Doğa MücadelesiEditörün Seçtikleriİkizdere DirenişiManşetTürkiye

Bir ağaç için ağlanır mı? Rize İkizdere’den izlenimler…

Rize‘nin İkizdere ilçesi Eskencidere Vadisi‘nde taş ocağına karşı uzun süredir devam eden bir direniş var. Direniş iki buçuk ayı aşkın süredir devam ediyor. İlk günlerdeki kalabalık artık yok, ama kararlı ve ormanlarını korumak için direnen insanlar hala orada. Ben de direnişi yerinde görmek için üç gün boyunca İkizdere’deydim.

Direnişçiler, bir ağacın bile kesilmesini istemiyor. Üstelik, kendilerine taahhüt edilen gibi iki senede buradan çıkılmayacağını ve söylenenden daha fazla alanın ormansızlaşacağından da eminler. Tüm bunların yanında, taş ocağı çalışmaları devam etse de mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini her fırsatta dile getiriyorlar ve şunu söylemekten de asla vazgeçmiyorlar: “Tek bir kişi bile kalsa mücadeleye devam”

Direnişçilerin sayıları azalsa da bölgelerini korumak konusunda kararlılar. Kimi köylülerin tehdit edildiği için kendini geri çektiğini, kimi para aldığı için çekildiğini söylüyor. Ama ne olursa olsun kararlı 30-40 insan direnişlerine tüm güçleriyle devam ediyor.

Çadırlar artık yok

İkizdere’ye ilk gittiğimde evi basılarak gözaltına alınan Dursun Baş ve oğullarıyla karşılaştım. Zaten, İstanbul’dan gitmeden önce de Dursun Baş ile konuşmuştum. ‘Ne zaman istersen gel, burada kalacak yer sıkıntısı da yok’ demişti.

Onların evi, direniş alanının yanında. Önce direniş alanına geçtik. Yaklaşık dokuz on kişi vardı. Fotoğraflardan gördüğüm çadırlar yoktu. Jandarma daha önce sökmüştü onları. Ama yağmurdan, soğuktan korunmak için yine bir çadır yapılıyordu. Jandarma daha sonra onun da kaldırılmasını istediyse de, direnişçiler çadırı kaldırmadı.

Bu arada jandarma taş ocağını korumaya devam ediyor. Köylüler, orman yollarını kullanıp taş ocağına ulaştığı için, artık jandarma da ormanın içinde konuşlanmış durumda. Artık köylüler, oralardan da taş ocağına ulaşamıyor.

Kesilen ormanın yerine orman yapılır mı?

Direnişçilerden Hüseyin Tat, yanlarına gittiğimde bana “Kızım dünyada görülmeyen bir sistem uygulayacaklar burada biliyor musun?” dedi. “Kayaları delip, ağaçları delip bu ağaçları yetiştirmeyi düşünüyorlar. Bu ne akla ne mantığa sığabilecek bir olay.”

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, taş ocağı çalışmalarının ardından bölgeyi rehabilite etmek adına bir çalışma yapılacağını, 10 tane ağaç varsa yerine 100 tane ağaç dikeceklerini söylemişti. Bu gerçekten de ne olabilecek ne de anlaşılabilecek bir şey.

Çalışma gece gündüz devam ediyor

Direnişin yanında, taş ocağı çalışmaları da hızla devam ediyor. Öyle ki geceleri bile vızır vızır geçen kamyon sesini duyabiliyorsunuz. Şantiyede çalışan işçilerin köyden olmadığı söyleniyor. Konuşmaya da hiç niyetli değiller. Sadece biri, İDEF Başkan Yardımcısı Musa Yılmaz, bir kamyonun önünde durunca, orada çalışmaya çok gönüllü olmadığını ifade edip  “Valla yarın gelme deseler, ben de gelmem” dedi.

Direnişçilerden Ali Akyıldız ile taş ocağı şantiyesinin bulunduğu alana çıktık. Daha yolun başında bizi görür görmez, kapıya özel güvenlik görevlileri geldi. İçeri girilmesine kesinlikle izin verilmiyor. Önceden bölge halkı girebiliyormuş, ancak, şimdi mümkün değil. Sadece kapıda durup şantiyeye girip çıkan kamyonlara bakmanıza izin var. Şantiyeye giriş kapısına da yapılacak taş ocağıyla ilgili bilgilerin yer altığı birkaç tabela konmuş.

Herkesin bildiği katliam

Ali Akyıldız ile taş ocağı çalışmalarının vadiye verdiği zararı görmek için yüksek bir yere çıktık. Buradan tüm vadiyi görebiliyorsunuz. Yemyeşil bir vadinin tam ortasının nasıl katledildiğini de görüyorsunuz. Üstelik bu alanın bu kadarla sınırlı kalmayacağını, giderek daha da genişleyen bir alanın katledileceğini de biliyorsunuz.

Bundan herkesin de haberi var. Orada yaşayan insanlar ağaçların yok olmaması için her şeyi yapmış, yapıyor. Dava açmış, sesini duyurmuş, nöbet tutmuş, ağaçta saatlerce beklemiş. Daha ne olabilir diye düşünüyor insan. Daha ne yapacaklar?

Hafızaları siliniyor

Direniş alanına tekrar geçince birkaç köylüyle daha konuşuyorum. Bana gözleri dolmadan o ormanı anlatan hiç kimse olmuyor. Dışarıdan anlamak çok zor, o alan onların hafızası, toprağı, nefes alanı. Bizim gördüğümüzden ve tahmin ettiğimizden çok daha fazlası. Birkaç ağacın kesilip yerine bin tane ağacın dikilmesinden çok daha kederli bir şey. O ağacın kesilmesi hafızayı söküp atmak, nefessiz bırakılmak ve geçmişle geleceğin bağının kopması demek onlar için.

Bu direniş, bir kadın direnişi

Bu direniş en büyük gücünü kadınlardan aldı tabii ki. Ayşe Baş‘ın taş ocağının yapılmasına karşı ağlamasını, feryatlarını dinledik günlerce. Ayşe Teyze hala aynı. “Küçücük yerimiz var onlara da mı göz diktiler?” diyor. “Dinamitler patlayınca burada hiç oturamayacağız diyor, nereye gideceğim?” diyor.

O kadar yalın ve basit ki aslında istedikleri, bizim vadimiz biz de kalsın. Ormanlarımız kesilmesin. Mevzunun önü arkası, sağı solu hepsi bu.

Pervin Baş, evlerine yapılan baskında terörist suçlamalarıyla karşılaşmasına kızmış. “Ne aradınız da buldunuz evden? Ne buldunuz? Siz utanacaksınız demiştim. Biz bir aileyiz” diyor.

Yapılan baskında Dursun Baş’ın telefonuna ve oğlu Ali Baş‘ın bilgisayarına el konuluyor. Ali, bu yüzden internet üzerinden olan üniversite sınavlarına giremiyor.

‘Dinden bahseden bunları yapar mı?’

Mecliste yaptığı konuşmasıyla herkesin dikkatini çeken Ayşe Albayrak da “O zengini de musalla taşına koyacaklar. Demeyecekler ki bu Mehmet bu çok zengin buna biraz verelim. Ayşe fakirdi, Ayşe’ye az verelim. O da yedi arşın kefen alacak. Ben de yedi arşın kefen alacağım. Bu insanlara bu kadar zulüm etmek, bu insanlara bu kadar gözyaşı döktürmek zulüm değil mi? Hem dinden bahsediyorlar. Dinden bahseden bunları yapar mı?” diye konuşuyor.

Teran Baş da bu konuda hiçbir yorum yapmayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a oldukça kızgın. Cumhurbaşkanına ithafen, “Buraya da gelsin. Gözü gözümüze bir vursun” diyen Baş, “Bu zulümü bize neden yapıyorlar? Biz ne yaptık?” diye soruyor.

İkizdere’deki yıkım sadece bu taş ocağıyla sınırlı değil. Bölgede neredeyse her dağın başında bir dozer var. Tablo gibi yemyeşilliğin tepesindeki dozerler o kadar kötü ve o kadar aidiyetsiz duruyor ki.

Diren hep yanlarında

Direnişin en büyük destekçilerinden Diren köpek, direnişçilerin alanından hiç ayrılmıyor. Taş ocağına çıkarken de sizi hiç yalnız bırakmıyor. Ara sıra, şantiyeye çıkan kamyonlara havlıyor. Belli ki Diren de mücadelesinden vazgeçmeyecek.

Tarihe not

Bu direnişin nasıl bu kadar süre devam ettiğini kadınların güçlerinden ve kararlılığından görebiliyorsunuz. Jandarmanın karşısına ilk çıkan onlardı, taş ocağını istemediklerini ilk haykıran ve seslerini herkese duyuran onlardı. İkizdere’de neler olduğunu şu an biliyorsak onlar sayesinde. Taş ocağı yapılır, hayata geçer geçmez, onu şu an bilmiyoruz. Ama şu olay tarihe not edildi: İkizdere’de taş ocağına karşı aylarca süren bir direniş yaşandı. Bu direnişi kadınlar başlattı, sürdürdü ve tüm dünyaya duyurdu.