ManşetTarım-Gıda

“Gıda üzerinde çalışmak kapitalizm hakkında çok şey öğretiyor”

Michael Pollan. Foto: Kris Krüg

Vox.com‘da yayınlanan ve Ezra Klein’ın  Michael Pollan ile yaptığı söyleşiye dair yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Ayşe Koçak‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

* * *

2008 yılında yazar Michael Pollan başkan Barack Obama’ya açık bir mektup yazdı. Mektubuna bir uyarı ile başladı. “Önümüzdeki yıllarda zamanını en çok alıcak meseleler içinde olan birşeyi seçim kampanyan da dahi bahsetmemiş olman seni şaşırtabilir: Gıda

Michael Pollan. Foto: Kris Krüg

Michael Pollan. Foto: Kris Krüg

Mesela iklim değişikliğine bak. “ Arabalardan sonra, ekonomideki diğer sektörlere nazaran en fazla fosil yakıtı gıda sistemi kullanıyor” diye yazdı Pollan ve ekledi, “Toplum sağlığı felaketi olan Amerikan diyetiyle yüzleşmeden sağlık sistemini yeniden düzenlemeyi bekleyemezsin”

5 yıl sonra Pollan, Obama kendisini dinlemediği için hayal kırıklığına uğramış durumda. “Konu gıda sistemine geldiğinde bir çekingenlik var” diye açıklıyor bu durumu.

Çevre Koruma Ajansı’nın yakın zamanda metan emisyonunu yönetmeye yönelik yaptığı ilanı değerlendir. Tarım sektörü diğer bütün sektörlerden daha fazla metan üretiyor” dedi Pollan. “ Fakat anlayamadığım bir nedenden dolayı enerji sektöründeki metan emisyonuna yönelik yeni yönetmelikleri ilan ettiklerinde, tarım sektöründe isteğe bağlı önlemlere çağırdılar.”

Yakın zamanda yayımlanmış ve mükemmel bir eser olan ‘Pişmiş: Transformasyonun Doğal Tarihi’ kitabının yazarı Pollan, gıda sistemininin kapitalizm hakkında neler öğrettiğini, neden sebzelerden yapılma et konusunda, klonlanmış hayvanlardan yapılma etten daha fazla heyecanlandığını ve meşhur üçlemesine –‘Yemek ye. Çok fazla değil. Çoğunlukla bitkisel gıdalar’- yeni birşey ekleme zamanının gelip gelmediğini açıklıyor.

Beyaz Saray, Tarım Sektörü’nden korkuyor

Pollan, Vaşington’un gıda üreticileri korkusu karşında şaşkına uğramış durumda. “Enerji sektörü güçlü bir lobi, fakat Başkan onlarından peşinden gitmeye hazır, tarım için aynı şey söz konusu değil.” diyor.

Sorun sadece metan düzenlemesi değil. Pollan canlı hayvan sektöründe antibiyotik kullanımını da gündeme getiriyor. Bazı hesaplamalara göre Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan antibiyotiklerin yüzde 80’i çiftliklerde kullanılıyor. Araştırmacılar bunun antibiyotiğe karşı dirençli ‘süper mikrop’ oluşumuna neden olacağını söylüyor.

Aralık ayında, Gıda ve İlaç Yönetimi, çiftliklerde kullanılan antibiyotiklerin önüne geçmek istedi. “Fakat isteğe bağlı uygulanan tüzük çıkarılmasına karar verildi” dedi Pollan ve ekledi “Bu neden böyle emin değilim”.

Fakat bir teorisi var. “ İnsanların yemek seçimleri, ulaşım seçimlerinden, evlerini ısıtma konusunda yaptığı seçimlerden yada yaptıkları diğer bütün seçimlerden daha sıkı bir şekilde kimliklerine bağlı” diyor Pollan. “Eğer çizburger yeme hakkıma meydan okumaya kalkarsan, bu biraz özelime giriyor.” Ve bu yüzden siyasetçiler Amerikalıların tabağına eleştrel bakan herşeyi uzaklaştırıyor.

“Büyük şirketler tarafından yapıldığında toplumsal değişime açık olmamız merak uyandırıcı” diyerek düşüncelere dalıyor Pollan. “Her defasında bir süpermarketin raflarında dolaştığımızda toplumsal değişime maruz kalıyoruz. Sağlıklı şeyler aşağıda, ve şekerli şeylerle çikolata göz hizamızda, yada çocuklarımızın gözü hizasında. Bu durum her nedense bizi rahatsız etmiyor. Ama ne zamanki bu seçilmiş resmi kurumlar tarafından yapılırsa lanetleniliyor.”

Laboratuvarlarda yapılan etleri unutun. Bezelyeden yapılan etlere bakın

Pollan’ın işlediği temalardan biri de modern et üretiminin hayal bile edilemeyecek kadar acımasız olduğu. Bu yüzden hayvanların yetiştirilip kesildiği bir sistem yerine, hayvanların belli parçalarının klonlanıp gıda için kullanıldığı bir sistemin kendisini heyecanlandırıp heyecanlandırmadığını merak ettim. “ İki tür et laboratuvarı var. Birincisi teknolojik, hayvan proteinin klonladığı, ve benim bize çok uzak olduğunu düşündüğüm ve bize gelmesi için çok da sabırsızlanmadığım bir sistem. Ama aynı zamanda sebzeden ete benzeyen gıda üretme konusunda ilginç girişimler var” Pollan sadece bezelyeden üretilen mayonez olan Hampton Creek’s Just Mayo’dan söz etti.

Bezelye?

“Aynı mayonez gibi tatmin edici” diye ısrar ediyor Pollan, “ve hayvan yetiştiriciliğinin en vahşi kısımlarından biri olan yumurta üretimine de dayanmıyor”

Esas problem de şu: Laboratuvarlarda yetiştirilen et, normal etlerle rekabet ediyor. Bilimadamları tadı inek etinden daha lezzetli olan et üretmeye çalışıyor. Bu inanılmaz derecede zor. Daha kolayı hayvan ürünlerinin et olarak kullanılmaması”

Donmuş pizza gibi gıdaların içinde bir sürü peynir var, aslında yediğin yapışkan beyaz bir madde” diyor Pollan. “Mayonezin içinde de bir sürü yumurta var ama yumurtayı görmüyorsun bile. Eğer bu tip üretimi hayvanlara gerek duyulmayan bir üretim ile değiştirirsek hayvan üretiminde büyük gelişmeler elde edebiliriz.”

Bir sonraki adım fast fooddaki eti başka şeylerle değiştirmek. 2011 senesinde Taco Bell, içinde yüzde 65’ten daha azı dana eti olan et kullandığı için mahkemeye verilmişti. Şirket etlerinin aslında yüzde 88’inin dana eti olduğunu iddia ederek cevap verdi (İnternet sayfalarındaki etleriyle ilgili sıkça sorulan sorular kısmı belki de kazara çok komik). İki tarafın da iddia etmediği kullandıkları etin yüzde yüz dana eti olduğuydu. Belki ilerde tacolardaki et bile hayvan etinden yapılmıyor olacak. Tortillanın içindeki sos ve diğer malzemeleri düşünürsek hangimiz gerçekten farkı anlayabilir ki?

Mayonezdeki yumurta, dondurulmuş pizzadaki peynir ve Doritos Locos Tacos’taki etin yerine, çevreye duyarlı, insancıl alternatifler geliştirmek, inek etini klonlamaktan çok daha kolay. Peki o zaman neden klonlanmış inekler bütün medyanın dikkatini çekiyor? Pollan’ın bir teorisi var.

Gıda üzerinde çalışmak kapitalizm hakkında çok şey öğretiyor”

Pollan’ın genetiğiyle oynanmış yiyecekler konusunda ilginç bir bakış açısı var. Genetiğiyle oynanmış gıda sektörünün söz verdiği daha az ilaç ve daha fazla ürün gerçeğe dönüşmedi. Fakat gıda üretiminde büyük bir değişime yol açtılar. “ Monsanto, Roundup Ready Seeds’den elde edilen karları tohum endüstrisinin büyük bir kısmını satın almak için kullandı.

Bu gıda sektöründeki yeniliklerin ve fonların nereye gittiğine baktığınızda devamlı karşınıza çıkan bir şey. Yakından bakıldığında çözülmüş gibi gösterilen sorunun aslında hiç var olmadığı, esas problemin şirketlerin kar yapmasıyla ilgili olduğunu gösteriyor.

Gıda endüstrisini anlayabilmeniz için bilmeniz gereken bir gerçek var, diyor Pollan. Wall Street bu şirketlerin senede en az yüzde 5 büyümesini istiyor. Fakat Amerika’nın nüfusu senede sadece yüzde 1 büyüyor. Bu bir problem. “ Uzun bir süre gıda endüstrisindekiler insanların daha fazla yemesinin mümkün olmadığını düşünüyordu” diyor Pollan. “ Bu duruma ‘sabit mide’ dediler ve ayakkabı endüstrisinde insanlara değişik tarzlarda ayakkabılar aldırmak mümkünken gıda endüstrisinde bu mümkün olmadığı için sızlanıyorlardı. Onları tebrik etmek gerekiyor. Bu problemi çözdüler. Kapitalizm çok güçlü. Problemleri çözüyor. Fakat çözdüğü kendi problemleri, bizim problemlerimiz değil.

Golden Rice örneğine bakın diyor Pollan. Bu genetiğiyle oynanmış pirinç, gelişmekte olan ülkelerdeki A vitamini sorununu çözecekti. “Eğer bir tarlaya girebilirlerse harika olur” diyor Pollan. “Bazen aynı şeyi başarmanın çok sıkıcı bir yolu var. Başkalarının kar edebileceği çözümleri her zaman tercih ediyoruz.”

Endüstriyel gıda üretimi iklim değişikliğinden kurtulabilir mi?

Eğer gıda üretimi grafiği ile beklenen nüfus artışı grafiğini karşılaştırırsanız çok ama çok korkutucu bir sonuçla karşı karşıya kalırsanız. Eğer şimdiki gibi devam ederse ilerde besleyebileceğimizden çok daha fazla insan olacak.

Geçmiş yüzyıllarda gıda üretimi konusunda tahminler doğru çıkmadı. Korkunç kıtlıklar olmasına rağmen, global olarak insanlar yeterince gıda üretmenin yolunu buldular. Benim Pollan’a sorduğum soru dünyadaki herkesi sürdürülebilir ve insani bir şekilde besleyip besleyemeyeceğimizdi.

Dünya nüfusunun sürdürülebilir bir şekilde beslenip beslenemeyeceği sorusunun değiştirilmesi lazım” diye yanıt verdi. “Esas soru endüstriyel şekilde besleyip besleyemeyeceğimiz. İklim değişikliği konusundaki bildiklerimiz mevcut tarım modelinin ne kadar dayanabileceği konusunda ciddi sorular getiriyor.”

Endüstriyel tarımın gücü bu örnekten geliyor: öncelikle ideal koşullarda çok iyi ürün veren verimli tohumlardan başlıyorsunuz. Bu gerçekten çok etkileyici. Ama bu tohumların potensiyellerine erişmek için çok ama çok suya ihtiyaçları var. Çok fazla gübreye ihtiyaçları var. Aynı zamanda böceklere karşı korunmaya ihtiyaçları var. Başka bir deyişle içinde bulundukları çevreyi korumaya ihtiyacınız var. Ama sistem düzenlilik ilkesine dayalı. İklim artık sürekli değişken olacağı için, sistem çok hassaslaşıyor. Ama şirketler daha güçlü tohumlar üretmezler mi?

“Monsanto kuraklığa dayanaklı ürünler üzerinde çalışıyor. Bu kulağa hoş bir fikir gibi geliyor. Toprağın derinine inen- toprağın altına indikçe nemlilik de artıyor- ürünler inşa ediyorsunuz. Fakat bu sistem sadece kuraklık koşullarında işe yaracak. Kuraklığın olmadığı zamanlarda performansı düşük olacak. Bu yüzden aslında gıda sorununa zayıf bir çözüm.”

Bunu toprak sağlığını vurguladığınız bir sistemle karşılaştırın. Organik ve endüstriyel ürünlerin verimliliğini karşılaştırdığınızda endüstriyel ürünler yüzde 20 daha fazla verimli. Ama kuraklık zamanlarında organik ürünlerin performansı çok daha yüksek, çünkü sağlıklı bir toprak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı koruyucu görev yapıyor. Bu yüzden sürdürülebilir tarım değişen iklim koşulları karşısında avantaj sağlayabilir. Belki de soru sürdürebilir tarımın dünyayı besleyip besleyemeyeceği değil; sürdürülebilir tarım dışında hiçbir şeyin dünyayı besleyemeyeceği.

Yemek ye. Çok fazla değil. Genellikle bitkisel gıdalar. Ve bitkilerin bir kısmını mayala?

2007’de Pollan şöyle yazdı: “Yemek ye. Çok fazla değil. Çoğunlukla bitkisel”. Bu üçleme anında meşhur oldu, fakat Pollan bu durumdan rahatsız olmuş durumda.

“Bunun dahice bir buluş olduğunu sanmıyorum” diye ekliyor.

“ Söylemeye çalıştığım herkesin bildiği birşeydi. Bunun dikkate alınması aslında dikkate alınması gereken birşey. Bu gıda konusunda, gıda endüstrisinin kafamızı ne kadar karıştırdığını gösteriyor. Bunu yenilik olarak algılamak için kafanızın gerçekten çok karışık olması lazım”.

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Ezra Klein

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Koçak

(Yeşil Gazete, Vox.com)

Kategori: Manşet