Editörün SeçtikleriKentManşetYeşillerden

‘Kentler, doğayla kurduğumuz tahakküm ilişkisinin ara yüzü gibi’

Yeşil Avrupa Vakfı (GEF) ve Yeşil Düşünce Derneği’nin desteği ile hazırlanan “Sivil Toplum ile Şehri Yeşil Yapmak: Yeşil Şehir Uygulamaları Çerçevesinde İBB-Sivil Toplum İlişkilerinin Değerlendirme Raporu” yayınlandı.

Umudun Yeri Yeşil Şehirler projesi kapsamında düzenlenen Yeşil Şehirler çalıştaylarının çıktılarından faydalanarak hazırlanan rapor İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sivil toplumla kurduğu ilişkinin başarılı ve başarısız yanlarını ele alıyor. Aynı zamanda karşılaşılan sorunlara karşı politika önerileri sunuyor.

‘Kentler kaynakların yüzde 75’ini tüketiyor’

Raporun yazarı Sosyalog-Araştırmacı Dr. Baran Alp Uncu ile belediyeler ve sivil toplum arasındaki ilişkiyi masaya yatırdık.  “Adı Antroposen olan yeni bir çağda yaşıyoruz. Gezegende insanın müdahale etmediği herhangi bir alan bulunmuyor. Ve gezegenin limitleri gün geçtikçe daha da çok aşılıyor” diyen Uncu, kentlerin de doğayla kurduğumuz tahakküm ilişkisinin ara yüzü gibi olduğunu söyledi.

İklim ve ekoloji mücadelesinde kentlerin kritik öneme sahip olduğunu belirten Baran Alp Uncu “Bakıldığında dünya genelinde nüfusun yüzde 55’i kentlerde yaşıyor. Kentler kaynakların yüzde 75’ini tüketiyor, karbondioksit salımlarının da yaklaşık yüzde 70’i kent kaynaklı. Özetle, kentler ürettiğinden çok daha fazlasını tüketen mekanlar ve başta iklim krizi olmak üzere ekolojik yıkımın baş sorumlularından. Aynı zamanda ekolojik felaketler karşısında oldukça kırılganlar” ifadelerini kullandı.

‘İklim ve çevre adaleti için katılım şart’

“Yeşil Kent” ise tüm canlıları merkezine alan, yeşil altyapı üzerine inşa edilmiş, doğa ile denge içerisinde var olan mekânlardan oluşan, iklim krizi ve diğer ekolojik sorunlara karşı “dönüşerek” direnç kazanmış yaşama alanları vadediyor.

İklim ve çevre adaleti kavramlarının bize ekolojik sorunların yoksullar, kadınlar, göçmenler, etnik ve dini azınlıklar gibi dışlanmış dezavantajlı grupların üzerinde çok daha yıkıcı etkileri olduğunu söylediğini aktaran Uncu, “Bunun giderilmesinin başlıca yolu katılımın sağlanması. Bu da farklı konular üzerinde faaliyet gösteren, farklı kesimlerin savunuculuğunu yapan sivil toplum aktörlerinin kent halkının kendisiyle beraber karar alma mekanizmalarına doğrudan katılımı anlamına geliyor” dedi.

Rapor ne amaçlıyor?

Baran Alp Uncu raporun yayınlanmasının temel amacını “İBB’nin yeşil politika uygulamalarında sivil toplum ile kurduğu ilişkileri incelemek ve değerlendirmek; bu ilişkilerin geliştirilmesinin, yaygınlaştırılmasının olasılıklarını aramak” olarak özetledi.

Ekim ayında İBB’nin farklı birimlerinden temsilciler ve yöneticilerle faaliyet alanları ekoloji olan çeşitli sivil toplum aktörlerini bir araya getiren iki çalıştay düzenlendi. Çalıştaylarda İBB temsilcileri mevcut yeşil politika uygulamalarını ve planlarını paylaştı. Sivil toplumdan katılımcılarla bu planlar ve politikalar değerlendirildi. Aynı zamanda sivil toplum ile beraber işletilmeye çalışılan katılımcılık süreçlerinin biçimi, içeriği, etkinliği tartışıldı. Rapor da bu çalıştaylarda tartışılanların, ortaya çıkan sonuçların bir özetini içeriyor.

‘Referans olmasını ümit ediyoruz’

Uncu rapora ilişkin “Ümit ediyoruz ki bu rapor sonraki yeşil politika çalışmalarında zorlukları, engelleri ve olasılıkları ele alırken kullanılacak referanslardan biri olur” ifadelerini kullandı ve şu eklemede bulundu:

Aynı zamanda, çalıştayların kendisi de oldukça önem taşıyor. İBB yetkililerinin ve sivil toplumun karşılıklı olarak deneyim, görüş ve bilgilerini paylaştığı, tartıştığı bu buluşmaların sayısının arttırılması ve sürekli hâle getirilebilmesi önemli.”

‘Katılımcılık sürecinin başındayız’

Alp Baran Uncu “Türkiye’de ve İstanbul’da belki katılımcılığın, şeffaflığın lafı edildi ama uygulanmaya tam olarak hiçbir zaman konulmadı” ifadelerini kullandı.

Son dönemde ise İBB tarafında katılımcılık yönünde atılan adımlar bulunduğunu belirten Uncu, “Bu durum sivil toplum tarafından da olumlu bulunuyor. Diğer yandan bu sürecin henüz başındayız demek mümkün. Henüz üzerinden gelinmesi gereken yapısal ve ilişkisel engeller, zorluklar bulunuyor” dedi.

‘Koordinasyon eksikliği var’

Uncu’nun aktardığına göre sivil toplum tarafından dile getirilen konuların başında farklı alanlarda düzenlenen çalıştayların koordinasyonu, kapsayıcılığı ve genel olarak sürecin takibi ve denetimi ile ilgili iyileştirmeler geliyor.

Çalıştay ve diğer toplantıların süreç içerisindeki yerinin ve işlevinin daha da net bir biçimde ortaya konmasının yanı sıra verilerin ve bilgilerin şeffaf paylaşımının ve sektörler arası bir anlayışın geliştirilmesinin gerekliliği de altı çizilen meselelerden.  Katılımcılığın sadece tek taraflı bir fikir alma süreci olarak işletilmemesi, politika yapım süreçlerine sivil toplumun aktif ve sürekli katılımı da hatırlatılıyor.

‘Sivil topluma erişmekte zorluk yaşıyorlar’

İBB temsilcilerinin de yaşadığı zorluklara değinen Uncu, “İBB temsilcileri zaman zaman sivil topluma erişim zorlukları yaşadıklarını, sivil toplum aktörlerinin kendileri ile iş birliğinden beklentilerini daha somut hale getirmesi gerektiğini söylemekte” dedi.

Uncu, “İBB’nin yeşil politikalar konusunda yaşamakta olduğu sorunların arasında mevzuat kısıtları ve zaman baskısı da bulunuyor. Özetle, buna karşılıklı bir öğrenme süreci olarak bakmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Kentlerin yetki ve hareket alanları sınırlı’

Raporun çıktılarını değerlendiren Uncu, “Başta kentlerin birçok yönden yetki ve hareket alanlarının sınırlı olduğunu hatırlamak gerekir” dedi. Birden çok ölçekte eşzamanlı eylem ve politikalar olmadan kentlerin tek başına ekoloji ve iklim krizlerinin üstesinden gelmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Uncu şunları söyledi:

Bununla birlikte Avrupa kentlerinde genel olarak sivil toplumun yeşil politikalar konusunda söz üretmesinin, kararlara katılımının önü çok daha açık diyebiliriz. Bunun nedenlerinden biri içinde bulundukları ulusal ve bölgesel siyasi bağlam(lar)ın buna olanak sağlaması. Aynı zamanda, Avrupa’daki sivil toplum ve yerel yönetimlerin göreceli olarak daha dazla deneyime sahip. Bu da olumlu sonuçlar üretiyor.

‘Türkiye giderek daha da merkezileşiyor’

Türkiye’de ise çok daha merkezi bir yapı olduğunu ve bu yapının giderek merkezileştiğini belirten Uncu, “Bu nedenle Türkiye’de kentler daha kısıtlı bir hareket alanına sahip. Üstelik Türkiye’de katılımcılık deneyimleri de genel olarak oldukça sınırlı. Hem yerel yönetimin hem de sivil toplumun bu konuda kapasitesini arttırması gerekli” dedi ve şöyle devam etti:

Mevcut duruma baktığımızda, İBB temsilcileri uygulamaya koydukları ya da koyacakları farklı alanlardaki politikalarını anlatırken ‘sürdürülebilirlik’ kavramının altını özellikle çizdiğini görüyoruz. Çevre/iklim adaletinin sağlanabilmesi için önceliklerden bir tanesi kentte yaşayan dezavantajlı gruplarının ekoloji/iklim felaketleri karşısındaki kırılganlıklarının belirlenmesi. Bunun kadar önemlisi katılımcılık süreçlerinin iyileştirilmesi ve dirayetle uygulanması. Ayrıca, sivil toplum-İBB iş birliğinin kalıcılaşması için gerekli zeminlerin oluşturulması, ‘açık veri’nin sağlanması, denetleme-izleme mekanizma ve araçlarının iyileştirilmesi, geliştirilmesi de önemli.”

‘Aynı zamanda bir demokrasi mücadelesi’

Son olarak, en temel hak ve özgürlüklerin bile giderek kısıtlandığı, bunların savunulmasının artan düzeyde zorlaştığı bir dönemden geçtiğimize değinen Uncu, “Kent düzeyinde yeşil politikalar çerçevesinde katılımcı süreçlerin işletilmesini genel bir demokratikleşme çabasının bir parçası olarak da görmek gerekir” ifadelerini kullandı.

Uncu, “Böylelikle iklim krizi ve diğer ekolojik yıkımlardan doğrudan etkilenenlerin ihtiyaç, talep ve arzularını söylemeleri, alınacak kararlara ortak olmaları sağlanacak. Çünkü iklim mücadelesinin de bir parçası olarak düşünebileceğimiz kentleri yeşil yapmak aynı zamanda çevre/iklim adaletini sağlayacak bir demokrasi mücadelesidir” değerlendirmesinde bulundu.