GündemManşetTürkiye

6-7 Eylül Pogromu: Eşit ve kardeşçe bir gelecek için geçmişle yüzleşmek gerek

0

Türkiye tarihi için bir leke olan 6-7 Eylül 1955 Pogromu’ndan bu yana tam 67 yıl geçti. Ancak henüz ne bu kara leke silinebilmiş, ne de acılar dinmiş değil. Pogromun yıl dönümünde siyasi partilerden 1955 Eylül’ünde yaşanan, insanların hayatına mal olan bu insanlık suçuna ilişkin açıklamalarda bulunuldu. 

HDP tarafından yapılan açıklamada “6-7 Eylül Pogromu; Bir daha asla!” denildi. Yeşiller Partisi’nce yapılan açıklamada ise “6-7 Eylül: Eşit ve kardeşçe bir gelecek kurmak için geçmişimizle yüzleşmemiz gerekli!” ifadeleri kullanıldı ve şunlara yer verildi:

Yeşiller Partisi: Azınlıklar için her an bir korku iklimi

“Cumhuriyet tarihinin en elim olaylarından 6-7 Eylül’ün üzerinden 67 sene geçti. Ancak hem 6-7 Eylül 1955’te yaşanan acıların hem de bu iki günün İstanbul’da ve Türkiye’de bıraktığı mirasın etkisini halen hissediyor ve görüyoruz.

Devletin en üst kademelerinin de işin içinde olduğu, üst düzey bir yetkilinin ‘6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı’ sözleriyle simgeleşen İstanbul Pogromu sonucunda 4 bin 214 ev, bin dört işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân tahrip edilip yağmalandı.

11 kişi öldü, resmî rakamlara göre en az 60 kadına tecavüz edildi ve onlarca kişi yaralandı. Olaylar sadece İstanbul ile sınırlı kalmadı; İzmir’de de yansımaları görüldü.

İstanbul Pogromu’nu planlayan ve hayata geçirenlerin esas hedefi; kentin, ülkenin, sermayenin Türkleştirilmesi; azınlıkların her an bir korku ikliminde yaşamak zorunda bırakılmasıydı. Bu durumun zihinlerde ve kalplerdeki travmatik etkisi halen devam ediyor.

İç ve dış politikada yaşananlar sonucunda dönemsel olarak artan göçlerle yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan kopmak zorunda kalan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, nüfus araştırmalarında birer sayı olarak görülseler de aslında komşumuz, arkadaşımız, hısmımız, akrabamızdı. Dahası içinde yaşamaktan mutlu olduğumuz kültürümüz ve yöneticilerin işlerine gelince sahiplenmeyeni ‘hain’ ilan ettiği, fakat gerçekte üstünü çizmekten çekinmedikleri geçmişimizdi.

Bugün gerek belgelere gerekse tanıklıklara dayanarak yapılan araştırmalar sayesinde belki 6-7 Eylül’de yaşananlara dair karanlık noktaların çoğu aydınlatıldı. Bu olaylara neden olan provokasyonun, bu ‘muhteşem örgütlenmenin’ ayrıntılarını artık biliyoruz, fakat bu yetmez!

‘Hepimiz için güvenli ve güzel bir geleceği ne zaman inşa etmeye başlayacağız?’

1955’in öncesinde ve sonrasında benzer acılarla dolu olması, bu olayla gerektiği gibi yüzleşmememizin sonucu. Eğer İstanbul Pogromu’yla yüzleşilseydi provokasyon, şiddet olayları, ölümler, varlığın el değiştirmesi ve toplu göç sarmalı bugün Diyarbakır’dan Mardin’e; Sivas’tan Maraş’a; İzmir’den Trakya’ya ve elbette İstanbul’a uzanmaz; ‘devlet geleneği‘nin bu tezahürleri sadece yılın belli günlerinde andığımız yeni acılara yol açmazdı. Bu ‘devlet geleneği’nin açtığı toplumsal ve ekonomik yaraların onarılmaması bugünümüzü etkiliyor ve gerçek eşitliğe dayanan kardeşçe bir gelecek kurmamıza ket vuruyor.

Biz Yeşiller Partisi olarak, tarihle yüzleşmenin geçmişe değil, tam da bugüne ve geleceğe dair bir arınma olduğunun farkındayız. Geçmişle yüzleşmek, gelecekte kardeşleşmek, gelecekte ortak yaşamı kurmak demektir. Ne saydığımız diğer acıların ne de 6-7 Eylül’ün utancı ile yaşamak istiyoruz ve soruyoruz: Hepimiz için güvenli ve güzel bir geleceği ne zaman inşa etmeye başlayacağız?”

HDP: Bir daha asla!

Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Tülay Hatimoğulları ve Turgut Öker’in yaptığı açıklamada 67 yıl sonra da aynı acıların yaşandığına değinildi:

“İstanbul, İzmir ve birçok şehirde yaşayan Rum, Ermeni başta olmak üzere Hristiyan ve Musevi yurttaşlara yönelik pogromun üzerinden 67 yıl geçse de unutmuyoruz.

Büyük katliamın yaşandığı 6-7 Eylül 1955’te Hristiyan ve Musevi yurttaşların ev ve işyerleri talan edildi. Yaşanan pogromun ardından on binlerce yurttaş; baskılara, can güvenliği tehdidine karşı ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 

Siyasi tarihimizin kara sayfalarından biri olan 6-7 Eylül Pogromunun ardından ‘Bir daha asla!’ demenin sahici yolu, bu acı tarihle yüzleşmekten geçer. Oysa 6-7 Eylül Pogromu şimdiye kadar resmi olarak kınanmadı ve tazminat veya özür için herhangi bir adım atılmadı.

Eski Özel Harp Dairesi Başkanı ve MGK Genel Sekreteri Sabri Yirmibeşoğlu’nun ‘6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı’ sözleri; pogromun bir devlet politikası olarak hayata geçirildiğinin itirafı niteliğindeydi. Yirmibeşoğlu’nun terfilerinin de gösterdiği üzere faillerin cezalandırılmak yerine ödüllendirildiği bir Türkiye gerçeği maalesef hiç değişmedi.

19. yüzyılın son döneminden itibaren devletin gadrine defalarca uğrayan; Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudi halkları, 6-7 Eylül Pogromu ile bir yıkım daha yaşadılar. Bizler biliyoruz ki; siyasal, toplumsal ve ekonomik krizleri gölgelemek için iktidarlar bu saldırı yöntemini kullanageldiler.  Tıpkı bugün nefret söylemlerinin/suçlarının farklı halklar ve inançlar üzerinden yükseltilmesi gibi.

Bu coğrafyanın kadim halklarına dönük hayata geçirilen bu utançla yüzleşilmesi, faillerin ortaya çıkarılması, yaşanan can ve mal kayıplarının tespit edilmesi, mağdur olan kişilerin veya ailelerinin maddi ve manevi kayıplarının tazmin edilmesi, bu ülkede birlikte yaşamın ve eşit yurttaşlığı sağlamanın olmazsa olmazıdır.

6-7 Eylül Pogromunda katledilen yurttaşlarımızı saygı ve hüzünle anıyoruz. Bir daha benzer acıların yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Ne olmuştu?

Dönemin Menderes hükümetine yakın İstanbul Ekspres gazetesinin “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı” şeklinde yaptığı bir haber, İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilerin evlerine ve iş yerlerine yönelik saldırılara neden oldu.

Ardından 6-7 Eylül tarihlerinde ellerinde kazma, balta ve sopalarla sokaklara dökülen binlerce kişi, başta olayların yaşandığı Beyoğlu olmak üzere yaşadıkları ilçelerde azınlıklara ait ev ve iş yerlerini yağmaladı.

Yaşanan pogromda, 15 kişi hayatını kaybederken, 400’ün üzerinden kişi yaralandı. Yüzlerce kadın ise tecavüze uğradı. 4 bin 214 ev, bin 4 iş yeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel ve benzeri 5 bin 317 işyeri ateşe verildi. Kiliselerin içindeki kutsal eşyalar da tahrip edilirken, İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesi ise tamamen yakıldı.

Pogromun ardından Beyoğlu’na gelen dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar, “Galiba dozu kaçırdık” yorumunda bulunmuştu.

Kategori: Gündem

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.