İklim KriziManşetTürkiye

Mongabay, Türkiye’yi yazdı: Erdoğan’ın otoriterliği, çevresel yönetişimi geliştirebilecek dengeleri zayıflattı

0
Fotoğraf: Clément Girardot

Dünyanın çevre bilimi konusunda önde gelen yayın organlarından Mongabay, Türkiye’nin çevre konusundaki sorunlarına yer veren bir haber yayımladı.

70 ülkede 800’den fazla muhabirle İngilizce, Endonezyaca, İspanyolca, Fransızca, Hintçe dahil 12 dilde haber üreten kar amacı gütmeyen haber platformu, “Türkiye’nin otoriter gelişimi gezegen sınırlarını görmezden geliyor” başlıklı haberinde “Türkiye, medeniyetin hayatta kalması için kritik olan dokuz gezegensel sınırın birçoğunun sınırlarını aşıyor olabilir” diye yazdı.

Genellikle Asya toplumlarından iklim, çevre koruma, iş dünyasına dair orijinal haberlerin yer aldığı Mongabay’da Türkiye’ye yer verilmesi dikkat çekti.

Clément Girardo imzalı haberde Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP‘nin 2002’de iktidara gelmesinden bu yana gitgide otokratik bir ülke olan Türkiye’nin, giderek artan sera gazı emisyonlarının karşı şimdiye kadar anlamlı bir adım atamadığına” vurgu yapıldı: 

“Düzenlenmemiş karbon emisyonlarına ek olarak uzmanlar, ülkenin kötüleşen hava ve plastik kirliliğinden, yeni mega altyapı projeleri nedeniyle değişen arazi kullanımından ve biyolojik çeşitliliğin zararından endişe duyuyor.”

Son yirmi yıldır Türkiye’nin ekonomik büyümesi büyük ölçüde, devlet tarafından sübvansiyonlar, şüpheli kamu-özel ortaklıkları ve gevşek tutulan çevre yasalarıyla desteklenen fosil yakıt enerjisi, ulaşım, inşaat, madencilik ve ağır sanayi dahil olmak üzere karbon yoğun sektörlere dayanıyor.

Türkiye cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriterliği, çevresel yönetişimi geliştirebilecek kontrol ve dengeleri zayıflattı. Aktivistler ve akademisyenler, çevresel verilerle ilgili şeffaflık eksikliğini eleştirirken, artan hükümet baskısı ile karşı karşıya kalıyor.

Mongabay’da yayımlanan haberden bazı kısımlar şöyle:

“Konu çevre olduğunda, Erdoğan, neoliberal ideolojiyi tamamen benimseyerek ve hızlı ekonomik büyümeyi ana hedef olarak belirlemiş durumda.

Türkiye 100’üncü yıldönümünü kutlamayı planlarken, bazıları ikinci yüz yılında ülkenin çevresinin nasıl görüneceğini merak ediyor. Son araştırmalara göre, nüfusun ezici çoğunluğu, iklim değişikliğinin artan etkileri ve ormanların yok edilmesi konusunda  şekilde endişe duyuyor.

Ancak giderek otoriterleşen AKP döneminde Türkiye, iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda çelişkili bir tavır aldı.

Ülke, küresel meselelerde daha büyük bir rol oynamak amacıyla uluslararası konferanslarda daha iddialı bir duruş sergileyerek cesur sözler sarf etti. Ancak Türkiye’nin iklim eylemleri çok yetersiz kalıyor.”

En iyi tek politika örneği, ülkenin 2015 Paris anlaşmasını onaylama konusundaki isteksizliği.

Ankara, OECD kurucu üyesi ve G20 üyesi olmasına rağmen, sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda daha az yükümlülükle karşı karşıya kalmak için gelişmiş ülkeler yerine gelişmekte olan ülkeler listesine dahil edilmek için ısrarla lobi yaptı.

Ülkenin, zorunlu sera gazı emisyon azaltım hedefleri olmayan tek Ek-I Tarafı olarak özel bir statü verildikten sonra 1997 Kyoto Protokolünü onaylaması 12 yıl sürdü.

İthal edildikten sonra Adanada yol kenarına atılan plastik çöpler. Fotoğraf: Sedat Gündoğdu

Türkiye’nin iddialı bir iklim eylemi yok.

Kişi başına düşen sera gazı emisyonları – kısmen demografik büyüme nedeniyle  de- hala çoğu G20 ülkesinin altında olsa da, toplam karbon emisyonları son otuz yılda Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık gibi ülkeleri geride bırakarak fırladı.

Türkiye’nin karbon emisyonları 1990 ile 2020 yılları arasında 220 milyon ton CO2 eşdeğerinden, 524 milyon tona çıkarak yüzde 138 arttı.

Artan karbon emisyonları büyük ölçüde artan enerji emisyonlarından kaynaklanıyor.

Aktivistler, ülkenin kömür bağımlılığını ve yeni santrallerin açılmasını uzun süredir eleştiriyor. OECD’ye göre, Türkiye’nin on iki büyük bölgesinde yeni kömürle çalışan tesisler planlanıyor veya inşa ediliyor.

Sürdürülebilir olmayan büyüme, kaldırılan yasal düzenlemeler

“AKP döneminde, enerji, ulaştırma, inşaat, madencilik ve sanayi, yeni liderliğin yatırımcı dostu bir yasal yapı oluşturmasıyla Türkiye’nin büyüme ekonomisinin kilit sektörleri haline geldi. Tüm bu sektörler karbon yoğun, ancak hükümet emisyonları en aza indirmek için çok az şey yaptı.

Bu stratejik iş sektörleri, sübvansiyonlar, haksız hükümet ihale süreçleri ve çok sayıda şüpheli kamu-özel ortaklığı yoluyla devletten geniş destek gördü. Siyasi ve ticari seçkinlerin yakınlığı, birçok gözlemcinin Erdoğan rejimini eş dost kapitalizmi olarak tanımlamasına neden oldu.

Çoğu gözlemci, Erdoğan’ın otoriterliğe dönüşünün 2011 genel seçimlerinden sonra ve hatta 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra gerçekleştiğini iddia etse de, Erdoğan’ın politikaları, başından beri agresif bir şekilde ekonomik çıkarları çevre ve toplumsal taleplere tercih etti.

Erdoğan, sanayileşmeyi ve yabancı yatırımı zorlamak için şirketlerin yalnızca daha düşük vergilerden değil, aynı zamanda gevşek çevre düzenlemelerinden de yararlanabileceği düzinelerce “organize sanayi bölgesi” yarattı.

Erdoğan ayrıca, 2004 yılında Türkiye’nin madencilik yasasını değiştirerek ormanlık alanlarda kazma izinlerinin tahsisinde keskin bir artışa yol açtı. Ayrıca, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci değiştirilerek kazançlı ama yıkıcı yatırımların önü açıldı.

Otoriterleşme yıkımı körüklüyor

Erdoğan’ın yıkıcı projelerine ve yatırımlarına karşı çıkmak, çevre aktivistleri ve bilim adamlarının cumhurbaşkanının baskıcı tutumu yüzünden genellikle yüksek bir bedelle geliyor.

Aktivistlerin ve araştırmacıların çalışmaları, güvenilir kamu verilerine erişimin olmaması nedeniyle de kısıtlı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılı olan 2023, Erdoğan’ın en büyük projesi olan İstanbul Boğazı’na paralel uzanan 45 km’lik (28 mil) bir kanal olan Kanal İstanbul‘un açılışıyla birlikte, Erdoğan’ın otoriter kalkınmacılık stratejisinin zirvesini oluşturacaktı.

ÇED’i nihayet 2020’de onaylandı, ancak görünüşe göre ülkenin derinleşen mali ve ekonomik krizi nedeniyle inşaat başlamadı. Muhalifler, Erdoğan’ın nihayet hırsının sınırlarına karşı gelebileceğini belirtiyor.

Yine de Erdoğan, birçokları için ulusal hiper enflasyona ve yoksulluğa yol açan “alışılmışın dışında” ve aşırı para politikalarını revize etmeyi sürekli olarak reddediyor. Bazı uzmanlar, 2023 genel seçimlerinde muhalefetin kazanacağı bir zaferin gidişatı tersine çevirerek hem ekonomik hem de çevresel bir çöküşü önleyeceğini umuyor.”

 

More in İklim Krizi

You may also like

Comments

Comments are closed.