Yeşeriyorum

Barış Yürüyüşü

0

Hayat uzun bir yürüyüştür. Bazen bu yürüyüşte çakıl taşları çarpar ayağımıza an’lık bir acıdır devam ederiz, Bazense mayınlar döşelidir, vurularak ölürüz. Bazense mehtaplı bir gecede hayatın asfaltında yarına dair güzel düşler kurarız, sonra Gökyüzüne bir salıncak kurar, oturur ordan uzun, uzun upuzun yolu seyre dalarız. Bu yürüyüş için belki bir ömür harcamak gerekir.

Bazense Barışa yürüyüşte yan yana, yana yana durduğumuz milyonlarca ömürle tek yürek olarak yol alırız. Bazense; çocukluğumuzun o yaralı eksik coğrafyasına dolu dizgin gideriz barışa dair düşlerimizle durmaksızın. Yollar bizi içimizdeki bilmediğimiz ülkeye sürükler kimi zamanda. Gözlerimizin, yüreğimize dokunduğu her rengi, tekrar, tekrar görmek ve yaşatmak isteriz yolculuğumuz boyunca.

Gittiğimiz her neresi ise önce giyimlerimizle ağırlanırız, düşüncelerimizle yolcu ediliriz. Hayat öğrendikçe, öğrenilmeye devam edilen bir yolculuktur. Düşüncemizi inanarak giydik mi bir kez sırtımıza gittiğimiz her yerde olmasada vicdanların en derininde mutlak saygıyı görürüz ince, ince. Yüzyıldır Barış ve İnsanlık elbisesine hasret kaldı Mezopotamya. Kimine göre bu elbise çok ağır, kimine göre hafif. İnsanoğlunun hangi vicdan penceresinden baktığına bağlıdır. Bu elbiseye kimin nasıl baktığına göre değil, kendimize nasıl yakıştırdığımız önemlidir. Bu elbisenin İnsan olma yolunda yürüyen herkeste güzel ve anlamlı duracağına inanıyorum.

Şimdi bir sevda doğuruyorum düşlerimde adı barış olan, savaşın tam orta yerinde kurşunlanırken gencecik bir Ceylan. Ceylan bakışlı oluyorum, gözlerimi kocaman açarak bir fotoğraf karesine. Başka Ceylan’lar öldürülmesin diye bu topraklarda Barışa yürüyorum/yürüyoruz.

Deriz ki, hep keşkeler olmasa insan hayatında yada ne kadar keşkelerimiz azsa o kadar mutluyuzdur. Benim keşkem nicedir, benim halkımda, bütün halklarda  yönetenlere inat Ötekilerle Barış adına el ele olup neden bir türlü bu elbiseyi giyemiyorlar neden? Oysaki, bir kez giyebilse bu elbiseyi  insanlık… Silahlar sonsuza dek susacak.

Gelin hep birlikte halaya durur gibi barışa yolculuğa çıkalım. En azından demokratik açılım veya barış süreci dediğimiz bu süreçte İnsana kıymaya değil, insana yanmaya gidelim.

İşte o zaman barış belki yarın, belki yarından da yakın olacaktır. En büyük yolculuk uzak diyarlara yol almak mıdır? yoksa içimizdeki yolculuk mudur? içindeki ben’e ulaşan mutlaka yaşanılabilir bir dünyanın da kapısını aralar. Çığlıklar yolculuk etmesin, sussun, dalga dalga barış sözleri yankılansın kentlerde ve koyaklarda.

Çığlıklarımız karışmasın artık kimsesiz ve yapayalnız dağlarda. Her çığlık sahibini bulur bir gün biliriz.

Gözlerimiz 100 yıldır bekler barışın renklerini. Yüzyıldır bekler bu yürekler hep birlikte halaya durmayı. Hewsel bahçelerinde süt beyaz bir güvercine hasrettir gökyüzü. As olan  ne etnik, ne dini, ne cinsel, ne sosyal, ne politik, ne ekonomik ötekileştirmedir. Ötekine attığımız adımdır Barış yürüşü.

Ötekine sevdalandığımız, öteki ile halaya durduğumuz, ötekinin beriki olduğunu anladığımız an’dır barış. Dicle olup akmak, Fırat olup hüzünlenmek, Amed olup direnmek, Turabdin’de yıldızlara sevdalanmaktır barış. Ben bir kadın, bir ana olarak ötekini kucakladığım ölçüde ve Süryani halkına attığım adım kadar insanım. Haydi gelin hep birlikte İnsan olmaya, insana yanmaya yol alalım.

İZMİR SÜRYANİ DOSTLUK,KÜLTÜR VE DAYANIŞMA PLATFORMU SÖZCÜSÜ

ZEYNEP TOZDUMAN

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.