ManşetTürkiye

Yeşiller/Sol’un Dört Adalet kampanyası başladı

0

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, çevre/iklim, katılım, tanınma ve iktisadi adalet bileşenlerinden oluşan“Yaşam için 4 Adalet” sloganıyla 4 A kampanyasını 16 Mart’ta Cezayir Toplantı Salonunda yapılan toplantı ve forumla kamuoyuna duyurdu. Toplantı sırasında mevcut sistemin analizi yapıldı, forumda katılımcılarla birlikte 4 A’nın ekmek, su, söz ve kimlik olarak ifadesiyle nasıl bir yol izleneceği tartışıldı.

Toplantının moderatörlüğünü  yapan Bülent Aydın, partilerin isimlerinde en çok yer alan kelimenin adalet olduğuna dikkat çekerek, toplumsal adaletin ancak, iktisadi, çevre, katılım ve tanınma adaletinin bütünsel olarak ele alınmasıyla  sağlanabileceğinden bahsetti.

16 Mart Katliamları Anıldı

Bülent Aydın, ülkemizde ve bölgemizde  16 Mart tarihinde gerçekleşen katliamlarında unutulmaması gerektiğini söyleyerek buna ilişkin bir gündem açtı.

1988’de Irak’taki Halepçe katliamında hayatını kaybedenler ile, 2003’te Gazze’de İsrail buldozerleri tarafından ezilerek öldürülen barış aktivisti Rachel Corrie anıldı.  ”Antifaşist Öğrenci Günü” olarak anılan 16 Mart 1978’de İstanbul Beyazıt’ta öldürülen  7 İstanbul Üniversite öğrencisinin isimleri okundu: Cemil Sönmez, A. Turan Ören, Murat Kurt, Hatice Özen, Hamit Akıl, Abdullah Şimşek, Baki Ekiz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıda, Ahmet Atıl Aşıcı ‘iktisadi adalet’, Ömer Madra ‘çevre ve iklim adaleti’, İlhami Alkan ‘katılım adaleti’, Maya Arakon ise ‘tanınma adaleti’ sunumlarını yaptı.

Erol Katırcıoğlu, Saruhan Oluç, Erdal Demirdağ, Murat Özbank ve Ümit Şahin ise kavramların toplumsal hayata nasıl yansıyacağını, politikaların nasıl hayata geçirilebileceğini anlattı. Konuşmaların ardından düzenlenen forumda, merak edilenler yanıtlandı, karşılıklı fikirler paylaşıldı.

Adil Bir siyaset Onurlu bir Barış

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü Sevil Turan,  “Yaşanabilir bir dünya, yaşanabilir bir Türkiye mümkün, başka bir politikayla başarabiliriz. Bu kampanyayla mücadele ettiğimiz politikaları yüksek sesle söylemeye başlayacağız” dedi. Toplumsal, ekonomik ve ekolojik krizlere dikkat çekerek, bu alanlarda adil bir siyaset kurulabileceğinden söz etti. Barış süreciyle ilgili olarak, Türkiye’de adaleti sağlamak üzere önemli bir adım olduğunu vurguladı;  onurlu bir barış çağrısında bulundu.

İktisadi adalet

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Öğretim Üyesi  Yrd. Doç. Ahmet Atıl Aşıcı, iktisadi adalet sunumunda, sürdürülebilirliğin ekonomik, toplumsal ve ekolojik olmak üzere üç boyutundan söz etti.

Atıl Aşıcı, ekonomiyi toplumsal ve ekolojik sürdürülebilirlik ölçütlerini dikkate almadan büyütmenin nasil büyük bir yanılgı olduğuna vurgu yaptı.  Atıcı, “İnsan refahı, maddi refaha indirgenemez. Katılımcı ve yeşil bir ekonomik sisteme ihtiyacımız var. İnsana ve doğaya değer veren, yeşil ve turuncu ilkelerle yönetilen; global ekonominin yok etmek istediği yerel ekonomi güçlendirmeye yönelik bir sisteme ihtiyaç var.” dedi.

İklim Konusunda Kritik Eşik Aşıldı

Çevre ve iklim adaleti başlığında söz alan  Ömer Madra, toprakla doğrudan, derinden ilişkiler yaşayan insanların ifade ettiği, yaradılışın etik sorumlulukla bağlantılı olduğunu söyledi. Kalıcı bir iyileştirme için, yerlilerin 7 nesil boyunca devam edecek doğaya karşı sorumluluk anlayışı belki bize yol gösterebilir, diyen Madra, iklim konusunda tehlike eşiğinin aşıldığını belirterek,  “Fosil yakıtları kullanmaya devam edersek, felakete doğru gidişat kaçınılmaz. Bunu engellemek için siyasete ihtiyaç var. Genç insanların kendi hükümetleri üzerinde baskı kurması şart. Fosil yakıtların en az %80’inin yerin altında bırakılması lazım.” dedi.

Madra, Dünyanın en önde gelen iklim bilimcilerinden James Hansen’ın ifade ettiği “Venüs sendromu” durumunu Dünya’nın da yaşamasından endişe edildiğini belirterek, dünyanın benzer durumu yaşayan üç gezegenden içinde yaşam olan barındırması ile ayrıldığını vurguladı.  Madra, Venüs sendromuna doğru ilerlendiğini, bunun kontrol edilmesi güç bir iklim sistemi anlamına geldiğini ifade etti.

Verilere bakıldığında insanların umutsuzluğa kapılabileceğini ancak umudun her zaman mücadele  ederek yaşatılacağını dile getiren Madra, “Dünyanın sonu geliyor algısına kapılmamak mümkün değil. Ama insanın içinde her zaman değiştirme, dönüştürme dürtüsü olacak.” dedi.

Toplumsal Adalet İçin Eşitlik ve Katılım Adalet İlkesinin Benimsenmeli

Katılım Adaleti ana başlığında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde Uluslararası Hukuk derslerini veren İlhami Alkan söz aldı.

Alkan, katılım adaletiyle ilgili iki noktada; birincisi kendi kaderini tayin edebilme, yönetebilme ve ikinci olarak da katılımcıların alınacak kararlarda etkinliği üzerinde durdu.

Yurttaşların bilgilendirilmesi ve alınan kararların değerlendirilmesi bağlamında katılımcı demokrasiyi ele alan Alkan, hesap verilebilirliğin ve şeffaflığın  bu yolla sağlanabileceğini ve kararlara da meşruiyet getireceğini sözlerine ekledi. Katılımcı demokrasinin yöneticilerin, yönetenler için pasif kararları olmadığını; katılım adaletinin, politik prensip ve bir iş yapma pratiği olduğu kadar örgütlenme ve etkin katılımın hak olduğunun altını çizdi.

Alkan, “Ülkemizde toplumu ilgilendiren konularda eşit biçimde katılmak, geleceğimiz ve hayatımız hakkında karar vermek istiyoruz ” diyerek,  toplumsal adalet için eşitlik ve katılım adalet ilkesinin benimsenmesine dikkat çekti.

Tanınma Adaletini

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Kurucularından Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Maya Arakon, kimlik kelimesinin orijinalinde eş, aynı, benzer anlamı taşıdığını söyleyerek, Voltaire’in “Kimlik aynılıktan başka bir şey değildir.” sözünü aktardı.

Türkiye’nin kurulurken “aynılık” üzerine inşa edilmesiyle ilgili konuşan Arakon bu aynılıkla yaratılan kimlik haricinde kalanlara uygulanan politikayı aktaran Arakon, “Türkleştirme politikaları yıllar boyunca eksterminasyon, asimilasyon ve folklorizasyon ile sürdürülmeye çalışıldı” dedi.

Eksterminasyonun farklı din mensuplarına, asilimilasyonun Müslümanlara, folklorizasyonun da tehlike azaldığında kültürel olarak kimliklerini eritme olarak uygulandığını söyleyen Arakon, “Tehcir, Mübadele, Varlık Vergisi ve çeşitli baskılarla Müslüman olmayan nüfus azaltıldı. Müslüman olanlar üzerinde Türkleştirme politikaları asimilasyon olarak uygulandı. Folklorizasyon ise, kültürel olarak eritmedir. Kürtler bu süreçlerin dışında kalan en büyük grup oldular. Bugün haklarını talep eden Kürtler, Müslüman bir toplum oldukları için eksterminasyonun, kalabalık bir toplum olduğu için de folklorizasyonun dışında kalabildi. Asimilasyon özellikle Kürt halkı üzerinde uygulanmaya çalışıldı. Ama Kürtler buna direndiler.” dedi.Kimliklerin çoğulluğuna vurgu yapan Maya Arakon, “Küreselleşmenin bir yararlı etkisi birey ve toplum çapında bastırılmış kimliklerin artık yüzeye çıkması ve dillendirilebilmesidir” dedi.

Emek Sineması’nın yok edilmeye çalışılmasını eleştiren Maya Arakon, köksüz bir toplum yaratılmaya çalışıldığını, bizi biz yapan her şeye karşı bir saldırı olduğunu, hafızasızlığın yaşam alanını daraltacağını ifade etti. Arakon şunları söyledi: “Emek Sineması yıkılmayacak, orijinal haliyle 4 kat yukarı taşınacak diyorlar. Bu nasıl mümkün olacak anlamıyorum. Neden bu kadar rahatsızız? Çünkü bir tahammülsüzlükle ve evrensel değerlere yönelik saldırılarla karşı karşıyayız. Her alanda bir saldırı altındayız. Buna karşı direnmek ve muhalefet oluşturmak durumundayız.”

4 A Kampanyası sürdürülürken hangi siyaset izlenecek?

Erol Katırcıoğlu, Saruhan Oluç , Erdal Demirdağ, Murat Özbank ve Ümit Şahin; başlatılan kampanyayla, izlenecek yol ve yöntemler hakkında fikirlerini paylaştı.

Erol Katırcıoğlu, siyasette kararlara katılımın önemini aktardı. Daha az sayıda insanın daha çok sayıda insanı etkileyecek kararlar almasının, kendi çıkarlarına göre bunu yapacak olmalarına tepki getirerek, karar verenlerin denetlenmesi ve güçlerinin kontrol edilebilmesi, denetlenmesini ve müdahale edilebilmesini savundu.

Saruhan Oluç, yeni anayasaya değindi, farklılıkların zenginlik olduğunu, bu farklılıkların anayasal güvence altına alındığı bir yurttaşlık tanımı üzerinde farklılık; “zenginlik” ve “eşitlik”le birlikte gönüllü yurttaşlık tanımını da getirecek, dedi.

Erdal Demirdağ ise, adalet olmadan özgürlüğün ve eşitliğin hayata geçirilemeyeceğini söyledi. Konuşmanın varlık olduğuna dikkat çekerek kampanyada seçilen“söz” kavramını vurguladı; politikanın hem bireysel hem de kolektifliğine değindi. Siyasetin ve adaletin çokluk meselesi olduğundan, “engelsiz” katılımın yani herkesin katılımının gerekliliğinden söz etti.

Murat Özbank, adaletin 4 bileşeninin içinde katılım sağlanmazsa diğerlerinin gerçekleşmeyeceğini, diğerleri sağlanmadan da katılımın olmayacağını; bu kısır döngüden ise insanların sorunların çözümü için çözümlemeye odaklanıp ortak irade oluşturularak çıkılacağını ifade etti.

Ümit Şahin konuşmasında çevre adaletinin boyutlarını inceledi, sürdürülebilirlik ve adalet kavramları üzerinde durdu. Çevre adaletinin boyutları olarak hava, gıda ve su konusunu ele aldı, Şahin, mevcut adaletsizliği veriler üzerinden rakamlarla gösterdi. Şahin, sürdürülebilirlik sağlansa da bugün yine adaletin konuşulacağından söz etti. Forum, katılımcıların paylaşımlarıyla devam etti.

Turan, Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtladı

4 A A dalet Kampanyası hakkında Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtlayan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Sevil Turan, parti programında 4 adalet olarak tabana dayanan politikalarını tanıtmak üzere yola çıktıklarını, alternatif bir siyaset anlayışının güdülerek başka bir politikanın mümkünlüğünü göstermek istediklerini söyledi.

Kampanyanın üç dört aylık bir süre zarfında,  düzenlenen açık toplantılarla, forumlarla, sokakta yürütülen çalışmalarla yürütüleceğini; bu programın üzerinde tartışılarak oluşturulacağını ifade eden Turan; Türkiye’deki siyaset anlayışını, alışkanlıkları değiştirerek, katılımcılığın sağlanarak toplumsal adaleti oluşturulabileceğini vurguladı. Seçimden seçime oy kullanılan bir yapıdan çıkılarak, demokrasi kültürünün oturacağı bir sistemi insanlarla birlikte oluşturmanın öneminden söz etti.

Sevil Turan, Yeni anayasa yapımında toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla kurucu irade yaratılması yerine komisyon üzerinden, yalnızca önerilerin sunulabildiği; toplumsal söyleşme yerine kapalılığın izlendiği yapıyı eleştirdi. Politika yapma biçimiyle alternatif oluşturduklarını ifade eden Turan; demokratik ve adil bir yapıda her konunun kendi önemi içinde ele alınacağını söyledi.Sevil Turan, 25 ilde örgütlendiklerini, kampanya bazında bu illerde her ilin kendi yerel meseleleri üzerine politikaların tartışılacağı etkinliklerin düzenleneceğini, tüm Türkiye’de de faaliyetlerini sürdüreceklerini ifade etti.

4 A Kampanyası’nın ilk etkinliği, LGBT’lerin Adalet Mücadelesi  22 Mart’ta Kadıköy Yeşil Ev’de yapılacak.

Haber ve Fotoğraflar: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Manşet

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.