Ana Sayfa Blog Sayfa 2508

10 yıl sonra bir ilk: Olimpos sahiline caretta carettalar yumurta bıraktı

Yoğun insan trafiği, çadır kurma, ateş yakma, araç girişi ve sabaha dek süren eğlenceler yüzünden caretta carettaların yumurta bırakmaktan vazgeçtiği Olimpos sahilinde, gönüllülerin çabası sonuç verdi. 10 yıl sonra ilk kez sahile çıkan iki kaplumbağa yumurta bıraktı.

Antalya’nın dünyaca ünlü 300 metrelik Olimpos sahilinde 10 yıldan sonra ilk kez iki caretta caretta yumurta bıraktı. Yumurtaları korumak için altı görevli çalışıyor. Kemer’e bağlı yaklaşık 3.7 kilometrelik Çıralı sahili ile ona bitişik Kumluca’ya bağlı Olimpos Sahili, Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) nesli tehlike altında kırmızı listedeki deniz kaplumbağası caretta carettanın yuvalama alanı.

Bitişik iki sahil, geçen yıl Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 6’ncı Bölge Müdürlüğü, Beydağları Sahil Milli Park Müdürlüğü, Kemer ve Kumluca kaymakamlık ve belediyeleri, esnaf ve sivil örgütlerinin de desteklediği Çıralı Kıyı Koruma Koordinasyon Komisyonu tarafından korumaya alındı. Komisyon Başkanı Erdal Elginöz, Çıralı Sahili’nde uyguladıkları tüm tedbir ve yasakların Olimpos Sahili’nde de uygulandığını söyledi.

Ateş yakmak, çadır kurmak yasak

Olimpos Sahili’nin Çıralı’dan daha çok ateş yakma, çadır kurma, araç girişi ve sabaha kadar süren eğlence partilerine maruz kaldığını belirten Elginöz, 2000 yılı öncesinde 17’ye kadar çıkan yuva sayısının yaklaşık 10 yıl önce sıfıra düştüğünü kaydetti. Yoğun insan trafiği nedeniyle yıllardır kirlenen sahilin gönüllüler tarafından ciddi ölçüde temizlendiğini belirten Elginöz şunları söyledi: “Alınan tedbirler ve uygulamalar sayesinde yıllar sonra ilk defa geçen sene 20’ye yakın carettanın Olimpos sahiline çıkışını gördük. Ancak kokudan olabilir yumurta bırakmadan ‘U’ dönüşü yapmışlardı. Bu yıl ise yaklaşık 10 yıl sonra ilk yuva oluştu”

Elginöz, Olimpos sahilinde de nisan sonu, ekim ayları arasında çadır kurma, ateş yakma, eğlence partileri ve araç girişi gibi birçok yasağın uygulandığını dile getirdi.

Sabaha kadar nöbet

Erdal Elginöz, Çıralı ve Olimpos sahilinde ekim sonuna kadar DKMP’nin İŞKUR vasıtasıyla verdiği destekle altı caretta caretta koruma görevlisi ve 20’ye yakın gönüllünün, dönüşümlü olarak toplam dört kilometrelik iki sahilde sabaha kadar nöbet tuttuğunu, ayrıca Olimpos’ta üç kişinin de sabaha kadar görev yaptığını söyledi.

Konserde Berkin Elvan’ı anan Alpay’a ‘terör’ soruşturması

Alpay konserinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Berkin Elvan’ın fotoğraflarını gösterip ‘Sıradaki şarkım devletin zalimce katlettiği insanlara gelsin’ dediği için devleti aşağılamış.

Sanatçı Alpay Nazikioğlu hakkında, bir konseri sırasında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Berkin Elvan’ın fotoğraflarını gösterdikten sonra “Sıradaki şarkım, devlet tarafından zalimce katledilen insanlara gelsin” dediği için ‘terör örgütü üyelerini övdüğü ve devleti aşağıladığı’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Gazete Duvar’dan Anıl Mert Özsoy’un haberine göre, Alpay “Gezi direnişini savunmak terörse ben teröristim” dedi. Hukuki yollara başvuracağını belirten sanatçı, şöyle konuştu: “Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri tarafından katledilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla, Gezi direnişinde hayatını kaybeden Berkin Elvan’a şarkı ithaf etmenin neyi terör? Ben şarkıyı ithaf ettiğimde salondakiler ayakta alkışladılar. Eğer Gezmiş ve arkadaşlarına, Berkin Elvan’a şarkı ithaf etmek, Gezi direnişini savunmak terörse ben teröristim. Bunu her yerde söylerim.”

Alpay, Gezi eylemleri sırasında Ankara’da başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük için Ethem’in Sessiz Çığlığı’ adında bir şarkı yapmıştı.

 

İstanbul’un kuzeyindeki cinayet şebekesi – Bahadır Özgür

Kuzey Ormanları’na inşa edilen yeni kent, “İstanbul’u mahvettik” diyenlerin bir de bu katliamın eserini yanı başına dikmelerine benziyor. Milyonlarca metrekare arazi çirkin konutlar, lüks villalar, oteller ve AVM’ler için imara açıldı. Buradan yeni bir Türkiye değil, olsa olsa gelecek kuşaklara lanetli bir miras çıkar.

Mühendislik yeteneğini tasarımcılıkla birleştiren Oscar Niemeyer, askeri darbenin izlerini silmeye çalışan demokrat başkanının isteğiyle, Brezilya’nın yeni başkenti Brasilia’yı tasarladı. Şehir plancısı Lucio Costa ile beraber 1956-1960 arasında dünyanın en düzenli kentlerinden birini inşa etti. Çöl sayılabilecek dümdüz bir platoya kurulan kentin pek çok yapısı kültür mirası listesine girdi. Brasilia, yeni Brezilya’nın çağdaş yüzüydü…

Peki bizim başkanın gönlündeki “yeni İstanbul’u” kim tasarlıyor dersiniz? Yaptıkları kaç bina kültür mirası, mimari estetiğin öncüsü sayılacak?

Hemen yanıtlayalım: Bugüne kadar inşaat rantından kim beslendiyse, çevrenin canına okuduysa, estetiği, işlevselliği, ihtiyacı hiçe saydıysa onlar tasarlıyor işte. İkinci sorunun yanıtı çok daha kolay: Kocaman bir hiç! Zira binlerce bitkinin, yüzlerce canlının habitatı; göllerin, akarsuların havzası; Trakya ve İstanbul’un kliması Kuzey Ormanları’nda bir cinayet şebekesi işliyor. Birer tümör misali yayılmış yeni havalimanı ve 3. köprünün son ayağı Kanal İstanbul’la tamamlanacak. Önüne çıkan her canlıyı delip geçen koca bir mızrak gibi ortalarından Kuzey Marmara Otoyolu fırlıyor. “İstanbul’u mahvettik” diyenler, kentin yanı başına bu katliamın bir de anıtını dikelim demişler sanki; şevkle onu inşa ediyorlar şimdi.

Bu kör hırsın geleceğe bıraktığı lanetli mirası mimarlar, meslek odaları, çevre gönüllüleri yıllardır anlatıyor. “En büyük”, “en iri”, “en kocaman” sıfatını taşıyan her temelin ardında bir soygun tezgahı kurulduğunu görmek isteyenler için İstanbul Havalimanı yeter aslında. Ne var ki Kuzey Ormanları’nı dümdüz ederek kurulacak yeni kentin yanında havalimanı, “küçük kıyamet” kalır. Dillerinden dökülen rakamlar, elleriyle kuracakları beton cehenneminin habercisi çünkü: “3 milyon metrekare”, “1320 hektar”, “on binlerce konut”, “Onlarca AVM, yüzlerce lüks villa”…

Kağıt üzerinde dahi dehşet uyandıran bu projelerin bazılarını gelin bir kez daha hatırlayalım.

Bölgenin neredeyse tüm siluetini belirleyecek projenin sahibi Vizzion Europe adlı uluslararası kuruluş. Merkezi Belçika’da fakat Türkiye’de 10’dan fazla gayrimenkul şirketinin de ortağı. Kuzey Ormanları’na inşa edeceği devasa projeye geçmeden, daha önce neler yapmış bir bakalım.

En ünlüsü Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Tartışma yaratan Haydarpaşa projesi ile İstanbul Elmadağ’da bulunan ve şaibeli bir yangınla küle dönüşen Şan Tiyatrosu’nun yerine inşa edilen Şan City’de de imzası var.

Karadeniz kıyısına konduracağı projenin adı İstanbul Seaside. Şirket şöyle tanıtıyor projesini: “Konut ve perakende gelişmeleri, ofis binaları, oteller, spor ve eğitim tesisleri, kültürel ve idari merkezler, hastaneler ve sağlık hizmetleri ve büyük bir kongre merkezi gibi tüm tipik kentsel işlevleri kapsayan yeni bir şehirdir. Şehir, Karadeniz kıyıları boyunca, 1320 hektarlık geniş bir alana inşa edilecek.”

Nasıl bir şey kurulacağını şirketin kendi sitesinde yer alan şu çizimden görebilirsiniz:

Bölgenin bir diğer hırslı şirketi Babacanlar Holding. Son iki işinden birisi Esenyurt’taki 1100 konutluk Esenyurt Premium, diğeri ise Atatürk Havalimanı’nın karşısına inşa ettiği 900 konutluk Port Royal. Asıl övündüğü konu ise Kanal İstanbul açıklandıktan sonra Sazlıbosna, Şamlar, Resneli, Hoşdere, Baklalı ve Balaban köylerinde 6 yıldır arazi toplaması. Şimdiye kadar kapattığı arazi miktarı 600 bin metrekare.

Birkaç şirketi daha sayalım: Artaş İnşaat’ın Resneli bölgesinde 400-500 dönüm, Fuzul Grubu’nun da 10 ile 50 dönüm arasında değişen sekiz arsası hazır.

Ancak bölgenin esas patronu her zaman olduğu gibi iktidar. TOKİ, Emlak GYO ve THY GYO eliyle milyonlarca metrekare imara açıldı. Ellerindeki araziler 4 milyon metrekareyi aşıyor. 31 Ocak 2019’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 18’inci maddesi uygulaması kapsamında Kuzey Ormanları’nın önemli bir bölümü ‘rezerv konut alanı’ ilan edildi. İlk etapta Kanal İstanbul ile Kuzey Marmara Otoyolu’nun kesiştiği kavşakta bulunan Dursunköy’deki 2.7 milyon metrekare araziye imar izni çıktı. Arazinin statüsü daha önce “orman alanı”, “tarım alanı” ve “su havzası” olarak geçiyordu.

Bu arazilerden ilk kârı kim elde etti dersiniz? 2005’te AKP Genel Merkezi Ar-Ge Başkanlığı tarafından Green Park Otel’de düzenlenen ‘1. Bölge Teşkilat Eğitim Programı’ toplantısında Erdoğan’ın ilk kez yeni havalimanının yapılacağını açıklamasından bir yıl sonra, Murat Ülker’in şirketi Yıldız Holding 14 parsel arazi aldı. 2013 yılında ise Emlak Konut’a 3.6 milyon metrekareyi bulan bu arazileri 326 milyon 774 bin lira karşılığında sattı. Ardından da arazinin yarısı THY Gayrimenkul’e devredildi.

On binlerce konutun, AVM’lerin ve otellerin yapılacağı o yerin haritası da şöyle:

Kanal İstanbul taliplilerinin, AKP’li siyasetçilerin, cemaat ve tarikatların, yandaş şirketlerin, bölgedeki maden sahiplerinin de arazisi bulunuyor. Uluslararası gayrimenkul fuarlarında özellikle Katar fonlarına Kuzey Ormanları gümüş tepside sunuluyor. 2023’e yetiştirmeye çalıştıkları “Yeni Türkiye” işte budur.

İstanbul’un havasındaki değişim işin bir ucuysa, diğer ucu Trakya’nın tarım arazilerindeki verim düşüklüğüne uzanmaktadır. Otoyol için binlerce ağacın kesilmesiyle, Kuzey Ormanları’ndaki canlıların avlanması için izin çıkarılması aynı suçun parçasıdır. Dolayısıyla oraya dikilen her beton kolon, gerçekte birer mezar taşıdır.

Şu grafik de İstanbul’un kuzeyinde kalan son ormanların ne hale dönüşeceğini özetliyor:

***

Niemeyer sadece bir mimar değildi. “Doksan derecelik açı beni etkilemez; insanoğlu tarafından yaratılmış dümdüz, katı, değişime açık olmayan şeyler de ilgimi çekmez” diyordu. Arzuladığı estetik ülkesinin dağlarının, akarsularının, denizlerindeki dalganın “eğriliği”ydi. Tüm evrenin bundan oluştuğunu söylerken, Einstein’in eğrisel evrenine işaret ediyordu. Tıpkı bir plastik gibi kolayca eğip büktüğü betonun ardında yatan bakış farklıydı: “Sade olmak, eşit bir dünya yaratmak, insanlara iyimserlikle bakmak, herkese bir hediyedir. Ben genel mutluluğun peşindeyim.”

Ya biz? Kuzey Ormanları’na dikilen kente bakınca ne göreceğiz? Körfez ülkelerinin zenginlerinin yatlarıyla havalimanından rahatça Boğaz’a ulaşması için kazılmış kanalı, lüks villaları, otelleri, AVM’leri, çirkin konutları… Bir de seçkin azınlığın ranttan kazandığı milyarlarca dolarlık serveti. Genel mutluluk ve toplumsal adalet mi? Onlar çoktan İstanbul Havalimanı’nın temeline işçilerle birlikte gömüldü bile…

NOT: Oscar Niemeyer ve eserleri ile ilgili kısa bir bilgi için bu adreslere bakılabilir.

(Gazete Duvar’dan alınmıştır.)

 

Mimarlık ve tasarımın güncel etkileşimleri Londra Mimarlık Festivali’nde konuşulacak

Turkish Trade Center, bu yıl 1 – 30 Haziran 2019 tarihlerinde gerçekleşen Londra Mimarlık Festivali kapsamında bir panel düzenliyor. 4 Haziran Salı günü saat 17:30’da Londra merkezinde gerçekleşecek olan Sınır Açık / Open Boundary başlıklı panel, mimarlık ve tasarımın güncel etkileşimleri üzerine açık bir tartışma alanı sunuyor.

MeMAlondon tarafından organize edilen Sınır Açık / Open Boundary’nin konuşmacıları arasında IN-BETWEEN Tasarım Platformu Kurucu Ortağı Dilek Öztürk; Salon Architects’in kurucusu Alper Derinboğaz; akademisyen Zeynep Aydemir ve MeMAlondon’ın kurucusu Mert Eyiler bulunuyor.

Sınır Açık / Open Boundary, Göbeklitepe’den referansla mimarlığın sıfır noktası ve gelecekteki mimarlık/tasarım yapma biçimlerimizin sınırlar ile bağlantısı üzerine bir yuvarlak masa tartışması formatında gerçekleşecek. Sınır, limit, çeper, açıklık gibi durumların çeşitlemelerinin mimarlık bağlamında tartışılacağı Sınır Açık / Open Boundary; açık sınırların  günümüz kentlerinde yaratacağı etkileşimleri ve bu etkileşimlerin globaldeki potansiyelleri üzerine odaklanıyor.

Londra Mimarlık Festivali kapsamında gerçekleşecek olan Sınır Açık / Open Boundary’nin moderatörlüğünü MEF Üniversitesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Zeynep Aydemir üstlenecek. IN-BETWEEN Tasarım Platformu kurucu ortağı Dilek Öztürk, Sınır Açık / Open Boundary kapsamında tasarımın “yumuşatıcı bir güç” olduğu günümüz toplumunda tasarım üzerinden değer yaratmayı ve üretim endüstrisin potansiyelini kullanarak global tasarım markası oluşturma modellerini IN-BETWEEN’in metolodojileri ve platformun kürate ettiği tasarım projeleri üzerinden anlatacak. Salon Architects’in kurucusu Alper Derinboğaz, Kaunas’taki Bilim Adası projesi üzerinden; mimarlığın sıfır noktası ile bugün mimarlık üzerinden tartıştığımız olası gelecek senaryoları arasında kurabileceğimiz bağlantılar hakkında konuşacak. Mert Eyiler özellikle Londra’da pratik ettiği işleri üzerinden sınırlar olmayan bir tasarım dili üzerine konuşacak.

(Yeşil Gazete)

Anamur Belediyesi, kaplumbağa yumurtalarının üzerine toprak döşedi

Caretta Caretta ve nil kaplumbağalarının üreme ve yumurtlama alanı olan Anamur sahil şeridine ‘piknik alanı’ yapmak için toprak döküldü. Bölgenin koruma altında doğal SİT alanı olduğunu söyleyen çevreciler, hukuki mücadeleye hazırlanıyor.

Mersin Anamur Belediyesi, Caretta Caretta ve yumuşak kabuklu nil kaplumbağalarının üreme ve yumurtlama alanı olan sahil şeridine piknik alanı yapmak amacıyla toprak döşedi. Şerit, ayn zamanda endemik bir bitki olan kum zambaklarının yaşama ve üreme alanı. Pullu Tabiat Parkı ile Anamuryum Antik Kenti arasında kalan yaklaşık 13 km’lik sahil şeridi, uluslararası sözleşmeler ve özel yasalarla korunan doğal SİT alanı bölgesinde kalıyor

Deniz kaplumbağalarının üreme ve yumurtlama döneminde başlatılan çalışma çevrecilerin tepkisini çekti. MERÇED (Mersin Çevre ve Doğa Derneği) Anamur Temsilciliği’nden aktivistler, belediyenin “Anamurlular sahilde piknik yapabilsin” düşüncesiyle, kumsalın toprakla örtülmesinin ‘suç’ olduğunu belirterek, bu uygulamadan vazgeçilmemesi halinde hukuki mücadele başlatacaklarını söyledi.

‘Yapılan suç ve Belediye’nin bilmemesi mümkün değil’

Üzeri toprakla örtülen kumsalda protesto eylemi gerçekleştiren aktivistler, “Buradan kum almak, kumun üzerine toprak ve beton dökmek, çeşitli yapılar kondurmak, ışıklandırma yapmak, hatta iyi niyetli sayılan temizlik ve ıslah gibi çalışmalar dahi yapmak yasak olup, aynı zamanda suçtur. Anamur Belediyesi tarafından bu hususların bilinmemesi mümkün değildir” dedi. Buna rağmen, Belediye’nin “sahillerde kaplumbağalar kadar insanların da hakkı var’’ şeklindeki popülist söylemlerle piknik alanı inşaatına başladığı belirtildi.

Yapılan açıklamada, piknik alanı diye başlatılan çalışmaların sahilin batı tarafına genişleterek, işgale açılması endişesi taşıdıkları belirtilerek, “ Anamur Belediyesi’nden, doğanın ve çevrenin katliamına dönük hızlı adımlar atmak yerine,mevcuttaki çay bahçelerini, kıyıdan geriye ve sözleşmelerdeki belirlenmiş 6 m2’lik alana çekilmesini sağlamasını; sahillerin, halk ve deniz kaplumbağaları tarafından rahatça kullanımına açılmasını beklerken, Bozyazı’daki piknik alanı örneği verilerek benzer çalışmalara burada da başlanması kabul edilemez bir durumdur” denildi.

Kumlar geri getirilmezse dava açılacak

Belediye’nin uygulamasının iç hukuk mevzuatına, Bern, Barcelona gibi uluslararası sözleşmelere, Türkiye’nin de üyesi olduğu Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin kuruluş ilkelerine aykırı olduğu belirtilen ve acilen sonlandırılması istenen açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Bu işe son verilmez ve buradan alınıp başka yerlere götürülen kumlar geri getirilmezse ve üzeri toprakla örtülen kaplumbağa yuvaları açığa çıkarılmazsa, yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı; hatta gerekirse tespit yaptırarak, idari dava da açacağımızı, MERÇED (Mersin Çevre ve Doğa Derneği) olarak açıkça ifade ediyoruz”

 

 

UCM’ne suç duyurusu: Akdeniz’deki mülteci ölümlerinden AB sorumlu

Bir avukat grubu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Akdeniz’de binlerce mültecinin ölümünden sorumlu oldukları gerekçesiyle AB üyesi ülkeler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Bir grup avukat, Akdeniz’de binlerce mültecinin boğularak ölmelerinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Avrupa Birliği (AB) ve üye ülkeler aleyhine suç duyurusunda bulundu. Avukatlar AB’yi ve 28 üyesini, “insanlığa karşı suç işlemekle” itham etti.

BBC Türkçe’nin haberine göre, Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yapılan başvuruda, Akdeniz’deki mülteci ölümlerinin, AB’nin göç politikalarından kaynaklandığı iddia edildi. Başvuruda, AB’nin bu politikalarla, “diğer mültecilere gözdağı vermek için denizdeki sığınmacıları kurban ettiği” savunuldu.

Suç duyurusunda, özellikle son dönemde Avrupa’ya yönelik mülteci krizinde önemli rol oynayan İtalya, Fransa ve Almanya hedef alındı. UCM’ye sunulan 245 sayfalık başvuru belgesinde, AB’nin 2014 yılından itibaren “bedeli ne olursa olsun, Libya’dan Avrupa’ya mülteci geçişini engellemek istediği” vurgulandı.

Avukatlara göre, “AB’nin caydırıcı politikaları” sonucu 40 bin sığınmacı, Libya’daki kamplarda mahsur kaldı.

Suç duyurusunda bulunan avukatlar arasında geçmişte UCM’de de çalışan Fransız Juan Branco ve İsrailli Ömer Shatz da bulunuyor.

Hollanda Televizyonu’na (NOS) konuşan bir AB sözcüsü ise birliğin tüm eylemlerinin uluslararası anlaşmalar ve Avrupa yasalarına dayandığını söyledi. AB Sözcüsü, birliğin yalnızca uluslararası sularda faaliyet gösterebileceğini ve Libya karasularında işlem yapamayacağını belirtti. Sözcü, Libya makamlarına, sahil güvenlik görevlileri tarafından yakalanan göçmenlere daha iyi davranmaları uyarısında bulunduklarını vurguladı.

‘İyilik’, üçüncü kez Nişantası Sanat Parkı’nda

Good4Trust‘ın, Şişli Belediyesi ile birlikte, üreticileri tüketicilerle buluşturmak üzere düzenlediği “İyilik Şenliği’nin bu yıl üçüncüsü düzenleniyor. 15 Haziran’daki şenliğe Türkiye’nin dört bir yanından gelen 35 üretici katılacak.

Yeni bir ekonomik sistem öneren Good4Trust’ın Şişli Belediyesi işbirliğiyle düzenlediği ‘İyilik Şenliği’ 15 Haziran Cumartesi günü Nişantaşı Sanat Parkı’nda yapılacak. Ekolojik ve sosyal açıdan sorumlu ve adil “üretici”lerle bu tür ürün ve hizmetlerden yararlanmayı tercih eden “türetici”leri buluşturan Good4Trust.org‘un, üç yıldan bu yana düzenlediği şenliğe Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen 35 üretici katılacak. Şenlik kapsamında ayrıca panel, söyleşi ve atölyeler düzenlenecek, müzik grupları performans sergileyecek.

Good4Trust’ın kurucusu Dr. Uygar Özesmi, hareketi,  “iyilik ve güven” ekseninde, ekolojik ve adil bir yaşam öneren yeni bir ekonomik sistem olarak tanımlıyor. “Türetim ekonomisi” olarak adlandırılan bu sistemle, adil, çevre ve insana dost üreticileri destekleyen, doğayı kollayan bir toplum, hakkaniyetli bir ekonomik sistem oluşturulması amaçlanıyor. Dr. Özesmi, şenliğin bir amacının “iyi insanları” bir araya getirerek, sevgi ve pozitif düşünceyle daha yaşanabilir bir dünya yaratılabileceğine dikkat çekmek olduğunu söylüyor.

Good4Trust Platformu’nun sitesinde bulunan “çarşı” bölümünde, satın aldığı ürünün nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, çevreye zarar verip vermediğini inceleyen ve daha çok yerel ürün kullanmaya özen gösteren 12.000’den fazla türetici, adil ve doğaya dost üretim yapan 82 üreticinin ürün ve hizmetleriyle buluşuyor.

15 Haziran Cumartesi günü 10.00 – 20.00 saatleri arasında herkese açık olacak Good4Trust İyilik Şenliği 2019, sosyal medyada #İyilikİçinÜret, #İyilikİçinTüret ve #BirlikteYalnızDegiliz etiketleri üzerinden takip edilebilecek.

AKP’den sandık kurulları kararına yeni itiraz

AKP, seçim kuruluyla ilgili YSK’nin son kararına itiraz etti. Bayram sonrası kurulun itirazı karara bağlaması bekleniyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) sandık kurullarını yasaya aykırı olarak oluşturdukları iddiasıyla soruşturma geçiren ilçe seçim kurulu başkanları ve seçim müdürlerinin, 23 Haziran’daki İstanbul seçimlerinde görevlerine devam etmesi kararı, AKP ve CHP’den tepki topladı. AKP, YSK’nin seçim kuruluyla ilgili kararına itiraz etti. YSK’nin bayram sonrası itirazı karara bağlaması bekleniyor.

CHP de tepkili

YSK’nin kararına ana muhalefetten de itiraz var. Cumhuriyet Halk Parti (CHP) Parti Sözcüsü Faik Öztrak, YSK’nin yeni kararına sosyal medya hesabı Twitter’dan tepki gösterdi. Öztrak şu ifadeleri kullandı:

“İlçe Seçim Kurulu Başkan ve müdürlerinin kusuru varsa aynı Başkan ve müdürlerle seçimi yenilemek neden? Başkan ve müdürlerin bir kusuru yok ise seçimi yenilemek neden?

YSK KARARINDA NE DENİLDİ?

YSK’nin kararında seçim müdürlüklerinin işleyişine dair hazırlanmış olan genelgeye atıfta bulunuldu ve “İlçe seçim kurulu başkanlarının ve seçim müdürlerinin görev yetki ve sorumlulukları 298 sayılı Kanunun 15 ve devamı maddeleri ile Seçim Müdürlükleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Genelge’de belirlenmiş olup, 23 Haziran 2019 tarihinde yapılacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için ilçe seçim kurulu başkanı, seçim müdürü ve seçim personelinin görev değişikliği hususunda bu aşamada yapılacak bir işlem bulunmadığına karar verildi” denildi.

 

 

Öykü Arin’e bu kez babasından nakil

Lösemi hastası Öykü Arin için ikinci kez nakil süreci başladı. Annesinden nakledilen iliğin uyum sağlamaması üzerine babasından kök hücre nakli gerçekleşen Öykü Arin için 10 günlük kritik bekleme süreci bulunuyor

4 yaşındaki lösemi hastası Öykü Arin Yazıcı’ya daha önce annesinden nakledilen yarı uyumlu iliğin uyum sağlamaması üzerine pazar günü babasından kök hücre nakli gerçekleşti. Öykü için 10 günlük kritik bekleme süreci başladı.

Geçen yıl kasım ayında Juvenil Miyelomonositik Lösemi (JMML) teşhisi konulan ve 46 gün önce annesi Eylem Şen Yazıcı’dan nakledilen iliğin uyum sağlamadı. Öykü Arin için ikinci kez ilik nakli yapıldı. Donörün bulunamadığı 4 yaşındaki Öykü Arin’e ikinci nakil babası Çağdaş Yazıcı’dan alınan kök hücreleriyle yapıldı.

Nakli gerçekleştiren ekipte yer alan Çocuk Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Vedat Uygun , “Öykü Arin’in sağlık durumu iyi. Ciddi bir sıkıntısı yok. Naklin tutup tutmadığı en erken iki hafta, en geç bir ay içerisinde belli olacak.” dedi.

Eylem Yazıcı: Donör olun, umut olun

Anne Eylem Şen Yazıcı, lösemi hastası kızı ile kendi iliği arasında ilk etapta yüzde 98’lerde uyum sağladığını ancak bu oranın gün geçtikçe düşerek naklin başarısız hale geldiğini anlattı.

Türkiye’deki kök hücre bağışının çok yetersiz olmasından yakınan Yazıcı, “Babadan nakil olmaya başladı. Umutla bekliyoruz. Bu nakil süreçleri hayati tehlikesi olan süreçler. Yaşaması çok zor. Türkiye’de yeterli sayıda sistemde kök hücre bağışı olmuş olsaydı bunların hiçbirine gerek kalmazdı. Almanya’da 7 milyon, Türkiye’de 350 bin donör var.”dedi.

İki ayda 150 bin donör

Yapılan kampanya ile iki ay süresinde 150 bin donöre ulaşıldığını belirten anne Yazıcı, “Türkiye’de çocukların sağlığı ve geleceği için önemli bütçe ayrılması lazım. İki ayda 150 bin kişiye ulaştık. Öykü Arin üçüncü nakil ihtiyacı olursa, ikincisi tutmazsa yabancı bir donörden başka şansı kalmıyor. Herkes üzerine düşeni artık yapmalı. Donör olun, umut olun. Yeterli düzeyde kök hücrenin bu sisteme girmesi gerekiyor. Türkiye’de 4 milyon kök hücre bağışçısının olmasını diliyorum.” diye konuştu.

Akkuyu’da doğaya karışacak radyasyon düşük gösterilmiş

Akkuyu’da inşaatı süren nükleer santral ile ilgili panelde ÇED raporuna dikkat çeken fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, Akkuyu’nun neden olacağı radyasyonun eksik gösterildiğini söyledi.

Mersin Nükleer Karşıtı Platformu’nun, Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili düzenlediği panelde konuşan fizik profesörü Hayrettin Kılıç, santralin neden olacağı radyasyonun eksik gösterildiğini söyledi. Panele katılan Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal da, santralin zeminine dökülen betonun çatlamasını hatırlattı; “Daha bu betonun üzerine herbiri 3.500 ton ağırlığındaki reaktörler binmedi bile” diye konuştu.

Panelde ilk olarak söz alan ABD’nin New Jersey Eyaleti’ndeki Green Think Tank of Turunc Foundation adlı vakfın kurucusu Prof. Dr. Kılıç, ÇED raporunda Akkuyu’nun yol açacağı radyasyonun eksik gösterildiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Tirityum Hidrojenin agresif radyoaktif izotopudur. Tirityum vücuda girdiğinde, organizma 2 hidrojen bir oksijenden oluşan su mu,  hidrojenin radyoaktif izotopu olan tirityum mu olduğunu ayırt edememektedir. Dünyada ÇED raporunda tirityum ve karbon gazları ile ilgili  salım envanteri olmayan tek nükleer santral Akkuyu nükleer santral projesidir. Bu bilimsel suçtur. Doğaya verecekleri, ete, süte, balığa karışacak Radyasyon 20 ila 100 kat arasında eksik gösterilmiştir.”

Avukat İsmail Hakkı Atal ise inşaat aşamasındayken zeminin iki kez çatladığını hatırladı. Atal, “Çevreciler, ekolojistler olarak uyardık, buraya yapılamaz dedik ve bugün neticede Akkuyu nükleer santralinin zeminine dökülen beton çatladı. Daha bu betonun üzerine her biri 3500 ton ağırlığındaki reaktörler binmedi bile” diye konuştu.

Atal’ın olası bir depremin etkilerine de dikkat çekti: “Akkuyu nükleer santral sahasının aktif bir fay hattı olan Kuzey Anadolu Ecemiş Fay hattının bitim noktasının 30 km batısında olduğu ve her 10 bin yılda bir bölgede enerji birikiminin olduğunu ve bölgede her an 7 şiddetinden büyük bir deprem olabileceği belirtilmektedir. Söz konusu bilimsel çalışmayı da mahkemeye sunduk. Burada bir nükleer santral kurulması ‘felaket olacaktır, soykırım olur’ dedik”

Prof. Kılıç panelden sonra İçel Tv’de bir programa da katılarak, Akkuyu projesinin tarihçesini anlattı. Kurulmak istenen nükleer santralin 40 yıldan beri devam eden bir proje olduğunu anımsatan Kılıç, “Proje karşılığında kurulacak 4 reaktörden 2 tanesinden 15 yıl elektrik alma mecburiyetimiz var ki 15 yıl sonra Ruslar, 25 milyar dolar yatıracakları bu proje kapsamındaki alışverişten 50 milyar dolar kar yapacaklar. Yani bu alışverişte bizim hiçbir karımız yok. 15 yıl sonra bakımı, tekrar enerji üretimi pahalı olduğu için anahtarı verip gidecekler. Peki biz ne yapacağız?” dedi.

ÇED raporu kopyala yapıştır

Projenin Çevresel etki Değerlendirme Raporu’nun bilimsel suçlar içerdiğini söyleyen Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, “ÇED Raporu, 3 bin 500 sayfalık bir kesme – kopyalama-yapıştırmadan ibaret. Raporun 350-400 sayfası gerçek bilgilerin yer aldığı yani Akkuyu’nun havayı, suyu nasıl etkileyeceğine dair bilgiler. Geri kalan bilgiler ise Rus belgelerinden alma, kesme –yapıştırma. Bu ÇED Raporu bilimsel etkinliği, saygınlığı olmayan bir rapor” diye konuştu

‘Hamam suyuyla nükleer santral çalıştıramazsınız’

Santralin yapılmaması gerektiğini vurgulayan Kılıç, Akkuyu’nun jeofizik özelliklerine dair bulgulara göre de projenin yanlış olduğunu kaydetti: “ Orada 38 derece suyla tabiri caizse hamam suyuyla nükleer santral çalıştıramazsınız. Santralin yapılması konusunda yöredeki deniz canlılarının hayatı 10 yıl sonra bitecektir! Üstelik atıklar konusunda devletlerarası yapılan anlaşmada açıklık yok. ÇED Raporu’nda burada ortaya çıkan atıkların da nerede ve nasıl izole edileceği de açık değil. Akkuyu Nükleer Santrali ÇED raporunda ‘Nükleer atık problemi ileride çözülecektir’ benzeri bir ifade kullanılmaktadır. Santrali kurulacak olursa 10 yıl sonra Amerika Birleşik Devletleri’ndeki problem bizde de olacaktır. Havuzlarda yer kalmayınca santral etrafında kuru izolasyon yapmak zorunda kalacaklardır.”.

AB’den güvenlik uyarısı

Avrupa Birliği Komisyonu da geçtiğmiiz hafta yayımladığı 2019 yılı Türkiye Raporu’nda Ankara’ya Akkuyu için ‘güvenlik uyarısı’ yapmıştı.

‘Enerji’ başlığında, Türkiye’de nükleer enerji alanındaki gelişmelere yer verilen raporda, AB’nin Türkiye’yi nükleer santral için yapılacak “stres testlerine” hazırlık yapmak ve nükleer güvenlik ve atık yönetimi üzerinde ortak bir yaklaşım geliştirmek için Avrupa Nükleer Güvenlik Düzenleyicileri Grubu’na (ENSREG) gözlemci olarak katılmaya davet ettiği, ancak Türkiye’nin halen bu çağrıya yanıt vermediği belirtildi: Türk nükleer santrallarının Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) Anlaşması ve AB mevzuatına uyumlu bir şekilde inşası ve güvenli bir şekilde işletilmesi için ilave yasal ve teknik güvencelerin getirilmesi gerekiyor.” .

‘İlerleme sınırlı’
2018 yılı içinde Türkiye’nin nükleer enerji, nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konularında “sınırlı” ilerleme kaydedildiği belirtilen raporda, Türkiye’ye 2019 yılı içinde mevzuatını Euratom müktesebatıyla uyumlu hale getirmesi ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun bağımsızlığını güvence altına alması çağrısında bulunuldu.

‘Katılım teyit edilmedi’
Raporda, Türkiye’nin Akkuyu Nükleer Santralı için yapılacak “stres testleri” hakkında ulusal rapor hazırlamak için niyetini beyan ettiği belirtildi. AB’nin, 2018 AB-Türkiye teknik enerji diyalogunda, Türkiye’ye stres testlerine hazırlık mahiyetinde olacak “emsal değerlendirmelerine” katılım davetinde bulunduğu da vurgulanarak şu tespitler yapıldı:  “AB, Türkiye’yi stres testlerine hazırlanmak ve nükleer güvenlik ve atık yönetimi üzerinde ortak bir yaklaşım geliştirmek için ENSREG’e gözlemci olarak katılmaya davet etti. Ancak Türkiye halen katılımını teyit etmedi. Türkiye, ‘Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme’ye henüz taraf olmadı. Ayrıca, Türkiye hâlâ Avrupa Topluluğu Acil Radyolojik Bilgilerin Değişimi sistemine üye değildir.”

Stres Testi

Fukuşima Nükleer Santrali’nde meydana gelen felaketin ardından Ulusulararası Atom Enerjisi Kurumu’nun öncülüğünde geliştirilen ‘stres testleri’, nükleer santrallerde bir kaza yaşanmaması için gerekli bütün önlemlerin alınması ve buna rağmen kaza oluşması durumunda hangi prosedürlerin işletileceğini değerlendiriyor.