Editörün SeçtikleriKadınManşetTürkiye

Soyadı mücadelesini kazanan Selin Karakartal: Bu bir insan hakları meselesi

Geçtiğimiz senenin aralık ayında, evlendiği kişinin değil, kendi soyadını kullanmak için dava açan Selin Karakartal kısa sürede davayı kazandı. Karakartal yaşanan süreçle ilgili, “Benim için tek önemli şey, birey olarak hakkım olan şeye sahip olabilmekti” dedi.

Karakartal’ın avukatı olan Ayten Ünal ise yıllardır bu tür davaları takip eden bir isim. Hatta kendi davası olan olan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde (AİHM) görülen Ünal-Tekeli/Türkiye Davası emsal karar olma özelliği taşıyor.

Ayten Ünal Tekeli davası

Ünal, 1996 yılında evlenmeden önceki soyadı kullanmaya devam etmek için dava açtı. Ünal’ın açtığı dava reddedilirken, 1997’de yasada yapılan bir değişiklikle eşin soyadıyla birlikte kendi soyadını da kullanma hakkı getirildi.

Ancak, Ayten Ünal bu kararın talebini karşılamadığı için konuyu AİHM’e taşıdı. 2004 yılında AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin özel ve aile yaşamına saygıyla ilgili 8’inci maddesi ile ayırımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14’üncü maddesinin Türkiye tarafından ihlal edildiğini bildirdi. Bu karar, daha sonraki davalarda emsal teşkil etti.

‘Kimliğimin bir parçası’

Dava açma sürecini Yeşil Gazete‘ye anlatan Selin Karakartal, soyadının kimliğinin bir parçası olduğu için dava açtığını şöyle anlattı:

Ben konuya ideolojik olarak yaklaştım aslında. İsmim benim kimliğimin bir parçası.

Sadece evleniyorum ve evlendiğim kişiyle eşit bir ilişkiye başlamam lazım. Bu düşüncelerle yola çıktım.

Eşit bir birey olarak var olmalıyım ki eşit mücadele edeyim. Benim bir ucundan tutmam lazım diye düşündüm.”

Daha uzun süreceğini düşünüyordu

Karakartal, dava açmaya karar verdikten sonra kendisi de avukat olan bir komşusuna danıştığını, komşusunun da Avukat Ayten Ünal’ı yakından tanıdığını ve onun da içinde bulunduğu avukatlarla davanın takibinin yapılmasının daha uygun olacağını söylediğini aktardı:

Avukatla konuştuk ve karar verdik. Ben kendimi bu dava üç-beş sene sürer, üç-beş sene gider gelirim psikolojisine hazırladım. Göze aldık, ne olursa olsun yapacağız diye girdik.

Ancak, ilk duruşmada karar çıktı. Gerçekten mi, bu kadar kolay mıydı? Bu kadar kolaysa niye bu kadar uğraştırıldık?”

Dava, açıldığı tarihten itibaren dört-dört buçuk ay içinde karara bağlandı. Avukat Ünal da kararın kesinleştiğini ve nüfus müdürlüğüne de gönderildiğini kaydetti.

‘Dava, istinafa, dolayısıyla temyize gitmeyecek’

Nüfus müdürlüğünün karara karşı çıkmadığını anlatan Ünal, davanın istinafa (Bölge Adliye Mahkemesi) ve temyize (Yargıtay) gitmeyeceğini de vurguladı:

Nüfus müdürlüğünden bir karşı çıkış olmadı. Zaten davalı Nüfus Müdürlüğü temsilcisiyle konuştuk. Onlar, biz usulen kabul etmiyoruz, talep –Medeni Yasa 187. maddeye aykırı dediler.

Bizde kurumlar (Nüfus Müdürlüğü vs.) bütüncül/multi perspektiften bakmıyorlar.  Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM kararları yokmuş gibi davranıyor. ‘Biz cevaben buna itiraz ediyoruz ama karardan sonra istinafa ve Yargıtay’a göndermeyeceğiz’ dediler.

Nüfus Müdürlüğü, kadınların boşandıktan sonra velayeti elinde bulundurması durumunda soyadlarını çocuklarına verilmesini kabul etmiyorlar. Onlarla ilgili dava çok yoğun.

Onda yine soyadı baba üzerinden gitsin istiyorlar. Bu uyuşmazlıklarla uğraşıyorlar. Bu konuda Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen bu dosyaları hem istinafa hem de temyize gönderiyorlar.”

Avukat Ünal, Selin Karakartal’ın davasının hem istinafa hem de temyize gitmemesi açısından farklılık teşkil ettiğini söyledi.

‘Heyecan verici’

Mahkemenin kararını yorumlayan Karakartal, bu kararın heyecan verici olduğunu, ancak kadınların işinin kolaylaştırılması gerektiğine vurgu yaptı:

Bu karar aslında heyecan verici. Daha eşit birey olarak kabul edilmemizde bir adım olarak görüyorum.

Ancak, asıl olarak Medeni Kanun’daki ilgili maddelerin değiştirilmesi gerekir. Yani, ben Nüfus Müdürlüğü’ne gideyim, istediğim soyadımı seçebileyim, istersem eşimin soyadını alayım, istersem kendi soyadımı ya da birleştireyim. Madem bu kadar kolay verilebilir bir şey, o zaman yolu açılsın ki bu kadar stresle uğraşmayalım. Avukata ulaşamayan bir sürü insan var.”

Her kadın bu davayı açabilir

Avukat Ünal, bu gibi soyadı davalarında herhangi bir delil toplanmadığını, tanığa dahi ihtiyaç  olmadığını ve her kadının da bu davayı açabileceğini şöyle anlattı:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı Ünal-Tekeli Türkiye davasında herhangi bir gerekçe sunulmasına, araştırma yapılmasının gerekmediğine, bu talebin  kişilik ve kimlikle ilgili olduğuna hükmetti. Mahkeme, delil toplamıyor, tanık da dinlemiyor. Bu talep yalnızca eğitim düzeyi yüksek akademisyenlerin talebi değil. Biz kadınları eğitim seviyesine ya da kariyerlerine göre kategorize etmiyoruz.

Bir kadın kişiliğini, kimliğini doğuştan itibaren ediniyor. Gönül ister ki insanlar kendi soyadlarını kendileri seçebilsinler. O günler de mutlaka gelecek.

‘Yasal değişiklik yapılmalı’

Konuyla ilgili yasal değişiklik yapılması gerektiğine vurgu yapan Ünal, evlilikle soyadının değişmemesinin esas alınması gerektiği düşüncesinde olduğunu ifade etti:

Hala tek tek dava yoluyla çözülüyor. Yasal değişiklik yapılması gerekiyor. Evlilikle soyadının değişmemesinin esas alınması gerektiği düşüncesindeyim.

İsteniyorsa eşlerin soyadı alınsın. İsterlerse ortak bir soyadı olur, erkek kadının, kadın erkeğin olabilir ya da iki tane soyadı olabilir ya da yeni bir soyadı seçebilirler.

Hem kadınlar için hem çocuklar için insanların soyadı üzerinden bir mülkiyet duygusu haline getirilmemesi gerekir.

Selin Karakartal’ın davasının kısa sürede sonuçlanmasına da değinen Ayten Ünal, “Bu kadar kısa zamanda karar verilmesinin arkasında bizim 20-25 yıllık emeğimiz var. Pilot davamızda 10 hukukçu 10 yıl İzmir’de soyadı mücadelesi yürüttük. Bunun arkasında kadın mücadelesi var. Sonrasında da 55 kadın örgütü desteğiyle yaptığımız kampanyalar var. Kadınların, hukukçuların mücadelesi var’ ifadelerini kullandı.

‘Şimdiye dek yapılan kadın mücadelesinin sonucu’

Davanın sonucundan mutlu olduğunu söyleyen Selin Karakartal, kararın şimdiye dek verilen kadın mücadelesinin bir sonucu olduğunu, bundan sonra da gelecek kuşaktaki kadınların mücadelesine küçük bir katkı olduğuna dikkat çekti: 

Kararın şimdiye dek kadınların verdiği hak mücadelesinin bir sonucu olduğunun farkındayım. Ben bir insanım. Soyadımın aynı kalması bir insan olarak, bir birey olarak benim kişisel hakkım. Adımı korumak, hak mücadelesine bir tuğla da ben koymak için  başvurdum. Başka herhangi bir şey için değil.

Bu karar mutluluk verici. Hem benim için hem de bütün kadınlar için küçük ama güzel bir adım.”

‘Hukuken değil, fiilen engel olabiliyor’

Avukat Ayten Ünal, evlenmeden önceki soyadını kullanmak isteyen kadına evli olduğu erkeğin itiraz etmesi durumunda yaşanabilecekleri ise şöyle anlattı:

Henüz böyle bir uyuşmazlık olmadı. Mahkemeler her seferinde eşlerin davalı gösterilmesini şart koşup süre veriyor. (Örneğin, Selin Karakartal’ın davasında biz eşini davalı göstermemiştik.) Uygulamada böyle bir koşul koydular.

Ama AİHM kararı net; bu konuda eşin onayı gerekmez. Davada da engel olmamalı diye düşünüyoruz. Ama fiilen engel koyuyorlar. Hukuken engel yok, fiilen engel olabiliyor.

Dünyada birçok örnek var

Dünyada bu konuyla ilgili yaşananlara da değinen Ünal, 45 Avrupa Konseyi ülkesinde kadınların kendi soyadlarını kullanabildiklerini kaydetti:

Dünyada çok sıkıntı yok. 45 Avrupa Konseyi ülkesinde kadınlar kendi soyadlarını kullanabiliyor. Hatta İspanya ve Yunanistan‘da kadınlar çocuklarına kendi soyadlarının verilmesini de talep edip davasız kullanabiliyor.

Kişiler de yaşamlarını hak temelinde kuruyorlar ise bu yasal haklarını kullanıyor. Ama geleneksel aile ve değerler muhafaza edilmek isteniyorsa eşinin soyadını alabiliyorlar.”