Yeşeriyorum

1 Mayıs Tanıklığım

İstanbul’u savaş alanı haline getiren vali ve emniyet müdürü derhal görevden alınmalı, hükümet ve başbakan istifa etmelidir.Kanlı 1 Mayıs’ın ardından 30 yıl geçmişti. Bunca yılın ardından belki de ilk defa tüm emek örgütlerinin bir arada ortak bir tavırla Taksim’de olma istenci vardı. Üstelik mecliste bulunan muhalefet partileri de açıkça bu ortak talebe destek olduklarını beyan etmişlerdi. Bu ülkenin vatandaşı milyonlarca insanın hem uluslar arası hukuk acısından hem de anayasal açıdan tartışmasız bir hakkı olan 1 Mayıs kuskusuz kutlanacaktı. Hem de Taksim’de kutlanacaktı.

Üstünden 30 yılda geçse de kanlı bir mayıs unutulmamıştı. Olup bitenin sorumluları değil cezalandırılmak devlet tarafından açıkça korunup kollanmaktaydı. Bunca yılın ardından kimsenin cezalandırılmayacağını biliyorduk ama en azından gerçeğin ortaya çıkıp katillerin teşhir edilmesini istiyorduk.

Az sayıda da olsa Taksimde kutlanacak 1 Mayıs mitingine katılacak olan yeşillerle Şişli’de buluşmaya karar verdik. Mecidiyeköy’den Şişli istikametine doğru yürümeye başladık. Önce CHP bayrakları taşıyan ve Bahçelievler’den geldikleri flamalarından belli olan bir grubun geri dönmekte olduğunu gördük. Heyecanlı gözüküyorlardı ama hiç öfkeli değillerdi. Hemen ardından ışıklarda Eğitim Sen flaması taşıyan halinden tavrından öğretmen olduğu belli olan orta yaşlı bir adamın yarı yaşında genç bir trafik polisi tarafından itilip kakıldığını gördüm. Hemen olay yerine yöneldim. Eğitim Sen’li öğretmen haklarını biliyordu ve öyle kolay boyun eğeceğe benzemiyordu. Trafik polisinin ise giydiği üniforma ezilmiş, örselenmiş kişiliğini gizleyemediği gibi, bebek yüzlü suratıyla biraz şefkat bana diye yalvarıyordu. Bildiği tek onaylanma biçimi olduğu için takındığı kenar mahalle kabadayısı tavrı bir süre sonra iflas etti. Eğitim Sen’li öğretmen polisten kurtulup yoluna devam etti. Etrafa bakındım yüzlerce polis üniformalı ve sivil kıyafetli olarak meydanın değişik yerlerine yerleşmiş etrafa gözdağı veriyorlardı. Panzerler meydanın ortasına konuşlanmış sağa sola manevra yapıyordu. Sabah saat ona geliyordu her yer çok kalabalıktı. Ayrıca da kalabalığın çoğunluğunun buraların insanı olmadığı belliydi.

Arkalarındaki robokop kıyafetli polis kuvvetlerinin önünde, yanında sivil kıyafetli görevli yelekleri giymiş polis oldukları her halinden belli bir takim suratsız adamlar dolaşıyordu. Gördükleri her kalabalığa sataşıyor ”ulan burada ne işiniz var!”diye bağırıp meydan okuyorlardı. 20 yıldır onlarca benzer gösteriye katıldım, bu gün gördüklerim hiç iyiye işaret değildi. Cevahir alışveriş merkezinin önüne gelince biber gazını etkisiyle gözlerimiz sulanmaya genzimiz yanmaya başladı. Uzaktan göründüğü kadarıyla insanların üstüne biber gazı atıp, panzerlerle su sıkıyorlardı. Panzerler kaba gövdelerinden beklenmeyecek bir hız ve çeviklikle hareket ediyorlardı. Kalabalıkla beraber biraz geri çekildik. Anlaşıldığı kadarıyla Cevahir alışveriş merkezinin önüne yaklaşınca panzerler geri dönüyordu. Bunda anlaşılmayacak bir şey yoktu ama insan ilk bakışta anlamıyor. Güvenli bölge Cevahir Alışveriş Merkezi önüydü. Çünkü buranın AKP hükümetine yakın olan sermaye sahiplerinin malı olduğunu, herkesin bildiği kadar polis müdürleri de biliyordu. Her neyse dedikoduyu bırakıp işimize bakalım.

Cadde üstündeki bir kafede kısa süren durum değerlendirmesinden sonra kalabalık bir grupla birlikte Şişli istikametine tekrar yürüyüşe geçtik. Polislerin yolu kapattıklarını görmemizle birlikte, yolun sağından kalkan bir panzerin inanılmaz bir hızla üstümüze doğru gelmesi bir oldu. İnsanlar önce durdular panzerin karşısında biz de durduk, belki de kaçmayı gururumuza yediremedik. Ama panzer yavaşlayıp su sıkmaya başlayınca insanlar geriye doğru koşmaya başladılar. Biz geriye koşmadık yol kenarındaki bir binanın sütununu siper alıp bekledik. Ortalıkta kimse kalmamış olmalı ki panzer bizim üstümüze su sıkmaya devam etti. Değişik açılardan defalarca denedi şansını, kafamdan ve ayaklarımdan beni de ıslatmayı başardı. Şeker değiliz ya erimeyiz diye düşünüyordum ki önce yüzüm sonra ellerim yanmaya başladı. Nefes almak zorlaştı. Kendi kendime dedim ki oğlum bu sade su değilmiş acaba nasıl bir kimyasal var içinde… Birileri yardım etti ama ben olabilecekleri de düşünerek kendimi bir sokak arkadaki hastanenin yakınlarına attım. Yüzümü yıkadım, kendi kendime kızdım tedbirsizlik etmiştim insan bir poşuyla yüzünü korumaz mı? Hiç olmazsa yanıma bir limon alsaydım bari hiç olmazsa şu gözlerimin yangısını giderirdim.

İlk şok geçince kendime geldim tekrar geri döndüm ve Cumhuriyet gazetesinin sokağında uzun yıllardır görmediğim kadar korkunç bir şiddete tanıklık ettim. Önlerinde haydar dedikleri coplarıyla birkaç sivil polis ve onlarca resmi polis sokak arasında üç beş kişiyi kovalıyordu. Bir anda nerden çıktığını anlayamadığım yaşlıca bir adamın ayağı kaldırıma takıldı ve polislerin önüne düştü. Önce topluca tekmelediler, yanı sıra copları öldüresiye adamcağızın sırtına kafasına indi. Yaşlıca adam bizim öğrenci iken öğrendiğimiz gibi elleriyle kafasını koruyup iki büklüm olmuştu. Polisler sanki çıldırmıştı tekmeliyor birbiri ardına coplarını indiriyorlardı. Yanımda bir kameramanla olayın olduğu yere doğru koştum. Hemen yan bina Cumhuriyet gazetesinin binasıydı. Binadan polislere şiddetli protesto sesleri yükseliyordu. Polisler bir an durdular topluca gazeteye yöneldiler kafalarını kaldırıp saldırmak için yöneldikleri binanın gazete binası olduğunu anlamış olmalılar ki hızla geri çekildiler.

Polisin tavrı korkunçtu, olup bitenler inanılır gibi değildi. Bu ülkenin vatandaşı olduğum için hiç bu kadar utanmamıştım.

Bu kadar vahşice bir şiddeti uygulama emri verenler ve bu emri hiç tereddütsüz uygulayanlarla birlikte yaşamak zorunda olduğum için çok utandım.

Aynı gün ve ertesi gün devletin kendi vatandaşlarına uyguladığı bu şiddeti bir yolunu bulup haklı göstermeye çalışan suç ortaklarının konuştuklarını ve yazdıklarını okumaktan daha da çok utandım

Kategori: Yeşeriyorum