Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Parasını kaybeden ülke

[email protected]

Türkiye artık parasına önem vermeyen, onun yerlerde sürünen değerinden rahatsız olmayan, adeta parasından vaz geçen bir ülke görüntüsü vermeye başladı. İzlediği yanlış ekonomi politikalarıyla döviz kurlarında aşırı yükselmeye yol açan, enflasyonu ciddi bir oranda artıran, ülkedeki ekonomik dengeleri bozan, dolayısıyla ekonomideki riskleri büyüten bir yönetimin sebep olduğu doğal bir sonuç bu!

Parasını gözden çıkaran bir ülke, ülkesindeki vatandaşın kullandığı paranın değeriyle ve alım gücüyle de ilgilenmiyor demektir. Vatandaşın karnını nasıl doyuracağını dert etmeyen ülke demektir. Bunun yanı sıra gelir dağılımı veya gelir ve servet uçurumu gibi sorunları da umursamayan ülke demektir. Milli paranızı gözden çıkardığınız zaman küresel ekonomi içerisindeki yerinizi ve öneminizi de kaybetmeye doğru gidiyorsunuz demektir. Aslında, parasını kaybeden bir ülkenin nereye gittiği bile belli değildir. Bir kaos ve karanlık içerisinde yol alıyorsunuz demektir. Bir ülkenin parasını kaybetmesi özünde bir bireyin ismini ve kimliğini kaybetmesinden ne kadar farklıdır?

Buraya nasıl geldik?

Bu noktaya bir çırpıda veya sadece son üç aydaki faiz indirimleriyle gelmedik. Yaklaşık son 10 yıldır izlenen politikaların ve asıl 2018’den beri yapılan yanlışların ve piyasalarla inatlaşmanın sonucunda adım adım buraya geldik. Üstelik her adımda ülkenin sayısız iktisatçısı, eski bürokratı, iş insanı ve sade vatandaşı olacakları gördü ve uyardı hükümeti.

Farklı AKP hükümetleri tarafından bu adımların atılmasının temel amacı Türkiye’de ne pahasına olursa olsun büyümeyi sağlamaktı. Büyüme para harcamak, yatırım yapmak ve bir ölçüde istihdam yaratmak anlamına geldiğinden oldum olası politikacıların çok sevdiği bir şeydir. Ekonomi büyüyünce ve piyasalarda hareket yaratılınca adeta bütün sorunların üstünü örteceklerini düşünür politikacılar. Onların derdi büyümenin kalıcı ve istikrarlı olması, günümüzün popüler terimiyle “sürdürülebilir” olması değildir. Onların tek amacı seçimlerden önceki dönemde büyümeyi patlatmak, gayrimenkul fiyatlarını tavana vurdurmak, iç turizmi canlandırmak vb. yollarla sahte ve geçici bir ışıltı yaratarak seçmenin gözünü boyamaktır.

AKP, iktidarının ilk dönemlerindeki yaklaşımını bırakarak son 10 yıldır esas olarak bu çerçevede ekonomi politikaları izledi. Her bir seçim veya referandum öncesi dönem bu ekonomi politikalarının çeşitli versiyonlarına sahne oldu. Bu süreçte izlenen politikaların değişmeyen ana hedeflerinden birisi de gayrimenkul piyasasını canlı tutmak oldu. Bu nedenle, gayrimenkul piyasasının hareketliliğine yönelik tercihleri AKP ekonomi politikalarının omurgası olarak tanımlamak sanıyorum yanlış olmaz.

“Faiz sebep, enflasyon sonuç”

Özellikle dışarıdan gelen finansmanın kurumasına doğru giden asıl vurucu adımlar 2018 yılı başlarında atıldı. Bu adımların ilki Erdoğan’ın iktisat teorisine ters olan “Faiz sebep, enflasyon sonuç” olarak özetlenen ekonomi yaklaşımının net bir şekilde hayata geçirilmeye başlanması, ikincisi de damat Berat Albayrak’ın ekonomiden sorumlu bakan olarak atanması oldu. 2018 başlarında Erdoğan faizlerle ilgili yaklaşımını net bir şekilde ortaya koymaya ve enflasyonla mücadele için faizlerin yükseltilmeyeceği mesajını vermeye başladı. O senenin mayıs ayında Londra’da Türkiye’ye yatırım yapan yabancı fon yöneticileriyle yapılan toplantıda da bunu kararlı bir şekilde ifade etti. Temmuz ayı başlarında da Berat Albayrak ekonomiden sorumlu bakan olarak atandı. Artık ekonomi politikalarının Erdoğan’ın tercihleri çerçevesinde doğrudan damadı tarafından uygulanacağına ilişkin kanaat hem ülke içinde hem de dışındaki yatırım çevrelerinde belirginleşmeye başladı.

2018 yazında kurları ve ekonomiyi etkileyen başka bir gelişme ise Rahip Brunson kriziydi. Rahip Brunson’ın tahliyesi Temmuz 2018’de mahkeme tarafından reddedilince ABD Başkanı Trump sert bir tepki verdi ve kurlarda çok ciddi bir sıçrama oldu. Seneye 3.79 TL seviyesinde başlayan dolar kuru kriz sırasında Ağustos ayında 7 TL’ye kadar çıktı ama Brunson tahliye edilip kriz yatışınca 6 TL’ye düştü. Ama artık daha aşağı inmiyor, ekonomideki riskler büyüyordu. 2019 yılı boyunca da enflasyon-kur-faiz dengesindeki gerginlik artmaya devam etti. TÜİK’in bütün düşük gösterme çabalarına karşın enflasyon artıyor ama faizler düşük tutuluyor ve kurlardaki artış eğilimi sürüyordu. Diğer yandan yabancı yatırımcıların Türkiye’den çıkışı durmaksızın sürüyordu.

Ülke ekonomisinde bunlar olurken Mart 2020’de dünya ve Türkiye Covid-19’la karşı karşıya kaldı ve ekonomilerde ciddi daralmaların sinyalleri gelmeye başladı. Türkiye açısından iç piyasa özellikle turizm, yeme-içme, ulaşım gibi belirli sektörlerde keskin bir şekilde daralmaya başladı. Bir yandan pandemiden zarar gören kesimlerin yardım talepleri artıyor, diğer yandan özellikle turizm gelirlerindeki ciddi azalma nedeniyle döviz gelirleri keskin bir şekilde düşüyordu.

Pandemi, zaten zor durumda olan ve yurt dışından gelen fonların azaldığı bir ortamda Türk ekonomisine ilave ciddi bir darbe vurmuştu. Bu ortamda sıkışan hükümet, pandemiden zarar görenlere ancak ilave kredi imkanları sunabiliyor, bütçeden ödenen karşılıksız nakit destek diğer ülkelerle kıyaslandığında çok çok sınırlı kalıyordu.

128 milyar dolar satışı

Pandemi dönemi, arzda yaşanan sıkıntılar nedeniyle fiyatların daha da artmasına yol açıyordu. Artan enflasyona rağmen faizlerin düşük tutulmaya çalışılması doğal olarak dövize olan talebi artırmaya başladı. Dövize olan bu talep sadece spekülasyon amaçlı veya bireylerin tasarruflarını koruma amaçlı alımlarından kaynaklanmıyordu. Dışarıya milyarlarca dolar tutarında borcu olan şirketler de bir an önce döviz alarak ilerideki daha yüksek kurlardan bir ölçüde kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Ayrıca ülkeden çıkan yabancı portföy (hisse senedi-tahvil) yatırımcılarının döviz talebi de oluyordu.

Kurlar üzerindeki bu baskıya rağmen faizler yükseltilerek Türk Lirasının cazip kılınması ve dövize olan talebin bastırılması istenmiyordu çünkü ilahlar büyümenin yüksek kalmasını ve gayrimenkul satışlarının durmamasını istiyordu. Bu amaçla 2020 yazında kamu bankaları konut kredisi faizlerini düşürüp piyasanın çok altında faiz oranlarından kredi vererek adeta devletin (dolayısıyla milletin) cebinden konut alımlarını sübvanse etti. Bu nedenle temmuz ve Ağustos 2020 aylarında rekor sayıda konut satışı oldu. Bunun sonucu olarak elbette konut fiyatları da yükseldi.

Bu arada kurları kontrol altında tutmak için sürekli döviz satılıyordu. Mekanizma çok net değildi ama kamu bankaları sürekli döviz satıyordu. Bu dövizlerin nereden geldiği belli değildi. Bir süre sonra anlaşıldı ki bu dövizler Merkez Bankası’nın rezervleriydi ve bu rezervler artık tükenmiş, hatta negatife geçmişti. Tam tamına 128 milyar dolar kurları kontrol etmek için satılmış ve koskoca TCMB’nin kasasında “rezerv” olarak tanımlanacak döviz kalmamıştı. Hükümet çeşitli ülkelerle swap anlaşmaları yaparak kasaya biraz döviz koydu ama bunlar komşudan alınan ödünç parayla banka hesabını kabarık gösterme çabasından başka bir şey değildi.

Bunun ortaya çıkması ve ekonomi yönetimindeki diğer sorunlar TCMB Başkanını koltuğundan etti ve ardından Berat Albayrak Kasım 2020’de bakanlıktan ayrıldı (veya alındı). TCMB Başkanlığına atanan eski bakan Naci Ağbal faizleri yükselterek doğru yönde bir adım attı, kurlardaki artışı kontrol altına almaya başladı ama  faizlerin yükseltilmesi fikrini sevmeyen Erdoğan buna ancak beş ay dayanabildi. Mart 2021’de Ağbal’ı görevden alıp şimdiki başkan Şahap Kavcıoğlu’nu atadı.

Son üç aydaki faiz indirimleri

Şahap Kavcıoğlu’nun Naci Ağbal’ın yükselttiği faizleri düşürmesi gerekiyordu ve rivayete göre Erdoğan kendisine beş-altı aylık bir süre vermişti. Ama bu dönemde enflasyon da artmaya devam ediyordu. Ayrıca artık kamunun (TCMB ve kamu bankaları) elinde satılacak döviz de kalmamıştı. Kavcıoğlu eylül ayına kadar bekleyebildi ancak. Artık Beştepe’de sabır tükeniyordu. Kavcıoğlu yönetimindeki Merkez Bankası, enflasyonun artmayı sürdürdüğü, FED’in global likiditede daralma sinyalleri verdiği, dolayısıyla kırılganlıkların arttığı Eylül-Kasım 2021 döneminde faizleri üç aşamada yüzde 19’dan yüzde 15’e indirerek, tam 4 puan düşürdü. Ekim ayındaki Yeşil Gazete yazımda da vurguladığım gibi  “Bir süredir ülkemizin koskoca Merkez Bankası, ekonomik yaşamımız için o pek önemli faiz kararlarını adeta sadece bir kişiyi düşünerek, onu mutlu etmek için alıyor gibi. Ekonominin istikrarı, enflasyonu dizginlemek ve beklentileri olumlu etkilemek gibi önemli olması gereken hedefler göz ardı ediliyor ya da ikincil plana itiliyor. Yeter ki o kişinin isteği ve beklentileri karşılansın.” Merkez Bankası’nın bu sert faiz düşürme hamlesi yaşanan krizi daha da derinleştirdi.

Faizlerin düşürüldüğü eylül-kasım döneminde tüketici enflasyonu hem TÜİK verileriyle hem de ENAG verilerine göre yükselmeyi sürdürdü ve reel faizler negatife döndü. Dolar ve Euro’dan oluşan döviz sepeti ise Eylül başında 9.05 TL iken 25 Kasım itibarıyla 12.74 TL’ye ulaştı. Kur sepeti üç ayda tam tamına yüzde 40 artmış oldu. Döviz kurlarındaki bu olağanüstü artışın enflasyonu fırlatması kaçınılmaz. Zaten her alanda fiyat artışları başladı bile. Önümüzdeki aylarda çok daha yüksek fiyat artışlarıyla karşı karşıya kalacağımız kesin ve artık enflasyon maalesef kontrol edilemez bir seviyeye doğru yol alıyor.

Bir ülkenin parasının değerini ve itibarını bir kişinin istekleri için feda etmek ve bunun yarattığı vahim sonuçlara insanları mahkum etmek ülkenin kurumlarının ve var olan yöneticilerin asli görevlerini unuttukları anlamına geliyor. Parasının itibarını ve halkının maddi koşullarını umursamayan bir iktidar ülkeyi yönetme kapasitesini de yitirmiş olmuyor mu?

Kategori: Hafta Sonu

ManşetTürkiye

Meclis Başkanı CHP’nin ‘128 milyar’ önergesini beğenmedi: Uzun olmuş, yanıtlar kolayca öğrenilebilir

TBMM Başkanlığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun kayıp 128 milyar dolar’la ilgili soru önergesini ‘uzun’ buldu, yanıtların başka bir kaynaktan ‘kolayca öğrenilebileceği’ gerekçesiyle önergeyi Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’a iletmedi.

CHP, eski Hazine ve Maliye bakanı Berat Albayrak’ın görev döneminde Merkez Bankası’ndan satılan 128 milyar doların akıbetini sorduğu bir kampanya başlatmıştı. Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, Hazine Bakanı Lütfi Elvan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli dahil pek çok yetkili soruya farklı yanıtlar verse de net bilgiye ulaşılamamıştı.

CHP’li Tanrıkulu ise Hazine Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle 26 Nisan’da 1128 soruluk bir önerge verdi.

Önergeyi değerlendiren TBMM Başkanlığı, içtüzüğe göre yazılı soru önergelerinin kısa olması ve ‘başka kaynaklardan kolayca öğrenilmesi mümkün olan’ sorular ile ‘sadece belli bir konu hakkında istişare edilmesi amacına yönelik sorulara yer verilmemesi gerektiğini belirtti.

‘Sorular kısaltılırsa yeniden değerlendirilebilir’

Tanrıkulu’nun önergesindeki 7’nci sorudan 1128’inci soruya kadar olan sorularının tamamının bu kapsama girdiğini kaydeden başkanlık, önergeyi işleme almadığını; kısaltılırsa yeniden değerlendirilebileceği kaydedildi.

TBMM Başkanlığı’nın içtüzüğe aykırı bulmadığı ilk altı soru şöyle:

  • 128 milyar rezerv kime satıldı?
  • Rezerv neden satıldı?
  • Satışın sorumluluğu kime ait?
  • 128 milyar rezerv esnafa mı gitti?
  • 128 milyar rezerv işçiye mi gitti?
  • 128 milyar rezerv çiftçiye mi gitti?

 

Kategori: Manşet

ManşetTürkiye

AKP propogandası geri tepti: ‘Yalan Üretim Merkezi’ videosunu hesaplarından kaldırdı

AKP, muhalefet partilerinin Merkez Bankası rezervlerinden kaybolan 128 milyar dolar için başlattığı “128 milyar dolar nerede?” kampanyasına cevap olarak paylaştığı animasyon videoyu hesaplarından kaldırdı.

“Yalan Üretim Merkezi” ismini taşıyan videoda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Sözcüsü Faik Öztrak karikatürize edilmişti. Videoda ana muhalefet partisinin “yalan jeneratörü” ile böyle iddialar ortaya attığı öne sürülüyordu.

AKP’li siyasiler tarafından çokça paylaşılan ve 2 milyondan fazla görüntülenen söz konusu videonun silindiği ortaya çıktı.

Kategori: Manşet

EkonomiManşetTürkiye

AKP’li Canikli’ye ekonomistlerden yanıt: MB döviz satmak zorunda değil

AKP‘nin Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Merkez Bankası rezervlerinde kaybolduğu belirtilen ve akıbeti sorulan ‘128 milyar dolar’la ilgili açıklama yaptı. Canikli şunları söyledi: “Piyasada dolara talep varsa, dolar talebi piyasa dinamikleri tarafından karşılanamıyorsa, TL’nin konvertibil olması yüzünden bu talebi Merkez Bankası karşılaması gerekiyor. Eğer bu taahhüdünün gereği talep edilen dövizi vermek zorunda. Bir talep var TL’den dövize geçme talebi. Piyasa karşılamıyorsa Merkez Bankası karşılıyor. Aksi halde temerrüde düşer. Temerrüd ne demektir? İflas demektir.”

Habertürk TV‘de Kübra Par‘ın ‘Açık ve Net’ programında gazetecilerin sorularını yanıtmayan Canikli “128 milyar dolar nerede” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Merkez Bankası bilançosuna baktığımızda bu anlamda rezervin kendisi gözüküyor. Sadece ismi değişiyor. Piyasaya TL vermek için bu yolla TL Dolar swapı yoluyla dahil ediyor. 2018-2019 yıllarında 30 milyar dolar cari açık oluşmuş. Bunun kaynağı da dış ticaret açığı ve ithalattır. İthalatın içinde altının payına baktığınız zaman bu dönemde Türkiye 2 yılda 36 milyar dolar altın ithalatı yapmış. 2019’da 11 milyar dolar 2020 yılında 25 milyar dolar. Bu altının küçük bölümü bankalara, kurumlara onun dışında önemli kesimi vatandaş tarafından satın alınmıştır.

‘Buharlaşma yok; özür bekliyoruz’

“Dolayısıyla bir buharlaşma yoktur. Bunu herkes kabul ediliyor. O paraları iç ettiniz, suistimale konu ettiniz, peşkeş çektiniz, yurt dışına transfer ettiniz gibi akılla mantıkla izah edilmesi mümkün olmayan iddialarda bulundular. Bu iddialarda bulunanlardan bir özür bekliyoruz. Bunu beklemek hakkımızdır. “

Satılan 128 milyar dolarla ilgili olarak  2017’de protokole getirilen ‘kamu bankaları eliyle döviz satma’ yönteminin doğal olduğunu öne süren Canikli, Merkez Bankası’nın doların yükselmesini engellemek için piyasaya mühahale etmediğini, arz açığını kapatttığını söyledi.

Alıcı dövizin Merkez Bankası’ndan geldiğini bilmediğini iddia eden Canikli, bu nedenle de bilgilerin gizli kalması gerektiğini kaydetti. Canikli şöyle konuştu:

“Piyasa karşılamazsa MB karşılıyor”

“Merkez Bankası bunları bu yöntemle piyasaya vermesi gerekir miydi? Elbette gerekirdi.

Piyasada dolara talep varsa, dolar talebi piyasa dinamikleri tarafından karşılanamıyorsa, TL’nin konvertibil olması yüzünden bu talebi Merkez Bankası karşılaması gerekiyor. Eğer bu taahhüdünün gereği talep edilen dövizi vermek zorunda. Bir talep var TL’den dövize geçme talebi. Piyasa karşılamıyorsa Merkez Bankası karşılıyor. Aksi halde temerrüde düşer. Temerrüt ne demektir? İflas demektir.

Yoğun bir döviz talebi sorunsuz karşılanan bir ekonomi yok şu anda dünyada. Esas sorun eğer bu talep ortadayken siz bunu karşılamamışsanız Türkiye Cumhuriyeti devleti yükümlülüğünü yerine getirememiş, Bu kelimeyi kullanmak istemiyorum ama iflas anlamına gelir bu.

Turizmde sıkıntı yaşanmamış olsaydı bu talebin önemli bölümü piyasa tarafından karşılanmış olacaktı ve Merkez Bankası kaynakları kullanılmayacaktı.”

Uğur Gürses: Serbest piyasa rejiminde böyle bir zorunluluk yok

Ekonomi Alla Turca adlı blogunda konuya ilişkin metinler kaleme alan ekonomist Uğur Gürses ise Merkez Bankası’nın döviz varlığıyla ilgili şu saptamaları yaptı:

“Merkez Bankası, aşağıdaki amaçlar doğrultusunda Ülkemizdeki rezervleri saklı tutar:

  • Para ve kur politikalarına olan güveni sağlamak ve bu politikaları desteklemek
  • Hazinenin yabancı para iç ve dış borç ödemelerini gerçekleştirmek için gerekli olan dövizi hazır bulundurmak
  • Ülkemizin ekonomisini yurt içi veya yurt dışında oluşabilecek ani finansal değişimlere karşı dayanıklı hâle getirmek
  • Uluslararası piyasalarda ülke ekonomisine duyulan güveni artırmak”

‘Para politikasında hata yaparsanız bunu örtmek için’  ya da ‘iktidarın seçim kaygılarını azaltmak için’ denilmiyor.”

Dalgalı kura dayalı serbest piyasa rejiminde merkez bankalarının her isteyene döviz satmak gibi bir zorunluluğu olmadığına değinen Gürses, sosyal medya hesabından da şunları söyledi:

“İktisat öğrencilerine not: Merkez Bankası kendisine getirilen her TL karşılığında döviz vermek zorunda değil, buna konvertibilite denmez. Bundan da temerrüt çıkmaz. İflas anlamına gelmez. Canikli’ye bakmayın siz…

Özgür Demirtaş: Faizi düşük tutunca dolar patlamasın diye

Sabancı Üniversitesi Finans Kürsüsü Başkanı, ekonomist Prof. Özgür Demirtaş da böylesi bir işlemin ardından,dövizi ve faizi aynı anda tutmanın mümkün olmadığı gibi,  her şeyin eskisinden daha kötüye gideceği uyarısında bulundu; “Üstelik cebinizdeki rezerv de gitmiş olur” dedi.

Emin Çapa: Diplomanızı alırlar

Ekonomi gazetecisi, Halk Tv programcısı Emin Çapa ise AKP’li siyasetçiye, “Diplomanızı elinizden alırlar Sayın Canikli” diye seslendi.

Ekonomi uzmanları, hem faizi baskılamanın hem de dövizi düşürmenin aynı anda mümkün olamayacağına dikkat çekiyor. Merkez Bankası kullanılarak yapılan müdahalenin serbest piyasa rejiminde zorunlu tutulmasının mümkün olmadığını vurgulayan uzmanlar, ayrıca bu girişimin dövizi düşürmeyeceği gibi tersine yükselteceğini kaydediyor.

Kategori: Ekonomi

ManşetTürkiye

128 milyar dolara neler satın alabilirsiniz?

Muhalefet partilerinin Merkez Bankası döviz rezervlerinden 128 milyar doların eksildiği iddiasıyla başlattığı “128 milyar dolar nerede?” kampanyası bir internet sitesine ilham oldu.

128milyardolar.net adresini ziyaret eden kullanıcılara bir alışveriş sepetiyle birlikte 128 milyar dolarlık bütçe veriliyor. Ziyaretçiler de aralarında Covid-19 aşısı, ekmek, soğan gibi ürünlerin ve Osmangazi Köprüsü ile otoyol gibi projelerin yer aldığı markette bu parayı harcamaya çalışıyor.

Sitede uygulama “128 milyar dolar aniden ortadan kayboluyorsa ya çok başarılı bir sihirbazın gösterisindesiniz ya da Türkiye’de yaşıyorsunuz” sözleriyle tanıtılıyor. Sitenin en altında ise “Merkez Bankası rezervleri gibi tüm hakları saklıdır” ifadeleri kullanılıyor.

Ne yaşandı?

Berat Albayrak’ın kasım ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden “affını isteyerek” istifa etmesiyle başlayan tartışmalarda muhalefet partileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası‘nın (TCMB) döviz rezervlerinden 128 milyar doların satıldığını ve bu miktarın nereye gittiğinin bilinmediğini öne sürüyor.

AKP’li siyasetçiler ise bu iddianın gerçeği yansıtmadığını paranın herhangi bir yere gitmediğini iddia ediyor.

CHP afişleri toplatıldı

CHP ise aylardır “128 milyar nerede?” isimli bir kampanya yürütüyor. CHP öncülüğünde İstanbul Büyükçekmece, Bursa Mudanya, Kırşehir ve Ardahan gibi bazı kent ve ilçelerde bulunan reklam panolarına ‘128 milyar dolar nerede?’ yazılı afişler asıldı.

CHP logosuyla basılan afişlerin savcılıklar tarafından vinçle toplatıldı. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan açıklamada, Beylikdüzü ilçesinde bir siyasi parti ismi ve logosuyla ilan ve reklam panolarına asılan afişlerin içeriğinin, TCK’nin 299. maddesi uyarınca “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğu iddiasıyla soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

Kategori: Manşet

EkonomiManşetTürkiye

128 milyar dolar nerede?

Berat Albayrak’ın kasım ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden “affını isteyerek” istifa etmesiyle başlayan döviz rezervleriyle ilgili tartışmada AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli’den açıklama geldi.

Muhalefet partileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası‘nın (TCMB) döviz rezervlerinden 128 milyar doların satıldığını ve bu miktarın nereye gittiğinin bilinmediğini öne sürüyor.

Hatta Reuters tarafından yapılan bir haberde eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal‘ın da 128 milyar doların kullanımı konusunda inceleme başlattığı için görevinden alındığı iddia edilmişti.

Canikli: Cehalet ürünü

Canikli ise yaptığı açıklamada “Merkez Bankasının doları ucuza veya pahalıya sattığına ilişkin değerlendirmeler, en hafif ifade ile cehalet ürünüdür” tepkisini gösterdi. Açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

128 milyar dolar nereye gitti? Dolar ucuz fiyattan mı satıldı? Birilerine peşkeş mi çekildi?’. Detaylandıralım, Merkez Bankasının doğrudan veya dolaylı olarak ticari bankalar üzerinden piyasaya verdiği dolarlar piyasada oluşan fiyattan satılır.Merkez Bankası, doların fiyatını belirlemez. Fiyat piyasada oluşur. Merkez Bankası piyasada oluşan fiyattan dolar satar. Bu nedenle, Merkez Bankasının doları ucuza veya pahalıya sattığına ilişkin değerlendirmeler en hafif ifade ile cehalet ürünüdür.

Dolar kimlere satıldı?

“128 milyar doların nereye gittiğini olabildiğince basite indirgeyerek anlatmaya çalışalım” diyen Canikli 2019 ve 2020’de doların kimlere satıldığını şu ifadelerle açıkladı:

Cari açığın finansmanı için Merkez Bankası 30 milyar dolar döviz satmış. (2019’da cari denge + 6,8 milyar dolar, 2020’de cari açık -36,8 milyar dolardır.) Yani 30 milyar doları ithalatçılar satın almış. 2019 ve 2020’de toplam 36 milyar dolarlık altın ithalatı gerçekleştirildi. 75 milyar doları Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişiler tarafından satın alınmış. Yani 75 milyar dolarlık Türk Lirası cinsinden hesaplarını dolara çevirmişler. Bu 75 milyar dolar, Türkiye’deki bankalarda hesaplarda durmaktadır.”

CHP afişleri toplatıldı

CHP ise aylardır “128 milyar nerede?” isimli bir kampanya yürütüyor. CHP öncülüğünde İstanbul Büyükçekmece, Bursa Mudanya, Kırşehir ve Ardahan gibi bazı kent ve ilçelerde bulunan reklam panolarına ‘128 milyar dolar nerede?’ yazılı afişler asıldı.

CHP logosuyla basılan afişlerin savcılıklar tarafından vinçle toplatıldı. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan açıklamada, Beylikdüzü ilçesinde bir siyasi parti ismi ve logosuyla ilan ve reklam panolarına asılan afişlerin içeriğinin, TCK’nin 299. maddesi uyarınca “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğu iddiasıyla soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

Babacan: Ciddi kural ihlali var

128 milyar doların akıbetini ve AKP’den gelen açıklamaları yeterli bulmayanlar CHP ile sınırlı değil. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili yaptığı açıklamada “130 milyar dolarlık rezerve kaybı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmayan bir şey. 2018 seçimlerden sonra taraflı cumhurbaşkanı ve akraba bakan beraberce bu ülkenin merkez bankasının tam 130 milyar dolarlık rezervini tükettiler. Bunla ilgili hiçbir açıklama yok. Tamamen karanlıkta yapılan döviz satış operasyonları var”ifadelerini kullandı.

Babacan, bu rezervlerin serbest kur rejimine aykırı bir şekilde eritildiğini ve “ciddi bir kural ihlali” yapıldığını öne sürdü.

 

Kategori: Ekonomi