Kültür-SanatManşet

3 kadın yazarla delilik hakkında, “Bizim ülkemiz insanlarını delirtiyor”

0
Foto: Belemir Canbek

İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali kapsamında İBB Atatürk Kitaplığı’nda 5 Mayıs Salı günü gerçekleşen panelin konuk yazarları Mine Söğüt, Goce Smilevski ve Laura Restrepo idi. Yazarların kısa biyografilerinin kısa anlatımıyla moderatör Başak Güntekin’in yönetiminde gerçekleşen panelde delilik üzerine kitapları olan 3 yazar konuşmalarını bir sohbet çerçevesinde sundular.

Foto: Belemir Canbek

Foto: Belemir Canbek

”Hezeyan” kitabının yazarı Laura Restrepo söze üç kitabın ana karakterinin de kadın olmasının ilginç olduğunu vurgulayarak başladı. Restrepo, Kolombiya’dan bahsederek sözlerine devam etti : “Benim ülkem çılgın bir tarihi geçmişe sahip. Karakterimin ismi Agustine. Agustine kendini dış dünyaya kapatan bir kız çocuğu ve zihnindeki sembollerle bir yolculuğa çıkıyor. Bir nev’i kendini dış dünyanın deliliğinden koruyor. Devamında aklına birkaç soru geliyor buna dair. Evlerimizde, aile yaşantımızda kendimizi ne kadar güvenli hissediyoruz? Evlerimiz güvenli mi? Ne kadar deliyiz? Dış dünyanın deliliğinden normal olarak mı kurtulabiliriz?”

“Bizim ülkemiz insanlarını delirtiyor”

 

Kitabının kısa bir kesitinden bahseden Restrepo’nun ardından Mine Söğüt pane şöyle devam etti. Birbirinden uzak ülkelerde aynı sorunlardan bahsetmenin aslında sorunların evrensel sorunlar olduğunu bize gösterdiğini söyleyen Söğüt, ülkelerin bireyler üzerindeki etkilerinin delilik olduğunu söyledi. “Bizim ülkemiz insanlarını delirtiyor ve deli insanlar yaratıyor. Özellikle kadınlar… Asıl sorun bu kadar olumsuzluklarla yaşayan insanların bunu dile getirememesi ve deliliği tercih etmesi. İki türlü delilik var. Bunu iyi delilik ve kötü delilik olarak adlandırabiliriz. Normalin zulmüne maruz kalıyor bu deliler. Aile şiddeti, sokak şiddeti, siyasilerin şiddeti deliliğe sebep oluyor. Bence biz yazarlar olarak yazarak anlamaya ve itiraz etmeye çalışıyoruz.”

Foto: Belemir Canbek

Foto: Belemir Canbek

Mikrofonu alan “Freud’un Kız Kardeşi” kitabının yazarı Goce Smilevski ise biraz kendi kitabından bahsedip çözümlemelerini kitabının üzerinden yapacağını söyledi. “Kendi deliliğini fark eden kahraman toplumun kendini düzeltmede yardımcı olamayacağı kanaatine vardığı için kendinin akıl hastanesine kapatılmasını talep eder ve orada daha güvende olacağını düşünür. Akıl hastanesine alındıktan sonra kendini daha güvende ve daha huzurlu hisseder. Orada delilikle normallik arsındaki çizgileri gözlemleyen kahraman kendi sorunlarını bu şekilde çözmeye çalışır.”

Giriş cümlesini Tolstoy’un Anna Karenina romanından esinlenerek ufak değişikliklerle yapan Smilevski uzun süre yansınıza bakarsak belli bir süre sonra boşluğa düşüyor gibi hissedeceğimizi söyleyerek tedavide bu aşamanın önemli olduğunu vurguladı. Hezeyan’da toplumsal olayların gençler üzerindeki etkilerinden bahseden Restrepo, gençlerin özellikle yaşamın ölümden daha değerli olduğuna inanmaları gerektiğini söylüyor. Hükümetin deliliğinin gençler üzerindeki etkilerinden birinin de ölüme özendirilen bir neslin yaratılmasıdır diyor. Resrepo’ya göre, hükümet için uyuşturucu para demek ve bunu yasaklamak bunu değerli kılıyor. Bu yüzden Kolombiya, Meksika gibi ülkeler kendi tarımlarından gelir elde edemedikleri için bu işlere bulaşmak zorunda kalıyor. Ve gençler için önemli olan değerler değişerek, bu değerlerin yerini uyuşturucu, kadın, pahalı arabalar, motorlar vb. alıyor.

Normallik Zehirlenmesi

Moderatör Başak Güntekin’in deliliğin sınırının nasıl belirlendiği ve ailelerin bu sorundaki rolünü sorgusu üzerinden hareketle Mine Söğüt konuşmasını şu şekilde sürdürmeyi tercih etti:

“ En küçük iktidar alanı ailedir. Bütün iktidarlar güçlerini gösterebildikleri insanların normal olmasını ister. Karşı çıktığınız an delilikle karşılaşmış olursunuz. Normalliği sorguladığınız zaman çatışmaya dolayısıyla da topluma göre delirmeye başlıyorsunuz. Normale göre mesela, bir savaşın başlaması veya bitmesi normal oluyor, bir çocuğun dilenmesi aynı şekilde, ülkelerin yaptıklarını desteklemek aynı şekilde. Devamında iki insan bir eve giriyor ve normallikleri çerçevesinde önce ortak bir normallik kuruyorlar. Sonrasında bir çocuk sahibi olarak çocuklarını normallikle zehirliyorlar. Bize düşense ne yazık ki oturup normal olmayanları konuşmak oluyor. Benim görüşüme göre edebiyat kışkırtıcıdır. Bu yüzden kitaplarımı, yazılarımı veya hikayelerimi ümit vererek bitiremiyorum. Okuyucuya şunu yapın demektense onların kafasında ‘neden böyle?’ sorusunu oluşturmak daha önemli. Ümit vermediğiniz zaman, kışkırttığınız zaman okuyucu öfkeleniyor. Öfkelenen insan çözüm arar ve üretir.”

Yaşadığımız bunca deli olaydan sonra delirenleri cezalandıran bir hükümete karşı normal rolü yapma sınırımızı epey aştık sanki. Bugün 6 Mayıs, bu hükümetin yaptıklarını normal olarak sindiremeyen gençlerin darağacında can verdiği gün. Sanırım o delilere bir teşekkür borçluyuz Mine Söğüt’ün deyimiyle bizim düşünmemizi ve sorgulamamızı diğer anlamda özgürleştiğimizi sağladıkları için.

Nice deli günlere!

Haber: Belemir Canbek

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.