Kültür-SanatUncategorized

Tanpınar Edebiyat Festivali, “Konuşulamayanın Sınırındaki Edebiyat” panelinden bildiriyoruz

Bu sene 7.si düzenlenen ve Türkiye’nin ilk uluslararası edebiyat festivali olan İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF) 2 Mayıs Cumartesi gecesi 23.00 itibariyle ” Gecenin Sınırında Edebiyat” etkinliğiyle başladı.

29

 

4- 8 Mayıs tarihleri arasında devam edecek olan festivalin teması ise “Şehir ve Sınırlar” olarak belirlendi. Festival İBB Atatürk Kitaplığı başta olmak üzere Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu-Sismanoglio Megaro, KargArt ,Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi , Bahçeşehir Üniversitesi BAUART Galeri’yle beraber 5 farklı mekanda gerçekleşiyor.

4 Mayıs Pazartesi günü saat 18.00’de İBB Atatürk Kitaplığı’nda moderatör Murat Şevki Çoban yönetiminde gerçekleşen panelin başlığı “Konuşulamayanın Sınırındaki Edebiyat” idi.

“Yeryüzünün En Demokratik Eylemi Hikaye Yazmaktır”

27

İTEF ekibi hazırladıkları küçük kitapçıkta panel, “Kökünden koparılmış insanların bilinçdışında, terk edilmiş ve köksüz kalmışlığın izleri vardır. u izler zaman zaman edebiyat aracılığıyla dile geli/getirilir. Ölümler , sürgünler ve acılardan sonra insan kendine sorar ‘Neden ben?/Neden biz?’ Hayatta kalmanın yarattığı suçluluk duygusu edebiyat aracılığıyla aşılabilir mi?Geride kalanlar, kendilerinden acıyla koparılanların yarım kalmış sözlerini tamamlayabilir mi?

Seçme İkilemi kitabıyla bireyin kendi olma sürecinde yaşadığı kaygıları gözler önüne seren Reneta Salecl, Yerevan’daki şehir kültürünün değişimini ve bu değişimin bireylere yansımalarını anlatan “Kaçan Şehir” kitabının yazarı Hovhannes Tekgyozyan ve kitaplarında hayatta kalmışlığın getirdiği suçluluk duygusuna ağıt yakan Sema Kaygusuz bir araya geliyor” şeklinde özetlenmiş.

Yeşil Gazete olarak paneli yerinde izledik. Panelden bize kalan izlenimlerimizi de aktaralım.

Sema Kaygusuz

Panel, Dersimli Alevi bir ailenin çocuğu olarak büyüyen ve bunu çok sonra öğrenen Sema Kaygusuz’un “Dersim bir muammadır” sözleriyle başladı. Sosyalist bir ailede yetiştiğini söyleyen Kaygusuz, aile yaşamının en etkileyici anlarının konuşulamayan sessiz anlar olduğunu dile getirdi.

“Çok sonra öğrendim Dersim’den sürülen bir Alevi ailenin torunu olduğumu. Evde konuşulamayan sessizlik anları vardı. Çocuklukta en çok akılda kalan anlar bu anlar oluyor. Dersim’den bahsetmek adeta bir tabuydu ailede ve bununla ilgilenen tek kuşak ben oldum. Yaşamak ile hayatta kalmak arasında şiddetli bir fark vardır. Yaşamak içinde hazzı barındırır, hayatta kalmak ise devam etmektir. Onlar hayatlarına devam etmenin suçluluğuyla sessizlik içerisindeydiler. Alevi olmak benim için tinsel bir uğraştı. Otantik bir ilişki kuramadım hiçbir zaman, benimki daha çok entellektüeldi. Çünkü ben o kültürle büyümedim. “Yüzümde Bir Yer” bununla ilgilidir. Bana göre ölüm hikayesinden bahsetmek onların yaşadığına tanıklık etmektir çünkü” diyerek sözü Hovhannes Tekgyozyan’a bıraktı.

Hovhannes Tekgyozyan

Hovhannes Tekgyozyan konuşmasını Ermenice yapmak istediğini söyleyerek bir tercüman eşliğinde gerçekleştirdi. Hovhannes’e göre her şehir bir metinmiş ve bir şehre gittiğinde onu bir metin olarak algılıyormuş. Devamında kitabından bahsetti biraz.

“Kaçan Şehir”, Yerevan’daki iki arkadaşı anlatıyor. Biri çizgifilm yapımcısı, o yüzden ilk kısım çizgi film gibi. Kitaptaki kadın karakter cennetin anahtarını arıyor ve Ermenistan’a gidiyor. Kitabın devamında kadının Türk olduğu anlaşılıyor ve kadın kitabın başında bir ahtapot gibi çiziliyor. Şehir dediğim şey karakterlerinden kaçan bir tema. İkinci kısımda diğer arkadaş devreye giriyor bu kısım biraz daha gerçek çizgi film kısmına göre. Bu arada kitaptaki karakterler gerçek olayları kendim kurguladım. Bu iki arkadaş kitap yayınlandıktan sonra bana bu hikayeleri nereden bildiğimi sordular, hikayelerin de gerçek olduğu ben o zaman öğrendim. Tiyatroyla da uğraşıyorum o yüzden çözümleme yaptığımı söyledim, inanmadılar. Aslında bu çözümlemenin iki temel dayanağı var. Birincisi şehirler ve insanlat birer metindir benim için, ikincisi duyguları anlamaya çalıştığımda içsellik dediğimiz şey ön planda oluyor”

Murat Şevki Çoban, bu konuşmanın ardında edebiyatın sosyal sorunları çözmede bize nasıl yardımcı olacağına ilişkin bir soru yöneltti.

Sema Kaygusuz bu soruya şöyle yanıt verdi: “Bakıldığında gerçekten aşk meyvesi denebilecek çocuklardandım, evde sürekli neşeli şeyler olurdu. Ama ailemin anlam veremediği bir melankoliye sahiptim. Biraz araştırdığımda bu tür sorunlarda üç kuşağın davranışları birbirinden farklı oluyor. Babaannem yani ilk kuşak Dersim’den sürülen kuşaktı ve suskunluğunun kaynağı hayatta kaldığından dolayı utanç duymasıydı. İkinci kuşak bu durumun farkında ama bahsetmek istemeyen kuşaktı yani anne babam. Ben de hafıza dediğimiz şeyin vücut bulmuş haliydim. Yahudi bir atasözü vardır “Oğullar, babalarının yaşadıklarını unutmak, torunlar anımsamak ister.” O bendim işte. Benim Alevilik’ten Dersim’den bahsedebilmemin sebebi suçluluk ve utancın bende duygu olarak değil de kavram olarak ortaya çıkması”

Reneta Salecl

Ailesinin Saraybosna Soykırımı’ndan etkilendiğiyle söze başlayan Reneta Salecl, travma kavramının 3. kuşakta ortaya çıktığını söylerek sözlerine devam etti. Saraybosna katliamı soykırım tarihinde bile yok diyen Salecl, “Amerika’ya kaçan Saraybosnalılar orada asimile olmak zorunda bırakıldı. Orada yaşayan insanların orada dünyaya gelen çocukları yani Saraybosna gençleri bu hatırlamadıkları travmadan dolayı çok daha saldırgan. Yaşlılar ise bu durumdan bahsetmek istemezler çünkü oraya entegre olmak durumunda kaldılar. Yeni nesiller arada kalmış nesllerdir böylelikle. Bu arada kalmışlık küçük zalimler oluşturuyor ne yazık ki. Şu an oranın iki dilini de bilen yeni nesil, bir önceki kuşaklara bazı durumlarda çeviri dahi yapmıyorlar. Benim çalışmam da bunun üzerine bir psikanalitik inceleme kıvamında çünkü Freud da travmanın genellikle 3. kuşakta tam olarak orrtaya çıktığını söylüyor”

Sema Kaygusuz’un sözleriyle biten konuşmalar dinleyicilerin sorularıyla devam etti ve sonlandı.

“Toplumsal olayların her zaman edebiyata gölgesi düşer. Dersim benim için kendi parantezimi attığım yer. Dersim tüketilemez bir eser. Popülariteyle ilgilenen herkes anlamasın istiyorum ve eklemek isterim yeryüzünün en demokratik eylemi hikaye yazmaktır.”

Haber: Belemir Canbek

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat