Kültür-SanatManşet

Altın Koza Notları 3. Gün: Köksüz, Salma, Yozgat Blues ve Katalog skandalı

0
Filmin fragmanını youtube'da bulamadım maalesef

Adana’nın film festivalinde üçüncü günü de tamamladık. Ben şahsen gazeteci değilde sinema izleyicisi kimliğim ile Altın Koza’da bulunduğumdan filmlere odaklanmış durumdayım. Hangi filmi izlemek istiyor isem orada alıyorum soluğu. Adana’da Altın Koza’nın filmlerinin oynadığı üç sinema (Arıplex, Optimum, Cinemaximum) ayrı ayrı yerlerde olduğundan seçtiğiniz film tüm günü geçireceğiniz sinemayı da belirliyor aşağı yukarı.

Çarşamba günü’nü bu nedenle “Köksüz” ve “Yozgat Blues”u film ekibi ile birlikte izleme şansını kaçırmamak adına CineMaximum’da geçirdim. Zaten yarışma filmlerinin ilk gösterimleri Real AVM içindeki bu sinema kompleksinde yapılıyor. Pazartesi akşamı ilk Altın Koza filmimi Çarşı içindeki Arıplex’te izlediğim “İnsanların Parkı” (People’s Park) filmini bu kadar sevmemin nedeni belki de Arıplex’in Atatürk Parkı’nın hemen yanıbaşında, şehrin tam göbeğinde yer alıyor olmasıdır kimbilir.

Lafı uzatmadan Altın Koza’da 3. günü nakletmeye başlayalım

Önce özetler

1) “Köksüz” ve “Keşke bir kısmınız salondan ayrılsa da dizlerim daha az titrese” diyen Deniz Akçay Katıksız

2) Hindistan’dan bir Tamil kadını hikayesi, “Salma”

3) Film yönetmenine mi aittir senaristine mi, işte bütün mesele bu, “Yozgat Blues”

4) Altın Koza’da katalog skandalı: Basına ve davetlilere var ama sinemasever kitleye yok

Ve ayrıntılar

1) “Köksüz” ve “Keşke bir kısmınız salondan ayrılsa da dizlerim daha az titrese” diyen Deniz Akçay Katıksız

En sevmediğim şey seyretmeyi istediğim bir film hakkında bir yazı okurken filmin anlatılmasıdır. Sevmemek ne kelime, nefret ederim. Bu nedenle çok sevdiğim “Köksüz”ü anlatacak değilim.

Filmin kurgusu, senaryosu, oyunculukları, sahneleri, akışı vsr kısaca herşeyi Seyfi Teoman En İyi İlk Film ödülünü İstanbul Film Festivali’nde alan yönetmenin ilk filminin bu olduğuna dair kuşkuya düşürüyor insanı.

Köksüz’ü izlerken Turgut Uyar geldi bir andan sonra aklıma, hayır hayır, bir şiiri ya da dizesi ile değil, “Korkulu Ustalık” isimli denemesi ile. Uyar usta Metin Altıok abim için kullanmıştı sanırım bu tabiri. Köksüz’den sonra her aklıbaşında sinemasever gibi beni de Deniz Akçay Katıksız’ın bir sonraki filminin heyecanı sardı.

Film sonrası sahneye dört güzel kadının çıkması da ayrı bir güzellik kattı gösterime. Ceylan Özçelik sunumunda yönetmen Deniz Akçay Katıksız ve oyuncular Lale Başar ile Ahu Türkpençe sinemada kadınlar daha çok yer kaplasın duygumu iyiden iyiye perçinledi. Deniz’in samimi heyecanı ve ilk sözü aldığındaki, “Keşke bir kısmınız salondan ayrılsa da dizlerim daha az titrese” beyanı ise bu yönetmene daha bir ısınmamı sağladı.

Altın Koza tam olarak halkın festivali. Biletler bedava olduğundan avare gezerken duyann insanlarda gelip film izleyebiliyor. Ve onların “olur mu olmaz mı” diye düşünmeden söz alıp içlerinden ne geçerse paylaşmaları bana göre Altın Koza’ya ayrı bir samimiyet katıyor. Filmin final sahnesinde yaşanan ile kendi hayatı arasında paralellik kuran bir izleyici çıkıp, “yeni filminizde çocuklar ne oldu onu çeker misiniz?” dedi mesela.

Soru cevap kısmında Deniz’e de aktardım bu hissiyatımı. Yarışma kategorisinde yer alan filme benim verdiğim puan ise 8.

2) Hindistan’dan bir Tamil kadınının hikayesi, “Salma”

Aslında ben plansız izliyorum Altın Koza’yı. Bildiğim filmlerde sorun yok ama işte böyle ne izlesem bilemediğim durumlarda aportta kalabiliyorum. “Köksüz” sonrası da öyle oldu. Hangi filme gideceğimi bilmiyordum. Aldım ben de broşürü hızlıca telefonumdan sıradaki üç filmi inceledim ve aktivist bir kadının başarı hikayesinin aktarıldığı “Salma” da karar kıldım.

http://www.youtube.com/watch?v=9FSll2mVppk

Filmi İlksen ile birlikte izledim (İlksen de kim diyenler dün yazdıklarıma göz atabilir). Hemen önümüzdeki koltukta ise kadın mücadelesinin önemli isimlerinden Çiğdem Mater oturuyordu iki arkadaşı ile birlikte. Tüm salonda 30 kişi bile değildik. Altın Koza’da yarışma filmleri dışında durum maalesef böyle.

Salma, 13’ünde adet görmeye başladığı ilk günden itibaren hayattan koparılıp eve hapsedilen müslüman bir tamil kadınının hikayesi. Belgesel filmde yazdığı şiirler ile bu çeperi kıran Salma köyüne geri dönerek akrabaları ve çevresi ile Tamil kadınlarının bu durumunu sorguluyor.

Belgeselde beni kadınların yaşadıklarından çok şiir ile bu çeperin kırılmış olması çekti. Şiir acaba kendi topraklarımdaki insanlarda da aynı şekilde değişime yol açar mı diye sormadan edemedim kendi kendime.

3) Film yönetmenine mi aittir senaristine mi, işte bütün mesele bu, “Yozgat Blues”

“Uzak İhtimal”i çok ama çok sevmiştim. Yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun’un yeni filmi “Yozgat Blues”u ise ilk duyduğum andan beri görmek istiyordum. Üstelik bu sefer “Uzak İhtimal”in yaratıcıları ile tanışma imkanım da vardı. Ama, beklentiler ve gerçekler için anca şu kadarını söyleyebilirim, Uzak İhtimal

Filmin fragmanını youtube'da bulamadım maalesef

Film beklediğim gibi çıkmadı. Ama sinema değişik bir alandır, o ana bağlı olarak sizi etkileyen zilyon şeyden dolayı perdede izlediğinizi ya sever ya sevmezsiniz. Bir daha izlediğimde başka başka şeyler bulup severim belki de “Yozgat Blues”u. Zaten doğru kelime “sevmek” değil burada, “beklediğim gibi çıkmamak”.

Beklediğim gibi çıkmadı derken kastettiğim şu aslında, “Uzak İhtimal”i ortaya çıkarmış bir zihin bundan çok daha iyisini yapacaktır yargısı beni biraz sükut-u hayale uğrattı. Diğer yandan filme çok iyi yedirilmiş ustaca esprilerde ben de salondaki pekçok kişi gibi kahkahayı koyverdim tabi. Ama alttan alta da “bu filmde taşraya dair bir yergi hatta bir aşağılama mı var” diye düşünmeden edemedim.

Filmden sonra ekibin sahneye çıkması ile bambaşka bir görüntüye büründü durum benim gözümde. Her soruya nedence yönetmen Mahmut Fazıl Coşkun değilde senarist Tarık Tufan yanıt veriyordu. Hem de “şöyle yazarım, böyle anlatırım, Albert Camus’nün bir lafı vardır (aynen böyle dedi adam yahu)” vsr gibi uzun replikli yanıtlar veriyordu üstelik. Bende de şafak attı ister istemez. “Film yönetmenindir kardeşim, senaristin değil, yerini bil” diye haykırmak istedim. “Burası kitap fuarı mı bana ne senin nasıl yazdığından, ben film festivaline geldim, yönetmen ne göstermek istemiş onunla ilgiliyim”i söylemek istedim. Söz bana verilse bunları söyleyecektim de ama nasip değilmiş.

4) Altın Koza’da katalog skandalı: Basına ve davetlilere var ama sinemasever kitleye yok

İlk haberi ilk günden beri festivali birlikte takip ettiğim ekipten Yaşar abi (Gökoğlu) verdi. “Festival yönetiminden biri ile konuştum katalog halka verilmeyecekmiş. Basın ve davetlilere dağıtılacakmış” dedi. “Nasıl yaa…!!!” dedim. Ben festival katalogu hastalığı olan bir adamım evde son 20 yılın katıldığım tüm festivallerine ait katalogları halen saklarım diye isyan ettim.

Asıl darbe ile akreditisyon yaptırarak Altın Koza’ya basın kontenjanından dahl olan İlksen’den geldi. “Abi ben katalogu aldım. Kaldığım otelde basına dağıttlar” dedi. E şimdi ölür müsün, öldürür müsün! El insaf. Zaten tonla program arazı varken bir de bu çıktı başımıza. Geçen sene de aynı terane yaşanmış öğrendiğim kadarı ile.

İlksen ile danışıklı dövüş yapıp bana da katalog edindirme planı bile yaptık. Şimdi plan uyarınca benim yollara düşmem gerekiyor. Yeni bir Altın Koza yazısında görüşmek umudu ile.

Real’den kendi sahanızda altı gol yemiş çaresizliği içinde kalın
ama sinemasız kalmayın !

ps: bu satırları Galatasaray’ı için canını anda teslim edecek bir cimbom sevdalısı yazıyor, onu da bilin…

 

#anavarrza

Haber ve Fotoğraflar: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Kültür-Sanat

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.