Gündemİfade ÖzgürlüğüManşet

Gezi Direnişi’nin dokuzuncu yılında da polis müdahalesi: Karanlık gider Gezi kalır

0
Fotoğraf: Eylem Nazlıer / Evrensel

Taksim Dayanışması çağrısıyla Gezi Direnişi’nin dokuzuncu yılında anma için vatandaşlar dün akşam saat 19.00’da Taksim’de bir araya geldi.

Gezi Parkı bariyerlerle çevrildi. Vatandaşlar TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nın bulunduğu İpek Sokak’ta buluştular. 

Polis tarafından İstiklal’de yürüyüş yapılmasına izin verilmezken biber gazlı müdahale gerçekleştirildi. 170 kişi gözaltına alınırken, bu kişilerden ikisi çocuk, beşi gazeteciydi.

Polis müdahalesi: Yaralamalar, gazeteci ve çocuk gözaltıları

Öte yandan Evrensel’in aktardığına göre; TMMOB binasına giren kitlenin çıkışı polis tarafından engellendi. Binanın kapılarını zorlayan polis kitleyi gözaltına almaya çalıştı. Polis, dışarıda kalan kitleyi de darp ederek gözaltına aldı. Müdahale sırasında yaralananlar oldu. Yaralılara ilk müdahale TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nda yapıldı.

Gazeteciler, Evrensel’den Meltem Akyol, BirGün’den Gökay Başkan, Halk TV’den Ozan Demiriz, Flaş TV’den Dilan Polat, Sevda Doğan ve Derin Aydoğdu da gözaltına alınan isimler arasındaydı. Sınır Tanımayan Gazeteciler‘den (RSF) Erol Önderoğlu, gazetecilerin hedef alınmasına tepki gösterdi:

“Eylemlerde gazetecilerin tanıklığından rahatsız olanlar Beyoğlu’nda yine medyayı hedef aldı.”

Gözaltıların büyük çoğunluğu ve gazeteciler gece boyu süren ifadelerin ardından serbest bırakıldı. 

Vatan Emniyet’te işkence sesleri

Vatan Emniyet‘in önünde avukatlar sabah saatlerinde yaptığı açıklamada gözaltında bulunanların büyük çoğunluğunun serbest bırakıldığını ancak dört kişinin güvenlik şube içerisindeki bir odada işkenceye maruz kaldıklarına tanık olduklarını anlattı:

“4 kişi güvenlik şubede bir odaya götürüldü, içeriden ‘insanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganları geldi. Biz de oradaydık. Amirler de geldi. Omuzla kapıyı açmaya çalıştılar, kapıyı açın diye ısrarla talep ettik. Ancak açmadılar. İşkence sesleri gelmeye devam etti. Biz bir odada ifadedeyken yan odada işkenceye devam ettiler.”

TMMOB, İstanbul Valiliği’ne “Taksim’de bulunan Makina Mühendisleri Odamıza ait bina içerisine sığınan yurttaşlarımızın çıkışına izin verilmemekte ve bina kapısını koruyan kepenkler polis tarafından zorlanmaktadır. İstanbul Valiliği bu duruma bir son vermeli ve binamızın etrafındaki abluka kaldırılmalıdır” çağrısı yaptı. Görüşmelerin ardından MMO’da mahsur kalan kitle gruplar halinde dışarı çıktı.

Öte yandan Harbiye’den Taksim’e yürümek isteyen TİP’li öğrencilere de polis müdahale etti. Taksim’in girişinde engellenen 50’den genç darbedilerek gözaltına alındı. Etrafta müdahaleyi izleyen vatandaşlar da polis tarafından müdahaleye maruz kaldı.

Gezi Direnişi’nde hayatını kaybedenlerin aileleri, Gezi davasında tutuklananların aileleri, Cumartesi Anneleri, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Musa Piroğlu, TİP Milletvekilleri Sera Kadıgil, Ahmet Şık, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros da alana gelenler arasında yer aldı.

Sokağın girişini kapatan polise kitle “Aç, aç; barikatı aç” sloganıyla tepki gösterdi.

‘Karanlık gider, Gezi kalır’

Polisin engellemeleri nedeniyle Gezi Parkı yerine İstiklal Caddesi’nde okunan basın açıklaması ise şöyleydi:

“Karanlık gider, Gezi kalır!
Herkes biliyor geminin su aldığını
Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini

Hepimiz, biliyor ve görüyoruz. Yaşıyor ve hatırlıyoruz. Sesimiz ve bedenimizle, geçmişimiz ve geleceğimizle sahip çıkıyoruz!

Bu ülkenin tarihinde ender rastlanacak bir ruhla halkın kendi olduğu, kendini bulduğu, parkından, meydanlarından yola çıkarak bedenine, yaşamına, ülkesine, geleceğine sahip çıktığı o tarihi anların, Gezi’nin suretini tarihe aksettirdiği o takvim yaprağında, Gezi Direnişi’nin dokuzuncu yıl dönümünde burada buluşan ya da buluşamayan; ve 2013’ün Mayıs’ı Haziran’a bağlayan 31 Mayıs’ı hayatının en güzel günü olarak yaşayan milyonlar olarak;

Hakkın, hukukun yok sayıldığı, adaletin ayaklar altına alındığı partili hakimlerinizin mahkemelerinde ‘ağırlaştırılmış müebbet’ cezaları verip, delilsiz, tanıksız zindanlara attığınız yoldaşlarımızla;

Gezi Davası’nda verilen hapis cezaları: Kavala, Yapıcı, Kahraman…

Taksim Dayanışması sekreteryası adına Taksim Meydanı ve Gezi parkı için davalar açan, imzalar toplayan, basın açıklamaları yapan, dönemin Başbakanıyla, Başbakan Yardımcısıyla, Kamu Ombudsmanı ile onların talebi üzerine görüşmelere katılan Mücella Yapıcı’ya, Tayfun Kahraman’a ve Can Atalay’a buradan selamlarımızı ve dayanışma duygularımızı iletiyoruz…

Sürekli değişen suçlamalar ve inandırıcılığı kalmayan yargılamalarla beş yıla varan keyfi tutukluluğu devam eden Osman Kavala ve onunla birlikte iktidarın Gezi’yi kriminalize etme girişiminin mağdurları; Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Hakan Altınay’a yaşatılan bu kötülüğe Gezi’nin dayanışmacı ruhuyla karşı duracağımıza ve bu hukuksuzluk son buluncaya kadar seslerini duyuracağımıza söz veriyoruz.

Gezi’de hayatını kaybedenler…

Bedenimizle, ruhumuzla; hapislerde bıraktıklarımız, kaybettiklerimiz ve sonsuza kadar yaşatacaklarımızla; Ali İsmail’le, Abdo Can’le, Mehmet’le, Hasan Ferit’le, Medeni’yle, Ahmet’le, Ethem’le ve Berkin’imizle; aşkımız ve direngenliğimizle bu yalancı düzene karşı bir kez daha Gezi Parkı’nın sahiciliğine sarılıyoruz…

Ve bugün burada, önceki Gezi anmalarında açıkladığımız tutumumuzu bir kez daha hatırlatıyoruz;

‘Taksim Dayanışması; yaptığı açıklamalar, yayımladığı bilimsel raporlar, topladığı on binlerce imza ve kazandığı davalarla Gezi Parkı’nın çivi çakılamaz bir kent mirası olduğunu ispatlamış, Haziran direnişi ile milyonlarca yurttaş bu durumu tescil etmişti. Dünyada örneği az görülebilir biçimde ülkenin 80 ilinde milyonlarca yurttaş bu tartışmaya aktif müdahil olmuş, Gezi’de simgeleşen talepler şehirlerin caddelerini ve parklarını aylar boyunca demokrasi şölenine dönüştürmüştü.

Bu nedenle, hala Gezi parkı üzerinden provokasyon yapmak isteyenlere karşı, mimarlığın ve şehirciliğin bilimsel gerçeklerini benimseyen, hukukun defalarca verdiği kararları ve yaşanabilir kent talebini dikkate alan, bu ülkenin tarihini ve toplumsal barışını dert edinen, aklını ve izanını kaybetmemiş bütün yurttaşlarımıza seslenmek istiyoruz!

‘Çatışmadan medet umanlara karşı uyanık olalım’

Tarihin ileriye doğru yürüyüşünü durdurabileceğini düşünenlere, suyun tersine akacağına inananlara, rant ve siyasal ikbal uğruna gerilimden, çatışmadan medet umanlara karşı uyanık olalım.

Kavganın, hakaretin, öfkenin olağan, makbul bir siyaset yapma yöntemi ve seçim yatırımı haline getirilmesine; Gezi Parkı’nın yurttaşların kutuplaştırılacağı yeni bir araca dönüştürülmesine, her haksızlıkta her hukuksuzlukta sesini çıkaran, mağdurların sözü olan, özverili mücadeleleriyle simge olmuş bu ülkenin güzel insanlarının hapishanelerde tutulmasına izin vermeyelim.’

‘Siyasal iktidara teslim olmuş bir yargı düzeneği’

Evrensel hukuk bir yana hakkaniyet duygusunu bile kaybetmiş ve siyasal iktidara teslim olmuş bir yargı düzeneği üzerinden;

Milyonluk tazminat davaları, kayyum atamaları, seçilme yasakları, itiraz edenden slogan atana, derdini anlatandan tweet paylaşana, haberi yazandan, ekrana taşıyanına kadar herkesi sindirme çabası içinde olanlar;

Seçimlerde kutuplaştırmadan oy arttırma hedefli ‘Kobani‘ davasında şimdi de Gezi’den ‘Darbe kalkışması‘ davasını eklemekten siyasi çıkar umarak arkadaşlarımızı sağlık ve yaşam sorunları devasa boyutlara ulaşmış hapishanelerde tutuklu yargılayanlar,

‘Halkın neşesini çalmaktan medet umanlar büyük yanılıyor’

‘Yoga’ yapılmasına bile tahammülü olmayıp festivalleri, konserleri yasaklayanlar, halkın sadece bugününü değil geleceğini ve daha da önemlisi neşesini çalmaktan medet umanlar büyük yanılıyor.

Çünkü, Haziran direnişine yol açan Gezi Parkı tarihsel misyonunu tamamladı. Koca bir yaşama sahip çıkabilmek için öncelikle üç beş ağaca sahip çıkmak gerektiğini; kent yağmasını engellemenin özel yaşama müdahaleye itirazla eş anlamlı olduğunu; dereleri HES, her yeri maden ve taş ocağı; şehirleri beton yığınağı haline getirmeye çalışan rant siyasetine karşı çıkmanın yaşamsal olduğunu göstermekle kalmadı, herkesle birlikte bunlara karşı direnmenin coşkusunu da yaşattı.

Artık herkes biliyor. Kimisi farklı kaygılarla sessiz kalıp görmezden gelse de Gezi’de sahip çıkılan değerlerin karşısında insanlıkla örtüşmeyen bir anlayış çaresizlikle çırpınıyor.

‘İş makinası ve çimento kamyonlarından çok daha fazla şeye ihtiyacınız olacak’

Buradan herkese bir kez daha açıklıkla ifade ediyoruz. Gezi Parkı’nda simgeleşen irade ile baş edebilmeniz için ‘iş makinası ve çimento kamyonlarından’ çok daha fazla şeye ihtiyacınız olacak.

Bu ülkede kaç lise, kaç üniversite varsa, deresine sahip çıkan kaç köy, ‘bedenime karışma‘ diyen kaç kadın, ‘dilimi, kimliğimi, varlığımı inkar etme‘ diyen kaç Kürt varsa, ‘inancımı sorgulama‘ diyen kaç Alevi, ‘acımı reddetme’ diyen kaç Ermeni, ‘yönelimimi kabul et‘ diyen kaç LGBTI+ birey varsa, bu pahalılıkta bu ücretlerle yaşanmaz diyen kaç işçi, ürünü elinde kalan ne kadar çiftçi varsa o kadar Gezi Parkı çıkacak karşınıza.

Delilsiz, tanıksız, mesnetsiz yargılamalarla hapislere doldurduğunuz insanlara yaşattığınız hukuksuzluğun hiç kimseyi sindiremeyeceğini görecek, kendi hukuksuzluğunuzun karanlığında yol alamaz hale geldiğinizi yaşayarak hissedeceksiniz!

Bazen İstanbul’da bazen Diyarbakır’da bazen Artvin Cerattepe’de göreceksiniz Gezi’yi. ‘Her yerdeyiz’ diyenlerin sözüne sadık kaldıklarını yaşayarak öğreneceksiniz. Liselerde sırtını döneni de olacak, Boğaziçi kampüslerindeki gibi kararlı nöbetlerle üniversiteleri talancılara dar edenleri de. Bazen bir şarkının son nakaratında, bazen bir filmin ilk sahnesinde karşılaşacaksınız Gezi ile…

‘Köleliğe mahkum ettiğiniz taşeron işçinin de Gezi Parkı’na uğramış olduğunun farkına varacaksınız’

Gelmeyen turist için öfkelenen esnafın dükkan önünün Gezi Parkı’na ne kadar benzediğine şaşacaksınız. Ürününün karşılığını alamayan köylünün de, köleliğe mahkum ettiğiniz ‘taşeron’ işçinin de Gezi Parkı’na uğramış olduğunun farkına varacaksınız.

Kadınların her an Gezi Parkı’ndan dönüyormuş gibi yaşadıklarını ve davrandıklarını herkes gibi zaten siz de çok iyi biliyorsunuz.

Çünkü Gezi Parkı, Topçu Kışlası görünümlü rezidans ve alışveriş merkezi haline getirmek isteyenlerin iştahını kabartacak bir ‘kupon arazi’ olmaktan çoktan çıktı. Hatta Gezi, Park olarak bile tanımlanamaz artık. Binlerce beton bina ile kuşatılmış Taksim meydanı etrafındaki tek yeşil alan, gölgesinde oturabilecek ağaç barındıran tek park olduğu doğru. Ama daha büyük bir hakikati var artık o parkın. Uğruna ‘Ağırlaştırılmış müebbet cezaları alarak hapis yatan dostlarının yanı sıra, insanım diyenlerin görebilecekleri suretler, duyabilecekleri ağıtlar arasında, on dördünde, yirmi birinde toprağa düşmüş, oradaki ağaçlara can suyu olmuş gençlerin anıtları duruyor o parkta.

‘Gezi direnişinden darbe çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır!’

İşte bu nedenle ve bir kez daha gür bir sesle haykırıyoruz;
Ülkenin demokrasi şöleni olarak tarihe geçecek olan Gezi direnişinden ‘Darbe’ çıkarmaya çalışmak beyhude bir çabadır!

Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Hakan Altınay’ı seçim hesaplarınıza malzeme yaparak hapiste tutmaktan vazgeçin…

Arkadaşlarımızı Gezi’nin Taksim Dayanışması’nın güler yüzlü temsilcilerini Ayşe Mücella Yapıcı’yı, Tayfun Kahraman’ı ve Şerafettin Can Atalay’ı serbest bırakın!

Özcesi; düşün yakamızdan, ülkemizi ve milyonlarca yurttaşımızı rahat bırakın…

Herkes bilsin ki; Karanlık gider GEZİ kalır!
Herkes bilsin ki; Hapislik biter mücadele kazanır!
Herkes biliyor, Her yer Taksim Her yer Direniş!”

Kategori: Gündem

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.