Editörün Seçtikleriİfade ÖzgürlüğüKadınTürkiye

AKP’nin İslam anlayışına dindar kadınlar da başkaldırıyor: Başörtümüzden ibaret değiliz

Dosya Haber: Maaz İbrahimoğlu

AKP’nin yıllardır kendi siyasetinde işlevsel kıldığı dini argümanların etkisi bir süredir muhaliflerinin ötesinde kendi habitatında, özellikle dindar kadınlar arasında eskisi kadar güçlü  değil. Kendini “dindar” olarak nitelendiren pek çok kişi, artık çeşitli etkinliklerde AKP karşıtı tavır sergilemekten çekinmiyor. Gerek siyasal alanda gerekse dini tartışmalarda AKP politikalarına muhalif olan dindarlara hüküm geçirilemeyince de devreye yargı ve kolluk kuvvetleri giriyor. Özellikle de dönüştürücü potansiyelinin farkında olduğu kadınlara karşı…

Geçtiğimiz günlerde aktivist Zeynep Duygu Ağbayır’ın telefonu çaldı. Arayanlar polisti. “Hakkınızda şikayet var. İfade vermeye gelmelisiniz” denildikten sonra telefon kapandı. Pazartesi ifade vermeye giden Ağbayır, konunun hadis temalı bir dini tartışma olduğunu orada öğrenebildi. 

Sosyal medyayı takip edenler haziran ayında bazı kadınların, erkek egemen kültürün klişe haline gelmiş sözlerini eleştirmek ve farkındalık oluşturmak için Twitter’da  bir kampanya düzenlediğini hatırlayacaklardır. Söz konusu etkinlik kapsamında atasözleri, kalıplaşmış eril cümleler, uydurma hadisler başta olmak üzere erkeği yücelten, kadını aşağılayan cümleler tersine çevrilmişti.  

Zeynep Duygu Ağbayır: Müslüman erkeklerin üzerine bizim kadar gelmiyorlar

Zeynep Duygu Ağbayır da tweet atan isimlerden birisiydi. Ancak CİMER’e şikayet edildiği için polis tarafından karakola çağrılıp ifade verdi. Dini bir tartışmanın karakolluk olmasını değerlendiren Ağbayır, aradan sekiz ay geçtiğini ancak şikayetin yeni yapıldığını söylüyor. Ağbayır’a göre kendisinin şimdi şikayet edilmesinin altında yatan neden ise Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protestolara verdiği destek. 

Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör olarak atanmasının ardından başlayan ve halen süren protestolarda AKP ileri gelenlerinin en çok tartışma konusu haline getirdiği konulardan biri de başörtülü ve LGBTİ+ öğrencilerdi.

Ağbayır, iktidara yapılan itirazlarda LGBTİ ile başörtülü olan öğrencilerin iktidarca daha görünür kılındığını ifade ediyor. Örnek olarak da LGBTİ’li öğrenciler ile Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Şeyma Altundal’ı gösteriyor. Müslüman muhalif erkeklere başörtülü kadınlar gibi vurgu yapılmadığını  kaydeden Ağbayır şunları anlatıyor:

“Haziran’da tersten okuma etkinliği başlamıştı. İnsanlar, kadın ibaresinin geçtiği söylenen ifadeyi değiştirip erkekler için yazıyordu. Ben ve birkaç arkadaşım ‘Bunu neden uydurulmuş hadisler üzerinden yapmayalım’ deyip böyle tweetler attık. O zaman çok tepki almıştık ve sonrasında bir arkadaşım ifadeye çağrılmıştı. Ama üzerinden sekiz ay geçmiş ve polis beni yeni çağırdı.

Ben hakim olan kurumsal din üzerine eleştirilerimi sık sık yazıyorum. Belki son dönemde yapılan protestolarda kimsenin kimliği göze batmazken, protestoculardan olan LGBTİ ve başörtülü kadınların kimliği göze battı. Bunlar üzerinde de yorumlar yapmıştım. Burada muhalif Müslüman erkekler de var ama onlar bu kadar eleştirinin odağında olmuyor. Ama herhangi bir protestoda, bir itirazda önce  bizim söylediğimiz değil, başörtülü kimliğimiz yani görünür kimliğimiz ortaya çıkıyor ve bu hedef haline getiriliyor.”

Boğaziçi protestoları sırasında polis tarafından darp edilerek gözaltına alınan Şeyma Altundal.

Ağbayır, erkeklerin kayırıldığı ve kadınların yerildiği bir söylemin adaletten uzak olduğunu ve bunun eleştirilmesi gerektiğine de dikkat çekiyor:

Beni şikayet eden, ‘Müslümanlar dinleri için canını malını feda eder. Bizim canımızı malımızı feda edeceğimiz değerlerle dalga geçiliyor’ gerekçesiyle şikayet ediyor. Halbuki o tweetin altında o kadar hakaret, o kadar tehdit vardı. Onlar için bir şikayet yok ama bunun için bir şikayet var. Neden? Biz aslında hiçbir şey yapmadık. Bir dinin referansı gibi sürekli önümüze çıkan yorumlarda, kadınlar yazılan yere erkekler yazdık. Bu bir hakaret ise dine hakaret, inandıkları Allah’a hakarettir. Bir iftira atıyorsun yani. O zaman Kuran adaletten bahsedemez. Adaletten uzak, ayrımcılık içeren ve Kur’an’ın esasıyla çelişen şeyleri dinin referansı olarak göremem. Tabi ki itiraz edeceğim.”

‘O, başörtülü kimliğimden faydalanıyor ben faydalanmıyorum’

.Bir “normalleşme” umduğunu belirtiyor Ağbayır, bir şeye itiraz ederken, başörtüsü ile, onun üzerinden değil, temel hak ve özgürlüklere inandıkları yerden itiraz ettiklerini ifade ediyor.

“Dine gelen her eleştiriyi tehdit olarak algılamaları kendilerini daha zayıf bir temelde konumlandırdığını gösteriyor. Onun için bence bu kadar panikliyorlar” değerlendirmesini yapan Ağbayır’ın ifade sırasında yaşadıkları ise kendi anlatımıyla şöyle:

 Önüme twitlerimi getirdiler. Evet, bunlar benim dedim. Bunlar din ve inanç özgürlüğüne girer. Herhangi bir hakaretin söz konusu olmadığını söyledim. Burada asıl olan şu ki, dini mevcut gücün bir aracı olarak kullanıyorlar. Sen orada kullandıkları aracı ellerinden çektiğin an öfkeleniyorlar. Müslüman bir erkek çekince o kadar rahatsız olmuyorlar. Halbuki hadis, fıkıh tartışmaları çok öncesine dayanmakta ve halen devam etmekte. İlahiyatçılar kendi aralarında tartışıyorlar vs. O zaman bu kadar öfkelenilmezken benim attığım tweetlerin sadece erkek yerine kadın yazıldı diye sorguya çekilmesi çok saçma. Burada diyor ki ‘sen başörtünle bana aitsin. Benim sana sağlayacağım otorite çerçevesinde o vicdan ve adalet çerçevesinde hareket edebilirsin. Dışına çıkamazsın’. Ama ben dışındayım. O başörtülü kimliğimden faydalanıyor. Ben faydalanmıyorum. Ben başörtülü kimliğim üzerinden kendimi var etmiyorum. O beni o şekilde var etmek istiyor.”

Ağbayır’a göre uzun süredir iktidarın kullandığı dini söylemlerin toplumda karşılığı zayıf. Zira yaşanan adaletsizlik, ekonomik sıkıntılar ve liyakatsizlik başta olmak üzere birçok konuda insanlar artık iktidarın dediğini kabul etmek yerine sorguluyor. 

Zeynep Algı: Bilgi ve muhakemesi eksik olan dayatma ve baskı yolunu seçiyor

Böyle düşünen sadece Ağbayır değil. Haziran’daki tersine çevirme etkinliğinde attığı tweetlerden dolayı ifadeye çağrılan isimlerden biri de Zeynep Algı. Algı, uydurma olduğu ifade edilen bir hadiste geçen kadın kelimesini erkek kelimesiyle değiştirince bir ilahiyatçı onu Emniyet Genel Müdürlüğü’ne şikayet etti. Hadisi tahriften karakolluk olan Algı ise görüşlerinin arkasında olduğunu belirterek ifadesini verdi.

Kadınların verdiği bu mücadelelerin karakolluk sonuçlar doğurmasına neden olarak, bilgi ve muhakeme yetenekleri eksik olanların dayatma ve baskı yolunu seçtiğini söylüyor Algı.  

Erkekler tarafından kadınlara çizilen sınırları kabul etmeyen kadınların böylece hedef alındığını ve sindirilmeye çalışıldığını kaydeden Algı, egemenler bugüne kadar pek yerde dini söylemlerle kitleleri bir şekilde yönlendirebildiğine ancak son zamanlarda artan dini söylemler ve kurumsal din algısının, insanları eskisi kadar etkilemediğine dikkat çekiyor.

Zeynep Algı.

Ancak, bazı kadınların da sistemin mevcut işleyişine destek verdiğini hatırlatan Algı, “Kadınların bu çabalarına ve düşüncelerine karşı baskı kurmaya çalışıyorlar. Dayatma ve şiddetle üstesinden gelebilecekleri bir araçları yok. Bilgi ve muhakeme yetenekleri ile seni ikna edemedikleri için de bu tarz dayatma yollarına giriyorlar. Sadece erkekler rahatsız olmuyor. O düşünceye sahip insanları baskılama meselesidir bu bir yandan. Mesela Zeynep Duygu’yu şikayet eden de bir kadın” diyor.

‘Sistem kendini dinin sahibi görüyor ama değil’

Algı’ya göre kadınların mücadelesi sayesinde başörtüsü söylemi artık iktidarın tekelinde değil. Bu kozu kaybetmek istemeyen sistem ise polisi, savcıyı devreye sokuyor:  

Şu an sistem bu konuları gündeme getirerek kendini dinin sahibi görüyor. Polisiyle, savcısıyla koskoca devlet bu konularla ilgiliydi hep. Tek sesli toplum istiyorlar. İnsanların farklı sesini baskılamaya çalışıyorlar. Bu sebeplerden dolayı mahkemeye ya da polise ifade vermek çok yersiz. Polis daha ayet ve hadis ayrımını bilmeden meseleye giriyor. Ancak yine de bu meselelerin gündem olması ve tartışılması taraftarıyım. İnanç ve din özgürlüğü olmalı ve herkes bu konuda kendini ifade edebilmeli. Bu işleri karakolluk, mahkemelik etmenin hiçbir mantığı yok. Kadınların dini düşüncelerini değiştirmek için devleti görevlendirmenin hiçbir faydası yok”.  

Hadiye Yolcu.

Hadiye Yolcu: Kadınların iktidarın elinden din kozunu aldı

İktidarın dini söylemlerinin karşılık bulamadığını ifade eden Antikapitalist Müslümanlar grubundan Hadiye Yolcu ise artık riyakarlıkla yol almanın imkansız olduğunu söylüyor. Yolcu da iki yıl evvel kurdukları Yeryüzü Sofrası konulu iftar etkinliğinde birkaç arkadaşıyla beraber yerlerde sürüklenip gözaltına alınmıştı, yargılamaları ise halen devam ediyor.

Kadınların mücadelesi sayesinde iktidarın elinden din kozunun alındığını kaydeden Yolcu şöyle konuşuyor:

“İktidarın dini söylemleri karşılık bulmuyor çünkü riyakârlıkla bir yere kadar götürebildiler meseleyi. Öncelikle kadınlar pratikte gördü ki; başörtüsünü takacak ama baş, örtünün kendisinden daha öncelikli. İktidar, başörtüsü meselesinde kadına önem veriyormuş gibi görünse de kadına şiddet konusunda meclise gelen önergeleri reddederek, İstanbul Sözleşmesi‘ni dikkate almayarak, 6284’ü uygulamayarak sınıfta kaldı. Katilin, tecavüzcünün sığınağı hâline geldiler neredeyse. Kadınlar bu gerçekleri görüyor ve artık iktidarın ve onun borazanlığını yapan Diyanet’in sözüne güvenmiyor. Eylem ve söylemin bu kadar çatıştığı bir noktada sözün geçerliliği mümkün değildir. Ve maalesef iktidar kendi işine gelmeyen her konuda baskıyı kullanıyor. Din, dillerinde oyuncak oldu. Dertlerinin gerçekte din olmadığını her konuda net olarak görüyoruz.

Yeryüzü Sofrası yargılanıyor bu ülkede. İki yıl olacak bu Ramazan ayında, hala mahkemelere gidiyoruz. İftar yapmanın suç olduğu, Müslüman olduğunu iddia edenlerin iktidarında tarihe geçti. Çünkü paylaş diyor, eşit olalım diyor, israf etme diyor o sofralar ve bu iktidarın hiç işine gelmiyor. İnsanlar ‘o kadar da değildir yahu’ diyorlar. Vallahi o kadar! Tek adam, karşısında kimsenin birleşmesini istemiyor. Yeryüzü Sofrası’nda inancına, rengine, kimliğine bakılmaksızın herkes ekmeğini bölüşüyor ve bundan daha tehlikeli çok az şey var iktidar için.”  

Diyanet’in bu süreçte haktan değil, iktidardan yana olmayı seçtiğini kaydeden Yolcu sözlerini şöyle bitiriyor:

Diyanet de Hakk’ı seçmek yerine iktidarı desteklemeyi tercih etti. Kadın cinayetleri, iş cinayetleri, çocuk istismarı konularında adaletin safında duramadı. Bu İslam değil! Bu iktidarın güç oyunudur ve ona dahil olan herkes suç ortağıdır.”

Berrin Sönmez.

Berrin Sönmez: Kadının gücünün farkındalar, baskı bu yüzden

Müslüman yazar Berrin Sönmez ise eskiden başörtülü kadınların eğitim ve çalışma hakkından mahrum edilerek gündem edildiklerini ve o şekilde görünür olduklarını hatırlatırken, şimdiki iktidarın dindar camiayı oy deposu olarak konsolide edebilmek için muhalif duruşu olan Müslümanlara baskı uyguladığını anlatıyor.

Muhalif duran dindarlara baskının başörtülü kadınlar üzerinden yapıldığını belirten Sönmez’e göre, iktidar cenahı kadınları ikincil konumda görse de kadınlardaki dönüştürücü gücün de farkında. Kendi kitlesinin dönüşüp değişmemesi için de muhalif olan başörtülü kadınların üzerine bilerek gidiyor. AKP döneminde laiklik ilkesinin uygulanmadığını kaydeden yazar Sönmez şu ifadeleri kullanıyor:

“Eğer laiklik ilkesi uygulansaydı kadın ya da erkek rivayetlere dair yapılan yorumlar ya da tersine çevirme eylemi kesinlikle suç kabul edilmezdi. Bu ifade hürriyeti kapsamındadır. Laiklik ilkesi dini yorumlar için de ifade özgürlüğünü mümkün kılar. Ama bugün iktidar dini yorumları sadece kendi bakış açısına ve çıkarına uygun geldiği takdirde kabul ediyor ve keyfi yorumlara izin veriyor. Nasıl ki hukukta keyfi uygulamaları var ise aynı şekilde din konusunda keyfi yorumlara izin veriyor.”  

AKP iktidarının ilkesel bir tutumdan ziyade pragmatist bir tavra sahip olduğunu kaydeden Sönmez, Zeynep Algı ile Zeynep Duygu Ağbayır’ın eylemlerinin dönüşüm adına büyük bir etkiye vesile olduğunu düşünüyor:

“Gerek Zeynep Algı gerekse de Zeynep Duygu küçücük bir eylemle yüzyıllarca süren bir hatayı göze soktular. Bu alışkanlığın ne kadar yanlış olduğunu ortaya koydular. Bu çok güçlü bir etkiydi. Bu dinen de, hukuken de suç olmayacak bir şey. Ama kendi iktidarlarını tahkim etmek için kurallarını oynayan bir siyasi irade var ortada. Bu siyasi irade bağlı yargı ve kolluk Twitter’da yapılan yorumları ihbar kabul etti. Pek çok ilahiyatçı erkek de Zeynep ve Duygu’nun yaptığını yaptılar. Ancak erkeklere bu sindirilme işi yapılmıyor. Kadınları sindirmenin kolay olduğunu düşünüyorlar. Çünkü kadınları ikincil görüyorlar. Bir de şu var. Kadınlar büyük dönüştürücü bir güç. Özellikle başörtülü kadınların görünür şekilde bu kadar muhalif duruşu, dindar camiada büyük bir etki yapacaktır endişesi yaşıyorlar. Bir yandan ikincil görüp kolay kabul ediyorlar ama öbür yandan kadının gücünün gayet farkındalar.” 

‘Yalpalıyor, yalpaladıkça da hata yapıyorlar’

Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Şeyma Altundal’ın da başörtülü olmasından dolayı görünürlüğünün arttığını belirten Sönmez, iktidarın oradaki propagandasının etkisiz kaldığını anlatıyor:

“İktidar yıllardır yaptığı manipülatif algıyı yapamadı bu sefer. Manipülatif propagandayı artık sürdüremiyor. Yıllardır gündemi belirleyen kendisiydi artık belirleyemiyor. Belirlenen gündeme karşı söylediği yalanlama ve inkar politikaları etkili olurdu. Artık o da etkili olmuyor. Yalpalıyor, yalpaladıkça hata yapıyor. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sözünü tekrar edeyim: ‘Başörtüsü diye geldiler, insanların iç çamaşırlarını çıkarttırdılar.’ Çıplak arama sadece bir başörtülü kadına yapıldığında gündeme geldi. Kıyamet koptu. Bu çok utanç verici bir şey. ‘FETÖ’ ile ilişkili olduğunu söylediğinde sanki haklı çıkacakmış gibi… Oysa kim olursa olsun, çıplak arama işkencedir. Sırf kadın başörtülü olunca gündem olması kabul edilemez.

Yıllardır bu konuda suç duyuruları var. Hiç çıkıp konuşmadı. Başörtülü bir kadın söz konusu olunca ilk kez çıkıp cevap verdi. Cevap vereyim derken de daha büyük hatalar yaptı. Zaten başkanlık referandumundan beri iktidar yuvarlanıyor. Bu yuvarlamayı durdurmak ve radikal dindarları elinde tutmak için muhalif dindarlara baskı uyguluyor. Ayasofyayı açtılar,  ‘Anayasadan laiklik kalksın’ diyenler sempozyumu AKP’li belediyelerin salonlarında yapıyor. Bunların hepsinin Zeynep Algı’nın, Zeynep Duygu’nun sorgulanışıyla, Şeyma Altundal’ın gözaltına alınışı ile ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bir yandan radikal dincileri destekliyor öbür yandan muhalif dindarları köstekliyor.” 

‘Dindarlar artık çaresiz değil’

İktidarın başörtüsü ve dindar taban üzerindeki baskısına rağmen dindarların artık çaresiz olmadığını, CHP’nin dindarlarla iyi bir ilişki içinde  olduğunu vurguluyor Sönmez. Hem DEVA, Gelecek Partisi gibi yeni kurulan partilerin hem de HDP’nin de artık dindarlar için yeni seçenekler olduğunu söylüyor:

CHP ile dindarların ilişkilenmesi çok yükseldi. Kimlik siyaseti ortadan kalktığı gibi militan laiklik uygulamasını da doğru görmeyen bir CHP zihniyeti kendi kimlikleriyle orda var olmalarına izin verdiği ölçüde dindarların CHP ve diğer partilerle ilişkilenmesi mümkün oldu. Burada HDP’nin varlığı çok önemli. Eskiden Kürtlerin sol ile ilişkisine dindarlar çok itibar etmezdi. HDP’nin Türkiyelileşmesi bir yandan sol ile ilişkisini sağlamlaştırırken diğer yandan dindarlarla yapılan Demokratik İslam Kongreleri’yle dindarların her partide olmasını mümkün kıldı. Dindarlar AKP’ye muhtaç değil. HDP’ye bu kadar saldırı olmasının nedenlerinden biri de dindarlar kurduğu ilişkisidir.”

Nurten Ertuğrul.

Nurten Ertuğrul: Başlarında takke var ama sistem aynı sistem

Hak ve Adalet Platformu üyesi Nurten Ertuğrul ise sorunun bugünkü iktidarı da aşan bir sistem sorunu olduğu görüşünde. Ülkenin kurulmasında bile görsel olarak kadınlara hak verildiğini kaydeden Ertuğrul şunları söylüyor: 

Cumhuriyet tarihinde de kadınlara aslında görsel olarak hak verildiğini görüyoruz. Mesela kadınların parti kurması konusunda imkanlar verilmedi. Bu sistemsel bir sorun var. Bundan önceki sürece baktığımızda kadınlar başörtüsü ile okumasın diyorlardı. Erkek gittiği zaman inançsız mıydı? Bunu sorgulayan bir sistem yok muydu? O dönemin mağduru bugünün ise mağruru olan kadınlara bu rolü biçenler yine iktidar. Yani özne değil nesnedir orada. Kadının özne olmasına izin vermez.  Kadın özne olunca iktidarını kaybeder. Nasıl bugün kadına şiddet cezasız kalıyorsa, kravattan, takım elbiseden, iyi halden falan indirim varsa orda suçluyu korumaya yönelik bir tavır da vardır.”

Mevcut iktidarın başında takke olmasına rağmen sistemin aynı sistem olduğunu ve ataerkil bir zihniyete hizmet ettiğini kaydeden Ertuğrul, iktidarın “inandırıcılık sorunu”nu şöyle anlatıyor:

İnandırıcılığı yok ki… Mesela kadına şiddete bakalım. İstanbul Sözleşmesi’ni Avrupa Konseyi’nin metnidir deyip buraya imza atmam diyorsun. Niye imzalamıyorsun? Bu çerçeve metinde bile kendini var ediyor. Mütedeyyin insanların ve 20 ülkenin imzasının olduğu bir sözleşmedir. Ama bugün başka bir mecraya girdiği için iktidar tekrar eski kodlarına yüzde 17’lik kitleyi memnun edip yüzde 67’lik bir kesimi elinin tersiyle itiyor. O yüzde 17’lik kitle üzerinden kendini var ediyor. Din üzerinden kendini var ediyor. Argüman tutuyor mu? Eskisi gibi değil. Sen yani başındaki insanı göremezsen, sürekli din diyerek kendini var edemezsin.  İnsanlar bu konuda samimi olmadıklarını gördü. Onun için de oy oranları düşüyor. İktidar bulabildikleri her argümanı kullanıyor ama insanlar bunu görüyor.”

AKP, dindar kadınların büyük katkısıyla iktidar oldu ancak şimdilerde o iktidarın muhalif Müslüman kadınlar tarafından sorgulanması ezberleri bozuyor. Böşörtüsü yasağının kaldırılması için verilen mücadelelerin üzerinden çok zaman geçti, her alanda muktedir olan AKP alanını artırdıkça ortaya çıkan hukuki, ekonomik ve sosyal sorunları görünmez kılmak amacıyla sarılan “din ipi” dindar veya değil, en çok kadınlar tarafından sorgulanıyor. “Başörtüsü ve din” üzerinden icra edilen politikanın bundan sonra gideceği yön ise kadınların mücadelesine bağlı olacak gibi.