EkolojiHayvan HaklarıManşet

Her türün neslinin tükenmesine mani olabilir miyiz?

0
Snail Darter [Percina tanasi]. 1997'de Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olarak Listelenmiştir. Durumu: 2022 yılında listeden çıkarılmıştır. Fotoğraf: Joel Sartore/National Geographic Photo Ark

Yazan: Robert Kunzig

Yeşil Gazete için çeviren: Burak Yıldız

*

Gösterişten uzak motorlu teknemizin pruvasındaki iki araştırmacı trol ağını içeri doğru çekme işlemine başladığında bir kel kartal [Haliaeetus leucocephalus] Tennessee Nehri‘nin öbür kıyısındaki ağaçlık bölgede gözlerden kayboluvermişti. ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi‘nde (USFWS veya FWS) görevli olan Warren Stiles, balık ağının iyice yaklaşmasıyla birlikte yaptığı açıklamasında, bu türden kartalların popülasyonun hızlı iyileştiğini ve günümüzde bu bölgeye gelen bir kartal görmemenin alışılmadık bir durum olduğunu ifade etti.

Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası‘nın (ESA) yürürlüğe girmesinin 50. yılında, neredeyse tamamen bulutsuz bir bahar sabahında, ABD’de federal düzeyde elektrik hizmeti veren ve en büyük kamu enerji şirketi olan Tennessee Valley Authority‘nin (TVA) kurduğu Nickajack Barajı’nın yalnızca üç mil (yaklaşık 5 km) aşağısında, ESA’nın adı çıkmış yaralanıcılarından birini arıyorduk: ”Snail Darter” [Percina tanasi]. Bundan birkaç ay önce Stiles ve ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi (FWS), tıpkı kel kartal misali bu küçük deniz canlısının da artık ESA’nın tehlike altındaki türler listesinde yer almaması gerektiğine karar vermişti. Nesli tükenmekte olmayan ilk örneği yakalamayı umuyorduk.

28 Aralık 1973’te ABD eski Başkanı Richard Milhous Nixon tarafından imzalanan ESA’nın çevresinde dönen tartışmaların özünü teşkil ediyor: Acaba bu dünyadaki tüm belirsiz türleri koruyabilir miyiz? Hatta insani zorunlulukların önünde engel teşkil ediyorlarsa bu konuda girişimde bulunmalı mıyız?”

TVA bünyesinde çalışan biyolog Dave Matthews, Stiles’a trol ağının içini temizlemek konusunda yardımcı oldu. Tahta ve kaya parçaları güverteye saçılırken, belki beş santim uzunluğunda Percidae familyasının Percina cinsinde yer alan ışınsal yüzgeçli bir balık grubu olan bir Logperch balığı da ortaya çıkıverdi. Hatta ondan da ufak bir balık vardı; iki santimden biraz uzun, koyu ve açık kahverengiden oluşan dikey çizgileriyle, her biri farklı bir renkle beneklenmişti ve bu örüntü nehrin dibindeki çakıllı tabakada fark edilmesini zorlaştırıyordu. Matthews, bu türün henüz tam olarak büyümemiş, iki yaşlarında — Tennessee Nehri’nin 7,62 santimlik deniz salyangozu yiyici bir levrek türü — bir ”Snail Darter” olduğunu söyledi.

Bir ‘kel kartal’ değil ama, kurtarılmayı hak ediyor

Bir Kel Kartal herkesin hoşuna gider. Snail Darter üzerinde görüş birliğine varan çok daha az kişi var. Yine de 28 Aralık 1973’te ABD eski Başkanı Richard Milhous Nixon tarafından imzalanan ESA’nın çevresinde dönen tartışmaların özünü teşkil ediyor: Acaba bu dünyadaki tüm belirsiz türleri koruyabilir miyiz? Hatta insani zorunlulukların önünde engel teşkil ediyorlarsa bu konuda girişimde bulunmalı mıyız? TVA, 1970’lerde, nesli tükenmekte olan türler listesine önceden girmiş olan Snail Darter’ın düştüğü sıkıntılı vaziyet, kurumun devasa bir barajı tamamlamasına kısa süreliğine ket vurunca bunu pek dikkate almamıştı. ABD Adalet Bakanı, TVA’nın açtığı davada Yüksek Mahkeme‘ye yasanın etrafından dolaşmak amacıyla savunma yaparken, içerisinde ölü ve iyi muhafaza edilmiş bir Snail Darter bulunan bir kavanozu, siyah cübbeli dokuz yargıcın gözü önünde sallayarak bu türün ne kadar sıradan olduğunu ifade etmeye çabaladı.

Artık karşımda kanlı canlı duran bir numuneye bakıyordum. Burnunu yan tarafa çarparak beyaz bir kovanın dibinde fırıl fırıl dolaşıyor ve yarı saydam yüzgeçlerini zarifçe kuyruğuna doğru geriye doğru savuruyordu. “Bu çok şirin,” dedim.

Matthews gülerek omzuma bir şaplak patlattı. “Bu elemanı tuttum!” dedi. “Çoğu kişi şöyle diyor: ‘Gerçekten mi? Bu kadar mı?” Balığın bir fotoğrafını çekti ve DNA analizinde kullanılmak üzere arka yüzgecinden bir parça kopardı, ancak bu şekilde balığı zarar vermeden öylece bıraktı. Ardından da onu nehre geri bırakmamı istedi. Nehrin birkaç kilometre aşağısında yapılan bir sonraki taramada ortaya çıkan yedi balık türü daha bulunmuştu.

Günümüze kadar koruma listesine giren hayvan ve bitkilerin yüzde 6’sından daha azı listelerden çıkarılırken, geri kalanların pek çoğunu kurtarma yolunda ilerleme kaydedilemedi.”

1970‘lerin sonlarına doğru Snail Darter, Tennessee Nehri‘nin tek bir kolunda, Küçük Tennessee‘de, sıkışıp kalmış ve bu kol üzerine inşa edilmekte olan TVA’nın yanlış tasarlanmış Tellico Barajı nedeniyle kaderine boyun eğmiş gibi görünüyordu. Bu türün kurtarılmasına uzanan çetrefilli yolda atılan ilk somut adım, 1978 yılında ABD Yüksek Mahkemesi’nin beklenmedik bir karar vererek ESA’nın neredeyse yapımı bitmek üzere olan bir baraj karşısında bile Darter’a verdiği önceliğe dikkat çekmesiyle atılmış oldu. Biyolojik Çeşitlilik Merkezi‘nde (CBD) üst düzey bir bilim insanı olan Tierra Curry, “O zaman hükümet ayağa kalktı ve ‘Her canlı türü hayati derecede önem taşıyor ve Tehlike Altındaki Türler Yasası kapsamında her türlü canlı türünü geleceğe yönelik olarak koruyacağımızı ifade ederken bunu ciddiye alıyoruz’ dedi” diyor.

Kel Kartal [Haliaeetus leucocephalus]. 1967’de nesli tükenme tehlikesi altında olarak listelenmiştir. Durumu: 2007 yılında listeden çıkarılmıştır. [Fotoğraf: Joel Sartore/National Geographic Photo Ark]

Günümüzde Snail Darter, nehrin yaklaşık 400 mil (700 km) uzunluğunda bulunan ana yatağında ve birden fazla kolunda bulunuyor. ESA kapsamında yapılan düzenlemeler sayesinde düzinelerce farklı tür nesli tükenmekten son anda kurtuldu.  Kel Kartallar [Haliaeetus leucocephalus], Amerikan Timsahları [Alligator mississippiensis] ve Alaca Doğanlar [Falco peregrinus], 2023’ün sonlarında “listeden çıkarılacak” kadar iyileşme sürecine girmiş olan yaklaşık 60 türden yalnızca birkaçını oluşturuyor.

Koruma listesindeki canlıların sadece yüzde 6’sı buradan çıkabildi

Oysa tıpkı gezegenin tamamında olduğu üzere ABD de giderek artan bir biyoçeşitlilik kriziyle karşı karşıya. Günümüze kadar koruma listesine giren hayvan ve bitkilerin yüzde 6’sından daha azı listelerden çıkarılırken, geri kalanların pek çoğunu kurtarma yolunda ilerleme kaydedilemedi. Üstelik bu listenin eksiksiz olduğu da söylenemez: Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük, kâr amacı gütmeyen, doğal hayatı korumaya dönük eğitim ve savunma amaçlı bir kuruluş olan Ulusal Vahşi Yaşam Federasyonu‘nun (NWF) başında bulunan bilim insanı Bruce Stein, ABD’deki omurgalıların [Vertebrate] ve damarlı bitkilerin [Tracheophyta] aşağı yukarı üçte birinin neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Hatta henüz nesli tükenmekte olmayan canlı türlerinin bile popülasyonlarında düşüş yaşanıyor. Stein, “1970’lere kıyasla şu anda etrafta üçte bir oranında daha az kuş uçuyor” diyor. Örneğin, her iki canlı türünün de nesli henüz tehlike altında olmasa da, Beyaz Boğazlı Serçe [Zonotrichia albicollis] ya da Kızıl Kanatlı Karatavuk [Agelaius phoeniceus] görme olasılığımız çok daha düşüktür.

Öncelikle doğal yaşam alanlarının — ormanlar, çayırlar, nehirler — acımasızca insan kullanımına alet edilmesi nedeniyle ABD, 50 yıl öncesine kıyasla yaban hayatının görünürlüğü ve çıkardığı ses bakımından son derece kısır kaldı. ESA hiçbir zaman bu gidişatı durdurmak üzere tasarlanmamıştı, tıpkı yaban hayatına yönelik bir sonraki büyük tehdit olan iklim değişikliği ile başa çıkabilecek donanıma sahip olmadığı gibi. Her halükârda, pek çok savunucusu, ESA’nın daha akıllıca ve etkili bir yaklaşımla hayata geçirebileceğimiz son derece kuvvetli ve ileriyi gören bir yasa olduğunu, belki de bilhassa özel arazi sahipleri arasında sorumluluk bilincini teşvik edebileceğini dile getiriyor. Ayrıca iki partinin de desteğini alan — ABD Kongresi’nde, ülkedeki yaban hayatının korunmasına yönelik finansman desteği sağlamayı amaçlayan bir yasa tasarısı — Amerika’nın Yaban Hayatını Koruma Yasası [Recovering America’s Wildlife Act (RAWA)] gibi basit yeni tedbirler de bitki örtüsü ve hayvan varlığını korumaya yönelik daha fazla fayda sağlayabilir.

Matthews, “Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası işe yarıyor,” diyor: “Birazcık yardımla [yaban hayatı] iyileşebilir.”

Elbette ki bu, özel çıkarlar yasaları hiçe saymadığı müddetçe söz konusudur. 1978 yılındaki Yüksek Mahkeme kararının akabinde Kongre, ESA’ya getirilen istisnayla TVA’nın Tellico Barajı’nı tamamlamasına yeşil ışık yaktı. TVA, Küçük Tennessee Nehri’nden gelen balıkların bir kısmını başka yerlere taşıdığından, geriye kalan popülasyonların Tennessee Vadisi’nin farklı yerlerinde ortaya çıkmasından ve 1972 Temiz Su Yasası‘nın ardından bölgedeki nehir ve akarsuların kirlenmesinin azalmasından faydalanarak Snail Darter türü varlığını sürdürmeyi başardı ve bu da balıkların çoğalmasına katkıda bulundu.

ESA’yı yürürlüğe sokmaya çalışan tarafların baskısıyla boğuşan TVA, vadi boyunca yer alan barajlarının işletme yönteminde de değişikliğe gitti. Baraj göllerinin derinliklerine, bazı yerlerde oksijen zerk ederek havalandırmaya başlandı. Ayrıca nehir tabanındaki alüvyonları temizleyerek Snail Darter’ların yumurtalarını bırakmak ve salyangozlarla beslenebilmek amacıyla ihtiyaç duydukları temiz çakıl taşlarını ortaya çıkaran asgari debiyi korumak üzere barajlardaki suyu daha düzenli aralıklarla boşaltmaya başladı. Matthews, bu sayede nehir sisteminin “daha çok gerçek bir nehir havasına büründüğünü” söylüyor. Esasında TVA, ESA’nın gerektirdiği üzere yaban hayatının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmaya başladı. Matthews, “Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası işe yarıyor,” diyor:   “Birazcık yardımla [yaban hayatı] iyileşebilir.”

Hayvanları ve bitkileri koruma yasası insanları kutuplaştırdı

Buradaki asıl problem, çok sayıda hayvan ve bitkinin bu konuda yeterince fayda sağlayamamasıdır — zira devletin elindeki imkânlar çok sınırlı olduğundan, özel arazi sahipleri ESA ile işbirliği kurmak şöyle dursun ESA’ya sırt çevirdiğinden ve ABD bir ulusal devlet politikası çerçevesinde ESA’nın mahiyetine hiçbir vakit bütünüyle bağlılık göstermemişti. Aksine, bu yasa aradan geçen yarım yüzyıl boyunca insanların düşüncelerini kutuplaştıran bir etken hâline geldi.

Günümüzde çevresel konular üzerinde 1973 yılında hâkim kılınan siyasi mutabakatı tasavvur etmek imkânsız görünebilir. Amerikan Senatosu ESA’yı oybirliğiyle onaylarken, Temsilciler Meclisi de 390’a karşı 12 oyla yasayı meclisten geçirdi. ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi‘nde (FWS) müdür yardımcısı görevinde bulunan Gary Frazer, “Bazıları bu yasanın Kongre’den çıkışını adeta bir dini bildiri niteliğinde değerlendirdi” diyor.

Gopher Kaplumbağası [Gopherus polyphemus] 1987’de nesli tükenme tehlikesi altında olarak listelenmiştir. Durumu: Hâlâ nesli tükenme tehlikesi altında. [Fotoğraf: Joel Sartore/National Geographic Photo Ark]

Ne var ki bu konudaki inancın sarsılması beş yıl sonra açılan Snail Darter davasında gerçekleşti. ESA’yı yürürlüğe koyduklarında akıllarında yalnızca kartallar, ayılar ve turnalar olan ve bu nedenle benimsedikleri kapsayıcı mevzuatın ne kadar erişilebilir olduğunun yeterince bilincinde bulunmayan Kongre üyeleri, Yüksek Mahkeme kararıyla hüsrana uğradılar. Baş Yargıç Warren E. Burger, Snail Darter davası karara bağlandıktan sonra yaptığı açıklamada, yasanın “akıllıca ya da değil… nesli tükenmekte olan canlı türlerini korumaya yönelik mutlak bir görev” getirdiğini belirtti. Bu karara dayanarak, yeni keşfedilen küçük bir balığın bile “ne pahasına olursa olsun” kurtarılması gerektiğine kanaat getirmişti.

Peki, bu akıl kârı sayılır mıydı? Bu soruya hem Curry gibi çevrecilerin hem de çevreci olmadığını düşünen pek çok kişinin yanıtı daima “kesinlikle” olmuştur. National Geographic fotoğrafçılarından Joel Sartore, ESA’nın “bizim dışımızdaki canlı türleri açısından temel bir Haklar Bildirgesi” niteliğinde olduğunu ve bu çerçevede çıplak gözle görülebilen her hayvanın neslinin tükenmesine karşı bir “fotoğraf arşivi” hazırladığını söylüyor. (Şimdiye kadar 15.000 farklı canlı türünün tek tek portresini çekti.) Öte yandan eleştirmenlere bakılacak olursa, Snail Darter kararı her zaman sağduyuya meydan okudu. Bunun “çılgınlık” olduğunu düşündüler, diyor şimdi Çevre Savunma Fonu‘ndan emekli olan önde gelen ESA uzmanı Michael Bean: “Bu bakış açısı ikilemi son 45 yıldır bizi hep rahatsız etti.”

Kuzey Benekli Baykuşu’nu korumak için alınan önlemler ve ağaç kesimine getirilen kısıtlamaların kereste endüstrisindeki binlerce istihdamı ortadan kaldırdığı ve ESA’nın insanlara ve ekonomik büyümeye verdiği zarara ilişkin muhafazakâr savları körüklediği öne sürülüyor.”

The Codex of the Endangered Species Act” [Nesli Tehlike Altındaki Türler Yasası’nın Kodeksi] adlı yeni bir tarih kitabının yazarı olan Washington D.C.‘li tecrübeli çevre avukatı Lowell E. Baier‘e göre, hem yasanın bizzat kendisi hem de yasanın erken dönem uygulamaları, hâlen kızgınlığa sebebiyet veren tepeden inmeci, federal bir ”komuta ve kontrol zihniyetini” yansıtıyor. ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi (FWS) sahadaki temsilcileri ilk günlerde kendilerini genellikle yasanın getirdiği yasakların uygulanmasını sağlayan savaş uzmanları şeklinde görüyorlardı. Kuzey Benekli Baykuş‘un listeye alınmasının 1990’larda Kuzeybatı Pasifik’teki yaşlı ormanların kesilmesiyle ilgili şiddetli bir çatışmaya girmesinden sonra, FWS düzenlemeler konusunda daha esnek hâle geldi. Baier, “Ancak ilk 20 yılın karanlık mitolojisi Amerika’nın çoğunun zihninde devam ediyor” diyor.

[Kredi: June Minju Kim (harita); Kaynak: David Matthews, Tennessee Valley Authority (referans)]
1970’lerde ufak bir balık türü olan Snail Darter, devasa büyüklükte Tellico Barajı’nın kurulduğu Küçük Tennessee Nehri’nin belli bir bölümüyle sınırlı görünüyordu. 1978 yılında ABD Yüksek Mahkemesi’nin verdiği bir kararla bu balık türünün ”Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası” (ESA) kapsamındaki koruma hakkı onaylanmıştı. Bu baraj 1979’da tamamlandığında balık türünün yerini değiştirmek ve su kaynaklarındaki kirliliğin önüne geçilmesi, bu balık türünün yayılım alanının genişlemesine yardımcı oldu (siyah daireler). Geçtiğimiz 10 yıl boyunca yürütülen bilimsel araştırmalar neticesinde Snail Darter’ın Tennessee Nehri havzasında giderek yaygınlaştığı tespit edildi (yeşil daireler); 2022 yılında da bu tür nesli tükenmekte olan canlı türleri kapsamından çıkartılmış oldu.

Yasa, arazi sahiplerine ağır külfetler getirebiliyor. Nesli tükenmekte olan bir canlı türünü “rahatsız edebilecek” veya “zarar verebilecek” her türlü eylemden önce, doğal yaşam alanını değiştirmek de dâhil olmak üzere, FWS’den gerekli onayı almaları ve bir “yaşam alanı koruma planı” sunmaları gerekiyor. Bu konudaki kovuşturmalar pek fazla görülmüyor, keza ortada kesin kanıt bulmak güç olabiliyor, ancak Bean’in tabiriyle mülk sahiplerinin neyi yapıp neyi yapamayacaklarını kapsayan “belirsizlik havası” can sıkıcı boyutlara ulaşabiliyor.

Kanıtlar mı anekdotlar mı?

Orman Hizmetleri ve Arazi Yönetimi Bürosu gibi federal kurumlara ya da TVA’ya ESA’nın getirdiği yükümlülüklerin geniş kapsamlı ekonomik etkileri olabilir. Bu yasanın yedinci bölümü, kurumların listelenmiş bir canlı türünün “varlığını sürdürmesini tehlikeye atacak” herhangi bir eyleme girişmesini, buna müsaade etmesini ya da fon ayırmasını men ediyor. Şayet türlerin neslinin tehlikeye düşmesi muhtemel görülüyorsa, kurumun öncelikle FWS’ye (ya da deniz türleri söz konusu olduğunda Ulusal Deniz Balıkçılığı Servisi‘ne) danışması ve bunun ardından konuya ilişkin farklı seçenekler üzerinde durması gerekiyor.

Çevreyi korumakla görevli biyolog Jacob Malcom, “İnsanlar ESA’nın projeleri nasıl engellediğini anlatırken yedinci bölümden bahsediyorlar,” diyor. Bu konuda Kuzey Benekli Baykuşu güçlü bir misal: Yapılan bir ekonomik tahlilde, ağaç kesimine getirilen kısıtlamaların kereste endüstrisindeki binlerce istihdamı ortadan kaldırdığı ve ESA’nın insanlara ve ekonomik büyümeye verdiği zarara ilişkin muhafazakâr savları körüklediği öne sürülüyor.

Çoğu tür, popülasyonları tehlikeye girebilecek kadar azalmadan koruma kapsamına alınmıyor.”

Ne var ki Malcom, son yıllarda bu görüşün “kanıtlara değil anekdotlara” dayandığını iddia ediyor. Malcom, 2022 yılına kadar görev yaptığı Yaban Hayatı Savunucuları‘nda (şu anda ABD İçişleri Bakanlığı‘nda) meslektaşlarıyla birlikte 2008-2015 yılları arasında ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi (FWS) ve diğer kurumlar arasında yapılan 88.290 istişare sürecini analiz etti. Malcom, “Sıfır proje durduruldu” diyor. Grubu ayrıca federal kurumların, TVA’nın Snail Darter türü üzerinde yaptığı çalışmada görüldüğü üzere, yedinci bölümün gerektirdiği türlerin kurtarılmasına yönelik faal önlemleri pek ender olarak aldıklarını tespit etti. Listede yer alan pek çok canlı türü hakkında FWS’nin henüz bir kurtarma planına bile sahip değildir.

Nesli tükenmekte olan canlı türlerinin kurtarılması da pek kolay olmayabilir, zira Columbia Üniversitesi‘nden [resmî adıyla Columbia University in the City of New York] Erich K. Eberhard ve meslektaşlarının 2022 yılında yürüttüğü bir araştırmaya bakılırsa, “çoğu tür, popülasyonları tehlikeye girebilecek kadar azalmadan koruma kapsamına alınmıyor”. Bu türlerin çoğu, ancak FWS’ye bir çevre grubunca (genellikle 742 türün kayıt altına alınmasında etkili olan Biyolojik Çeşitlilik Merkezi) talepte bulunulması ya da bu konuda açılan dava sonucunda listeye alınıyor. Dilekçeyle listeye alınması arasındaki süre yıllar alabiliyor ve türlerin nüfusu bu süre zarfında giderek azalıyor. Merkezin nesli tehlike altında yaşayan canlı türleri sorumlusu Noah Greenwald, FWS’nin tartışmalara mahal vermemek suretiyle kayıt altına almaktan imtina ettiğini, yani ESA’ya yönelik muhalif tutumu içselleştirdiğini düşünüyor.

‘Kongre biyoçeşitlilik krizinin henüz farkına varmadı’

Noah ve beraberindeki pek çok uzman, nesli tükenmekte olan canlı türleriyle yapılan çalışmaların büyük ölçüde finansman yetersizliği yaşadığını belirtiyor. Listeye giren tür sayısının artması nedeniyle buna ayrılan bütçe de azalıyor. Milletvekillerine yönelik düzenli lobicilik faaliyetlerinde bulunan Baier, “Kongre biyoçeşitlilik krizinin henüz farkına varamadı” diyor. “Onlarla biyoçeşitlilik konusunda konuştuğunuz zaman bakışları donup kalıyor.” Daha bu yıl içinde federal kanun yapıcılar, tıpkı Kongre’nin Tellico Barajı’nı kapsam dışı bıraktığı üzere, Mountain Valley Boru Hattı‘nı (MVP) ESA’dan ve karşılaşılan diğer engellerden istisna tutan özel bir düzenlemeyi yürürlüğe soktular. Çevre uzmanları, Batı Virginia‘dan başlayıp Virginia’nın merkezine kadar uzanacak olan doğalgaz boru hattının, rengârenk küçük bir balık olan Şeker Levrek‘i [Candy Darter] tehlike altında bıraktığını ifade ediyor. 2022’deki Enflasyon Düşürme Yasası (IRA) nadir rastlanan bir müjde getirdi: FWS’ye koruma amaçlı planlar hazırlamak üzere daha fazla sayıda biyolog istihdam etmesi için 62,5 milyon dolar verdi.

Bilim insanları, dünya çapında yaşanan birkaç canlı neslinin tükenmesinin başlıca nedeni arasında iklim değişikliğini gösteriyor. Ne var ki uzmanlar bu oranın giderek artacağını öngörüyor.”

ESA çoğunlukla türlerin tutulduğu bir acil servise benzetilir: Kalabalığı fazlasıyla yoğun ve yetersiz sayıda personeliyle bir nebze de olsa hastaların hayatta kalmasını sağlamayı başarmıştır, ancak bundan fazlasına muktedir değildir. Her ne kadar bu tür çalışmaların yaşayan yaban hayatı açısından vazgeçilmez olduğunu kabul etse de, yasa kapsamında ekosistemlerin yenilenmesi yönünde bir yükümlülük bulunmuyor. Bean, “Amacı her durumu düzeltmeye dönük olsa da, kullandığı yöntemler işlerin daha da kötüleşmesine mani olmak üzere tasarlandı” diye konuşuyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde bunu bile yerine getirme becerisi, hiçbir zaman mücadele etmek üzere tasarlanmadığı tehditlerce ağır bir imtihandan geçecektir.

ESA, bir canlı türünün “öngörülebilir gelecekte” neslinin tükenme tehlikesi altında olabileceği takdirde “tehdit altında” türler arasında listelenmesini gerektiriyor. Öngörülebilir gelecekte hava sıcaklıkları giderek yükselecektir. Yükselen ortalama sıcaklıklar bir sorun, ancak 2020’de yapılan bir araştırmaya bakılırsa aşırı sıcaklar daha büyük bir tehdide dönüşecektir.

Günümüzde bilim insanları, dünya çapında yaşanan birkaç canlı neslinin tükenmesinin başlıca nedeni arasında iklim değişikliğini gösteriyor. Ne var ki uzmanlar bu oranın giderek artacağını öngörüyor. Frazer, iklim değişikliğinin “en azından son 15 yılda listelediğimiz türlerin hemen hepsinde bir etken teşkil ettiğini” söylüyor. Yine de bilim insanları, Stein ve eş yazarların yakın tarihli bir makalede belirttiği üzere, türlerin “yerlerinde kalıp kalamayacaklarını ya da yer değiştirip değiştiremeyeceklerini” ya da hiç uyum sağlayamayıp nesillerinin tükenip tükenmeyeceğini öngörmekte zorluk çekiyorlar. FWS,, 30 Haziran’da çıkardığı yeni bir kuralla canlı türlerinin tarihsel yayılış sahalarının dışına taşınmasını kolaylaştıracaktır; nitekim bu teamül eskiden ekstrem istisnalar haricinde yasaklanmıştır.

Yine de, Vanderbilt Üniversitesi‘nde (VU) hukuk alanında profesör olan ve onlarca yıl boyunca söz konusu bu sorun üzerinde yazan J. B. Ruhl, “iklim değişikliğinin eninde sonunda ESA’yı bataklığa sürükleyeceğini” söylüyor:  “Giderek artan sayıdaki canlı türünün nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkça, kurum bununla ne yapacak bilmiyorum.” Buna ilişkin somut bir yanıt vermek gerekirse, Frazer 2008 yılında yayımladığı bir makalede FWS’yi en fazla risk altında olan türleri titizlikle belirlemeye ve kaynaklarını nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türlerle heba etmemeye çağırmıştı.

Bununla birlikte şu anda dikkatini meşgul eden öncelikli konuların neler olduğunu Frazer’a sorduğumda aklına ilk gelen iklim değil, yenilenebilir enerji oldu. “Yenilenebilir enerjinin hem gezegenimizde hem de ülkemizde büyük bir ayak izi bırakacağını, şayet doğru düzgün uygulanmazsa bu durumun bazı bitkilerin ve hayvan türlerinin neslini tehlikeye atacağını” dile getiriyor. “Enflasyon Düşürme Yasası, dünya çapında giderek yaygınlaşan bir rüzgâr ve güneş enerjisi artışına önayak olacaktır.”

Risk altındaki her tür için mutlak koruma yükümlüğü gerekli mi?

Devlet Başkanı Joe Biden çığır açan bu yasayı imzalamasından epey önce anlaşmazlıklar giderek yaygınlaşıyordu: Bunlar arasında Mojave Çölü‘ndeki güneş enerjisi çiftliklerine karşı mücadele eden Çöl Kaplumbağası [Gopherus agassizii], Wyoming eyaletindeki rüzgâr enerjisi çiftliklerine karşı mücadele eden Kaya Kartalları [Aquila chrysaetos], Nevada‘daki lityum madenciliğine karşı mücadele eden Tiehm‘in Kaliforniya karabuğdayı [küçük bir çöl çiçeği — Eriogonum tiehmii] sayılabilir.

Bu madencilik vakası, Tellico Barajı’na direnen Snail Darters’ınkine oldukça yakın bir paralellik gösteriyor. Henüz geçtiğimiz yıl nesli tükenmekte olan canlı türler arasında listelenen bu çiçek, Nevada’nın batısındaki dağlık bölgede, yani tam da bir maden şirketinin lityum çıkarmak üzere harekete geçtiği yerde, yalnızca birkaç dönümlük bir arazide yetişiyor. Bu bitkiyi kurtarmaya dönük mücadeleyi Biyolojik Çeşitlilik Merkezi (CBD) yürütüyor. Nevada’nın farklı bir noktasında bulunan insanlar, 2017 yılında keşfedilen ve geçen yıl nesli tehlike altında olduğu duyurulan yaklaşık altı santim boyutunda olan Dixie Vadisi Kara Kurbağasının [Anaxyrus williamsi veya Bufo williamsi] neslini tüketebilecek bir jeotermal santral projesini şimdilik engelleyebilmek maksadıyla ESA’yı devreye soktular.

Merminizin olması, her yöne doğru sıkacağınız manasına gelmez, hedeflerinizi iyi seçmelisiniz.”

Peki, böylesi bölgelerde nesli tükenmekte olan tüm canlı türlerinin mutlak bir koruma yükümlülüğüne tâbi tutulmasının bir manası var mı? Yakın zamanda kaleme aldığı “A Time for Triage” başlıklı makalesinde Columbia Üniversitesi hukuk profesörü Michael Gerrard, “çevre topluluğunun ödünleşim konusunda inkârcılığı olduğunu” savunuyor. Bizler, kıymetli addettiğimiz her türlü varlığı koruyabilmek açısından son derece geciktiğimizi idrak edemiyoruz.”

En büyük tehdit iklim değişikliği

Gerrard’a kalırsa, küresel iklim değişikliği ile mücadelede gerekli altyapının ivedilikle hayata geçirilmesi göz önünde bulundurulduğunda, elimizden gelenin en iyisini yaptığımız takdirde canlı bir türün neslinin tükenmesine seyirci kalmamız gerekiyor. ESA ve benzeri yasaları öne sürerek fosil yakıt projelerine muhalefet etmekte mahir olan çevreye duyarlı avukatlar, bu sefer de yenilenebilir enerji tesislerine karşı ellerini çabuk tutmalılar. Gerrard, “Merminizin olması, her yöne doğru sıkacağınız manasına gelmez,” diyor. “Hedeflerinizi iyi seçmelisiniz.” O ve diğer uzmanlar, uzun vadede bakıldığında iklim değişikliğinin yabani hayata yönelik rüzgâr türbinleri ve güneş enerjisi çiftliklerinden ziyade daha ciddi bir tehdide dönüştüğünü ileri sürüyor.

Şimdilik doğal yaşam alanı [habitat] kaybı ezici bir tehdit olmaya devam ediyor. Gerek Stein gerekse Ruhl, ABD’nin sahip olduğu harikulade düzeydeki biyolojik çeşitliliği koruyabilmek amacıyla yapılması gerekenin, koruma altına alınmış ekosistemlerden oluşan ulusal bir şebeke sistemi kurmak olduğuna dikkat çekiyor. Bu, günümüz politikalarıyla mümkün olmayacaktır. Ne var ki bunun dışında hayata geçirilebilecek iki inisiyatif buna hizmet edebilir.

Bunlardan birincisi, 2022’de kıl payı meclisten geçmeyi kaçıran ve bu yıl yeniden gündeme getirilen Amerika’nın Yaban Hayatını Kurtarma Yasası (RAWA). Söz konusu bu yasa, 1937 tarihli Pittman-Robertson Yasası‘nın [Pittman-Robertson Act] başarısına dayalı olup silah ve mühimmat üzerindeki federal tüketim vergisi aracılığıyla eyaletin yaban hayatı kurumlarına finansman desteği sağlıyor. Bu yasa, av hayvanlarının türlerindeki azalma nedeniyle avcıların endişeye kapılması üzerine kabul edilmişti. Yasanın finansman desteği sağladığı eyaletler içinde bulunan koruma tesisleri ve öteki programlar sayesinde geyik, ördek ve yabani hindilerin [Meleagris gallopavo] sayısı artık hiç de az sayılmaz.

Bu ”Kurtarma Yasası” eyaletlere yılda 1,3 milyar dolar ve Amerika Yerlilerine de av hayvanı olmayan türlerinin korunmasına yönelik yaklaşık 100 milyon dolar tutarında finansman desteği sağlayacak. Stein, kısmen iki tarafın desteğine sahip olduğunu, zira ESA’nın “mevzuat yaptırımı” devreye girmeden önce türlerdeki düşüşün önüne geçilmesine imkân tanıyacağını belirtiyor. Her ne kadar eyaletlerin yabani hayat bütçelerinde muazzam bir artış sağlayacak olsa da, bu finansman federal harcamalarda bir miktar yuvarlama hatası olacaktır. Öte yandan geçtiğimiz yıl Kongre bu tedbirin bedelinin nasıl karşılanacağı konusunda mutabakata varamadı. Curry, bu tasarının geçmesinin “doğa adına müthiş bir kazanım olacağını” ifade ediyor.

İstiridye Midye Kabuğu [Epioblasma capsaeformis] 1997’de nesli tükenme tehlikesi altında olarak listelenmiştir. Durum: Hâlâ nesli tükenme tehlikesi altında. [Fotoğraf: © Joel Sartore/National Geographic Photo Ark]

Canlı türlerinin korunmasına destek sağlayabilecek nitelikteki ikinci girişim ise hâlihazırda sürüyor: Bu da arazi sahiplerini de işin kapsamına dâhil edebilmektir. Kuzey Amerika‘nın batısında uzanan büyük sıradağ olan Rocky Dağları‘nın doğusunda yer alan yabani hayatın yaşadığı alanların büyük çoğunluğu şahsi araziler üzerinde kuruludur. Bu araziler aynı zamanda doğal yaşam alanlarının [habitat] kayıplarının en yoğun yaşandığı yerlerdir. Bazı uzmanlar, ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi’nin (FWS) arazi sahipleriyle daha fazla işbirliği içerisinde çalışmadığı ve ESA’nın mevzuat baskısına ilave tedbirler getirmediği sürece bu koruma faaliyetinin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını söylüyor. Bean, 2009’dan 2017’nin başına kadar İçişleri Bakanlığı’nda görev yaptığı dönem de dâhil olmak üzere bu fikri uzun süredir destekliyor. Bu yaklaşımın Kızıl Tepeli Ağaçkakan ile başladığını söylüyor.

Miranda Castro: ‘Hey, bu konuyu klasik yollardan halledemeyiz’ diye karara vardık. Pek çok türü listeleme konusundaki endişeler, yapılacak koruma faaliyetlerinin türlerin listelenmesine lüzum bırakmayacağı durumları araştırmak üzere bir tetikleyici oldu”.

ESA yürürlüğe girdiğinde, Güneydoğu’da bir zamanlar yaşamış olan milyonlarca Kırmızı Kokartlı Ağaçkakan‘dan günümüze 10.000’den az sayıda kalmıştı. İnsanlar, başta Uzun İbreli Çam [Pinus palustris] olmak üzere, bu kuş türünün tünek ve yuva yapmak niyetiyle içine yuvalar inşa ettiği köklü ağaç türlerini kesmişti. Bu tür ağaçların büyük, en az 60 ila 80 yaşında olması gerekiyor ve bu tür ağaçlardan geriye pek fazla kalmadı. Eskiden Virginia‘dan Teksas‘a kadar 90 milyon dönümlük bir alanı kaplayan uzun ibreli ağaçlardan oluşan orman üç milyon dönümden daha az bir alana kadar düşmüştü.

Bu durum, 1980’lerde ESA’nın pek faydası olmadığını, zira bunun özel arazilerdeki ormanları korumaya yönelik çok az özendirici etki sağladığını gösteriyor. Bean, aslında bunun tam aksini gösterdiğini ifade ediyor: Arazi sahipleri bazen sırf yasanın getirdiği sınırlamalardan kaçınabilmek umuduyla muhtemel ağaçkakanların bulunduğu doğal alanları kesip biçiyorlardı. 1990’lara kadar ağaçkakanların popülasyonu düşmeye devam etti. Bir anlaşmaya binaen arazi sahiplerinden çam ağaçlarının büyümesine müsaade etmeleri ya da ağaçkakanları koruyucu nitelikte başkaca tedbirlere girişmeleri hâlinde herhangi bir cezai işleme maruz kalmayacakları; bu çerçevede kişilerin anlaşmanın imzalanmasından itibaren ormanın bulunduğu mevcut durumdaki hâliyle kesilip kesilmeyeceğine ilişkin karar verme hususunda özgür kalacakları yönünde taahhütte bulunulmuştu.

Kırmızı kokartlı ağaçkakanları kurtarma projeleri

Bu makul seviyedeki teşvik edici tedbir sayesinde bazı yerlerdeki elektrikli testerelerin susturulması mümkün oldu. Bean, “Bu durum düşüş eğilimini tersine çevirdi,” diyor. “Güney Carolina gibi yüz binlerce dönümlük özel mülkiyete ait orman alanlarının kayıtlı tutulduğu yerlerde Kırmızı Kokartlı Ağaçkakanların popülasyonu çarpıcı bir artış yakaladı.”

Ağaçkakanların sayısı hâlâ risk altındaki türler arasındadır. Yine de bu konuda desteğe ihtiyacı söz konusudur. Yeteri kadar yaşlı çam ağaçları bulunmaması nedeniyle, arazi yöneticileri bu kuş türünün popülasyonunu artırabilmek amacıyla körpe ağaçlara yapay yuvacıklar yerleştiriyor ve bazen de içlerine bu ağaçkakanları taşıyabiliyor. Ayrıca, uzun ibreli çam ağaçlarının bulunduğu alt tabakayı açık ve otlu durumda bırakmak üzere, tıpkı bir zamanlar yıldırımların ya da yerlilerin çıkardığı yangınların tutuşturduğu ve ağaçkakanların çok hoşlandıkları tarzda, önceden tasarlanmış yangınlar ya da elektrikli aletler kullanıyorlar. Yapılan bu çalışmaların pek çoğu işe yarıyor ve Kırmızı Kokartlı Ağaçkakanların büyük bir kısmı hâlâ eyalet ya da askeri üsler benzeri federal arazilerde yaşamlarını sürdürüyor. Ne var ki bu kuş türlerinin listeden çıkarılabilmesi bağlamında uzun ibreli çam ağaçlarının büyük bir kısmının kurtarılması gerekiyor ki bu da doğal yaşam alanlarının yüzde 80’ine hâkim konumda yer alan özel arazi sahipleriyle işbirliğine gidilmesini gerektiriyor.

Geçtiğimiz Aralık ayında ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi’nin (FWS) güneydoğu bölgesinden sorumlu müdürü görevinden emekliye ayrılmış olan Leo Miranda-Castro, bu işbirlikçi yaklaşımın esas itibarıyla 2010 yılında ABD’nin Atlanta kentindeki bölgesel merkezde benimsendiğini belirtiyor. Biyolojik Çeşitlilik Merkezi (CBD), FWS’nin listeye alınması talebiyle 404 tane yeni türü değerlendirmeye tabi tutmasını talep eden bir “dev çapta imza kampanyası” hazırlamıştı. Miranda-Castro, bu talebin yoğunluğunun “altından kalkılamaz” olduğunu vurguluyor. “İşte o zaman ‘Hey, bu konuyu klasik yollardan halledemeyiz’ diye karara vardık. Pek çok türü listeleme konusundaki endişeler, yapılacak koruma faaliyetlerinin türlerin listelenmesine lüzum bırakmayacağı durumları araştırmak üzere bir tetikleyici oldu”.

Gophen kaplumbağasının kurtuluş öyküsü

Gopher Kaplumbağasını kapsayan bir anlaşma nelerin olası olabileceğini gözler önüne seriyor. Tıpkı ağaçkakanlar misali, güneşe doyduğu, otsu bitkilerle beslendiği ve kumlu toprakta açtığı derin yuvalarla yaşadığı tepesi açık uzun ibreli çam ağaçlarından oluşan ormanlarda yaşamaya uyum sağlamıştır. Bu arada aralarında yılanlar, tilkiler ve kokarcaların da bulunduğu 300’den fazla hayvan da bu kaplumbağanın açtığı yuvalarda barınmaktadır. Bununla birlikte bu türün sayısı onlarca yıldır düşüş gösteriyor.

Kentleşme bu kaplumbağalar üzerinde esas tehdit unsuru, oysa kerestelik araziler onlara yer bırakacak şekilde idare edilebilir. Bu türü listeden çıkarmaya hevesli olan ve 20 milyon dönümlük bir alana sahip olan kereste şirketleri, bunun nasıl yapılacağını belirlemeye — bilhassa da araziye düşen ateşi canlandırmaya ve gölgelik alanları korumaya — yönelik bir mutabakata vardı. ir kereste şirketi, Resource Management Service (RMS), ABD’nin Florida eyaletinin kuzeybatı kısmında yer alan Florida Panhandle‘da (Batı Florida ve Kuzeybatı Florida olarak da bilinir) yaklaşık 3.700 dönümlük bir arazide Uzun İbreli Çam Ağaçlarını yeniden yapılandıracağını ve bu arazinin zamanla 200.000 dönüme kadar genişleyebileceğini belirtti. Bu şirketin nesli tükenmekte olan diğer canlı türlerini de kendi arazisine getirmeyi önerdiğini duymak Miranda-Castro’yu çok sevindirdi: “Daha önce böyle bir olayın vuku bulduğunu hiç duymamıştım.” Geçtiğimiz sonbaharda FWS, bu kara kaplumbağasının yaşadığı alanın pek çoğunda listelenmesine gerek duyulmadığını duyurmuştu.

Şimdi Miranda-Castro, ESA’ya çoğunlukla davalara sebebiyet verdiği ortamlarda karşılıklı konuşma ve müzakerelere zemin hazırlamaya gayret eden bir kuruluş [veya koalisyon] olan Conservation Without Conflict‘i (CWC) yürütüyor:  “İlk 50 yıl boyunca en çok kullanılan yöntem bu oldu. Önümüzdeki 50 yıl boyunca elimizdeki teşvikleri daha yaygın bir kullanıma sokacağız.” Castro, Columbus, Georgia yakınlarında, Alabama-Georgia sınırına bitişik bir Birleşik Devletler Ordu karakolu olan Fort Moore, Georgia [eski adıyla Fort Benning] sınırları dışında yer alan kendi çiftliğinde Uzun İbreli Çam Ağaçları yetiştiriciliği yapıyor — ve Gopher Kaplumbağaları da bu sayede bundan istifade ediyor.

Turna [Grus americana] 1967’de nesli tükenme tehlikesi altında olarak listelenmiştir. Durum: Hâlâ nesli tükenme tehlikesi altında. [Fotoğraf: Joel Sartore/National Geographic Photo Ark]

Biyolojik Çeşitlilik Merkezi (CBD), teşvik edici unsurların tek başına bu sürüngen türünü kurtarabileceğinden kuşku duyuyor. FWS’nin geliştirdiği kendi modellerinin önümüzdeki birkaç 10 yıl içerisinde bölgedeki alt popülasyonların tükeneceğini ve toplam popülasyonun yaklaşık üçte bir oranında azalacağını gösterdiğine dikkat çekiyor. 2023 yılının Ağustos ayında FWS’ye karşı dava açarak Gopher Kaplumbağasının koruma altına alınması yönünde talepte bulundu.

Acaba her canlı türünü kurtarabilecek miyiz? Bu soruya verilecek karşılık olumsuz olacaktır. Nesli tükenmekte olan canlı türleri sürekli var olmaya devam edecektir.”

Bu yıl FWS, Güney Ovalarındaki otlaklarının bulunduğu alanlara tarım ve enerji endüstrisi yüzünden uzun süredir zarar gören Kır Tavuğu‘nu [küçük Çayır Tavuğu/tympanuchus cupido] koruma kapsamına aldığında kendisi de bu yönteme başvurmuştu. Bu kararın geçersiz kılınması doğrultusunda Senato‘da yapılan oylamada, söz konusu kararın Temsilciler Meclisi‘nden geçmesi hâlinde Başkan Biden tarafından bu kararın veto edileceği yönünde taahhütte bulunuldu.

Bu stratejiye dönük tartışmalar perde arkasında çetrefilli bir sorunu saklı tutuyor: Acaba her canlı türünü kurtarabilecek miyiz? Bu soruya verilecek karşılık olumsuz olacaktır. Nesli tükenmekte olan canlı türleri sürekli var olmaya devam edecektir. Nitekim 2021 yılında ABD Balıkçılık ve Doğal Hayat Servisi (FWS), kurtarıldıkları gerekçesiyle değilse de onlarca yıldan bu yana görülmediklerinden ve nesillerinin tükendiği düşünüldüğünden ötürü listeden 23 canlı türünü daha çıkarmayı gündeme taşıdı. Ne var ki, neslin tükenmekte olduğu gerçekliğinin bilincinde olmakla, kasten bir canlı türünü yok etmeye kalkışmak arasında dağlar kadar fark söz konusudur. Bu farkı göz önünde bulunduran bazı kimseler bunu isteyerek yapabilirken, bazıları da bunu yapmıyor. Bu görüşün, bilhassa çocukluk döneminde doğal yaşama ne kadar fazla temas edildiğiyle bağlantılı olabileceğini düşünüyor Bean.

Boston Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘nde (BC Law) fahri profesör olan Zygmunt Plater, 1978 yılındaki “Snail Darter” davasındaki avukatı sıfatıyla, toprak arazileri Tellico Barajı’nın suları altına kalacak olan yüzlerce çiftçinin mücadelesini yürütmüştü. Davanın bir noktasında Yargıç Lewis F. Powell Jr. kendisine şöyle sormuştu: “Bu ufak deniz canlıları, şayet varsa, hangi amaç doğrultusunda faaliyet gösteriyor? Bunlar besin maddesi amaçlı mı kullanılıyor?” Plater, deniz salyangozu gibi canlıların, yaptığımız hareketlerin hem onlar hem de kendimiz üzerindeki tehlikelerine ilişkin bizleri uyardığını düşünüyor. Bu tür deniz canlıları bize farklı çözüm yolları düşünmemizi telkin ediyor.

Türlerin korunması için ekosistemlerinin de korunması gerek

ESA, canlı türlerinin korunmasını amaçlıyor, oysaki bu işin gerçekleşebilmesi için mutlaka ekosistemlerin de korunması gerekiyor. Pasifik Kuzeybatısı‘nda bulunan eski çağlardan günümüze kadar ulaşan orman alanlarının en azından ufak bir bölümünün korunmasında önemli bir rol oynayan Kuzey Benekli Baykuş’un neslinin kurtarılmasıdır. Kızıl Tepeli Ağaçkakan [ismini erkeğin gözünün arkasındaki küçük kırmızı noktadan alır — leuconotopicus borealis] ve Gopher Kaplumbağası [Kuzey Amerika’nın güneydoğusunda yaşayıp toprakta oyuklar açan yenebilir bir kara kaplumbağası — gopherus polyphemus] konusundaki hassasiyet, Güneydoğu’daki uzun yapraklı ormanların korunmasında etkili bir rol oynamıştır. Çoğunluğu gayrimenkul geliştirme amaçlı kullanılmak üzere tarihi Cherokee bölgelerini ve 300 kadar çiftliği sular altında bırakacak olan Tellico Barajı’nı engellemek açısından Snail Darter yeterince etkili olamadı. Ne var ki yaşanan bu tartışmaların akabinde, nesli tükenmekte olan birkaç midyenin varlığı TVA’yı Tennessee’nin merkezinde bulunan Duck Nehri üzerinde bir baraj daha inşa etmekten caydırmaya yaradı. Söz konusu bu nehir artık Kuzey Amerika’nın en zengin biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapan yerlerinden biri olarak kabul ediliyor.

FWS’de çalışan genç bir biyolog sıfatıyla hem Snail Darter’ın hem de Duck Nehri’ndeki midyelerin koruma kapsamına girmesinden bizzat sorumlu olan Jim Williams, ESA’nın eyaletleri barındırdıkları bu yabani hayatı hesaba katmaya sevk ettiğini dile getiriyor. Williams benim de yaşadığım Alabama‘da büyümüş. “Elimizde neler olduğunu bilmiyorduk,” diyor. “İnsanlar etraflarına bakınmaya başladı ve her türlü yepyeni canlı türünü keşfettiler.” Bunların arasında pek çok midye ve ufak balık türü bulunuyordu. 2002 yılında yürütülen bir araştırmada Stein, ABD eyaletleri arasında Alabama’nın canlı tür çeşitliliğinde beşinci sırada yer aldığını tespit etti. Aynı zamanda nesli tükenme bakımından da ikinci sırada yer alıyor; FWS’nin yakın zamanda listeden çıkarılmasını önerdiği 23 nesli tükenmiş canlı türü arasından sekizi midyeydi ve bunların yedisi Alabama’da bulunuyordu.

Midyelerin bilinmeyen dünyası

Geçtiğimiz bahar ayında bir sabah, ABD’nin Alabama eyaletinin kuzeyindeki bir akarsu ve kentsel bir su havzası olan Shoal Creek’in kıyısındaki bir kulübede, bölgedeki tatlı su biyologlarının düzenlediği — izcilerin ulusal veya uluslararası düzeyde toplanan büyük bir izciler topluluğu — bir tür jamboree’ye katıldım. Etkinliğin merkezinde, ikinci kattaki terasın gölgeliğinde — doğal yaşamı korumayı amaçlayan Amerikalı bir fotoğrafçı, konuşmacı, yazar, öğretmen ve National Geographic dergisine uzun süredir katkıda bulunan ve Dünyadaki hayvanat bahçeleri ve yaban hayatı koruma alanlarında yaşayan yaklaşık 12.000 türü belgelemeyi amaçlayan 25 yıllık bir proje olan The Photo Ark‘ın başkanı  Joel Sartore oturuyordu. Sartore, Photo Ark‘ına daha fazla canlı türü eklemek üzere gelmişti ve çoğu zaman TVA’ya çalışan biyologlar da bu işe memnuniyetle katkıda bulunuyor, Sartore’un ışıklandırılmış dar boyutlu akvaryumuna yerleştirilecek canlı türlerini toplamak üzere birbirleriyle yarışıyorlardı. Sartore akvaryumun önünde kamburlaşmış bir vaziyette oturmuş, kafasına geçirdiği siyah bir bez ve fotoğraf makinesiyle bir moda fotoğrafçısı edasıyla şipşak çekimler yapıyor, ara sıra da akvaryumda bulunan her türlü hayvanı hareket ettirerek ustaca poz vermelerini sağlamaya uğraşıyordu.

İzlediğim sıralarda, henüz bir adı belli olmayan çizgili bir tatlı su balığı, bir Sarı Levrek [Morone mississippiensis], Turuncu Yüzgeçli Bir Parlak Balık [Notropis ammophilus] ve 2011 yılında bizim bulunduğumuz derede keşfedilen dev bir kerevitin [tatlı su ıstakozu] fotoğraflarını çekti. Her geçen gün nesli tükenmekte olan bu canlı türleriyle hiç karşılaşmamış olan insanların, bu canlıların neslinin tükenmesinin yarattığı tahribatı fark etmelerine yardımcı olmayı amaçlayan Sartore, bu sayede söz konusu canlıların yeryüzünden silinmeleri hâlinde de onları layıkıyla hatırlayabilmeyi arzuluyor.

TVA biyologlarından Todd Amacker ile birlikte dereye doğru yürüyüp kıyısında oturmuştuk. Amacker, Williams’ın izinden giden bir midye bilim insanıdır. Meslektaşları ellerinde ağlarla sürüler arasında dalarken o da bana midyelerin üremesi konusunda kısa bir ön bilgi verdi. Bu midyelerin kendine mahsus tuhaf davranışları, benim onların hayatta kalmasını ne kadar çok önemsediğimi gösterdi.

Yüzlerce tatlı su midyesi türü olduğunu anlatan Amacker, hemen hemen her birinin belirli bir balık türünü tuzağa düşürerek kendi yavrularını büyüttüğünü söyledi. Sözgelimi Dalgalı Çizgili Şeklinde Parlak Görünen Kabuklu Midye [Lampsilis fasciola], Kara Levrek [Micropterus] türünü tuzağına düşürebilmek maksadıyla vücudundan çıkardığı yem balığına benzer yapay yem şeklinde bir parçayı levreğin açık ağzına bırakıyor ve böylece larvalar levreğin solungaçlarına tutunup onun verdiği kanla beslenebiliyorlar. Bir başka midye, larvalarını bir metre uzunluğundaki misina oltanın ucunda sarkıtıyor. Türlerinin pek çoğunun nesli tükenmiş olan bir deniz canlısı türünün üyesi olan Duck Nehri Darter Snapper [levreğe benzeyen bir balık türü — Epioblasma ahlstedti] kabuğunu çaresiz bir balığın kafasına sıkıştırıp içine larvalarını bırakıyor. “Bunu telafi edemezsiniz,” diyor Amacker. Buradaki her türlü ilişkinin belli bir yerde çağlar boyunca gelişim gösterdiğini söyleyebiliriz.

Biz kimiz ki bir türün ölümüne seyirci kalmaktan sorumlu olalım?”

Nesli tehlike altında olan midyeleri laboratuvar ortamında yetiştirmeye uğraş veren küçük bir grup biyolog, belirli bir midyenin hangi balık türüne ihtiyaç duyduğunu tespit edebilmek durumunda. Bu, doğa koruma alanında faaliyet gösteren biyologların “kahramanca” diye nitelendirdikleri, tıpkı Kaliforniya akbabalarını/kondorlarını [Gymnogyps californianus] ve Haykıran Turnaları [Grus americana] kurtarmada etkili olan türden meşakkatli bir deneme-yanılma yöntemidir. Ne var ki bu midyeler çok az sayıda insanın adını duyduğu, gözleri bulunmayan, beyinleri gelişmemiş, kahverengi renkli ufak canlılardan oluşuyor.

Amacker, pek çok midyenin durumunun yarım yüzyıl öncesine nazaran daha iç açıcı olduğunu söylüyor. Öte yandan bazı midyelere o kadar nadir rastlanıyor ki bunların kurtulabileceğini söylemek zordur. Amacker’a bunun uğraşmaya değip değmeyeceğini ya da bazı canlı türlerinin elimizden gitmesine seyirci kalmamız gerekip gerekmediğini sordum. Ses tonundaki tutukluk sorduğum sorudan dolayı adeta pişman olmama yetmişti.

“Size bunun uğraşmaya değer olmadığını söyleyecek değilim,” dedi. “Daha ziyade bu canlılar konusunda umudumuz kalmadığını söyleyeceğim.” Durakladı, ardından kendisini şöyle bir sakinleştirdi. “Biz kimiz ki bir türün ölümüne seyirci kalmaktan sorumlu olalım?” diye devam etti: “Çok uzun zamandır varlar. Buna bir biyolog gözüyle değil, bir insan olmanın bilinciyle karşılık veriyorum. Bunun gerçekleşmesini sağlayacak kişiler biz miyiz ki?”

Makalenin İngilizce orijinali

Kategori: Ekoloji

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.