Ekonomi

İstanbul silueti ucuz dolar kıtlığına işaret ediyor

0

New York Times’da 20 Ağustos tarihinde Landon Thomas Jr imzasıyla yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Ferda Ertürk‘ün çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Gökdelenlerin mantar gibi türediği İstanbul’da, hiçbir bina Sapphire kadar yüksek değil.

Bugün Sapphire, güçlünün ne kadar düşebileceğinin bir sembolü.

261 metrelik yüksekliğiyle Türkiye’nin en yüksek ve Avrupa’nın en gösterişli binalarından biri olan Sapphire, İstanbul tepelerini kaplayan çoğu yeni yapı gibi Türkiye’ye ve hızla gelişmekte olan Brezilya, Hindistan, Güney Kore gibi diğer ülkelere akan dolar cinsinden ucuz krediler sayesinde inşa edildi. Para akışı ABD Merkez bankası ve diğer başlıca merkez bankalarının 2009 yılında faizleri ciddi oranla düşürmeleri ile başladı ve böylece ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde iyileşme sürecinin başlaması için çarklar hareket etmeye başladı.

Ancak son zamanlarda Ben S. Bernanke tarafından yönetilen ABD merkez bankasının para politikasında sıkılaştırmaya gideceğine yönelik beklentilerin artması; İstanbul siluetinin aslında ödenemeyen borçlar, değer kaybeden para birimleri ve çöküşü muhtemel bir inşaat ve bankacılık sektörünün alameti olabileceğini gösteriyor.

Bu hafta, Hindistan, Endonezya, Tayland gibi gelişmekte olan Asya piyasalarının para birimleri ve borsaları ağır bir darbe aldı. Amerikan merkez bankasının teşvik paketinde kısıntıya gideceği yönündeki beklentiler faiz oranlarını yükselttikçe küresel yatırımcılar gelişmekte olan ülkelerden fonlarını geri çekmeye başladılar. Endonezya’da pazartesi günü yüzde 5 oranında düşen gösterge endeks, Salı günü yüzde 3.2’lik bir düşüş daha gördü. Hindistan’da, önceki iki seansta yüzde 5.6 değer kaybeden borsa, yüzde 0.3lük bir düşüşe daha uğradı.

Bu piyasa tepkileri bazı analistler tarafından “Bernanke patlaması” olarak değerlendiriliyor. Greenwich, Conn merkezli Pi Economics adlı bağımsız danışmanlık şirketinden Tim Lee  “Tanık olduğumuz durum bir balondur, buna Bernanke balonu da diyebiliriz.” diyor.

Fakat herkes Tim Lee kadar paniğe kapılmış durumda değil. Yine de, gelişmekte olan Asya piyasalarının yerli para birimlerinin çöküşüyle yediği ağır darbeden 16 yıl geçmesine rağmen, iyimser kesimler bile Türkiye, Brezilya, Hindistan ve Güney Kore gibi ülkelerin dolar cinsinden borçlarının hızla artması konusunda endişelenmeye başladılar.

Görünen o ki, Amerikan merkez bankasının cömertliğinden en çok faydalananlar gelişmiş ülkeler değil, Türkiye gibi işe gösterişli gökdelenlerin, alışveriş merkezlerinin ve hatta İstanbul Boğazı’na üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı gibi daha büyük projelerin ülkenin yeni ekonomik ve jeopolitik dinamizminin bir sembolü haline geldiği gelişmekte olan ülkelerin siyasi elitleri.

Tim Lee’ye göre bu siyasi elitlerin göz ardı ettiği önemli bir tehlike var: döviz riski.

ABD’de verilen eşik altı kredilerin ya da Euro bölgesinde İrlandalı inşaat firmalarına verilen kredilerin aksine, gelirlerinin çoğu yerel para birimi cinsinden olan ve Türkiye’de gökdelenler diken, Hindistan’da çelik imal eden, Brezilya’da petrol arayan şirketlerin borçlarının büyük bir kısmını dolar cinsinden ödemeleri gerekiyor.

Kısa bir süre önce Türk lirası ve Hint rupisi gibi para birimleri güçlü iken dolar cinsinden görece düşük faiz oranlarıyla borçlanmak yerel şirketler için son derece mantıklıydı.

Ekonomik göstergelerdeki düşüşe paralel olarak yerli para birimi de güçsüzleşince iki yönlü etki görülmeye başlıyor: bir yandan dolar cinsinden alınan kredilerin geri ödemeleri güçleşiyor diğer yandan borç verenler güçsüz bir para birimi yüzünden aldıkları risk yüzünden rahatsızlanmaya ve kredi akışını azaltmaya ve hatta tamamen kesmeye başlıyorlar.

Brezilya 287 milyar dolarlık borçla başı çekerken, tüm ekonomisinin yüzde 22’sine tekabül eden 172 milyar dolarlık borcuyla Türkiye gibi bu para kaynağına güvenerek borçlanan başka bir ülke yok.

Geçtiğimiz aylarda Türk lirası dolar karşısında yüzde 4.5 oranında değer kaybetti.  Bunun yanında İstanbul’un ana meydanlarından biri olan Taksim Meydanı,  başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen bir inşaat firması tarafından inşa edilmesi planlanan bir binaya karşı yapılan protestolara sahne oldu.

Goldman Sachs’in tahminleri dolar-lira kurunun 2.2 olacağına işaret ediyor, bu da şu anki 1.95 seviyesinde yüzde 15 oranında bir değer kaybı yaşanması demek. İstanbul’daki Global Source’un ortaklarından olan ve 1994 ve 2001 finansal krizlerine şahit olmuş Atilla Yeşilada’ya göre “ Türkiye’nin ekonomik mucizesi likidite ve Türk lirasının değer kazanması üzerine kurulu”.

Çoğunluğu kısa vadeli olan bu borçlar aynı zamanda gelişmekte olan piyasalara özgü sıkça rastlanan bir özelliğe daha işaret ediyor: yüksek profilli yatırımları desteklemeye gönüllü hükümetler ve siyasi bağlılıklarıyla bu tür projeleri üstlenmeye hazır holdingler arasındaki güçlü ilişki.

Türkiye’deki Sapphire bunun çok iyi bir örneği.

2011’in başında başbakan Erdoğan’ın katılımıyla açılan 54 katlı kule, 2003 yılında Erdoğan başa geldiğinden beri olağan üstü başarılara imza atan inşaat sektörü merkezli holdinglerden biri olan Kiler Grup’a ait. Bu iş adamları da Erdoğan gibi kuzeydeki Karadeniz bölgesinin muhafazakâr Müslüman kesiminden geliyor.

Belgelere göre Kiler Grup’un toplam 164 milyon liralık borcunun 154 milyon liralık kısmını dolar cinsinden borçları oluşturuyor- şu anki döviz kuruyla bu miktar 79 milyon dolar ediyor. Şirket görevlileri bu miktarın 25 milyon dolarının Sapphire’e ait borçlardan oluştuğunu söylüyor. Şirketin borçlarının çoğu kısa vadeli ve Sapphire’in sağladığı nakit kazanç doğrudan Türkiye’nin 4. büyük bankası ve projenin baş finansörü olan Akbank’a gidiyor.

Dolar cinsinden borçlanmanın 6.5’lik faiz oranıyla lira cinsinden borçlanmanın 11.5’lik faiz oranı karşılaştırıldığında Kiler Grup’un neden dolar cinsinden borçlanmayı seçtiğini rahatça görüyoruz. Şirket, yakın zamandaki belgelerinde riski kabul etti: Eğer Amerikan doları Türk lirası karşısında yüzde 10 değer kazanırsa şirket 11.8 milyon Türk lirası zarar edecek.

Kiler Grup’un baş finans sorumlusu Rasim Kaan Aytoğu’ya göre Sapphire toplam borçta 25 milyonluk bir kısımdan sorumlu. Bu miktarda ısrarcı çünkü projenin gelirleri dolar cinsinden kaydediliyor ve bunu kur dalgalanmalarına karşı bir önlem olarak görüyor. Ayrıca apartman dairelerine talebin yüksek olduğunu ve yüzde 66’sının satışının gerçekleştirildiğini söylüyor.

“Sapphire Avrupa’da eşsiz bir yapı ve  önemli bir uğrak yeri haline geldi .” diyor.

Ancak, Türkiye gayrimenkul piyasası uzmanları, 1-10 milyon dolara satılan dairelerin satışlarda geri kaldığını ve dairelerin Trump veya Zorlu gibi aynı sektörde iş yapan rakiplerin mülkleriyle aynı prestijde olmadığını söylüyor. Ayrıca belgelere göre, binanın gözlem alanından manzarayı seyretmeye gelenlerin sayısı da hedeflerin altında kalıyor.

Kilerler dolar kredileri ve siyasi bağlantılarıyla İstanbul’da büyük bir sıçrama yapma yetisine sahip tek grup değiller.

Erdoğan’la yakın ilişki içerisinde ve daha etkili bir başka inşaat firması da Kalyon Grup. Kalyon Grup, Erdoğan’ın tartışmalı projesi olan Topçu Kışlası’nın projesinin sahibi.

Türkiye’de protestolar giderek büyürken Kalyon Grup’un sahibi Cemal Kalyoncu, durumda bir değişiklik olmayacağından emin gözüküyordu. Yerel bir gazeteye verdiği röportajda havaalanı ihalesini kazanan konsorsiyumun parayı nereden bulacağı sorusuna Türkiye dışında borç aradıkları cevabını verdi.

“Finansman bulmak hiç sorun olmayacaktır.” diye ekliyor.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Ferda Ertürk

Yazının özgün hali

(Yeşil Gazete, New York Times)

 

Kategori: Ekonomi

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.