ManşetTürkiyeUncategorized

Gezi sanığı avukat Can Atalay: Bu iddianame yamalı bohçadır

‘En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Bu iddianame esas olarak Türkiye tarihinin, topraklarının en onurlu toplumsal olaylarından birini karalama çabasının en güncel örneğidir’

Gezi davasının ilk duruşmasının ikinci gününde savunma yapan sanık avukat Can Atalay, Gezi iddianamesini hazırlayan savcılığın ‘anayasal düzenden sadece 8’inci maddeyi anladığını’belirterek mahkeme heyetine “Anayasanın 25, 28 ve 33’üncü maddelerinden konuşmayacak mıyız?” diye sordu.

Tutuklı işadamı Osman Kavala ve akademisyen Yiğit Aksakoğlu dahil 16 şüphelinin ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılandığı davanın ilk duruşması, bugün Atalay’ın savunmasıyla sürdü. Duruşmanın ilk oturumunda 602 gündür tutuklu bulunan Kavala, yaklaşık sekiz aydır tutuklulu Yiğit Aksakoğlu, tutuksuz yargılanan Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater ve Ali Hakan Altınay savunma yaptı. .

Davanın diğer sanıkları Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Memet Ali Alabora, Gökçe Yılmaz Handan, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu hakkında ise yakalama kararı bulunuyor.

Savunmasında iddianamedeki hukuksal yanlışları vurgulayan Atalay mahkeme heyetine “25.’inci maddeyi, 28’nci maddeyi 33’üncü maddeyi konuşmayacak mıyız?” sorusunu yöneltti.

O maddelerin içeriği şöyle:

  1. madde: Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
  2. madde: Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
  3. madde: Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.

Atalay savunmasında şunları söyledi:

En sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Bu iddianame esas olarak Türkiye tarihinin, topraklarının en onurlu toplumsal olaylarından birini karalama çabasının en güncel örneği. Bu iddianame uzun yıllar boyunca siyasi ve toplumsal hayatı, ceza yargılamasını basit bir aracı haline getiren bir örnektir, yamalı bir bohçadır.

-Anayasal düzenden bahsederken herkesin izin almaksızın gösteri düzenlemekten, konut hakkından, sağlıklı çevre hakkından, sosyal güvenlik hakkından bahsetmeyecek miyiz? Mücella Yapıcı’nın neredeyse tüm ömrü kültür ve tabiat varlıklarını korumakla geçti.

-İddianame eksiktir, yamalı bohçadır, esaslı bir yöntem sorununa sahiptir. Böylesi bir iddianamede, savcılık bizler için ağırlaştırılmış müebbet istiyor. Ama kendi tezinde cebir ve şiddet unsuru o kadar zayıf ki Türkiye’nin dört bir yanında kırılan camı çerçeveyi, öldürülen hayvanları bizim hanemize yazıyor. Bize bu cebir ve şiddet unsurunu oluşturmak için sıraladıklarından ortaya karışık 30-50 yıl verseniz, kimimiz çok yaşlılıkta cezaevinden çıkarız ya da hiç çıkamayız.

-Sizin (heyet) dünkü yumuşak tavrınız, bu iddianamenin ağırlığını ortadan kaldırmıyor. Burada toplumsal hayata müdahale için yargının araçlaştırılmasını izliyoruz. Bunu Fethullahçı çetenin AKP ile nasıl yaptığını biliyorum. Karşı karşıya kaldığımız tehlikenin farkındayım.

-Ağırlaştırılmış müebbet isteyen bir savcı, hukuk fakültesi mezunuysa TMK7/2’nin unsurları oluşmamışken bize, Taksim Dayanışma’ya ağırlaştırılmış müebbet isteyemez. İddianamede bir tane TMK7/2 oluşmuştur diyebilir misiniz? Diyemezsiniz. Tek bir örnek gösteremezsiniz.

Mücella Yapıcı 2911’den beraat etti. Ama sizin şunu tartışmanız gerek: nasıl başladı? 27 Mayıs’ta, 31 Mayıs’ta nasıl başladı? O günden beri 2911 ihlal edildi mi? Suçun nitelikli halleri oluştu mu? OLUŞMADI! Çünkü yapılan inşaat yasak! İmar planına aykırı!

-Yayalaştırma projesi diyorlar, yaya kaldırımı yapmayı unutuyorlar. Bir gece İstanbul büyükşehir belediyesindeki taşeron kardeşlerimizle oradaki ağaçları sökmeye çalışıyorlar. 28 Mayıs sabahı, kim olduğu belli olmayan 50 erkek, herkesin üzerine hücum ediyor, insanlar onlara itiraz ediyor.

-Elektrik tesisatı kopuyor, Bunların hiçbirinden bahis yok. Taşeron işçilerin ardından insanların üzerine taarruz eden kolluk kuvvetlerinden bahis yok ama bize 2911’den ceza istiyor.

-İddianamenin açıklanmasından sonra savcılık bize ve müdafiilerimize laf yetiştirdi. Biz konuşabiliriz ama devlet güçleri, ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan insanlara yanlış bilgi vererek açıklama yapamaz.

-Biz iddianameyi öğrendikten sonra savcılık bize tezvirat yaparak yanıt verdi: ‘Biz Fethullahçı çeteye mensup hakimler, savcıların dinleme kararlarıyla ilgili yeniden kıymetlendirme yaptık’ diyerek. Yeniden kıymetlendirme kabul edilebilir bir unsur değildir. Neyi yeniden kıymetlendiriyor? Bu kadar önemli bir toplumsal olayda, içinde onurla bulunduğunu söyleyen insanlar olarak, Taksim Dayanışması’nda olduğunu bir gün reddetmemiş insanlara diyor ki ‘Sizinle ilgili soruşturma 15 Haziran 2013’te başladı.’

-27 Mayıs’ta başlayan, 28 Mayıs’taki ağır polis şiddetiyle başka bir kriz haline dönüşen bir olay. Her gün olayın vehametini anlatıyoruz. Kimse bizi soruşturmanın 15 Haziran’da başladığına inandıramaz.”

‘Film çekmek suretiyle suç işlemek’

Mücella Yapıcı’nın savunmasını bitirmesiyle tutuksuz yargılanan sanıklardan Çiğdem Mater savunmasını dün vermişti. İddianamede 43 defa adının geçtiğini belirten Mater suçlamaya uyan eylemi hakkında iddianamede delil bulunmadığını söyledi.

İddianamede film çekmek ya da film çekmek suretiyle suç işlediğinin iddia edildiğini ifade eden Mater, “İddia edildiği gibi Gezi’yi anlatan bir filmin yapımında bulunmadım. Delil olarak sunulan tapeler hukuka aykırıdır. Tarafımdan yapıldığı iddia edilen film, Amerikan bir yönetmen tarafından çekilmiştir. Belgeselde konuşmacı olarak, kamera karşısında yer alıyorum” dedi.

Mater savunmasına şu sözlerle devam etti:

-Bu konuşma yalnızca 1 buçuk dakika sürüyor. Filme gerekli finansmanı bulamayacağımızı düşünerek Gezi ile ilgili bir film yapmadık.”

-Gezi Parkı sadece şehirde nefes alabileceğimiz bir yer değil, deprem riski bulunan bir bölgedeki toplanma alanı aynı zamanda. Sadece parkın korunması için değil, bir sinemacı olarak gözlem yapabilmek için de oradaydım”

-Yöneltilen suçlamalar tamamen tapelere dayanıyor. Osman Kavala eski işverenim olduğu için uzun telefon konuşmalarımız hayatın olağan akışına uygundur. Can Atalay  ile konuşmamız da hashtag yapmayı anlattığım bir konuşma. Saymadi, Nalcı ve Atalay ile yaptığım konuşma Gezi parkıyla alakalı olduğu düşünülerek ‘kıymetlendirilmiş’. Bu konuşmalar 19 Ocak’larda düzenlenen Hrant Dink anmasına dairdir.”

-16 Kasım 2018 sabahı saat 6 sularında Kaş’ta otelimden gözaltına alındım. Bir gün Kaş’ta geçirdim, Dalaman üzerinden İstanbul’a gönderildim. 8 saatlik sorgunun ardından adli kontrolle serbest bırakıldım. Sonra hakkımda ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılandığımı öğrendim.Hakkımdaki suçlar hukuksuzca elde edilmiş telefon kayıtları, çekilmemiş bir film ve gazdan etkilenenlere gaviskon vermem.Bunlarla ağırlaştırılmış müebbet ile yargılanmam yargı için de kabul edilmezdir”

-Hiçbir delil olmadan hükümeti yıkmakla suçlanıyor olmam bir film olsaydı inandırıcı bulunmazdı. Bu iddianame hayatın sinemadan daha kurgu olduğunun göstergesidir. Hakkımdaki bütün suçlamaları reddediyor, beraatimi  talep ediyorum.”

Ali Hakan Altınay:İddianamede suç yok

Tutuksuz sanıklardan Ali Hakan Altınay da iddianamenin herhangi bir suçu ortaya koymadığını söyledi; “Hiçbir delile dayanmayan, gerçekleri ters yüz eden bu haksız suçlamaları tümüyle reddediyorum” dedi.

Altınay savunmasına şu ifadelerle devam etti:

Açık Toplum Vakfı ile ilgim Gezi’den 4 yıl önce bitmiştir. Türkiye’de vakıf kurmak suç değil. Vakıflar asliye hukuk mahkemelerinin izniyle kuruluyor. Vakıfların hibe alması da, başka kurumlara hibe vermesi de suç değil.”

-Gezi olayları bir yurttaş hareketidir ve kendilğinden gerçekleşmiştir. Açık Toplum Vakfı’ndan destek almamıştır. İddianamede Açık Toplum Vakfı’nın hangi desteğinin Gezi olaylarının başlaması ve sürmesi için yapıldığına ilişkin kanıt yoktur.”

-Savcılık makamının bizi keyfî olarak suçlamasını engelleyecek bir gücüm yok. Darbe olarak algılanacak hiçbir eylemin içinde olmadım. Bu ülkenin iyiliği için çalıştım.”

-Hiçbir suç işlemedim. Bu suçlamalarla karşılaşmaktan hicap duyuyuorum. En hızlı sürede ismimin bu töhmet altından kaldırılmasını istiyorum.”

Kategori: Manşet