EkolojiManşet

Büyük Anadolu Yürüyüşü Başlarken …[3]

0

Büyük Anadolu Yürüyüşü hakkında yaptığımız üç bölümlük haber dizisinin son gününde Anadolu’yu Vermeyeceğiz İnisiyatifi’nin kendisine yöneltilen eleştirilere verdiği yanıtları ve Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin’in konuya ilişkin değerlendirmelerini  yayınlayacağız.

Öncelikle belirtelim, iddiaların hedefindeki bazı dernek ve STK temsilcilerine sözkonusu iddiaları sorduğumuzda, ne polemik yaratmak ne de harekete zarar vermek istedikleri için tartışmalara doğrudan katılmayacaklarını, ayrıca bu yürüyüşte yer alanların şu veya bu dernek ya da STK değil bizzat Anadolu halkı olduğunu ifade ederek, gerekli açıklamaların Türkiye Su Meclisi’nin internet sitesinden yapıldığını bildirdiler. Açıklamadan bazı başlıklar şöyle:

 

“… Türkiye Su Meclisi,  suyun ticarileşmesine veya devlet eliyle tüketimine topyekün karşıdır.

Su Meclisi’nin sermayeden beslendiği ve AB veya benzeri uluslar arası kurumların güdümünde hareket ettiği yönündeki iddialar asılsız ve mesnetsizdir…
Türkiye Su Meclisi, hiçbir zaman, hiçbir ticari oluşumla ortaklık kurmamış, şirketlerden ne bağış talep etmiş, ne de kabul etmiştir.

Kurulduğu günden bu yana Meclis’imiz bir halk meclisidir ve tek gelir kaynağı üyelerimizin aidat ve bağışlarıdır. Meclis’in tüm çalışmaları gönüllü olarak yürütülmektedir.

…Türkiye Su Meclisi’nin AB Su Çerçeve Direktifi’ni destekleyici bir girişimi hiçbir zaman olmamıştır…

Türkiye Su Meclisi ile ilgili söylemlerden biri de, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün Türkiye Su Meclisi tarafından yönetildiği şeklindedir. Türkiye Su Meclisi, Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün yöneticisi veya yürütücüsü değildir…

Türkiye Su Meclisi, Ocak 2010’da doğa haklarını anayasal güvenceye almak amacıyla kurulmuştur…
HES’lere karşı mücadele eden oluşumlar ortak bir kurumsal çatı altında toplanmak istemeyebilirler. Ancak bu oluşumların birbirine kasten zarar vermeye çalışması, hak mücadelesinin temel etiğine aykırıdır.

Türkiye Su Meclisi, yaşadığımız toprakların acımasızca katledildiği ve kapitalist sistemin emrine sunulduğu bir dönemde, HES’lere karşı mücadele eden tüm tarafları itidal, saygı ve birlik beraberlik içinde hareket etmeye davet etmektedir.”

 

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin’in konuya ilişkin değerlendirmeleri ise şunlar:

Bu tartışma ortamında Yeşiller Partisi  Büyük Anadolu Yürüyüşü’ne nasıl bakıyor?

Yeşiller Partisi olarak HES’ler, altın madenleri, termik santraller, nükleer gibi doğayı tahrip eden, ekonomik büyüme çılgınlığı uğruna geleceğimizi tehdit eden bütün yatırımlara karşı verilen mücadeleleri destekliyoruz, katılmaya ve katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Tabiatı Koruma Kanun tasarısının da geri çekilmesini istiyoruz. Yürüyüşün taleplerinin tamamı bizim de taleplerimiz. Elbette mücadele kimsenin tekelinde değil ve her kurum ve kişi eleştirilebilir. Önemli olan sorular şunlar: Neye ve kime karşı mücadele ediyoruz, asgari müşterekte olsun buluşuyor muyuz ve mücadelenin samimiyetine inanıyor muyuz? Biz Büyük Anadolu Yürüyüşünü verilen büyük ekoloji ve yaşam  politikası mücadelesinin bir parçası olarak görüyoruz. Başarıya ulaşması için de elimizden geldiği kadar katkıda bulunmaya hazırız. Zaten Antalya, Bodrum ve  Datça gibi yerlerde Yeşiller Partisi üyesi arkadaşlarımız da organizasyon aşamasında ve yürüyüşte aktif olarak yer alıyorlar.

Supolitik Grubu, bu oluşumun içindeki bazı dernek ve sivil toplum örgütlerinin büyük şirketlerle sponsorluk ilişkisi içinde olduğunu, bu durumda bağımsız bir mücadele yürütmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Genel anlamda STK’lar ve sponsorluk meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Bu eski bir tartışma. Elbette Amerikalıların “parayı takip et” düsturu önemlidir. Bazı şirket ve kuruluşlar sponsorluk ve fonlama yoluyla sadece çevre mücadelesini değil, genel anlamda sivil toplum hareketlerini ve politikayı yönlendirmeye çalışırlar. Bu durum son 20 yılda iyice önemli hale geldi. Bazı durumlarda doğrudan şirketlerin parası ve ismiyle kampanyalar yürütülüyor, ama bunları kimsenin ciddiye aldığını sanmıyorum. Örneğin çıkardığınız dergiye Siemens’ten ya da Areva’dan reklam alıp, ondan sonra da aynı dergi yoluyla nükleere karşı mücadele edemezsiniz. Ama burada böyle bir durum yok. Mücadele edenler de, talepler de samimi. Hareketin sözcülerinden biri bir göçer örneğin, çeşitli vadilerde HES’ler karşı mücadele eden insanlar işin içinde. Görüş ayrılıkları olabilir, bu mücadeleye katılmayıp bir başka yerde başka bir şey yapmayı daha doğru bulanlar olabilir. Herkes herkesle yan yana gelmek de istemeyebilir. Ama daha işe yarar bir mücadeleyi mücadele ederken yaratırsınız, masa başında değil. Bu hareketin yerel katılımcıları da akıllı insanlar, neyin ne olduğunu görüyorlardır.

Öte yandan bağımsız mücadele önemlidir, bazen de hayatidir. Özellikle de politikada. Ama bağımsızlık denen şeyi dogma haline getirmemek gerekir, çünkü her şeyin ve herkesin bir tarafından sisteme bağlı olduğu ya da en azından sisteme değdiği bir devirde yaşıyoruz. Politik ilişkiler de hayatın akışı gibi; basit değil, karmaşık. Elbette kendi doğrularımız, ilkelerimiz ve politik hattımızı ısrarla korumamız, mücadelemizi kötü niyetli birilerinin manipüle etmesine izin vermememiz gerekir. Ama bu meseleyi püriten bir biçimde değil, akıl ve vicdanla ele almak lazım. Aksi takdirde bir bakmışsınız mutlak doğrular uğruna iyice steril hale gelmişsiniz. Steril bir mücadele de ancak sistemin işine yarar. Elbette uyanık olmak lazım, ama yine de kendine ve sokağın gücüne güvenmek steril kalmaktan iyidir.

Supolitik, bu hareketin antikapitalist bir sistem eleştirisi yapmak yerine,  tekil bir soruna odaklanarak mücadele zeminini kaydırdığını söylüyor. Siz bu eleştiriyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunun anlamsız bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. Antikapitalist mücadele kimsenin tekelinde değil. Kapitalizmin ve endüstriyel sistemin yarattığı yıkıma karşı mücadele etmenin yolunu ekoloji hareketine öğretmeye çalışmasınlar. Ekoloji mücadelelerinin tabanda gelişmesi, yerel halkın inisiyatifi ve kararıyla yürütülmesi son derece önemli. İnsanlar kendi yaşadıkları yere yapılan saldırılara kendi anlayışları, kendi dilleri ve kendi yaklaşımları ile karşı koyuyorlar. Tarlasını suladığı derenin kurutulmasına, ya da köyünün sular altına kalmasına karşı mücadele eden insanlar elbette kendi türkülerini söyleyecek. Yerel ekoloji mücadelelerini hizaya dizip marş söyletmeye kalkmak ekoloji hareketinin dinamiklerini anlamamaktır.

Bu yürüyüşün HES mücadelesinde önemli bir kazanım yaratacağını düşünüyor musunuz?

Eminim ki çıkan her ses, atılan her adım steril teoriler üretmekten daha çok kazanım yaratır. Umuyorum bu eylem de mücadelede yeni bir adım olacaktır. Zaten mücadelenin tek bir “doğru” biçimi de, mutlak zafer diye bir şey de yok.

(Gülden Akyol – Yeşil Gazete)

Kategori: Ekoloji

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.