’ya ağırlaştırılmış müebbet isteyemez. İddianamede bir tane TMK7/2 oluşmuştur diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Tek bir örnek gösteremezsiniz.

Mücella Yapıcı 2911’den beraat etti. Ama sizin şunu tartışmanız gerek: nasıl başladı? 27 Mayıs’ta, 31 Mayıs’ta nasıl başladı? O günden beri 2911 ihlal edildi mi? Suçun nitelikli halleri oluştu mu? OLUŞMADI! Çünkü yapılan inşaat yasak! İmar planına aykırı!

-Yayalaştırma projesi diyorlar, yaya kaldırımı yapmayı unutuyorlar. Bir gece İstanbul büyükşehir belediyesindeki taşeron kardeşlerimizle oradaki ağaçları sökmeye çalışıyorlar. 28 Mayıs sabahı, kim olduğu belli olmayan 50 erkek, herkesin üzerine hücum ediyor, insanlar onlara itiraz ediyor.

-Elektrik tesisatı kopuyor, Bunların hiçbirinden bahis yok. Taşeron işçilerin ardından insanların üzerine taarruz eden kolluk kuvvetlerinden bahis yok ama bize 2911’den ceza istiyor.

-İddianamenin açıklanmasından sonra savcılık bize ve müdafiilerimize laf yetiştirdi. Biz konuşabiliriz ama devlet güçleri, ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan insanlara yanlış bilgi vererek açıklama yapamaz.

-Biz iddianameyi öğrendikten sonra savcılık bize tezvirat yaparak yanıt verdi: ‘Biz Fethullahçı çeteye mensup hakimler, savcıların dinleme kararlarıyla ilgili yeniden kıymetlendirme yaptık’ diyerek. Yeniden kıymetlendirme kabul edilebilir bir unsur değildir. Neyi yeniden kıymetlendiriyor? Bu kadar önemli bir toplumsal olayda, içinde onurla bulunduğunu söyleyen insanlar olarak, Taksim Dayanışması’nda olduğunu bir gün reddetmemiş insanlara diyor ki ‘Sizinle ilgili soruşturma 15 Haziran 2013’te başladı.’

-27 Mayıs’ta başlayan, 28 Mayıs’taki ağır polis şiddetiyle başka bir kriz haline dönüşen bir olay. Her gün olayın vehametini anlatıyoruz. Kimse bizi soruşturmanın 15 Haziran’da başladığına inandıramaz.”

‘Film çekmek suretiyle suç işlemek’

Mücella Yapıcı’nın savunmasını bitirmesiyle tutuksuz yargılanan sanıklardan Çiğdem Mater savunmasını dün vermişti. İddianamede 43 defa adının geçtiğini belirten Mater suçlamaya uyan eylemi hakkında iddianamede delil bulunmadığını söyledi.

İddianamede film çekmek ya da film çekmek suretiyle suç işlediğinin iddia edildiğini ifade eden Mater, “İddia edildiği gibi Gezi’yi anlatan bir filmin yapımında bulunmadım. Delil olarak sunulan tapeler hukuka aykırıdır. Tarafımdan yapıldığı iddia edilen film, Amerikan bir yönetmen tarafından çekilmiştir. Belgeselde konuşmacı olarak, kamera karşısında yer alıyorum” dedi.

Mater savunmasına şu sözlerle devam etti:

-Bu konuşma yalnızca 1 buçuk dakika sürüyor. Filme gerekli finansmanı bulamayacağımızı düşünerek Gezi ile ilgili bir film yapmadık.”

-Gezi Parkı sadece şehirde nefes alabileceğimiz bir yer değil, deprem riski bulunan bir bölgedeki toplanma alanı aynı zamanda. Sadece parkın korunması için değil, bir sinemacı olarak gözlem yapabilmek için de oradaydım”

-Yöneltilen suçlamalar tamamen tapelere dayanıyor. Osman Kavala eski işverenim olduğu için uzun telefon konuşmalarımız hayatın olağan akışına uygundur. Can Atalay  ile konuşmamız da hashtag yapmayı anlattığım bir konuşma. Saymadi, Nalcı ve Atalay ile yaptığım konuşma Gezi parkıyla alakalı olduğu düşünülerek ‘kıymetlendirilmiş’. Bu konuşmalar 19 Ocak’larda düzenlenen Hrant Dink anmasına dairdir.”

-16 Kasım 2018 sabahı saat 6 sularında Kaş’ta otelimden gözaltına alındım. Bir gün Kaş’ta geçirdim, Dalaman üzerinden İstanbul’a gönderildim. 8 saatlik sorgunun ardından adli kontrolle serbest bırakıldım. Sonra hakkımda ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandığımı öğrendim.Hakkımdaki suçlar hukuksuzca elde edilmiş telefon kayıtları, çekilmemiş bir film ve gazdan etkilenenlere gaviskon vermem.Bunlarla ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanmam yargı için de kabul edilmezdir”

-Hiçbir delil olmadan hükümeti yıkmakla suçlanıyor olmam bir film olsaydı inandırıcı bulunmazdı. Bu iddianame hayatın sinemadan daha kurgu olduğunun göstergesidir. Hakkımdaki bütün suçlamaları reddediyor, beraatimi  talep ediyorum.”

Ali Hakan Altınay:İddianamede suç yok

Tutuksuz sanıklardan Ali Hakan Altınay da iddianamenin herhangi bir suçu ortaya koymadığını söyledi; “Hiçbir delile dayanmayan, gerçekleri ters yüz eden bu haksız suçlamaları tümüyle reddediyorum” dedi.

Altınay savunmasına şu ifadelerle devam etti:

Açık Toplum Vakfı ile ilgim Gezi’den 4 yıl önce bitmiştir. Türkiye’de vakıf kurmak suç değil. Vakıflar asliye hukuk mahkemelerinin izniyle kuruluyor. Vakıfların hibe alması da, başka kurumlara hibe vermesi de suç değil.”

-Gezi olayları bir yurttaş hareketidir ve kendilğinden gerçekleşmiştir. Açık Toplum Vakfı’ndan destek almamıştır. İddianamede Açık Toplum Vakfı’nın hangi desteğinin Gezi olaylarının başlaması ve sürmesi için yapıldığına ilişkin kanıt yoktur.”

-Savcılık makamının bizi keyfî olarak suçlamasını engelleyecek bir gücüm yok. Darbe olarak algılanacak hiçbir eylemin içinde olmadım. Bu ülkenin iyiliği için çalıştım.”

-Hiçbir suç işlemedim. Bu suçlamalarla karşılaşmaktan hicap duyuyuorum. En hızlı sürede ismimin bu töhmet altından kaldırılmasını istiyorum.”

Kategori: Manşet

Kültür-SanatManşet

“12 usta yönetmen: Bir Sanat Olarak Sinema” eğitimi Sakıp Sabancı Müzesi’nde

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi yetişkin eğitimlerine, “12 Usta Yönetmen: Bir Sanat Olarak Sinema” başlıklı programla Jak Şalom eğitmenliğinde devam ediyor. Ocak ayında başlayıp Mart’a kadar 3 modül halinde işlenecek program, Perşembe günleri 18.30 – 20.30 saatleri arasında gerçekleşecek.

Türk Sinematek Derneği’nin ilk üyesi ve Fransız Sinematek’in de çalışanı olan Jak Şalom’un anlatımıyla 10 Ocak Perşembe günü başlayacak 2019’un ilk yetişkin eğitimi, filmleri sinema tarihinin dönüm noktalarından olan Sergei M. Eisenstein, John Ford, Akira Kurosawa gibi farklı ülkelerin temsilcisi 12 yönetmeni konu alacak. Yönetmenlerin başyapıtları; evrensellik ve yerellik, Doğu ve Batı, geleneksellik ve avangard gibi beşeri bilimlerde de kilit konumda olan karşıtlıklar üzerinden analiz edilecek. Filmlerden bölümlerin orijinal dillerinde Türkçe alt yazılı olarak seyredileceği programda sanat ve düşünce alanından diğer eserlerle karşılaştırmalara da yer verilecek.

Program:

Modül 1

10 / 17 / 24 / 31 Ocak

Yönetmenler: Sergei M. Eisenstein / John Ford / Akira Kurosawa / Satyajit Ray

Modül 2

7 / 14 / 21 / 28 Şubat

Yönetmenler: Luchino Visconti / Ken Loach / Luis Buñuel / Jean-Luc Godard

Modül 3

7 / 14 / 21 / 28 Mart

Yönetmenler: Rainer Werner Fassbinder / Theo Angelopoulos / Ingmar Bergman / Nuri Bilge Ceylan

Jak Şalom Hakkında: 1946’da İstanbul’da doğdu. 1965’te kurucu ekibinde yer aldığı Türk Sinematek Derneği’nde 1972’ye kadar Onat Kutlar’la beraber çalıştı. Bu tarihlerde Yeni Sinema ve Film dergilerinde sinema yazıları yayımlandı. 1972’de Fransız Sinematek’inde Henri Langlois’nın asistanı olarak Dünya Sinema Müzesi’nin kuruluşunda görev aldı. 1976 – 2012’de Paris Ulusal Doğu Dilleri Enstitüsü’nde (Inalco) Türkçe ve Osmanlıca alanlarında öğretim üyeliği yaptı. Aynı enstitüde Türk Dilleri ve Uygarlıkları Sorumlusu olarak çalıştı ve Avrasya Bölümü’nde Müdür Yardımcılığı görevinde bulundu. 1999 – 2012’de Lozan’da (İsviçre) Les Teintureries Tiyatro Okulu’nda Tiyatro Yapımları Yöneticiliği Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. Sanat ve edebiyata katkılarından dolayı Fransız Hükümeti tarafından “Officier” nişanı verilen Şalom, Türkçe ve Fransızca alanlarında verdiği eserlerin yanı sıra 250’den fazla sahne prodüksiyonunda görev aldı, sinema ve Türkiye tarihi konulu uluslararası konferanslara katıldı.Halen Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak sinema dersleri vermekte, aynı zamanda Kadıköy Belediyesi bünyesinde gerçekleştirilen Sinematek/Sinema Evi projesinin yöneticiliğini yapmaktadır.

Yeşil Gazete

Kategori: Kültür-Sanat

Kültür-SanatManşet

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan öğretmenlere 45 kitap ve 50 film önerisi

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlere okumaları için kitap ve izlemeleri için film listesi hazırladı. Öğretmenlere aralarında Oğuz Atay, J.T. Gatto, Çiğdem Kağıtçıbaşı, Covey gibi hem yerli ve yabancı yazarların eserlerinden oluşan 45 kitaplık bir liste hazırlandı:

1- Atay, O. Bir Bilim Adamının Romanı, İletişim Yayıncılık

2 -Ayverdi, S. Millî Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız, Kubbealtı Neşriyat

3-Bal, M. A. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Meşhurların Okul Anıları,  Pegem Akademi Yayınları

4- Başgil A. F. Gençlerle Başbaşa, Yağmur Yayınları

5- Brockman, J. Meraklı Zihinler: Bir Çocuk Nasıl Bir Bilim İnsanı Olur?, TÜBİTAK Yayınları

6- Covey, S. R. Etkili İnsanların Alışkanlığı ,Varlık Yayınları

7- Enç, M. Bitmeyen Gece, Ötüken Neşriyat

8- Freire, P. Ezilenlerin Pedagojisi, Ayrıntı Yayınları

9- Gaarder, J. Sofie’nin Dünyası, Pan Yayınları

10- Gaspıralı, İ. Eğitim Yazıları, Ötüken Neşriyat

11- Gatto, J. T. Eğitim-Bir Kitle İmha Silahı, EDAM Yayınları

12- Glasser, W. Başarısızlığın Olmadığı Okul, Beyaz Yayınları

13- Goleman, D. Duygusal Zekâ, Varlık Yayınları

14- Gulbenkian Komisyonu Sosyal Bilimleri Açın: Sosyal Bilimlerin Yeniden Yapılanması Üzerine Rapor, Metis Yayınları

15- Güntekin, R. N. Acımak, İnkılap Kitabevi

16 -Holt, J. Çocuklar Neden Başarısız Olur?, Beyaz Yayınları

17- Illich, I. Okulsuz Toplum, Şule Yayınları

18- İzzetbegoviç, A. Doğu ve Batı Arasında İslam, Klasik Yayınları

19- Kâğıtçıbaşı, Ç.& Cemalcılar, Z. Dünden Bugüne İnsan ve İnsanlar: Sosyal Psikolojiye Giriş, Evrim Yayınları

20- Kan, Ş. H. Mahrem Macera, Özgün Yayıncılık

21- Kant, I. Eğitim Üzerine, İz Yayıncılık

22- Kara, İ. & Birinci, A. Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/Sıbyan Mektepleri, Dergâh Yayınları

23- Karabekir, K. Çocuk Davamız, Yapı Kredi Yayınları

24- Karakoç, S. Hızır’la Kırk Saat, Diriliş Yayınları

25-Karakoç, S. Diriliş Neslinin Amentüsü, Diriliş Yayınları

26- Khan, S. Dünya Okulu: Eğitimi Yeniden Düşünmek, Yapı Kredi Yayınları

27- Kültür ve Turizm Bakanlığı Şehir-İnsan Medeniyet Köprüsü: Beş Şehirli Örnek Kişilikler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

28- Leitch, T. Wikipedia U: Dijital Çağda Bilgi, Otorite ve Liberal Eğitim, Hece Yayınları

29- Louv, Richard Doğadaki Son Çocuk, Tübitak Yayınları

30- McCourt. F. Öğretmen, Altın Kitaplar Yayınevi

31- Moulin D. Eğitici Tolstoy, Hece Yayınları

32- Needham, J. Doğunun Bilgisi Batının Bilimi, MAB

33- Özdenören, R. Kafa Karıştıran Kelimeler, İz Yayıncılık

34- Özemre, A. Y. Galatasarayı Mekteb-i Sultani’sinde Sekiz Yılım, Kubbealtı Akademi Yayınları

35- Pennac, D. Okul Sıkıntısı, Can Yayınları

36- Petrov, G. Beyaz Zambaklar Ülkesinde,Hayat Yayınları

37- Rancier, J. Cahil Hoca, Metis Yayınları

38- Rousseau, J. J. Emile, Kilit Yayınevi

39- Safa, P. Eğitim-Gençlik-Üniversite, Ötüken Neşriyat

40- Sezgin, F. Bilim Tarihi Sohbetleri, Timaş Yayınları

41- Strogatz, S. Arkadaşlığın Matematiği, Tübitak Yayınları

42- Tahir, K. Bozkırdaki Çekirdek, İthaki Yayınları

43- Topçu, N. Türkiye’nin Maarif Davası, Dergâh Yayınları

44- Toros, H. Asya’nın Kandilleri, Hece Yayınları

45- Zorlutuna, H. N. Benim Küçük Dostlarım, Timaş Yayınları

 Öğretmenlere önerilen 50 film şöyle:

  1. 3 Idiots
  1. 400 Darbe / The 400 Blows
  1. AmericanTeacher
  1. Arkadaşımın Evi Nerede / Khane-ye Doust Kodjast?
  1. Asyanın Kandilleri (Belgesel)
  1. Bana Güven / Lean on Me
  1. Batıya Doğru Akan Nehir (Belgesel)
  1. Bay Lazhar / Monsieur Lazhar
  1. Billy Elliot
  1. Bir Fazlası Değil / Not One Less
  1. Birinci Sınıf / The First Grader
  1. Can Dostum / Good Will Hunting
  1. Canım Öğretmenim / Monsieur Lazhar
  1. English Vinglish
  1. Etek Günü / La Journêe de la Jupe
  1. Hababam Sınıfı (1975)
  1. Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor (1979)
  1. Hababam Sınıfı Güle Güle (1981)
  1. Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1976)
  1. Hababam Sınıfı Tatilde (1978)
  1. Hababam Sınıfı Uyanıyor (1977)
  1. İki Dil Bir Bavul
  1. İmparatorlar Kulübü
  1. Kalk ve Diren / Stand and Deliver
  1. Kara Tahta / Takhtesiah (Blackboards)
  1. Kerkenez / Kes
  1. Koro / LesChoristes
  1. Kör Nokta / The Blind Side
  1. Küçük Ağacın Eğitimi / The Education of Little Tree
  1. Malcolm X
  1. Olmak ve Sahip Olmak / Être et Avoir / To Be and To Have
  1. Öğretmen / Teaching Mrs. Tingle
  1. Öğretmenim Bay Kim / My Teacher, Mr. Kim
  1. Ölü Ozanlar Derneği / Dead Poets Society
  1. Özgürlük Yazarları 36. Patch Adams
  1. Ron Clark’ın Hikâyesi / The Ron Clark Story
  1. Sessizlik / Dogani
  1. Sevgili Öğretmenim / Mr. Holland’s Opus
  1. Sevgili Öğretmenim / To Sir with Love
  1. Sınıf / EntreLesMurs (The Class)
  1. Sınıfın Önü / Front of the Class
  1. Siyah / Black
  1. Süpermen’i Beklerken / Waiting For Superman
  1. Şeytana Karşı / Ondskan-Evil
  1. Tarih Öğrencileri / The History Boys
  1. Tepetaklak Nelson / Half Nelson
  1. Tom Brown’ın Okul Günleri / Tom Brown’s Schooldays
  1. Yedek Parçalar / Spare Parts
  1. Yerdeki Yıldızlar / Taare Zameen

 

(Edebiyathaber)

Kategori: Kültür-Sanat

Günün ManşetiKültür-SanatManşet

Gazetecilikle ilgili bildiklerinizi sorgulatacak 5 yapım

Gazetecilik dünyanın en zor ve stresli mesleklerinden biri sayılıyor. Özellikle gazete/televizyon muhabirliği reklam gelirlerinin düşmesi ve “oyuna” internet yayıncılığının da dahil olmasıyla sektördeki rekabeti tırmandırdı.

İşçi çıkarımları, çalışanların ücretlerinin zamanla azalması, fazla mesai haklarının ödenmemesi, mobbing, kamuoyunda meslektaşı tarafından gazetecinin ve gazetecilik mesleğinin itibarsızlaştırılması bu mesleğin icra edilmesini çok daha zorlaştırdı.

Öte yandan Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2017 verilerine göre dünya çapında hapiste tutulan gazetecilerin toplam sayısı 326’yı bulmuşken basın özgürlüğü konusu sık sık gündemimizi meşgul etmeye devam ediyor. Buradan yola çıkarak medya çalışanlarının dünyasının az bilinen yüzünü gözler önüne seren, son 6 yılı kapsayan yapımları derledik.

“Konuşamayacağımız görgü tanıklarının tweetlerini baz alamayız. Hangi güvenilir haber ajansı bunu yapardı?”

1-) The Newsroom (2012) | IMDB: 8,6 | Yönetmen: Aaron Sorkin

Üniversite öğrencilerinin katıldıkları bir oturumda “Amerika dünyanın en iyi ülkesi midir?” sorusuyla başlayan dizi yeni neslin “cahilliğine” tepki verirken, bir yandan da günümüz medyasına yönelik nokta atışı, sarkastik eleştirileriyle izleyicinin tüm dikkatini kendisine çekiyor.

Dizinin yaratıcısı, senaryo yazarı ve aynı zamanda da yapımcısı olan Aaron Sorkin, bildiğini okuyan ve sivri dilli ana haber sunucusu Will McAvoy ve ekip arkadaşlarının, haber merkezinin kamera arkasında yaşadıklarını ekrana taşıyor. Diziyi bu kadar kıymetli kılan özelliği ise Bin Ladin’in yakalanması, Boston maratonu patlaması gibi yakın zamanda tanık olduğumuz gelişmelere yer veriliyor olması…

“Haber bültenimi boğazı kesilmiş halde sokaktan aşağıya koşan bir kadının çığlığı olarak düşünüp havadaki ruhu yakala Lou.”

2-) Nightcrawler (2014) | IMDB: 7,9 | Yönetmen: Dan Gilroy

Amaca giden her yol mübah mıdır? İlk kez yönetmen koltuğuna oturan Dan Gilroy bu sorunun cevabını ararken kapitalist sistemde yozlaşan medyayı mercek altına alıyor.

Reyting ve kariyer hırsının şehrin önde gelen televizyon kanallarından birinde gece muhabiri olarak çalışmaya başlayan Lou Bloom’u günden güne insanlıktan nasıl çıkardığını, hırslı ve genç bir gazeteci adayının “kan dökülmüşse satar” mantığının iş yaptığı sisteme ayak uydurarak ödediği ağır bedele giden süreç anlatılıyor.

 

“Fakir bir ailenin fakir bir çocuğu olduğunda ve bir rahibin dikkatini çektiğinde, bu büyük bir olaydır. Tanrı’ya nasıl ‘hayır’ diyebilirsin?”

3-) Spotlight (2015) | IMBD: 8,1 | Yönetmen: Tom McCarthy

88’inci Oscar Ödülleri “En İyi Film” dalında ödül alan Spotlight ile gerçek bir hikâye beyazperdeye uyarlandı.

2001 yılında Boston Globe gazetesinin başına geçmeye hazırlanan yeni Genel Yayın Yönetmeni Marty Baron ekibini 30 yıl boyunca düzinelerce çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan yerel bir rahibi araştırmakla görevlendirir. Bir yıllık araştırma sonucunda Boston’ın üst düzey dini, yasal ve idari birliğine ait on yıllarca gizlenen gerçeklere ulaşılır.

Katolik Kilisesi’nin gizlilik kararı aldırtıp saklamaya çalıştığı belgelerin kamuoyuna açık hale getirilmesi için verilen mücadeleyi anlatan film bizi gerçeklerle yüzleştiriyor.

“Yukarıdan öyle istiyorlar, ben kararı uyguluyorum. Yorum yapmıyorum. Ben anlatabildim mi?”

4-) Kaygı (2017) | IMDB: 6,7 | Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik

Kaygı günümüzde geçen, iktidar-medya-birey üçgeninde toplumsal hafızamızın güçlü ve güvenilir olmayışının ağır sonuçlarına odaklanan bir yapım.

Ceylan Özgün Özçelik’in dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ilk uzun metrajlı filmi Kaygı, bir haber kanalında belgesel kurgucusu olarak çalışan Hasret’in etrafında gelişiyor.

Hikâyede, basın özgürlüğüne ve medya manipülasyonuna açık göndermelerde bulunuluyor. Kazandığı uluslararası ödülleri sinema endüstrisinde çalışan kadınlara adayan yönetmen Özçelik, kısa film çalışmalarının ardından, sinema alanındaki başarısıyla adından sıkça söz ettiriyor.

“Eğer haberi basmazsak ne olur? Kaybederiz. Ülke kaybeder!”

5-) The Post (2017) | IMDB: 7,5 | Yönetmen: Steven Spielberg

12 Ocak’ta Türkiye’de vizyona giren The Post hakkında konuşturmaya devam ediyor.

Steven Spielberg’ün yönetmen koltuğuna oturduğu yapım bizi 1971 yılına götürüyor. Mesleki dayanışmanın önemine yer verilen ve gazetecilerin devletin değil kamunun çıkarlarını gözetmesi gerektiği konusunda gazeteciliğin evrensel ilkelerini hatırlatan Post’ta, Vietnam Savaşı’ndaki ABD askerlerinin rolü hakkında kamuoyuna ve kongreye söylenen yalanların The Washington Post ekibi tarafından nasıl deşifre olduğunu anlatıyor.

Hikâyede iktidarın ve basının kurduğu yakın ilişkilerin tarafları nasıl bir yol ayrımına getirdiği ve seçim yapmaya zorladığı gözler önüne seriliyor.

 

Merve Damcı – Yeşil Gazete

Kültür-SanatManşet

Müslüm Gürses’in hayatı film oluyor

Müslüm Gürses’in hayatı ‘Müslüm’ filmi ile seyirciyle buluşacak. Sanatçının doğduğu Şanlıurfa, Halfeti’den başlayan filmin çekimleri Adana’da devam ediyor. ‘Ayla’ filminin yapımcısı Mustafa Uslu ve yapımcı Nuri Yıldırım tarafından gerçekleştiren projenin senaryosunu Hakan Günday ve Gürhan Özçiftçi yazarken yönetmen koltuğunda KETCHE (Hakan Kırvavaç) oturuyor.

Filmde Müslüm Gürses’e Timuçin Esen hayat veriyor. Sanatçının hayat arkadaşı Muhterem Nur’un danışmanlığında Gürses’in gerçek hayat hikayesini aktarmayı amaçlayan filmde Timuçin Esen, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl, Erkan Can, Turgut Tunçalp, Taner Ölmez, Güven Kıraç, Erkan Avcı, Goncagül Sunar, Şahin Kendirci, Erkan Kolçak Köstengil, Caner Kurtaran ve Teoman rol alıyor.

‘Müslüm’ filminin tanıtımı için dün basın toplantısı düzenlendi. Filmden ilk görüntülerin paylaşıldığı tanıtım toplantısına, Yapımcılar Uslu ve Yıldırım, senaristler Günday ve Özçiftçi ile birlikte Muhterem Nur da katıldı.

Filmin yapımcılarından Mustafa Uslu Gürses’in hayat hikayesini hep merak ettiğini belirterek, “Bu projenin içinde olmaktan çok büyük şeref duyuyorum. Çocukluğumuzdan beri hep Müslüm abinin şarkıları ile büyüdük. Çok büyük hayranlığım vardı. Hayat hikayesini hep merak ediyordum. Adana’da yaşadığı ortamda, Alevi ve Ehli Beyt kültürü ile yetiştirilmişti. Bunları okuyordum. Böyle bir projenin içinde olmaktan çok gurur duydum” dedi.

Uslu, Gürses’i canlandıran Timuçin Esen hakkında ise, “Birini birine benzetmek gibi bir derdimiz yoktu. Eğer öyle bir şey yapsaydık, amatörce ve taklit olurdu. O nedenle biz Müslüm Gürses tavrı ve tarzıyla şarkı söyleyen bir ses yaratmak, yeni bir duruş yaratmak için yola çıktık. Çok büyük emeği var Timuçin Esen’in. Aşağı yukarı bir yıldır bu proje ile yatıp, kalkıyor. Bu projede gördük ki birinin karakteri ile yaşamaya başladığınızda aslında her şeyiniz ona benziyor. İnşallah Müslüm abinin biyografik hikayesini tertemiz çekip, tıpkı ‘Ayla’ gibi ebediyete intikal ettirebiliriz diye düşünüyorum” diye konuştu.

Uslu, “Film Müslüm Gürses’in doğduğu Halfeti’den başlıyor, İstanbul’a geliyor. Biz bütün filmi gerçek mekanlarında çekmeye gayret gösteriyoruz. Filmi gerçek mekanında çektiğin zaman karakterin bilmediğin bir sürü yönünü öğreniyorsun. Adana, Sinanpaşa mahallesinde bize gösterilen kasetlerden sonra Müslüm abinin ağzından hiç duymadığınız türküleri duyacaksınız bu filmde. Biz de o mekanlarda çekim yaparken bunlarla karşılaştık” dedi.

Müslüm Gürses’i dünyaya tanıtmayı amaçladıklarını belirten Uslu, ” Bu tip filmlerin tek ihtiyacı olan şey zamandır. Mukaddes ve bizim için çok önem arz eden bir hikaye olduğu için ince eleyip, sık dokuyarak önümüzdeki Ekim ayında Türkiye ve dünyada gösterime sokacağız. Şu anda dünyada gösterime gireceği 12 ülke var. Amacımız bu sayıyı 37’ye çıkarmak. Müzik evrenseldir. Müziğin dini, dili, ırkı yoktur. Zaten Müslüm Gürses evrensel bir sanatçı. Dolayısıyla biz bu evrensellikten yararlanarak, Müslüm Gürses karakterini dünyaya açacağız. Dünyada doktorların yasaklamasına rağmen şarkı söylemeye devam eden, müziğe olan aşkını devam ettiren birisi. Asla müzikten kopmuyor. Bu çok saygı duyulası bir şey” şeklinde konuştu.

Tanıtım toplantısına katılan Gürses’in hayat arkadaşı Muhterem Nur ise, filmi son derece başarılı bulduğunu belirterek, “Çok güzel olacağına inanıyorum. Gördüğüm kadarıyla çok güzel oldu” dedi. Muhterem Nur filmde Gürses’i canlandıracak olan Timuçin Esen hakkında ise, “Oyun gücü güçlü olan bir sanatçı. Kendisini çok beğeniyorum. Olduğu gibi Müslüm’ü sanatıyla oynayacak” diye konuştu.

Filmin senaristi Hakan Günday, “Hikaye kendi sesini, kültürünü var etmiş çok büyük bir sanatçıya ait olunca yazım süreci her anı büyük sorumluluk isteyen bir sürece dönüşüyor. Bizim için büyük bir müzik insanını tanımak adına bu olağanüstü bir fırsat. Onun hayatının derinliklerine indikçe bir insanı tanımak, hayatın zorlukları ile nasıl başa çıktığını görmek ilham vericiydi.” dedi.

 

(T24)

Kategori: Kültür-Sanat

Kültür-SanatManşet

9. Hangi İnsan Hakları Film Festivali: Sinemacılar Osman Kavala’yı anlatacak

Bu yıl 9’uncusu gerçekleştirilecek olan “Hangi İnsan Hakları Film Festivali” bugün başladı. Aynalı Geçit, Bitiyatro, Mezopotamya Sinema ve Tütün Deposu mekanlarında yapılan festival, ilk günden dolu dolu geçti. Saat 15.00’te startı verilen festival 4 ayrı mekanda da faklı film, belgesel ve sunumlar yapıldı.

17 Aralık’a kadar sürecek olan festivalde, dünyanın farklı yerlerinde yaşanan hak ihlallerini ve insan hakları alanında verilen mücadeleleri konu alan filmler gösterilecek. Ana temasını “Evimiz neresi?” sorusu üzerine kuran festival; Balfour Deklarasyonu’nun 100’üncü yılı vesilesiyle Filistin filmlerine özel bir bölüm ayırıyor. Festivalde ayrıca, “Çevre Hakları”, “Türkiye Nereye?”, “Kadın Hakları”, “Queer Filmler” gibi bölümler de yer alıyor. “Queer Filmler” bölümünde yer alan “Gayet Normal Biri”nin (Just a Normal Person, Malin Björkman-Widell) ana karakteri Sam’ın annesi, Türkiye’deki LGBTİ+ bireylerinin anneleriyle buluşmak üzere festivalde “İki Ülke İki Anne başlıklı” söyleşiye katılacak. Bu bölümde ayrıca gösterimleri engellenen KuirFest’le bir dayanışma etkinliği de düzenlenecek.

Radyo Kobanê belgeseli gösterilecek 

“Evimiz Neresi?” bölümünde Kobanê’de DAİŞ’e karşı verilen mücadeleyi bir radyo istasyonu üzerinden anlatan ve Documentarist’te bu yılki Yeni Yetenek Ödülü’nün sahibi olan Reber Dosky’nin “Radyo Kobanê” belgeseli de gösterilecek. Yine Kazım Öz’ün son filmi “Zer” de bu bölümde seyirciyle buluşacak. Festival, 15-17 Aralık’ta İHD Diyarbakır Şubesi’nin desteği ile Diyarbakır’a, 23-24 Aralık’ta ise Van’a uğrayacak.

Festivale Diyarbakır yasağı

9. Hangi İnsan HaklarıFilm Festivali’nin bugün başlaması planlanan Diyarbakır ayağı Valilik tarafından yasaklandı.

Ücretsiz festivalin İstanbul programı şöyle:

 13 ARALIK

* Aynalı Geçit: Kaya, SkaNdal (15.00), Bir Dakika, Çimentonun Tadı (17.00), La Pesca, Becomming Ann-Christine (19.00)

* Bitiyatro: Çocuklardan çocuklara filmler (15.30), 50/D’yi bal eyledik (18.00), Bitki bilimci, Gayet normal biri (20.00)

* Mezopotamya Sinema: Meryem, Radyo Kobanê (18.00), Sığınacak yer yok (20.00)

* Tütün Deposu: Sunum-Balfour deklerasyonu ve BDS hareketi (18.00)

14 ARALIK

* Aynalı Geçit: 228, Lüfer (15.00), Yokluklar, Burada ve başka yerde (17.00), Elif (19.00)

* Bitiyatro: Kot farkı, Kadraj dışı namıdiğer… (18.00), La pesca, Becomming Ann-Christine (20.00)

* Mezopotamya Sinema: 50/D’yi bal eyledik (18.00), Sulukule aşkım, Uçurumun kıyısında Türkiye (20.00)

* Tütün Deposu: Gayet normal biri, Söyleşi-İki ülke iki anne (17.00)

15 ARALIK

* Aynalı Geçit: Filistin: Bir halkın öyküsü (15.00), Meryem, Radyo Kobanê (17.00), KuirFest’le dayanışma: Kısa film seçkisi (19.00)

* Bitiyatro: Hediye, Hakikatin gücü (18.00), Yokluklar, Burada ve başka yerde (20.00)

* Mezopotamya Sinema: Bir şehrin KHK’sı, Coğrafyalar (18.00), 228, Lüfer  (20.00)

* Tütün Deposu: Forum: “Osman Kavala’ya özgürlük” sinemacılar Osman Kavala’yı anlatıyor (18.00)

16 ARALIK

* Aynalı Geçit: Zeytini öldürmesinler, Bitkibilimci, Forum-Yaşam için su ve temiz hava hakkı (14.00), Sığınacak yer yok (17.00), Sulukule aşkım, Uçurumun kıyısında Türkiye (19.00)

* Mezopotamya Sinema: Elif (16.00), Tempestad (18.00)

17 ARALIK

* Aynalı Geçit: Zer (13.00), Bir şehrin KHK’sı, Coğrafyalar (15.00), Boğulduğum için özür dilerim, Dönüş (17.00), Kot farkı, Kadraj dışı namıdiğer… (19.00)

* Bitiyatro: Dönüş, Ballad of Syria (16.00), Tempestad (18.00), Kaya, SkaNdal (20.00)

* Mezopotamya Sinema: Bir dakika, Çimentonun tadı (16.00), Hediye, Hakikatin gücü (18.00)

* Tütün Deposu: Forum-Dönemi belgelemek: Bir engelli koşu

 

(Evrensel, Jinnews)

Kategori: Kültür-Sanat