ManşetTürkiyeUncategorized

Kavala: Gezi’de barışçıl faaliyetlerde bulunmuş yüzbinlerden biriyim

0

Tutuklanmasının üzerinde geçen 600 günün ardından bugün ilk kez mahkeme önüne çıkarılan işinsanı Osman Kavala savunmasını yaptı.  İddianameyi, ‘fantastik iddia ve varsayımlara dayalı’ diyerek eleştiren Kavala, tahliyesini istedi. Osman Kavala ve birlikte yargılandığı 16 kişi için ‘darbeye teşebbüs’ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Yeniden başlatılan gezi davasında, tutukluluğunun 600’üncü gününde ilk kez mahkemeye çıkan işinsanı Osman Kavala savunmasını yaptı. Kendisine yöneltilen suçlamaları, “olgusal temele oturtulmayan, mantığa aykırı bir dizi iddiaya ve delillerle desteklenmemiş varsayımlara dayalı” olarak nitelendiren Kavala, beraatini ve tahliyesini istedi.

Kavala hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının yanı sıra,  “mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet ve nitelikli yağma” suçlarından 612 yıldan 3 bin 158 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Kavala’nın savunmasınının satırbaşları şöyle:

Fantastik kurgular: Yirmi aydır tutuklu bulunmama neden olan suçlama olgusal temele oturmayan, mantığa aykırı bir dizi iddiaya ve delillerle desteklenmemiş varsayımlara dayanmaktadır. Somut olgular tahrif edilerek, fantastik bir kurgu üretilmiştir.

Gizli silahlar: Şöyle deniyor: “Mehmet Osman Kavala’nın ülkemizde önderliğini ve koordinesini yaptığı yapının… illegal yapılara ve silahlı terör örgütlerine eylemde bulunmaları maksadıyla ortam hazırladığı, bu ortam ve dış ülkelerin baskısıyla T.C. Hükümeti’ni istifaya zorlamak gayesi güdüldüğü; bunun gerçekleşmemesi halinde ise silah kullanımı ve iç savaş senaryolarına uygun ortamı hazırlamak gibi gizli silahları da hazırda beklettiği anlaşılmıştır”. Bu son derece haysiyet kırıcı bir suçlamadır.

Hiçbir faaliyetim gizli değil: İddianamede de görüldüğü gibi benim hiçbir konuşmamda ve faaliyetimde gizlilik unsuru bulunmamaktadır; üstü kapalı, gizli bir plana veya teşebbüse yönelik olarak şifreli konuştuğumu ima eden, anlaşılması zor hiçbir ifadem yoktur. Tüm konuşmalarım aynı cep telefonundan, tüm yazışmalarım aynı mail adreslerinden yapılmıştır; bilgisayarımda önemli bilgiler içeren silinmiş hiçbir dosya yoktur. Takdir edersiniz ki bu durum, gizli bir kalkışma planını gerçekleştirmek için çalışan, gizli bir şebekeyi yöneten birisinin davranış biçimine uygun değildir. İddia makamının hangi faaliyetimden, eylemimden, düşüncemden ötürü darbeye ortam hazırlamaya, hatta iç savaş çıkarmaya yönelik böylesine sinsice bir planı yürüttüğüm hükmüne varmış olduğunu anlamak mümkün değildir.

Savcı suçlu olduğuma önceden karar vermiş: 20 ay önce Emniyet’te yapılan sorgumda, iddianamede yer alan finansman aktarımı ve örgüt ilişkileriyle ilgili iddialar bana sorulmadı, dolayısıyla bunlarla ilgili açıklama yapma imkanı verilmedi. Sorgumda, Gezi Olayları ile ilgili konu edilen tek bulgu, Gezi Olayları’ndan 3 ay sonra Brüksel’de açılan fotoğraf sergisi olmuştu. Savcı, iddianamede yer alan kurguyu hazırlamadan önce beni sorgulamaya gerek duymadı. Suçlu olduğuma dair kanaatin gözaltına alınmamdan önce kesinleştiğine ve somut olgulardan kopuk bir sabit fikir haline dönüştüğüne inanıyorum.

Tarihler tutmuyor: Kanıt olarak sunulan konuşmaların tamamı Gezi protestoları başladıktan, çeşitli şehirlere yayıldıktan, kitlesel katılımlı gösteriler gerçekleştikten sonraki tarihlere ait. İddianamede bir kalkışma planı hazırladığıma, böyle bir plandan bilgi sahibi olduğuma dair hiçbir kanıt, bulgu, işaret mevcut değildir. Gezi Olayları’nın hazırlık aşamasında etkin olduğu iddia edilen OTPOR / CANVAS örgütlerinden hiç kimseyle tanışmıyorum, yine hazırlık aşamasında yer aldığı iddia edilen Memet Ali Alabora ile tek temasım, Gezi Olayları başladıktan sonra yapılan iki telefon konuşmasından ibarettir. İddianamedeki Haziran – Temmuz 2012 tarihleri arasındaki dış seyahatlerimin Gezi Olayları’nın hazırlığı amacıyla yapıldığı iddiası da temelsizdir. Bu seyahatlere, hangi toplantılar ve ne amaçlarla gitmiş olduğum gizli değildir.

Hangi örgüt: İddianamede, benim bu gizli planı icra etmek için Soros’un finansmanını Yönetim Kurulu Üyesi olduğum Açık Toplum Vakfı ve Yönetim Kurulu Başkanı olduğum Anadolu Kültür vasıtasıyla Gezi Olayları’na aktardığım iddia ediliyor. Ancak, iddia edilen kalkışma planını ve eylemini hangi örgüt aracılığı ile yürüttüğüm belirsiz. Ne bu kuruluşlar ne de iddianamede adı geçen diğerleri, Hükümeti devirme eyleminin yürütücüsü olarak nitelendirilmiş değiller, böyle suçlanmıyorlar. …Bu davada yargılananlar da bu gizli yapının üyeleri olmakla suçlanıyorlar. Farklı kuruluşlarda, farklı faaliyetlere katılmış olan bu insanların, aynı amaç için ortak bir irade gösterdiklerine, birbirleriyle sistematik bir ilişki içerisinde olduklarına, benden talimat aldıklarına, bu talimatlar doğrultusunda eylemde bulunduklarına dair hiçbir kanıt, bulgu, işaret mevcut değildir.

Yapmış olduğum konuşmaların hiçbirinde eylem talimatı olarak anlaşılacak bir ifade yoktur.  Birkaç kişiden oluşan bir gizli örgütün, 80 ilde, milyonlarca kişinin katıldığı protesto eylemlerini yönlendirmiş olması, oldukça fantastik bir iddiadır. Bu iddianın içerdiği orantısızlık, iddianamedeki kurgunun mantıki temelden de yoksun olduğunu göstermektedir.

İddianamedeki kurgu: Gezi Olayları’nın Hükümet’i devirmek amacıyla kaos, kargaşa, iç savaş çıkarmaya yönelik bir tertip olduğu, bu tertibin farklı kuruluşlarda faaliyet gösteren kişilerden oluşan bir yapı tarafından yürütüldüğü iddiaları Ergenekon davasındaki kurguyu akla getirmektedir. Bu durum şaşırtıcı değildir, zira iddianamenin tamamına yakın bölümü FETÖ/PDY üyeliğinden suçlanan Savcı’nın ve Emniyet Müdürü’nün hazırlamış oldukları soruşturma dosyasından alınmıştır

İddianamenin sonunda, kullanılan bilgilerin alındığı soruşturma dosyasının “FETÖ/PDY militanı oldukları tespit edilmiş olan şahıslar tarafından başlatılmış ve yönlendirilmiş olduğu” ifade edilmiş, ancak tüm delillerin ve tapelerin “yeniden kıymetlendirildikleri” belirtilmiş. Ancak, iddianamenin eklerini incelediğimizde ortaya çıkan, sadece delil olarak kullanılan malzemenin, tapelerin değil iddianamenin temel kurgusunun da bu şahıslar tarafından hazırlanmış dosyadan alınmış olduğudur.

Finansman aktarımı iddiası: İddianamede yer alan tüm mali bilgilerden ve MASAK Raporu’ndan da anlaşılacağı gibi benim aracılığım ile Gezi Olayları’na aktarılmış olan herhangi bir maddi kaynak mevcut değildir. Yönetim Kurulu Başkanı olduğum Anadolu Kültür’ün, Açık Toplum Vakfı’ndan almış olduğu tüm fonlar mahkemenize sunacağımız 2013 yılı faaliyet raporunda da görüleceği gibi, kültür sanat çalışmaları, sergi hazırlıkları ve benzer projelerin kısmi finansmanı için kullanılmıştır. Bu fonların hangi projeler ve proje kalemleri için, nasıl kullanılmış oldukları Anadolu Kültür A.Ş’nin kayıtlarında açıkça görülmektedir.

Savcılığın benimle ilgili suçlamasının maddi temelini oluşturan George Soros’un benim üzerimden Gezi Olayları’nı finanse etmiş olduğu iddiası, benimle ya da Yönetim Kurulu Başkanı olduğum Anadolu Kültür ile ilgili herhangi bir mali bulguya dayanmamaktadır. Benim üzerimden Gezi Olayları’na finansman aktarıldığına dair hiçbir kanıt mevcut değildir.

İddianamedeki tahrifatlar: (Kavala bu bölümde Hanzade Hikmet Germiyanoğlu’nun forum toplantılarını genişletmek ve derinleştirmek isteyen bir ekibe katılması için aramasının tersine çevrilerek, iddianamede kendisinin Germiyanoğlu’nu aradığı ve talimat verdiği şeklinde yazıldığını anlatıyor. Ayrıca yine kendisini arayan Mine Özerden’in gençler için gaz maskesi talebine, “Hesap açarsanız, katkıda bulunabilirim” demesine rağmen, iddianamede, bu telefon konuşmasının “Osman Kavala’nın yönlendirmesiyle, Mine Özerden’in Gezi eylemleriyle ilgili olaylar büyümeden önce birkaç kişi üzerine banka hesabı açtırdığını, bu hesaba para yardımı toplayarak eylemcilere gaz maskesi, sargı bezi, deniz gözlüğü gibi ihtiyaçların dağıtıldığı…”  şeklinde ifade edildiğine dikkat çekiyor.) Germiyanoğlu örneğinde görünen açık bir tahrifattır, ikincisi ise, Balyoz Davası’nda görüldüğü gibi, bir tertibin var olduğunu göstermek için tarihlerle oynama suretiyle yapılan sahte delil üretme çabasıdır.

Parkların kamusal işlevi: Kent merkezlerindeki parklar, farklı sınıflar, meslekler, kuşaklardan insanların, para ödemeden dinlenip konuşabilecekleri mekanlardır ve bütün bu insanlar için önemli bir kamusal işleve sahiptirler. Bu yüzden de korunmaları için kitlesel eylemlere girişildiği görülmüştür. Gezi Parkı da üniversiteli gencin, esnafın, emekli memurun, sokakta çalışan çocuğun, Suriyeli göçmenin, kent merkezinin telaşından bunalan insanların faydalandığı çok değerli bir mekandır. Gezi Parkı’ndaki inşaat projesine yönelik tepkiler değerlendirirken, parkların bu önemli kamusal işlevi dikkate alınmalıdır.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu raporundaki bulguların da kendisini desteklediğini kaydeden Kavala,  “Kamusal ihtiyaçlar ve talepler doğrultusunda, hükümetleri hatalı kararlardan döndürmeye yönelik barışçıl kampanyaların, katılımcı demokrasiyi güçlendiren meşru sivil toplum faaliyetleri arasında olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı; “Gezi Olayları sırasında barışçıl faaliyetlerde bulunmuş yüz binlerce kişiden bir farkım olmadığını belirtir, tahliyemi ve beraatımı talep ederim” dedi.

Savunmanın tamamı için tıklayın

Kategori: Manşet

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.