EkolojiManşetTürkiye

İstanbul’u besleyen iki barajda kuraklık: Taşıma suyla değirmen döner mi?

İstanbul‘un önemli su kaynaklarından Kırklareli‘ndeki Kazandere ve Papuçdere barajlarında dolululuk oranı sıfıra yaklaştı. İstanbul’daki su ihtiyacının bir kısmını karşılayan iki dere, düşük debi ile akmaya devam ederken, dere sularının doldurduğu barajlardaki su seviyesi ise haziran ayından beri yüzde 10’un altında. Su yönetimi uzmanı Dr. Akgün İlhan, taşıma suyun tek başına İstanbul’un su sorununu çözemeyeceği gibi suyun alındığı bölgeleri de olumsuz etkilediğine işaret ediyor.

Aksicim ilçesinde yaşayan Şerafettin Gül, “Normalde su altında olan yerler tarla gibi yeşerip ortaya çıkmış durumda şu an. Barajlarda olan suyu da Terkos kurumasın diye oraya basıyorlar” dedi.

Bölgede haziran ayında lokal yağışların olduğunu söyleyen Vize ilçesindeki Doğa Derneği Başkanı Alpar Erker ise kışın yeterince yağış almayan barajlarda bir aydır hiç su kalmadığını kaydetti. Kazandere ile Pabuçdere’nin birleşiminden oluşan Aksicim Barajı’nın İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan bir tanesi olduğunu belirten Erker, baraj yapımından sonra dere suyunu kullanamayan yerel halkın mağdur olduğunu anlattı:
 
Sular baraja verilince buralarda kamulaştırmalar oldu. Yerel halk için götürüsü, getirisinden daha çoktur ama İstanbul’un suyunu karşılamak için iyi bir kaynak. Bu dereler, yerel halkın suyudur. Kazandere ve Pabuçdere’yi direkt İstanbul’un içme suyuna dönüştürmeleri bizim buradaki yaşamsal faktörlerimizi yavaşlattı. Buranın yerel halkının bu suyu kullanma hakkı kayboldu. İki tane suyumuzu aldılar İSKİ’ye bağlayıp götürdüler”
 
Baraj, 1996 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılmıştı.
 
Barajların bulunduğu Aksicim ilçesinde çiftçilik yapan Mehmet Aksoy da barajın dibinde kalan az miktardaki suyun İstanbul’a basıldığını hatırlatarak, her iki barajın İstanbul’daki su ihtiyacının yüzde 15 ila 20’sini karşıladığını belirtti. 

Dr. Akgün İlhan: Taşıma suyla İstanbul’un su sorunu çözülmez

Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin suya erişimde büyük sorunlar olduğuna dikkat çeken Yeşil Gazete yazarı ve Açık Radyo programcısı, su yönetimi uzmanı Dr. Akgün İlhan, “Bırakın 20-30 sene sonrayı günümüzde de suya erişim İstanbul için bir sorun” diyor. İstanbul’un kendi sınırları içerisindeki nüfusun su talebini karşılayacak su varlığı olmadığına dikkat çeken İlhan şunları söylüyor:

“Ayrıca İstanbul engebeli topoğrafyasıyla da suya erişimin zor olduğu kentlerden biri. Nitekim bu kısıtlılık tarih boyunca İstanbul’un nüfusunu baskılayıcı önemli unsurlardan biri olmuş. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte uzun mesafelerden yüksek rakımlara su taşımak mümkün olmaya başlayınca, suyun bu baskılayıcı özelliği ortadan kalkmış oldu.”

Kırklareli‘nden Düzce‘ye kadar Marmara Bölgesi‘nin kuzeyinde bulunan pek çok nehrin suyunun İstanbul’a akıtıldığını anlatan İlhan, suyun taşınması sırasında verilen ekolojik tahribatı da şöyle ifade ediyor:

“İstanbul’a su taşıması için planlanan Melen Projesi‘nin ilk iki hattı 2007 ve 2014 yıllarında tamamlandı. Yapımı biten hatlardan geçen su İstanbul’un toplam su talebinin %35’ini karşılıyor. Bu proje sadece Düzce’de Melen Çayı’ndan aldığı suyla tarımını yapan köylüyü, havzada rafting, hiking vb. etkinliklerle zenginleştirdiği ekoturizm faaliyetleriyle geçimini sağlayan insanları olumsuz etkilemedi. Su taşıma borularının geçmesi için Şile Ormanları’nı da içeren onca yeşil alan 50 metre genişliğinde bir hat boyunca tıraş edildi. Sadece Büyük Melen projesi değil 3. Havalimanı, 3. Köprü ve ona bağlı Kuzey Marmara Otoyolu gibi dev ölçekli projelerle İstanbul’un yeşil alanları parçalandı ve yok oluyor. Üstelik Kanal İstanbul gibi İstanbul’un öz su varlığının %23’ünü oluşturan Sazlıdere ve Terkos barajlarını tehlikeye atacak projeler de yolda.

Akgün İlhan, sorunun taşıma suyla çözülemeyeceğini şu ifadelerle açıklıyor: 

Üç şehir öteden su taşırken, bir yandan da daha fazla nüfusu çekecek ulaştırma ve yerleşim projeleriyle su tutan ekosistemlerine  yani ormanlarına zarar veriliyor. Oysa şebeke suyundaki %23’lük kayıp kaçak oranı azaltılsa böyle projelere gerek kalmadan hem yeşil alanlarımızı korumuş olur hem de su yönetimimiz iklim değişikliğiyle uyumlu hale getirmiş oluruz. Maalesef içinde bulunduğumuz tablo şöyle: İstanbul’un nüfusu artarken öz su varlığı kirleniyor ve kullanılmaz hale geliyor. Bu kısır döngüden çıkmak için suyu daha tasarruflu ve verimli kullanmak, su tutan ekosistemleri bütünlükçü bir yaklaşımla korumak ve iklim değişikliğini azaltıcı enerji politikalarını hayata geçirmek gerekiyor.”

Kategori: Ekoloji