İklim ve EnerjiManşet

İklim adaleti hareketi neye karşı olduğunu biliyor, peki ya ne için savaştığını?

0
Fotoğraf: Socialist Worker

“İklimi Değil Sistemi Değiştir”den Michael Ware‘in Socialist Worker‘da yayımlanan yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Nilüfer Sezgin Ağaç‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Herkes, bazı çatlak iklim inkarcıları dışında, farkına vardı ki gezegen acil bir iklim sorunu ile karşı karşıya. Ancak Exxon Mobil’in patronları bu konuda bir adım önde.

Eylül ayında, bilinen bir petrol devinin fosil yakıt kullanımının küresel ısınmaya sebep olduğununun kendi bünyesindeki bilim adamları tarafından 1977 senesinden beri bilindiği iç yazışmalarından ortaya çıkarıldı. Fakat bulgular gizlendi ve Exxon on yıllarca iklim inkarcısı olmaya devam etti.

Fotoğraf: Socialist Worker

Fotoğraf: Socialist Worker

Açığa çıkan bu bilgi, kapitalizmin kısa süreli kar hedefi için olarak herşeyi, insan ırkının hayatta kalmasını bile, nasıl da hiçe sayabildiğini ortaya çıkarmaktadır. Exxon’un araştırmaları tam olarak bugün yaşananları işaret etmekte idi: sıcaklıkların küresel olarak artması, sel felaketleri, daha şiddetli kasırgalar, mahsul kıtlığı, nesillerin tükenmesi, kutupların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, okyanusların asitlenmesi, su kıtlığı ve daha birçoğu.

Birleşmiş Milletler adına birkaç yıl önce yapılan çalışmaya göre özellikle Güney Yarımküre olmak üzere iklim değişikliğinin halihazırda yılda 300.000 ile 400.000 arasında ölüme sebep olduğu bilinmektedir.Küresel sıcaklıklardaki artışı 1,5°C altında tutmak ve çevresel felaketi önlemek için sera gazı salımlarının her yıl %5-10 düzeyinde azaltılması gerekmektedir. Küresel sıcaklık artışı ise şimdiden 1°C’ye ulaşmıştır.

Yeşil kapitalist sektörün oluşumu, enerji verimliliğinin artması ve yenilenebilir enerjinin düşük düzeyde de olsa yayılmasının ortalama sıcaklık artış tahminlerinin azalmasına katkısı oldukça az olmuştur. Radikal bir değişim olmaz ise bu yüzyılın sonunda küresel sıcaklık artışı 4°C ila 6°C arasında olacaktır.

Sadece politikacıları ve yöneticileri tehlike hakkında eğitmek yeterli değil. Enerjinin üretim ve tüketim süreçlerinde köklü değişimler yapılmasını zorlayacak kadar güçlü protesto hareketlerine de ihtiyacımız var.

İklim değişimin aciliyeti benzersiz bir politik dinamik yaratmaktadır. Sosyal değişime ihtiyaç her zaman mazlumlar tarafından hissedilir , ancak bu sefer ilk kez çevresel sayacın geri sayımı sürdürülebilir bir dünya için yapılacak büyük değişimin gerekliliğini göstermektedir ya da insanlık gezegenimizin soğuk yüzü ile karşılaşacaktır.

Böyle bir değişim için mücadele etmek kapitalizmi tehdit edecektir. Yine de bazı insanlar için şirketlerin, otomobil kültürünün, petrol savaşlarının, baskının, (kirliliği de kapsayacak şekilde) herşeyin bulunduğu pazarların olmadığı bir dünyayı düşünmek oldukça zor.


İHTİYACIMIZ OLAN ŞEY “adil bir geçiş”. Wikipedia bu terimi şöyle açıklamaktadır: ”Uluslararası ticari kuruluşlarınca önerilen, çevresel sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenen düşük karbon ekonomisine sürdürülebilir ve adil bir geçişin çerçevesi”. Anti-kapitalist bu  tanımdan hoşlanmamışlar, daha radikal bir yeniden tanımlama veya tümü ile farklı terim çağrısında bulunmuşlardır. İklim krizinin aciliyeti hemen harekete geçmemiz gerektiğini teyit etmektedir, aksi halde yenilgiyi kabul etmemiz gerekir.

Fakat önümüzdeki görevler sabır ve politik kararlılık gerektirmektedir. Acil olarak reformlar ve sendikalar ve sosyal hareketler içerisinde “adil geçiş” vizyonun gelişmesi mücadeleye başlamalıyız. Bunu, iş dünyası ve politika elitlerinin baskıyla ve çabaları zayıflatma çabalarıyla  karşılık vereceği bilgisiyle yapmalıyız.

Davamızı ortaya koymak adına “adil geçiş” ile kastedilen farklı yorumları doğru anlamalı,  her bir yorumun nasıl bir rol oynayabileceğini zihnimizde canlandırmalıyız

York Üniversitesinden Steven Tufts bu konudaki yorumları ikisi “tepeden” ve ikisi “tabandan” olmak üzere 4 kategoriye ayırmaktadır.

28

1. Yeşil Kapitalizm: Mevcut durumun korunması olarak da bilinen ve kapitalizm koşulları altında serbest pazarların değişime yol açacağı fikrine  dayalı olan, fosil yakıt kullanımında verimlilik artışı ve yenilenebilir enerjinin gelişmesine yoğunlaşan yeşil inovasyon düşüncesini ödüllendiren yaklaşımdır. Bu düşünceyi savunan elitler için, yeşil kapitalizmin yöneticiler ve sermayedarlarına olumlu yönde artı değer katacaklarını düşünürler.

2. Dünya Savaşı Tarzı Geçiş: Dünyayı kurtarmaktansa daha çok uluslararası rekabet, iklim karmaşası ve kıt kaynaklara  odaklanan, tepeden inme hızlı geçiş.

Bu strateji 1930 ile 1940 yılları arasında görülen  harekete geçme biçimleri üzerine modellenmiştir. Tepeden inme çarpıcı reformların ihtimalini ve hatta olası millileştirme ihtimallerini tartışmaya açar. Ancak düşünsel geçiş “milli çıkarlar” adına iş dünyası tarafından yürütüleceğinden, bu 21. yy. Keynezyen yaklaşım hiçbir demokratik kontrolün olmadığı, düşük ücret, sendikasız ihtihdam olanakları, kamu-özel mega projeler anlamına  gelecektir.

Bu programın bazı elementleri Almanya gibi yerel fosil yakıt yoksunluğu yaşayan ülkelerde hali hazırda ortaya çıkmaktadır. Enerji şirketlerinin gücü ve mevcut fosil yakıt  yatırımlarının büyüklüğü dikkate alındığında Amerika Birleşik Devletleri bu stratejiyi benimsemekte en gönülsüz olacak büyük güç odaklarındandır.

3. Sosyal adalet ile harmanlanmış yeşil kapitalizm:Yeşil iş sahalarının yaratımı düşüncesi,girişimlerde kuzeyden güneye eşitliği desteklemek için karbon vergi uygulması, daha fazla toplu ulaşımının, elektrik ile çalışan araçların, bisikletlerin kullanımı, akıllı kentsel planlamanın, sürdürülebilir tarım metodlarının  hayata geçirilmesi, protesto ve lobi faaliyetleri ile desteklenen yoğun kirliliği önleyecek yasal reformların yapılması ile ortaya çıkacaktır. Bu senaryoda serbest piyasa yasal otoriteler tarafından daha da düzenlenmiş, ancak hala hangi ürün ve hizmetin üretileceğine karar veren bir sistem durumundadır.

4. Organik Enerji Demokrasisi: Enerji demokrasisi için Ticaret Sendikaları (TUED) , İklimi Değil Sistemi Değiştir (SCNC) , Sürdürülebilirlik için Emek Ağı ve İklim Değişikliğine karşı Kampanya gibi gruplar tarafından populerize edilen sınıf bazlı yaklaşımdır.

Bu yaklaşım enerji ve varlık altyapısı ile fosil yakıt kullanımından çıkılarak , çevresel bozulmayı engellemek için yaratılan iş imkanları ile ırkçılık, savaş ve kemer sıkma politikaları gibi alanlarında iyileşmeler üzerinde rol oynayacak işçi ve toplum önderliğinde geçişi savunmaktadır.

İşçi komiteleri enerji soruları, fosil yakıt işlerini yeni endüstrilere dönüştürecek geçiş işçileri, öncelikli çevresel adalet, zenginlerin vergilendirilmesi, asker ve polis kuvvetlerinin fonlarının kesilmesi gibi konularda ulusal bazlı tanınmış kişilerle çalışarak bu süreci yürütmektedirler.

Serbest pazar ideolojisi ve ekonomik gelişme ihtiyacı değil, insanlık ihtiyacı ve ekolojik sürdürülebilirlik sosyal ve siyasi politikaları belirlemektedir.


Bu son dil geçiş vizyonu en iddialı ve tabandan yorumlama şeklidir. Emek mücadelesi ve devrimci ayaklanma tarihiyle beraber Karl Marx ve Frederick Engels gibi devrimcilerin teorilerine bakar. Neoliberal ortodoks yaklaşımlar ve Keynezyen’in çoğunluğuna karşıdır.

Eğer başarılı olursa organik enerji demokrasisi ciddi bir gücü zengin kesimin elinden alacaktır. Ancak bu konuda başarıya ulaşmak, ekonomi ve politika alanlarında -şu anda sahip olmadığımız- gücü gerektirir. Bu durum özellikle daha yoğun işçi sınıfı politik örgütlenmesi ve militant işçi hareketi talebinde bulunabilir. Bu  hareketlerin ikisi de neoliberalizm süresince zatıflamıştır.

“İşte Bu Herşeyi Değiştirir” adlı kitabında Naomi Klein, iklim değişikliğinin yarattığı politik tehdidi sağ kanadın, ”fosil yakıt üreticileri de dahil olmak üzere kimse ile savaşa gerek olmadığını, hala aşamalı ve acısız geçişin mümkün olduğunu” düşünen merkezcilerden daha iyi anladığını iddia eder.

Fosil yakıt şirketleri iklim değişikliğine üzerine politik olarak uygun tepkinin şu anlamlara geleceğinin farkındadır:

  • Ekonomiye yoğun devlet müdahalesi
  • 40 yıllık başarıyla yürütülen regülasyon , vergilendirme politikası , özelleştirme ve serbest ticaretin sonunun gelmesi
  • 27 trio USD karbon varlığın devlet eliyle iade alınması , müsaderesi
  • Enerji sektörünün ulusallaşması ve demokratikleşmesi

Bu da sağ kanadın iklim değişikliğinin etkilerinin red etmek için bu kadar çok çalışmasını açıklamaktadır. Klein, Chicago’daki özgürlükçü Heartland Enstitüsü’nin başkanı Joseph Bast‘dan şöyle bir alıntı yapmaktadır. ”İklim değişikliği (sol için) mükemmel bir şeydir… Zaten yapmak istediğimiz ne varsa yapmamız gerektiğini gösterir”.

Yani, sağ kanat da tembel tembel oturarak enerji demokrasisinin yayılmasını izlemeyecektir. Birçok örnekte olduğu gibi, Yunanistan’da tasarruf karşıtı partinin seçimi kazanması ile edinilen deneyim gösterir ki bankacılar ve politikacılar kıymetli düzenlerine olan her türlü tehdide şantaj ve ekonomik boğazlama ile karşılık verecektir. Benzer şekilde, 1970’lerin başında Şili’de sosyalist başkan Salvador Allende’nin yönetiminde madencilik sektörünün kısmen ulusallaştırılmasına bile geleceğin askeri diktatörü General Augosto Pinochet tarafından yönetilen, ABD tarafından desteklenen bir darbe karşı koymuştur.

Bizim tarafımızın bu gerçeğe gözünü dikip bakması gerekmektedir. Savaşı ve terorizmi sonlandırmak, ücretlerin ve hayat standartlarının düşmesini engellemek ve sera gazı salımlarını altıncı kitlesel yok oluşu engellemeye yetecek kadar azaltmaya dair amaçlarımıza ulaşmak için mevcut statükonun altında “gerçekçi” olanın ufkumuzu daraltmasına izin veremeyiz.

Gerekli olanı yapmak, şirketlerin gücü, devlet ve tüm baskı araçlarıyla çarpışma yoluna girmek anlamına gelmektedir. Bunun için hazırlık yapmamak veya amaçlı bir şekilde tehditkar olamayan politikalar uygulamak, konuya en iyi ihtimalle saf ve bir o kadar da sorumsuzca yaklaşmak olacaktır.


Naomi Klein Basta! dergisine verdiği röportajda şunu savunmaktadır:

Problem şu ki çıkarlarını korumak için harıl harıl çalışan düşmanlarımız, fosil yakıt şirketleri, var. Hakkını vererek, yaratıcılıkla, kirli işler yaparak, kazanmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır bir şekilde mücadele ediyorlar. Karşılarında ise sonuçların tam olarak ne olacağını bilmediğinden kavgaya bile girmekten çekinen aşırı duygusal bir grup var.

Ancak, eğer ekonomik adalet gündemi ile iklim hareketini bir araya getirebilirseniz, gelecek için savaşacak bir kitle yaratabilirsiniz. Çünkü onlar da bu durumdan direkt olarak faydalanacaktır.

Klein haklı. Böyle bir vizyon için insanlar savaşır. Peki bu çerçeveyi nasıl oluşturacağız?

Enerji demokrasisi ihtiyacımız olduğu şekilde tanımlayabileceğimiz ”tam geçiş ” kavramı gibi özlü bir kavramdır .Bu farklı yollar ile yorumlanabilir ve bu yolda da savaşmalıyız.

Enerji kaynaklarının yönetimini ve kontrolünü zengin kesimin eline bırakamayız. Aksi halde ” tam geçiş” hiç bir şekilde gerçekleşemez. TUED’den (Birleşik Krallık’ta bulunan Enerji Demokrasisi için Sendikalar) Sean Sweeney’in da ilettiği gibi, “Sahip olmadığınızı kontrol edemezsiniz.”

Enerji demokrasisi, yenilenebilir enerji altyapısının oluşturulması, herşeyin izolasyonunun sağlanması ve toplu taşımanın yaygınlaştırılması ile milyonlarca iş imkanının nasıl yaratılabileceğidir. Aksi halde, mevcut yönetimden bizim yerimize geçişi yönetmesini istemiş oluruz. Bu mevcut yönetimin asla yeterli olarak yapmayacağı bir şeydir, bu konuda herhangi birşey yapacağı da kuşkuludur.

Dayanışma anahtar kelimedir. Çevre, emek, ırk adaleti ve diğer birçok hareket karşılıklı destekten faydalanacaktır. Güvenilir olmak adına, enerji demokrasisi ırkçılık karşıtlığını, tarihsel eşitsizliği ve ayrımcılığı dönüşümü sağlamak amacıyla olan mücadelede önceliklendirmelidir.

Kamusal hizmet kurullarına meydan okuyabilir ve -şirketlerin etkisindeki bürokratlar değil- yerel enerji komitelerinin topluluklardaki yeni fosil yakıt altyapılarına hayır deme gücüne sahip olmasını talep edebiliriz. Bu karşı çıkış, Quebec’de bulunan Lac Megantic’te şehirlerin içinden geçen bomba yüklü trenlere karşı çıkmak gibidir.

Hiç şüphesiz bu çabalar başta sonuçsuz kalacaktır. Örneğin Teksas’ta bulunan Denton şehrindeki hidrolik kırmaya karşı gruplar bir sene önce bir hidrolik kırma yasağının kabul edilmedisini sağladılar. Ancak bu yasak Teksas hükümeti tarafından geri çevrildi. Ancak yasağın geçmesi için olan bu mücadele, hareketi ulusal düzeyde güçlendirmek için iyi bir örnek oluşturdu.

Peki, nasıl bir ulusallaştırma için mücadele ediyoruz? PetroChina ya da Norveç’in Statoil’i gibi özel muadillerinden biraz farklı hareket eden daha fazla devlete ait petrol tekeline ihtiyacımız yok. Bunun yerine, ulusallaştırma sanayi gruplarının kepenklerini kapatmalı ve geçiş işçilerini yeni işlere yöneltmelidir.

Bu daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Devletlere partnerleri olan şirketlerin gücünü frenlemek ve fosil yakıt sektöründen aşamalı olarak çıkmak adına gerçekten güvenenbilir miyiz? Bunu başarabilecek doğru liderleri seçebilir miyiz?

Yanıt kısa ve tatmin edici değil: hayır. Modern devlet daha iyi iş koşulları yaratmak ve yüzde 1’lik kesimin çıkarlarını savunmak için tasarlanmış durumda. Ancak, seçimleri ve hatta kısıtlı devlet dairelerini, -tüm diğer taleplerle beraber- enerji demokrasisi platformunu genişletmek için kullanabiliriz.

Çalkantılı zamanlar yaşıyoruz. Liderlerimizin, eşitsizlik ve sürdürülebilir olmayan büyümeye dayalı olarak kurulmuş olan bir sistemi dengede tutmak için, çalışan insanlardan ve gezegenimizden kendilerini feda etmelerini talep etmekten başka bir çözümü yok. Birkaç sene önce fazlasıyla radikal görünen artık -polis şiddeti ve baskısından, geçinmeye yetecek bir maaşa ve iklim değişikliğine geniş bir mesele skalası etrafında politize olmuş- milyonlarca insan için sağduyulu bir yaklaşım haline gelmiş durumda.

Zaman, gerçek demokrasi ve insanların kendi gelecekleri üzerine söz sahibi olmasını talep etme zamanıdır.

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Michael Ware

Yeşil Gazete için Çeviri: Nilüfer Sezgin Ağaç

Çeviri Editörü: Ayşe Ceren Sarı

(Yeşil Gazete, Socialist Worker)

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.