Editörün SeçtikleriEnerjiManşetTürkiye

Yeni dünya düzeninde nükleere yer yok: Yeşil enerjiye geç kalan sistemden de dışlanacak

0

Dosya Haber: Murat Bayar

*

Türkiye, Rusya devlet şirketi Rosatom‘un Mersin Akkuyu‘da  inşa ettiği nükleer santralin yanı sıra, Japonya‘nın çekildiği Sinop ile İğneada projelerini de sürekli gündemde tutuyor. Dünyanın bütün büyük üreticileri riskleri ve maliyet gerekçeleriyle nükleer enerjiden çıkarken Türkiye’nin -üstelik Rusya ve Çin gibi ülkelerle asimetrik anlaşmalar yaparak- nükleer santral ısrarının altındaki soru işaretleri henüz yanıtlanmış değil.

Uzmanlar, nükleer atık sorunu ortadayken ve sigortalanmadığı için risk sorunu ve teknoloji transferi içermeyen Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali’yle, Türkiye’nin kendini “nükleer ligde görme hayaline” dikkat çekiyor.

Ancak rakamlara göre, nükleer santralin üreteceği elektrik, Türkiye için ihtiyaç olarak görünmüyor.

  • Türkiye’de, 2020 yılı sonu itibariyle kurulu güç 96 bin MW.
  • 2020 yılında, en fazla enerjiye ihtiyacı olduğu dönemlerde bile bu rakam 49 bin MW’tı.

Yani, Türkiye’nin ihtiyacından yüzde 92 daha fazla enerji üretimi bulunuyor. Uzmanlar da, TMMOB’un Türkiye’nin Enerji Görünümü çalışması da “Türkiye’nin nükleer santrale ihtiyacı yok” sonucuna ulaşıyor.

Buna karşılık, Akkuyu Nükleer santrali hariç, yatırım izni alan 14 MW’lik daha nükleer santral projesi bulunuyor. Türkiye’nin 450- 480 MW saat elektrik üretecek imkânı var. Başka bir deyişle üretim, 2035 yılına kadar, yani önümüzdeki 14 yıl boyunca tüm enerji ihtiyacını karşılayabilecek durumda.

Cengiz Güneş.

Enerji Yatırım Uzmanı, akademisyen Cengiz Güneş de, elektrik piyasasında arz ve talep verilerini değerlendirerek nükleer santral üretimine ihtiyaç bulunmadığını vurguluyor.

“Halen nükleer hariç alınabilir yük 481 milyar kWh olup talep 305 milyar kWh’tir, buna göre güvenilir olarak 176 milyar kWh yedek kapasite mevcuttur, bu durum arz fazlalığına işaret eder. Talep artışı her yıl yüzde 5 gerçekleşse dahi 2030’a kadar arz sıkıntısı görülmemektedir. Kaldı ki yapımı devam eden yenilebilir ve YEKA projeleri de devreye girecek ve bu tesislerinin üretimi de marjı da artıracaktır.”

Akkuyu’nun kazancı Rusya’ya, riski Türkiye’ye

Akkuyu projesinin Türkiye için değilse de Rusya açısından stratejik  olduğu görülüyor. Rusya, ilk kez başka bir ülkede, “yap, işlet” mantığıyla bir santral kuruyor. Bu Rusya’ya, üretimin yüzde 50’sini, 15 yıl boyunca bugünkü fiyatının üç katına Türkiye’ye satma garantisi veriyor.

Rusya, hali hazırda ihraç ettiği doğalgaz ile Türkiye’nin enerji ihtiyacının dörtte birini karşılıyor. Yani en büyük ithalat bu ülkeden. Kömür ve petrolde ise ikinci sırada geliyor.

Nükleer  santralle birlikte Türkiye’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığının daha artacağı belirtiliyor. Almanya’da, Azerbaycan ile ortak yapılan TANAP Projesi ile Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığını yüzde 50’nin altına indirmesini hayati önemde gördüğünü açıklamıştı.

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali, ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı by-pass etmesine de imkan sağlıyor.

Trakya, İğneada’ya yapılması planlanan bir diğer nükleer santralin ise Çin’le ortak yapılmasının planlandığı belirtiliyor.

Oğuz Türkyılmaz.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Makina Mühendisleri Odası Üyesi ve Enerji Çalışma Grubu Başkanı Oğuz Türkyılmaz, Türkiye’nin nükleer santral ısrarını şöyle yorumluyor: “Türkiye, nükleer santral yapınca nükleer lige çıkacağını zannediyor. Alakası yok. Çünkü herhangi bir teknoloji transferi söz konusu değil.”

Hükümetler arası ilişkilerle, ulusal hukukun dışında ve uluslararası sözleşme mahiyeti kazandırılarak yürüten süreçte, eleştiriler ve denetim talepleri ise karşılanmıyor.

Türkyılmaz, “O ülkeler için Türkiye’de nükleer tesis kurmak stratejik bir durum iken Türkiye kendi aklını maalesef kullanmıyor” diye konuşuyor.

Türkiye’nin enerji görünümü

  • Türkiye’nin birincil enerji ihtiyacının yüzde 83,5’i fosil yakıtlardan sağlanıyor.
  • Elektrik üretiminde ise fosil yakıtların payı yüzde 50 düzeyinde.
  • Trafikteki milyonlarca araca karşılık raylı sistemlerin payı  yüzde 10’un altında. Yani, her şey karayolu üzerinden yapılıyor.

Fosil yakıta bağımlı bu tabloda, vazgeçilmeyen bir diğer kalem de kömür. Dünya, iklim krizi nedeniyle hızla terk ederken, Türkiye’nin 10 bin MW’lik kömür tesis planları bulunuyor.

Oğuz Türkyılmaz, Türkiye’nin ne karbon emisyonlarını düşürmek için ciddi bir niyetinin ve planının olduğuna ne de bakanlıklar arası eşgüdümün bulunduğuna işaret ediyor: “Bu tabloda Türkiye, Paris Sözleşmesi’ni imzalasa da bu, çok bir şeyi değiştirecek gibi görünmüyor.”

Yeşil mutabakat ‘adil iyileşmenin en önemli araçlarından

Paris İklim Antlaşması’nı zemin alan Yeşil Enerji Mutabakatı, bunların dışında kalan ülkelerin Batılı toplumlara ihracat yapabilmesini koyduğu ve devamı gelecek karbon vergileriyle çok zor hale getiriyor. Tedarik zincirindeki ülkelerin, mutabakata katılmayan ülkeyi denklemden çıkarması söz konusuyken, aynı ülkelerden kredi temin edilmesi şansı da zora giriyor.

Enerji uzmanlarının hazırladığı ve TÜSİAD’ın yayımladığı konuyla ilgili raporda, karbon vergisinin birincil etkisinin kendini ihracattaki sınırlamalarla göstereceği, “küresel tedarik zincirinde de engelleneceksiniz” şeklinde ifade ediliyor. İhracatının yüzde 60’ını AB’ye yapan, sendikasyon kredilerini bu ülkelerden temin eden Türkiye ekonomisi için bu durum, hayati önemde.

Mehmet Ögütçü.

Eski diplomat Mehmet Öğütçü, Çin ile Rusya’nın stratejik yakınlaşmasına karşın, ABD ile AB’nin senkronize hareket ettiğine işaret ederek, Türkiye’nin burada yumuşak ve kararlı bir yaklaşıma ihtiyacı olduğu görüşünde.

Enerji uzmanları da enerji gibi hem stratejik hem de üretim maliyetini belirleyip cari açık verdirecek önemdeki bir unsurun, yerli üretimle çözülmesinin önemine dikkat çekiyor. Japonya, Kore, hatta Çin ve Hindistan gibi ülkelerin bile enerjisinin ciddi bir bölümünü yurtdışından getirmesine karşın, rekabet gücünü koruyabildiği bir ortamda bu, yerli ve “yeşil” bir üretimi zorunlu kılıyor .

Bu denklemde fiyatların belirlenmesinde şeffaflık ve hesap verebilirlik kritik önemde, enerji politikasının ise çevre, rekabet, vergi, dış politika, güvenlik gibi tüm boyutları kapsayan, entegre bir şekilde uygulanması gerekiyor. Ancak kısıtlı finansal imkanlara sahip Türkiye, doğrudan yabancı sermayeyi çekecek bir yaklaşımı denklemde tutmaya çalışıyor.

‘Müjdeler’ ve enerji ihtiyacı

  • Türkiye’nin doğalgaz ve petrol gibi fosil yakıt üretimi son derece kısıtlı.
  • Petrolde yüzde 93 doğalgazda ise yüzde 98 dışa bağımlılığı söz konusu.
  • Buna karşılık, hidroelektrik üretimi yüksek.

Doğu Karadeniz açıklarında 420 milyar metreküplük doğalgaz rezerv bulunduğu haberlerinden sonra, konuyla ilgili herhangi bir yol alınamadı. Ayrıca çalışmalara bugün başlansa bile, doğalgazın çıkarılmasının en az  7-8 yıl alacağı hesaplanıyor. Bu nedenle, uzmanlar “müjde” diye verilen bu alanların Türkiye’nin enerji hesabından çıkarılması gerektiğini söylüyor.

Mehmet Öğütçü, net ithalatçı olunan fosil yakıtların payını mümkün olduğu kadar azaltıp yerine, yerli ve yenilenebilir kaynaklardan yararlanılmasını öneriyor: Kömür bu anlamda çözüm olmamalı, zira karbon emisyon hacmi yüksek. Yenilenebilir, özellikle de çevreye zarar vermeyen hidro ağırlıklı olmalı.”

Türkiye’nin rüzgâr, güneş, biyokütle gibi yeşil ve yenilenebilir enerjiye yönelmesi durumunda, cari açığa da çözüm bulunabileceği kaydediliyor.

Covid-19 pandemisi nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de enerji üretimi ve tüketimi alanlarında daralma yaşandı. Enerji ihtiyacının azalması, cari işlemler açığını olumlu etkiledi. Bu durumun, normal koşullarda tüketimin ekonomik büyüme hızını geçmesi beklenirken, beklenen olmadı.

Türkiye’nin enerji ihtiyacının ortalama yüzde 75’ini ithal ettiğini hesaplayan Öğütçü,  Türkiye’de demir çelik sanayi, cam ve alüminyum gibi enerji yoğun sanayiler ağırlıkta. Bu alanlarda bölgesinin en önemli ülkelerinden biri. Ancak Türkiye’nin artık daha az enerji gerektiren alanlara odaklanması lazım” sözleriyle enerjide bir aks değişimini öneriyor.

‘Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumlu olmak zorundayız’

Avrupa Yeşil Mutabakatı, Türkiye’yi derinden etkileyecek bir süreç. AB, Aralık 2019’da yürürlüğe soktuğu Yeşil Mutabakat ile karbondioksit emisyon hacmi dikkate değer olan Türkiye, Ukrayna ve Rusya gibi ülkeleri disipline etmeyi hedefliyor.

Buna göre, AB’ye mal satmak ya da kredi almak isteyen bir ülkenin önce karbon ayak izine bakılacak; yüksek emisyonlu malı ya satın alınmayacak ya da üzerine ciddi bir karbon vergisi gelecek.

İhracatının yüzde 60’ını Birlik ülkelerine yapan ve kredi ihtiyacının da önemli kısmını bu ülkelerden sağlayan Türkiye’nin Paris’te imzaladığı iklim değişikliği sözleşmesini Meclis’ten halen geçirmemesi de sorunlu alanlardan biri olarak duruyor.

Öğütçü, 2021 yılı sonunda, ‘Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın TBMM’den geçeceğini öngörüyor: “Hem Brüksel’den hem de Washington’dan çok ciddi baskı var.”

İlk reaktör tamamlansa bile…

Her ülke sahip olduğu kaynaklara göre enerji bileşenlerini oluşturuyor. Fransa enerji ihtiyacının yüzde 75’i nükleer enerjiden karşılıyor. Polonya, yüzde 50’nin üzerinde kömür enerjisine bağımlı. Danimarka, rüzgar enerjisinde dünyanın önde gelen ülkelerinden. Doğalgaz rezevleri yüksek olan Norveç,buna rağmen enerji ihtiyacını rüzgâr ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyor.

Türkiye ise kömür ve ithal petrolün yanı sıra şimdi de nükleer enerjiye bağımlılığın eşiğinde. AKP iktidarı, Mersin Akkuyu’nun 2023’te faaliyete geçerken, Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağını öne sürüyor, ancak Öğütçü bu hedefi gerçekçi bulmuyor. Antlaşmaların bozulmasının güç olmakla birlikte ilk reaktör tamamlansa bile diğer üç reaktörün inşa edilmesinin tartışmalı olduğu görüşünde.

Nükleer, uygun piyasa fiyatı da oluşturmayacak!

Buna karşılık Enerji Yatırım Uzmanı Güneş, alım garantili nükleer santralın ilk ünitesinin 2023, izleyen ünitelerinin de birer yıl ara ile devreye girmesinin beklendiğini kaydediyor.

Güneş, nükleer santralin tam olarak devreye girmesi ile ulaşılacak 38 milyar kWh ek üretimin, 19 milyar kWh civarındaki bölümünün alım garantili olduğunu kaydediyor.

Bu üretim enerji fiyatları üzerinde piyasa takas fiyatı ve anlaşma fiyatı dikkate alındığında 8 ABD Dolar cent/kWh ek bir maliyet getirecek.

Sonuç olarak nükleer santral üretimiyle, enerji maliyetleri ve piyasada alım garantili sözleşmelerin ağırlığının artacağı tespitini yapan Güneş, artan enerji maliyetinin ise ulusal sanayinin rekabet gücünü azaltacağına işaret ediyor.

Piyasaya artan kamu fonları desteğiyle, uygun piyasa fiyatının oluşmasının mümkün olmadığını vurgulayan Güneş’e göre, fatura da ağır: “Bu durum piyasanın doğru dizayn edilmemesinin ve plansızlığın sonucudur. Diğer taraftan iletim hatlarının TEiAŞ tarafından yapılması, arazi tahsisi ve 5.bölge teşvikleri nedeniyle toplumsal maliyet –doğanın tahribatı- görünenin çok üzerindedir.”

Sinop ve Kırklareli nükleer tesislerinin ‘şansı yok’

Sinop ve Kırklareli’de yapılması planlanan nükleer tesislerin 25-30 milyar dolarlık projeler olduğunu belirten Öğütçü ise “Bu iki kentte yapılacağı söylenen nükleer santraller için ise herhangi bir ‘şans’ yok. Her şeyden önce yanlış yatırımlar” ifadelerini kullanıyor.

Batılı toplumların, başta atık sorunu nedeniyle nükleer enerjiyi sorgularken, bu tesisleri inşa eden ülkelerin bile, Türkiye’nin Rosatom eliyle yaptığı gibi yüksek maliyetli büyük, eski ve atık sorunu çözülememiş, hantal yapılar yerine, maliyeti daha düşük, atık yönetimi daha kolay küçük ve orta boy reaktörleri tercih ettiğine işaret eden Öğütçü, nükleer atık sorununun nasıl çözüleceği konusunun da tamamen Rusya’ya bırakıldığını kaydediyor: “Nükleer atığın, Mersin’den yüklenip Rusya’da gömülmesini umuyoruz.  Başından itibaren şeffaf olmak gerekiyordu. Ancak Ruslar da Türkler de ne şeffaf ne de hesap vermeye yanaşıyor.”

Yeşil Mutabakat dengeleri yerinden oynatacak

Uzmanlar Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın aslında yeni bir “kalkınma planı” olduğuna işaret ediyor. Uzun yıllara yayılmış bir plan olan “Yeşil Mutabakat” çerçevesinde her ülke, başta enerji ve ulaştırma olmak üzere kendini yeniden dönüştürmek zorunda.

Örneğin, inşaat alanında, yapılar belirlenen standartlara uygun değilse, ya yıkılıp yeniden inşa edilecek ya da tadil edilecek. Bu büyük bir maliyet ve iş anlamına geliyor. Yine standartlara uygun araçlar üretilmez ise trafiğe çıkamayacak ya da satılamayacaklar. Yollar ve altyapının yanı sıra sistem, doğrudan ticareti ve rekabet kurallarını etkileyip dönüştürecek.

Türkiye hali hazırda Gümrük Birliği (GB) Anlaşması kapsamında. Sanayici gümrük vergisi ödemiyor. Ancak üretimde emisyon azaltımını hedefleyen bu mutabakat ile pek çok şey değişecek. Üretilen ürünün söz konusu standartlara uymaması halinde ihracat yapan ülkeler, haziran ayından itibaren karbon ayak izleri doğrultusunda vergi ödemek zorunda kalacak.

Yeşil Mutabakat konusu, salt gümrük vergisiyle de sınırlı değil. Bir de, değer zinciri konusu var. Basitçe, şimdiye dek ilk tasarım fikri ABD’li birinin aklına gelince Finlandiya’nın katkısıyla, Çin’de üretilip, Fransa ve Türkiye’nin desteğiyle üretilebiliyor; kazanç da zincirin içinde paylaşılıyordu. Zinciri kuran işi iyi ve ucuza yapan ülkelere götürüyor; satış sonrası hizmeti, pazarlama ve reklam başka ülkelerde yapılıyordu. Yeşil Mutabakat ile artık, zincirin içindeki yeşil olmayan ülkelere gidemeyecek. Bu durum mutabakata katılmayan ülkeleri üretim zincirinden de çıkartma riski barındırıyor.

Haluk Nuray.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Brüksel Temsilcisi Haluk Nuray, Türkiye sanayisi bu durumun farkına varmaya başladı. Çabamız farkındalık yaratma düzeyinde. Tam olarak plan haline getirilmedi. Bakanlıklar farkında ise de ekonomi ve sanayi yönetimi hâkim mi şüpheliyim” diyor.

Nuray, geç kalınmadığını ama Türkiye’nin elini çabuk tutması gerektiğini belirterek, bütün dünyanın güneşten, rüzgardan, denizdeki dalgadan elde edilen yenilenebilir enerjiye geçme yolunda olduğuna, Türkiye’nin de kendini ‘sıfırlayıp geride kalmadan yeni duruma bir an önce uyum sağlaması gerektiğine dikkat çekiyor:

Yeşil Enerjiye uygun yeni bir sanayi oluşturmamız lazım. Bildiğimiz fabrikalar, sanayi ve toplum değişmek zorunda. Bunu yakın bir zamanda yapmazsak, kısa bir süre sonra zaten tüm şansımız tükenecek.”

 Değişim döngüleri sürekli olarak kısalıyor

Sanayide değişim döngüsünün 120 yıldan, 4. Nesilde 10 yıla indiğine işaret eden Nuray, Türkiye için trenin kaçmakta olduğu tespitini yapıyor. Avrupa’nın Yeşil Enerji’yle birlikte dijital dönüşüm, dijital nesil ve dijital toplum hedefine de vurgu yapan Nuray, şunları söylüyor:

“Bunları kullanabilen, anlayabilen bir toplum dizayn edilmeli.  Enerji kamu hizmeti olarak planlanmalı!”

Doğaya verdiği geri döndürülemez zararın, insan hayatını riske atmasının, hayvanların yaşam alanlarını daraltılmasının yanı sıra nükleer enerji hemen tüm uzmanların işaret ettiği üzere, Türkiye’nin ihtiyaç duymadığı bir enerji kaynağı. Enerji arz fazlası olan bir ülkede yeni enerji santralinin yapılmasından ziyade mevcut enerji kapasitesinin doğru yönetilmesine ihtiyaç olduğuna vurgu yapılıyor. Nükleere yer kalmayan yeni küresel dünya, sürdürülebilir, yeşil enerjinin yol haritasını belirlerken yoldan çıkanı, küresel ticaretten de çıkarmaya hazırlanıyor.

 

 

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.