ManşetSivil Toplum

Geciken adalet ~4

0
Fotoğraf: Philip Downey

Guernicamag.com sitesinde Patrick Wrigley imzasıyla yayınlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak’ın çevirisiyle ve bölümler halinde yayınlamaya devam ediyoruz.

***

Yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin ikinci bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin üçüncü bölümünü okumak için tıklayınız

***

Savaş, pek çokları gibi, Davut’un ailesinde de aile ya da köy arasında kesin çizgilerle ayrılmayan bir duygudaşlık ağı ördü. Ordunun ve PKK’nın acımasız eylemleri halk retoriğini kutuplaştırırken, olay yerindeki gerçeklik daha da anlaşılmazdı.

1990’larda tebaalığa her zaman kesinkes biat edilmiyordu; yerel sebepler, aile anlaşmazlıkları ya da akrabalıklar sebebiyle bazen taraflar değişiyordu. Askerler görevdaşları tarafından infaz ediliyordu, köy korucuları PKK ile işbirliği yaptıkları için öldürülüyordu, isyancı sempatizanlar ya da gerillalar hain oldukları gerekçesiyle kendi örgütleri tarafından asılıyordu. Çok sayıda aile birbiriyle yarış halindeki bu fraksiyonlar arasında kalmıştı. Sol eğimli bir örgüt olan Türkiye İnsan Hakları Derneğinin Diyarbakır Şubesinden (TIHV) Necdet İpekyüz, “Hükümet ve AKP’nin barış deklare eden bir kağıt parçasını imzalaması zor olmayacaktır, zor olan Kürt ve Türk toplumlarına sinen bu travmayı çözmek ve güvensizlikle yüzleşmektir,” diyor.

Dargeçit’te kuşku atmosferi hakim. Yetmiş yaşındaki bir köy korucusu kaybolan bir kişinin akrabasını bu konuda ikaz edince mezarlar günyüzüne çıktı. Fakat devlet tarafından maaş bağlanan, silahlandırılan ve 1990’lı yıllardaki hak ihlallerinde isimleri zikredilen köy korucuları genellikle büyük ölçüde sessizliklerini korudular. Bir BDP yetkilisine göre, 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Dargeçit bölgesindeki onbeş köyden aileler köy korucularına katıldı. Fakat, hemen hemen hiçbiri güvenlik operasyonlarını ya da cesetlerin nereye atıldığını anlatmayacak.

“Eski vali ve belediye adına greyderi çalıştıran kişi cesetleri nereye koyduklarını biliyorlar. İkisi de hala hayatta ve Dargeçit’te,” diyor Davut. İçlerinde kendi akrabalarının da olduğu köy korucularının çoğunun kardeşinin kayboluşunu çevreleyen olaylardan haberdar olduklarına fakat konuşmayı reddettiklerine inanıyor (bu insanlardan hiçbiri de benimle konuşmadı). Yaşar Kemal’in İnce Memed’de tasvir ettiği gibi, feodal bir toprak ağası tarafından yönetilen, dedikodu ve söylentilerin kol gezdiği eski köy toplumları yeni korku koşulları altında değişime uğradı. Dargeçit halkı komşu olarak diken üzerinde yaşamaya devam ediyor, günlük dilin arasına “devlet muhbiri” ya da “terör sempatizanı” gibi paranoyak ifadeler serpiştiriliyor. Ziyaretlerim sırasında sohbet bir kereliğine mahsus olmamak üzere eli kulağında bir “devlet muhbiri”nin varlığından duyulan korku – gerçek ya da hayali – sebebiyle birden sona erdi.

Ama Davut gibi düşünenlere göre, bu mezarların açılması ve cezai soruşturma yapılması bir değişim getirebilir. Davut ve diğer akrabaları ilk defa resmi suskunluk ya da inkar yerine kazı yapılması ve 1995 operasyonun soruşturulması kararı ile karşılaştı. Kardeşinin davasını takip eden resmi belgeler onaltı yıl önce kesildi – ailenin İnsan Hakları Örgütü’ne verdiği bir ifade ve 1996 nisanında Uluslararası Af Örgütü’nün Dargeçit’teki kayıplar hakkında bilgi talep eden acil bir basın açıklaması vardı. Davut diyor ki, “Kardeşim alıkonulduktan onbeş gün sonra bütün aileyi gözaltına aldılar. Babamın başı yarıldı. Hepimiz üç gün boyunca hapsedildik ve ağır işkenceye maruz kaldık.” Nedim’in kaybolmasından sonra Davut’un o zamanki savcıya yolladığı yedi dilekçe de kabul edilmedi. Cevap olarak devleti aklayan bir anlatı aldı – Nedim’i ya PKK öldürmüştü ya da kendisi onlara katılmıştı.

Resmi tarih – tüm yerinden edilme ve kayıplardan PKK’nın sorumlu olduğu – hala işitiliyor. Bana da birçok kez anlatıldı. Dargeçit’in yukarısındaki kışlada konuşlanan bir jandarma komutanı 1990 ile 1996 arasının Türkiye için karanlık bir dönem olduğunu söyledi, ama şöyle devam etti: “Türk devleti burada yaşayanları yerlerinden etmedi. PKK iki köy muhtarını öldürdü, otobüse bomba koydu, bundan sonra halk korkuya kapıldı ve burayı terketmeye başladılar.”

Fakat, Dargeçit’te yeni bir resmi belge ortaya çıkıyor. Bölge savcısı savcının dosyalarından sızan ve Radikal gazetesinde yayınlanan özete göre ikisi Türkiye’nin batısında belediye başkanı olarak görev yapan (konuştuğum kişi 1995 olayları ile herhangi bir ilgisi olduğunu reddetti) eski ordu mensuplarına karşı bir davayı biraraya getiriyor. Martta Davut ile konuştuğumda bana savcıya güvendiğini söyledi, onu yardımsever ve korkusuz olarak nitelendirdi. Fakat hala daha fazla kemik arayışındaydı, evden alındığında Nedim’in üzerinde olan pijamayı bulmak için mezarları araştırıyordu ama onu bulamadı.

Umutlu olup olmadığını sorunca “Belki” dedi, “kafataslarından biri küçüktü”. Ellerini göğsü hizasında greyfurt tutar gibi açtı.

 

Yarın devam edecek…

 

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

(Guernicamag.com, Yeşil Gazete)

 

Yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin ikinci bölümünü okumak için tıklayınız

Yazı dizisinin üçüncü bölümünü okumak için tıklayınız

 

Kategori: Manşet

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.