EnerjiManşet

Çernobil tanıkları İstanbul’daydı: “Sanki görünmez bir düşmanla savaşıyorduk”

0

Yeşil Düşünce Derneği ve nukleersiz.org web sitesi tarafından 22-27 Nisan 2013 tarihleri arasında düzenlenen ‘Çernobil Haftası’ etkinlikleri kapsamında bugün, İstanbul Politikalar Merkezi’nde bir basın toplantısı yapıldı.

Moderatörlüğünü nukleersiz.org web sitesi proje koordinatörü Dr. Ümit Şahin’in yaptığı toplantıda, Yeşil Düşünce Derneği ve nukleersiz.org’un “Çernobil Tanıkları Türkiye’de” programı için, Türkiye’ye gelen Ukraynalı Çernobil tanıkları helikopter pilotu Albay Mykola Bakieiev ve radyocu Nina Janchenko, deneyimlerini paylaştı. Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliği-IPPNW (International Physicians for the Prevention of Nuclear War)’nin uzun süre başkanlığı yapan Dr. Angelika Claussen ve IPPNW Üyesi Dr. Alper Öktem radyasyonun etkileri konusunda bilgi verdi.

Dr. Angelika Calussen, Çernobil kazası sonrasında, nükleer santraller ilgili birçok görüşün değiştiğini, düşünülenden daha büyük ve geniş çapta, uzun vadede etki gösteren zararlar oluşturduğunun görüldüğünü ifade etti.

Claussen, sağlığa etkide ilk 5 yılda toplanan verilerin oldukça önem taşıdığını, bu verilerin Sovyetler Birliği tarafından tahrif edildiğini  belirtti. Claussen, uluslararası kurumların da nükleer enerjiyi desteklemeleri sebebiyle yapılan çalışmaların  saklandığını ya da yapılacak araştırmalara izin verilmediğini sözlerine ekledi.

Dr. Alper Öktem, Uluslararası Atom Enerji Ajansı, Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu tarafından açıklanan “güvenli doz” rakamlarının değiştiğini, ancak her yıl dozun daha aşağı rakamlara çekildiğini söyledi. Tıpta da düşük radyasyon etkisinin sağlığa zararları konusunda uzlaşı sağlanamadığını anlattı.

Düşük dozun, kanser dışı hastalıklara yol açtığının görüldüğünü belirten Dr. Angelika Calussen, tasfiye memurlarında kalp damar hastalıklarının %22 artış gösterdiğini, %95’inde katarakt görüldüğünü ve yaygın olarak erken hücre yaşlanması gözlemlendiğini aktardı. Düşük dozun malformasyona (doğumsal bozukluklara) yol açtığının, 7 bağımsız çalışmada da doğrulandığı bilgisini verdi. Clussen, “Tasfiye memurlarında kanser oranı, toplum ortalamasından %20 daha fazla, lösemi %100 fazla. Tasfiye memurlarının çocuklarında genetik değişiklikler görülüyor” dedi.

Dr. Alper Öktem ve Dr. Angelika Claussen, Çernobil’den sonra radyasyonun etkileri arasında genetik hastalıklardan, kanser dışı hastalıklardan ve erken yaşlanmanın hızlanmasından söz ettiler. Sonuç olarak, temiz, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği üzerine yoğunlaşılması gerektiğini vurguladılar.

Çernobil Tanıkları, yaşadıklarını anlatıyor

Nina Janchenko ve Mykola Bakieiev

Çernobil’deki tasfiye memurlarından Mykola Bakieiev, kaza sırasında askeri pilot olarak görev yapıyordu, Çernobil Felaketi’nden sonra gerçekleştirilen temizlik çalışmalarında, 2 Haziran ile 7 Haziran 1986 tarihleri arasında çalıştı. Çernobil’in 27. yıldönümünde, kazadan sonra yaşadıklarını paylaştı:

“İşimiz, patlamış olan reaktörü kapatmaktı.  Reaktörün 200 m. üzerinden yavaş uçuyorduk, bazen tam santralın üzerinde duruyorduk ve tahrip olmuş nükleer santral yıkıntısının üzerine kurşun ve dolomit boşaltıyorduk. İnce işçilik isteyen bir işti. Tehlikeyi o zaman düşünmüyorduk, sanki görünmez bir düşmanla savaşıyorduk. Radyasyon için ölçümler yapıldığında, 25 Rontgen’den (250 mSv, yani bugünkü yasal maksimum dozun 250 katı) fazla radyasyona maruz kalan pilot emekli edileceği için kimse işinden vazgeçmek istemedi, o yüzden rakamlar yazdırılmadı. Bir grup hastanede tedavi görürken diğer grup çalışıyordu, dönüşümlü olarak çalışmayı sürdürüyorduk. Çernobil’den sonra 6 yıl daha çalıştım, ancak sağlık sorunlarım nedeniyle emekli oldum. Bölgeye ilk gidenler hayatta değil, tasfiye memurluğu yapanların hepsinin sağlık sorunları var. Benim her yıl en az iki kere hastanede radyoloji servisinde tedavi görmem gerekiyor.”

Çernobil kazası yaşandığında, Çernobil yakınlarında bir şehir olan Pripyat’ta yaşayan Nina Janchenko, Jupiter isimli bir radyoda, eşi ise Çernobil Nükleer Santrali’nde mühendis olarak çalışıyordu. O gün eşi santralde bulunmadığı için şanslı olduklarını ifade eden Nina Janchenko, Pripyat’ta santralde çalışanların yaşadığını, patlamadan sonra 27 Nisan’da da insanların tahliye edildiğini, Çernobil’de ise, tahliyelerin çok daha geç başladığını söyledi. Nina Janchenko, Çernobil kazası sırasında ve sonrasında yaşadıklarını, kurdukları Ukrayna Çernobil Birliği’nde neler yaptıklarını anlattı:

“Patlama hakkında haber verilmedi, haberler insanlar arasında yayıldı. 27 Nisan’da tahliye başladı. Hastanede gözlem altına alındık, ölçümler yapıldı. Şu an Çernobil’le ilgili bir örgütte çalışıyorum, burada bilgilerin saklanmış olduğunu, nasıl bilgi verilmediğini daha iyi anlıyorum. Ukrayna Çernobil Birliği olarak, tasfiye memurlarıyla görüşüyoruz, sağlık güvencesi almaya çalışıyoruz. Devlet, tasfiye memurlarından ispat istiyor, oluşan zararları kabul etmek istemiyor, karşı olarak insanlarda radyofobia (radyasyon korkusu) olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Her çocuğun 5-6 hastalığı var ve bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için de yılda bir çok kez hastalanıyorlar. Kanser ve bağırsak hastalıkları çok yaygın görülüyor.”

Soru ve cevaplarla devam eden toplantıda, nükleer enerji hakkında tartışıldı, Fukuşima’da yaşananlar hatırlatıldı. Mykola Bakieiev, alternatif enerji varsa nükleere gerek olmadığını belirtti. Geçmişte yaşananların tekrar etmemesi için çalışılması üzerinde durdu. Dr. Angelika Claussen ise, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu hatırlatarak Fukuşima’nın deprem nedeniyle patladığını, deprem ülkelerinde nükleer santral yapılamayacağını söyledi. Claussen, nükleer enerji hakkında insanların bilgilendirilmesinin ve nükleere karşı mücadele edilmesinin önemini vurguladı.

Toplantının ardından, Galata Kulesi önünde bu akşam 19.30’da yapılacak olan Çernobil Anması’na çağrıda bulunuldu.

Haber: Büşra Akman
(Yeşil Gazete)

 

Kategori: Enerji

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.